Buket Müftüoğlu
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Mutlak butlan gölgesinde bayram

Mutlak butlan gölgesinde bayram

featured

Buket Müftüoğlu yazdı…

24 Mayıs 2026 Pazar günü, Türk siyasi tarihinde derin bir üzüntü ve endişeyle karşılanan bir gelişme yaşanmıştır. Hukuki açıdan kabul edilemez nitelikteki bu karar, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin politikalarının ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hırs ve nefretle siyaseti şekillendirme konusundaki ısrarının ulaştığı son noktadır.
Olaylara daha geniş bir perspektiften bakıldığında, uzun yıllardır Cumhuriyet Halk Partisi üzerinde yürütülen stratejilerin ve günümüzde yaşanan siyasi tartışmaların merkezinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın üzerinde yapılacak değişikliklerin temel hedef olduğu görülmektedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan komisyon ve siyasi partilerin gündeme taşıdığı anayasa değişikliği tartışmalarında, anayasanın 42. maddesinde ortak eğitim dili anlayışı ve 66. maddesinde ise Cumhuriyet’in vatandaşlık tanımı hedef alınmaktadır.  Bu iki madde, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus devlet yapısının temel dayanak noktaları olarak kabul edilmektedir.
Bu bağlamda, Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşananlar yalnızca siyasi veya hukuki krizler olarak değerlendirilemez.  Tartışılan mesele, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi ve devletin tarihsel karakteri üzerine yapılan hesaplaşmalardır.
Günümüzde, Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde başlatılan siyasi yön değişikliğinin, Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihsel kimliğinin dönüşümünü hedefleyen daha geniş kapsamlı bir siyasal stratejinin parçası olduğu açıkça görülmektedir.
Üzücü bir gerçek ise, günümüzde Cumhuriyet Halk Partisi adına en yüksek sesle konuşan, bu süreçte öne çıkan  bazı siyasi aktörlerin, geçmişte yaşanan  kırılma noktalarında,  kritik görevlerde iken sessiz kalmış, hatta Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklemiş olmalarıdır.
2010 yılında, Deniz Baykal’ın komplo ile genel başkanlıktan indirilmesi, sonrası, Kılıçdaroğlu yönetimi, Ergenekon ve Balyoz Davaları’nın devam ettiği dönemde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üst kademesi, gazeteciler, akademisyenler ve Cumhuriyetçi aydınlar tasfiye edilirken, Cumhuriyet Halk Partisi uzun süre boyunca güçlü ve kararlı bir siyasi direnç sergilemeyi tercih etmemiştir. .
Benzer şekilde, Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştiren referandumun gerçekleştirildiği dönemde de, Cumhuriyet Halk Partisi’nden beklenen tarihsel refleksin ortaya konulmaması, hafızalarda yerini hâlâ  korumaktadır.
2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday gösterilmesi, parti tabanında derin bir ideolojik bölünmeye yol açmış ve nihayetinde seçimlerin kaybedilmesine sebep olmuştur.  İhsanoğlu’nun, rakibinin zayıf bir taklidi olarak algılanması, seçmen kitlesinde hayal kırıklığına ve güvensizliğe neden olmuştur.
Bu durum, günümüzde Kemal Kılıçdaroğlu’na yöneltilen eleştirilerin ve nefretin önemli bir kısmını oluşturmaktadır.
Yine süre gelen yıllarda, 2017 Anayasa Referandumu sürecinde yaşanan mühürsüz oy pusulalarına kurumsal olarak itiraz edilmemesi, Türkiye demokrasi tarihinde önemli bir kırılma noktası olarak değerlendirilmektedir.
Milyonlarca vatandaş, sandık güvenliği konusunda ciddi hukuksuzluklar yaşandığına inanırken, CHP’nin tarihsel sorumluluğuna uygun bir siyasal kararlılık sergileyememesi, tarihsel bir hata olarak kaydedilmiştir.  Bülent Tezcan tarafından milletvekillerine gönderilen direktif ile Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) itiraz yolunun kapatılması, bu sürecin kritik bir aşaması olarak öne çıkmaktadır.  Sayın Atilla Kart, bu süreçte yaşananları kamuoyuyla belgeleriyle paylaşarak, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkesine katkıda bulunmuştur.
Yüksek Seçim Kurulu önünde oluşması beklenen toplumsal tepkinin, CHP tarafından örgütlü bir siyasal dirence bilinçli olarak dönüştürülmemesi, sürecin fiilen kabullenilmiş gibi algılanmasına neden olmuştur.
