Ahmet Müfit yazdı…
İkinci dünya savaşı sonrası, masallardaki beyaz atlı prensler gibi hem esprili, hem yakışıklı, hem sevecen ve tabii ki en kahraman ABD askerlerinin Avrupa’dan Çin’e dünyayı kurtarışlarını anlatan Hollywood filmleriyle, bizdeki Hayat Dergisi, Hürriyet, vb gazeteler ve onların tüm dünyayı saran muadilleri eliyle oluşturulan özgürlükler ve başka ülkelerin dolar kullanmaya zorlanması ve dolar cinsinden borçlandırılmasından finanse edilen zenginlikler ülkesi ABD imajı, özellikle 2007-8 krizi ve sonrası, krizin, doların değeri düşürülerek diğer ülkelere ihracı amaçlı yürürlüğe konulan aşırı genişlemeci para politikaları nedeniyle, ABD başta olmak üzere tüm önde gelen Batı ülkelerinde büyük ölçüde yerle bir olmuş durumda.
Bu yerle bir oluşun görünen kısmı; Trump ve Clinton dahil ABD başkanlarının, neoliberal küreselleşmenin amiral gemileri, son 40 yılın hızla büyüyen finans ve teknoloji şirketleri patronlarının yani neoliberal küreselleşmeci dönemin kendini toplumun genelini kapsaması gereken hukukun kısıtlamalarının dışında gören yeni kral ve kraliçelerinin de doğrudan içerisinde yer aldığı, Epstein olayı benzeri sapıklıklar ya da skandallar yanı sıra, ABD ve batının önde gelen ülkelerinde aşırı ölçüde bozulan gelir dağılımı ve bunun sonucu ortaya çıkan yaygın mülksüzleşme kaynaklı olarak ortaya çıkan toplumsal rahatsızlıkları röntgenci, sansürcü ve tabii ki acımasız, devletin değil, iktidarların hizmetinde bir kolluk sistemi kurarak bastırmaya çalışan siyaset kurumundaki çürüme.
Ancak bunlar, aslında çok daha derinde yaşanan bir başka değişimin/dönüşümün, toplumsal yaşama artan etkisi ölçüsünde yeni yeni farkına vardığımız, yüzeyde görünen, günlük yaşamımıza yansıyan kısmı. Bunların arkasında ise ABD’nin gerçek gücünün, biri olmadan öteki de olamayacak iki kaynağı olan ABD Doları (ABD Merkez bankası) ve ABD Ordusunu da içine alan daha büyük bir değişim/dönüşüm ya da deformasyon söz konusu ki benim bu yazıda ele alacağım konu da, işin bu boyutu ve tabii ki bu durumun günümüz uluslar arası ilişkilerine ya da daha doğru bir nitelemeyle kışkırtılan savaşlarına/kavgalarına etkisi.
Dolar ile başlayıp, ilk olarak da Doların da sahibi olan tüm pisliklerin, küresel ölçekte yürütülen kirli operasyonların ardındaki yapı ABD Merkez Bankasının sahibi kim sorusunu yanıtlayalım.
Bu noktada ilk olarak bilinmesi gereken şey, ABD’de Merkez Bankasının (FED) sahibinin ABD halkı ya da ABD halkı adına ABD devleti olmadığı, kökleri Avrupa’ya dayanan, Osmanlı’yı da mali olarak ipotek altına alan, günümüzde küresel finans sistemi denilerek, kamusal bir kurumsallık atfedilmeye çalışılan tefeci bankerlerin kurduğu ve hissedarı olduğu bir yapı olduğu. Başkanını, ABD Başkanının seçiyor, Senato’nun onaylıyor olmasının, ABD seçim ve yasama sisteminin gereği ve sonucu olarak, Senato üyelerini ve tabii ki başkanı gerçekte seçenin halk değil, FED’in de sahibi olan para sahipleri/tefeciler olduğu gerçeği dikkate alındığında, ABD Merkez Bankasını kamusal ve ABD halkı yararına çalışan bir kurum haline getirmediğini de ekleyelim.
