1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Mustafa Özgür Sancar
  4. 1 Eylül Dünya Barış Günü’nün ardından: Türk kimliği barış ve eşitliktir

1 Eylül Dünya Barış Günü’nün ardından: Türk kimliği barış ve eşitliktir

featured

Mustafa Özgür Sancar yazdı…

Bir Dünya Barış Günü’nü daha geride bıraktık. 1 Eylül imgelemimde birden fazla düşüncenin ortaya çıkmasını sağlıyor.

Savaş büyük bir yıkım ve insanî trajedi demektir. Atatürk bunu 1931’de söylediği, “Ulusun hayatı tehlikeye girmediği sürece savaş bir cinayettir” sözüyle tüm dünyaya duyurmuş ve insanlığın barış içerisinde kalarak varlığını koruyabileceğini ilân etmişti: “Yurtta Sulh Cihanda Sulh.”

Birleşmiş Milletler, her eylülün üçüncü salı gününü “Uluslararası Barış Günü” olarak ilân etti; ancak Sovyetler Birliği ve onun öncülüğünü yaptığı Varşova Paktı, 1 Eylül’ü Barış Günü olarak kabul etti. Bu durum sadece takvimsel bir farka indirgenemez; temelde bir politik ayrışmanın doğal sonucudur.

SAVAŞ ZARURÎ OLMADIKÇA CİNAYETTİR

Toplumlar ve insan politikadan bağımsız olamayacağına göre, kavramlar da politik tutumlardan bağımsız ele alınamaz.

1 Eylül Dünya Barış Günü ile 21 Eylül Uluslararası Barış Günü arasında, barışın nasıl olması ve ne şekilde getirilmesi gerektiği konusunda bu türden bir politik ayrım söz konusudur.

Sovyetlerin temsil ettiği anlayış ve Varşova Paktı, yanlış uygulama ve politikaları nedeniyle, eleştiriye çok açık olmakla birlikte, savaş ve sömürüyü doğuran eşitsizlikleri aşma iddiasında olduğu için daha kabul edilebilir niteliktedir.

Hep daha fazlasını isteyen, bu hâliyle toplum ve ulusların arasındaki sömürüye dayanan eşitsizliği yeniden üreten bir anlayışın gerçekten Dünya Barışı’nı savunması mümkün gözükmüyor.

BARIŞ BİRLEŞTİRİR, AYRIŞTIRMAZ

Aynı şekilde bir ulusun içinde ayrışmayı tetikleyen türden bir Barış olamaz.

Narko terörist Öcalan ve onun kuyrukçuları dillerinden düşürmedikleri ”barış” sözüyle Türk ulusu arasında bir ayrışma yaratıyorlar. AKP hükûmetinin yeni açılım ”projesini”nin barış sözüyle ilişkilendirilmesi de bununla ilgili.

Barış kişiler arasında olur, devletler arasında olur. Devlet ile terörist arasında olmaz. İspanyol devleti ETA ile barış yapmadı, Birleşik Krallık da IRA’yla…

Türkiye teröriste alan açmak, siyasî statü vermek adına -Rıza Üretimi- dönemine götürülüyor.

Ünlü İtalyan düşünür Antonio Gramsci, Hegemonya kavramıyla, rıza üretimini açıklamıştı.

HEGEMONYA YA DA RIZA ÜRETİMİ!

Gramsci’ye göre hegemonya, egemen sınıfın yönetilen toplum üzerinde sadece silah veya zor yoluyla değil; kültür, ahlak, din ve eğitim kanallarıyla “rıza” üreterek kurduğu ideolojik üstünlüktür.

Toplumsal kardeşlik ve barış kavramları ters yüz edilerek, Anayasa değişikliği marifetiyle sınırsız başkanlık ve çok kimlikliğe dayanan anti üniter bir oluşum konusunda rıza üretiliyor.

İnkâr edilmesine karşın doğru olduğu pratikte ortaya çıkan İmralı tutanaklarında, sinsi Öcalan Anayasa’ya çok kimlikliğin girmesi durumunda federasyon hedeflerine resen ulaşacaklarını imâ ediyor, kendi kitlesine ”ben bu işi biliyorum, bütünleşme diyerek otonomi kazandıracağım” diyor.

Her konuda olduğu gibi tarihî de tahrif ederek Yavuz Sultan Selim-Kürt İdris ittifakı icat ediyor; AKP hükûmetinin dış politika yönelimi ile uyumluyuz mesajı veriyor.

Bugün Türk, Kürt, Arap ümmet anlayışı üzerinden üretilen yeni Osmanlı kavramı, Türk ulusal devletini tasfiye etmeyi amaçlıyor, İran’a karşı konumlanıyor.

RESEN ÇOK KİMLİLİK, YAVUZ-KÜRT İDRİS PARADOKSU, TÜRKİYE ve İRAN’IN ORTAK YAZGISI

Kendini çok akıllı âlemi aptal sanan narko terörist Öcalan, ”Yavuz, Kürtler’e dayanarak İran’daki Türk Safevi devletini bertaraf etti, bugün kurduğumuz ittifakın hazır bir tarihî temeli var” demeye çalışıyor.

Öcalan, Erdoğan ve Bahçeli’yle olan ittifakını “Yavuz-Kürt İdris” ittifakına benzetiyor; buradan ABD-İsrail ile tam uyumlu bir İran karşıtı konum üretiyor. Sinsice, hem iç hem dış politikada bölücü hedefin doğrultusunda kabul edilebilir en geniş müttefik ağını oluşturduğunu hesap ediyor.