Bu durum, CHP’nin siyasi stratejisi ve toplumsal muhalefetle ilişkisi açısından önemli bir değerlendirme konusudur.
24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde, Genel Başkan tarafından kullanılan “Gel bakalım Muharrem” ifadesi, kamuoyunda talihsiz ve isteksiz bir hitap olarak algılanmıştır. Devam eden süreçte Sayın Muharrem İnce yakın arkadaşlarının milletvekili adayı gösterilmemesi dahil bir çok konuda Cumhuriyet Halk Partisi tarafından yalnız bırakılmıştır.
2023 Genel Seçimleri’nde, ağırlıklı olarak eski AKP çevrelerinden ve farklı siyasal geçmişlerden gelen çok sayıda ismin CHP listelerinden milletvekili seçilmesi, parti tabanında ciddi rahatsızlık yaratmıştır.  O dönemde bu tercihlere yönelik eleştiriler dile getirilmiş olsa da, bugün Kemal Kılıçdaroğlu’na en sert muhalefeti yapan kadrolar, bu sürecin olası sonuçlarını kamuoyuna matematiksel bir başarı hesabı gibi sunmuş, örgütü iknaya  çalışmış ve dönemin Genel Başkanına bu konuda itiraz etmemiştir.
Söz konusu 39 milletvekili, Cumhuriyet Halk Partisi kadrolarından seçilmiş Kemal Kılıçdaroğlu ve yakın çalışma arkadaşlarının iddia ettiği üzere, algoritmik olarak CHP puanlarını arttırmamış, aksine seçim bölgelerinde ahengi bozmuş adayların motivasyonunu ve seçmenin güvenini zedelemiştir.
Yıllarca Cumhuriyet Halk Partisii’ne karşılıksız emek veren örgüt emektarları her defasında hayal kırıklığına uğratılmıştır.
Bugün, CHP kontenjanından milletvekili olan bu isimler kısa bir süre sonra aslına rücu etmiştir.
Yakın geçmişte yaşanan gelişmelerin ardından, dünkü görüntülerde dikkat çeken unsurlardan biri de Sezgin Tanrıkulu’nun varlığıdır.
Kendisi, yıllarca Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin merkez kadrolarında görev yapmış, kamuoyunda hakkında ortaya atılan, parti ilkelerinden uzak, tartışmalı iddialara rağmen bugün de Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’ndeki görüntülerde, Sayın Özgür Özel’in odasında, hemen sağındaki koltukta direnişin önemli aktörlerinden biri olarak yer almaktadır.
Benzer şekilde, geçmişte ciddi ahlaki tartışmalar nedeniyle Cumhuriyet Halk Partisi’nden ihraç edilen Mustafa Sarıgül’ün, bugün yeniden direnişin sembol isimlerinden biri hâline gelmesi de dikkat çekicidir.
Sayın Mahmut Tanal’ın, Sayın Gürsel Tekin ile birlikte siyaset yaptığı, 38. kurultayda Kemal Kılıçdaroğlu lehine hukuki tartışmaları ve siyasal çizgisi kamuoyunca bilinmektedir.  Ancak, 25 Mayıs günü, CHP Genel Merkezi önünde hortumla sulama görüntüleri, kameralar önünde gözyaşlarına boğulması ve fiziksel gerilimler esnasında sergilediği tavırlar, CHP’nin tarihsel ciddiyetiyle örtüşmeyen görüntüler olarak ne yazık ki hafızalara kazınmıştır.
Sayın Bülent Tezcan’ın direniş yürüyüşünde Sayın Özgür Özel’in yanında yer alması da ayrıca dikkat çeken bir husustur.
CHP Genel Merkezi’nde yaşanan bu olaylar, gerçek Cumhuriyet Halk Partililer açısından derin bir üzüntüye neden olmuştur.
CHP Genel Merkezi’ne yönelik müdahalelerde biber gazı kullanılması ve buna karşı direndiğini iddia eden grupların fiziki tahribat yaratan görüntüleri, Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihsel kimliğiyle asla bağdaşmamaktadır.
Tüm bunların ötesinde, diğer taraftan, AKP iktidarının yeniden tarihsel çizgisine oturmuş, genç ve dinamik bir Cumhuriyet Halk Partisi’nin gücünden rahatsızlık duyduğu açıktır.