Sonuç olarak FED, sahipleri olan küresel bankacılık sisteminin de yönlendiricisi olan bankaların/tefecilerin/para satıcılarının çıkarına çalışan, onların çıkarlarını korumaya/maksimize etmeye çalışan bir yapıdır ve tam da bu nedenle, siyasetin etkilerinden yani halkın (kategorik bir şekilde popülist olarak nitelenen/yaftalanan) taleplerinden koruma sağlayan bir “bağımsızlık” statüsüne sahiptir ve finans siteminin bütününü etkileyen, oldukça geniş yetkileri olmasına karşın, kuruluş yasası gereği kimseye hesap vermek zorunda olmayan (Kongre’ye açıklama yapmak/bilgi vermek, hesap vermek değildir) bir yapıdır. 2008 krizi sonrası batamayacak kadar büyük denilerek ve para basarak FED’in ortalığa para saçması, sahiplerinin batık tahvillerini satın alarak Doları ve vatandaşın elindeki varlıkları değersizleştirmesi ekonomi biliminin gereği değil, tam da yukarıda sözünü ettiğimiz, sahiplerinin çıkarlarını koruma misyonunun gereğidir.
Günümüz itibarıyla tüm uluslar arası bankacılık sistemini, günümüzün borçlanmaya dayalı kamu yönetim anlayışının, yine borçlanmaya dayalı nicel büyümeye ve sonuç olarak artık millilikleri sadece lafta kalmış ulus devletlerin siyasi yönetimlerini ve tabii ki küresel ilişkilerini yönlendirme gücüne sahip hale gelmiş olan FED, bu gücüne karşı çıkanları hizaya getirebilmek ve bu gücünü daimi kılabilmek için, bu amaçla örgütlenmiş bir silahlı güce gereksinim duymaktadır ve bu güç günümüz itibarıyla ABD ordusu ve istihbarat örgütleridir.
Daha açık bir ifadeyle söylersek, ABD ordusu ve çok boyutlu -teknoloji şirketleriyle içli dışlı- istihbarat örgütleri, ABD halkının çıkarlarını korumak amacıyla değil, FED önderliğindeki günümüzde küreselleşmiş, ödeme ve borçlandırma sistemleriyle neredeyse tüm ülkeleri kapsar hale gelmiş ABD finansal sisteminin yani FED’in sahibi bankaların çıkarlarını korumak amacıyla küresel ölçekte örgütlenmiş bir yapıdır ve bol miktarda kullanılan özgürlük, demokrasi lafları, sadece ABD halkının ve dünyanın diğer ülkelerindeki, düşünme faaliyetleri ABD kontrolündeki medya ve istihbaratla güdümlü insanlarının bu büyük yalana inanmasının sağlanması amaçlıdır.
Bu noktada, bu küresel ölçekli gücün yani ABD savaş ve propaganda/istihbarat makinesinin, pek tabi ki, FED’in bastığı ve kontrolündeki bankacılık sistemini kullanarak diğer ülkelere faiz karşılığı verdiği borçtan elde ettiği gelirle finanse edildiğini -sistem günümüzde çok daha komplike hale gelmiş, finansal enstrümanlar, özü aynı kalmak koşuluyla oldukça çeşitlenmiştir- de ilave etmek gerekmektedir ve FED’in bunu yapabilmesinin olmazsa olmaz koşulu; uluslar arası ödeme ve finansal garanti/sigorta sistemlerinin de esasını oluşturacak ve onları kontrolünde tutacak şekilde, Dolar’ın rezerv para olarak küresel ölçekte kabulünün ve bu kabulün sürekliliğinin sağlanmasıdır.
Nihayetinde ABD, İkinci Dünya Savaşı ve soğuk savaş döneminde edindiği büyük güçle/büyük güç algısıyla ve değeri altına dayalı bir değişim aracı/para yaratma amacıyla Bretton Woods sisteminin kurulmasını sağlamış, rezerv para haline gelmiş doların “sabit değerli” bir değişim aracı olmasını sağlayan altın standardına bağlı kalma zorunluluğunu 1971 yılında tek taraflı kaldırarak, gücünü ve doları rezerv para olarak kullanan ülkelerin, ABD finansal sistemine bağımlılığını, dolayısıyla ekonomik ve siyasi kırılganlıklarını daha da artırmış, uluslar arası bir anlaşmayı tek taraflı bir kararla fiilen değiştirerek yaptığı soygununu, ABD propaganda askeri/istihbarat gücüyle toplumlara kabul ettirmeyi başarmıştır.