Etnikçi bölücüler bir tek amaca sahip: Türkiye’den toprak kopartarak büyük Kürdistan kurmak. Türkiye’deki emekçilerin sorunu, yoksullaşma, anti-demokratik uygulamalar, çocuk-kadın cinayetleri, Alevilerin hassasiyetleri… bunlarla zerre kadar ilgileri yok; olamaz çünkü onlar ”barış, kardeşlik” gibi kavramları bölücü amaçlarına hizmet ettiği ölçüde anlamlı bulurlar.

Katıksız Türk inancı olan Aleviliği de maden işçilerini de hattâ Narin cinayetinde gördüğümüz gibi masum Kürt çocuklarının, kadınlarının katledilmesini umursamazlar; onların gündeminde emek, kadın, çocuk hakkı yok.

TÜRKLERE AİT BİR İNANÇ: ALEVİLİK

Yeri gelmişken söylemek gerekiyor. Alevilik bir Türk inanışıdır. Alevinin Kürdü, Arabı olmaz. Aleviler Türk’tür. Aksini iddia eden doğru söylemiyor. Hz. Ali’yi takip edebilirler; ama Alevi değildirler. Sonradan farklı şekilde adlandırılan Tunceli Malatya yöresindeki alevi topluluklar esas olarak Türkmen (Osmanlı Saray adlandırması) Yörük’tür.

Aleviler, İslâm’ı, islâmlıktan önceki Türk toplumlarının inanışını koruyarak yorumlamışlardır. Gök Tengri inancı ile yüzyıllar sonra ortaya çıkan tek tanrılı dinlerin en iyi özelliklerini yorumlayarak şekillenmiş bir sentez inançtır.

Bunu sünni Müslüman aileden gelen birisi olarak yazıyorum.

Kendini çok akıllı sanan, ama Tanrı’nın zerre akıl lütfetmediği Öcalan, abuk subuk tezleri ve tarih icatlarıyla Alevi yurttaşlarımızın haklı tepkisini aldı.

PKK, belgelerle sabit, kuruluşunda kendine alan açmak için Alevileri, Türk solcuları, vatansever Kürt yurttaşlarımızı öldürdü. PKK’nın kuyrukçuluğunu yapan sözde ”solcuların” çok sevdiği bir söz vardır: Halk Düşmanı. İşte halk düşmanı kavramının tam karşılığı PKK’dır.

Süper Lig’e taşınan Amedspor, her maçta bir olayın başlatıcısı oluyor. Tribünlerinde açıktan PKK propagandası yapılıyor. Türkiye Futbol Federasyon’u başkanlık koltuğunda bulunan Hacıosmanoğlu’nun bugün değil, 2 yıl önce hâkemlere, ”az da olsa Amedspor’a lehte inisiyatif kullanacaksın” telkininde bulunduğu ortaya çıktı. Bu ve buna benzer telkinler açıktan haksızlığın teşviki anlamına geliyor; bir adım ötesinde ”ayarlanmış bir lig” (Match fixing, amaño partido) izlenimi doğuruyor. Bu durumda diğer kulüplerin böyle bir ligde oynamayız demeleri gerekiyor. Diyemezler; çünkü başkanları siyaseten bağlanmış durumda; çekinirler.

Türkiye’de insanlar terörist olana, teröristin propagandasını yapana karşı çıkmaktan korkar hâle geldi. Bu türden bir barış olamaz.

BARIŞ EŞİTLİK TEMELİNDE OLUR. BARIŞ VE EŞİTLİĞİ TÜRK KİMLİĞİ GETİRİYOR

İş barışı, toplumsal barış, evrensel barış, kişiler arası barış eşitlik temelinde kurulur. Bir taraftan diğeri baskı altındaysa, hakkına hukukuna riayet edilmiyorsa orada barıştan bahsedilemez.

Daha önceki yazımda Türk olmaktan gurur duyan bir Türk’üm demiştim. Yineliyorum, Türklük bir ırka mensubiyeti anlatmaz, bir oydaşmadır, farklı kökenlerin bir ortak kimlikte birleşmesidir, kapsayıcıdır. Gerçek barışı ifade eder.

Tam bu nedenle Türk olmaktan gurur duyan bir Türk’üm.

Türk kimliği, yüzyıllar boyunca etnik kökenine bakılmaksızın Fars, Moğol, Sogudlu, Grek, Kürt, Çerkez, Ermeni, Laz hepsini kucakladı ve birleştirdi.

Atatürk’le birlikte kusursuz bir siyasî, ideal birlikteliğe ulaştı.

Mardin, Muş, Diyarbakır, Van hepimizin… bu kentlerdeki spor kulüpleri de bizim. Açılım veyâ sürece ihtiyaç yok. Türkiye’nin evrene açılan kocaman bir penceresi var: Cumhuriyet, ulusal, üniter devlet, halkçı, devrimci ulus…

ŞÜKRAN SONER AYDINLATMAYA DEVAM EDECEK

Örnek aldığım gazeteci-yazar, düşün insanı Şükran Soner hayatını kaybetti.

Ölüm kaçınılmaz; ama ölümsüzlük mümkün. Kendisi ile söyleşi yapma şansı elde ettiğim, fikirleriyle zenginleştiğim Şükran Soner emekçi mücadelesine olan sonsuz katkısı, kitapları ve yazılarıyla ölümsüzlük ufkundaki ayrıcalıklı yerini aldı.

Toplumumuz, gerçek gazeteci ve bilim insanları için kusursuz bir örnek olmaya devam edecek.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!