Günümüzde yaşanan olayların, esas olarak ABD ve genel olarak batı kaynaklı saldırganlıkların nedeni de tam da bu iki güçle ilgili olarak değişen koşullar yani her iki konuda da, gölge CIA olarak da bilinen Strafor’un başı Friedman’ın tanımıyla ABD İmparatorluk Projesinin sonunu getirecek şekilde, ABD’nin hızla güç kaybediyor olmasıdır. Bu güç kaybının nedeni, Breton Woods’un altın standardını kaldırdık, herkese kazık attık kimsenin sesi çıkmadı diye düşünerek yenilerini yapmayı kendine hak görmeleri ve 2007-8 krizi sonrasında, bizatihi ABD Merkez Bankası eliyle doların değersizleştirilmesi ile krizin “atlatılması” yolunu seçmeleridir. Bunun sonucu, ABD dolarının bir kez daha ciddi oranda değer kaybetmesi olsa da, 1971’den farklı olarak bu kez elinde ABD tahvili bulunan ülkeler, boyun eğmek yerine, bu zarar eden, ulusal egemenliklerini kısıtlayan zehirli bir varlığa dönüşmüş olan dolardan yani ellerinde tuttukları ABD varlıklarından kurtulma yoluna gitmeyi tercih ettiler. Bunun sonucunda, ABD’nin borçları içerisinde dış borçların payı azalırken iç borçların payı hızla artmaya başladı ve bu durum, dolar ihracı ile kendi askeri harcamalarını finanse eden ABD’nin, bu sistemi sürdürmekte yani askeri harcamalarını finanse etmekte zorlanması sonucunu doğurdu. Günümüzde ABD borçlanma araçlarını en yoğun olarak elinde tutan ülke Çin ve Japonya’dır ve Çin’den sonra Japonya da ABD hazine varlıklarını satarsa, zaten borca batmış ABD yeni savaşları neyle finanse edecek sorusunun yanıtı, ABD’nin mevcut siyasi saldırganlığının da altında yatan en temel nedenlerden biridir.
Trump’ın saldırgan politikalarının altında yatan temel motivasyon da tam da bu konuyla, bu durumu yeniden tersine döndürmekle ilişkili. Trump’ın amacı, dünyanın en büyük petrol rezervine sahip iki ülkesinin yani Venezuela ve İran’ın petrolüne çöküp, dolar karşılığı pazarlayarak, doların bizatihi ABD Merkez Bankası eliyle değersizleştirilmesinin neden olduğu sistemik çöküşü durdurmak, doların uluslar arası ticarette kullanım oranını artırmak, değerini stabil hale getirmek, ülkelerin, yeniden dolar cinsi varlıkları tutmalarını sağlayarak, ABD denetimindeki, küreselleştirilmiş finans/ödeme sistemine bağımlılıklarını sürdürmeye zorlamaktır.
Özetle, ABD’nin Venezuela’ya saldırmış olmasının, uyuşturucu ticaretiyle, İran’a yönelik saldırganlığının da İran halkının demokratik ve ekonomik talepleriyle ilgisi bulunmamaktadır. Mesele, İkinci dünya savaşının bitiminden itibaren dünyanın iki ana gücünden biri, Sovyetlerin çöküşü sonrası ise rakipsiz tek gücü olan ve bunun sonsuza kadar süreceğini zanneden ABD’nin, artık çöküşte olduğunun farkına varmasıyla ilgili ve ABD açısından bu durumu değiştirmenin yolu, ABD parası doları yeniden güçlendirmekten yani ülkeleri yeniden ve rakipsiz olarak ABD parasıyla ticaret yapmaya, bunun için ABD borçlanma enstrümanlarını satın almaya zorlamaktan, bu yolla ABD’nin askeri/isthbari ve propaganda/manipülasyon yetisini yeniden güçlü kılabilmekten geçiyor.
Sonuç olarak kovboy zorda, ancak ABD’nin bu çaresiz saldırganlığı, ABD Yönetiminin beklediği sonucu yaratır mı, sanmıyorum. Kişisel düşüncem, ABD’nin ümitsiz ama tehlikeli saldırganlığının sonucunda en çok kaybedecek olanların ABD, ABD vatandaşları ile ABD’nin Gazze’de, Venezuela’da gördüğümüz, İran’da göreceğimiz söylenen bu çılgınca saldırganlığının sonucunun, kendi kişisel, ulusal, etnik ve mezhepsel çıkarlarına uygun olacağını zannederek bu gidişe destek veren, hedef ülkelerin komşusu ülkelerin yönetimleri, bu ülkelerin halkları olacaktır. Ulus devletler yok edilerek, etnik ve mezhepsel kimliklere dayalı olarak kurulmaya çalışılan bu düzen, bu ülkelerin uzun sürecek ve büyük acılara neden olacak düşüşünün de başlangıcı olacaktır.