Çünkü geçen yirmi beş senede ülkeyi getirdiği durum ortadadır.
İktidarın Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) üzerinde uygulamaya koyduğu baskı ve yıpratma siyasetinin temelinde, partinin gelecekteki potansiyel başarısı yatmaktadır.
Ancak, bu durumun yanı sıra göz ardı edilmemesi gereken başka bir gerçek de mevcuttur. CHP’ye yönelik yürütülen yıpratma operasyonları, parti içinde ortaya çıkan bazı gayri ahlaki ilişkiler, tartışmalı siyasi ittifaklar ve kamu vicdanını rahatsız eden tutumlardan da beslenmiştir.
Dolayısıyla, yaşanan sorunları yalnızca dış müdahalelerle açıklamak yeterli olmayacaktır.
Gerçeklerle yüzleşmeden, sorunları örtbas ederek tarihsel güven duygusunu yeniden tesis etmek mümkün değildir.
Günümüzde yaşanan kriz, aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisi açısından önemli bir tarihsel dönüm noktasıdır.  Doğru bir şekilde yorumlanırsa, bu süreç CHP için yeniden kuruluş ve kurtuluş fırsatına dönüşebilir.
Bu partinin başarılı, örgütün içinden yetişmiş, her dönem güvenilir öz evlatları vardır. Zeydan Karalar, Vahap Seçer bunlara yalnızca iki örnektir.
Yıllardır parti içinde mevcut olan kirli ilişkiler, ilkesiz siyasal ittifaklar ve ideolojik savrulmalar, Cumhuriyet değerlerine bağlı, donanımlı, dürüst ve Kemalist kadroların yeniden yönetim sorumluluğunu üstlenmesini tarihsel bir zorunluluk haline getirmiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin yeniden kendi kuruluş ilkelerine, devlet ciddiyetine ve antiemperyalist siyasal çizgisine dönmesi, bu zorunluluğun yerine getirilmesi için elzemdir.
Günümüzde ihtiyaç duyulan husus, Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihsel kimliğine uygun ahlaki üstünlüğünü yeniden inşa edebilmesidir.
Asıl mesele, birbirleriyle iç içe geçmiş son 17 yıldır görevde olan kadroların CHP’yi tekrar yönetmeye talip olması değil, bu kadroların Türkiye’ye hangi siyasal yönü önereceğidir.
Cumhuriyet Halk Partisi, ilk yapacağı kurultayda yeniden kuruluş ilkeleri doğrultusunda antiemperyalist bir devlet çizgisine dönecek midir?
Ulus devlet yapısı, laik Cumhuriyet anlayışı ve anayasal vatandaşlık ilkesi, tavizsiz bir şekilde savunulacak mıdır?
Milli eğitim, milli ekonomi, milli kültür ve milli savunma, yeniden devlet politikası hâline getirilecek midir?
Türkiye’nin yönü, günümüzde CHP’nin mevcut tüzüğünde olduğu gibi, Atlantik merkezli, NATO eksenli ve dış siyasal merkezlerin etkisine açık bir hatta mı şekillenecektir?
Yoksa: Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki tam bağımsızlık anlayışı, ilk kurultayda yeniden siyasal merkeze taşınacak mıdır?
Türkiye’nin önündeki asıl tartışma budur.
Toplum, artık kişisel hırsları, maddi güç ilişkileri veya yalnızca seçim kazanma pragmatizmiyle öne çıkan ideolojisiz siyasetçi profillerini değil; tarihsel sorumluluk taşıyan, ilkeli, tutarlı ve ahlaki meşruiyetini koruyabilen siyasal kadroları CHP yönetiminde görmek istemektedir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin, iktidarın belirlediği benzer siyasal dil ve yöntemlerle bu yapıyı aşabilmesi mümkün değildir.
Partinin önündeki temel mesele; kısa vadeli siyasi hesaplarla hareket eden kadrolar arasında tercih yapmak değil, Cumhuriyet’in kurucu değerlerini yeniden siyasal merkeze taşıyabilecek güvenilir ve donanımlı bir anlayışı hâkim kılabilmektir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihsel geleneğinde siyasal başarı yalnızca iktidar hedefiyle ölçülmemiştir. Parti kültürü içinde meşruiyet, siyasal ahlak ve devlet ciddiyeti her zaman belirleyici unsurlar olmuştur.
Bu bağlamda, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) önümüzdeki dönemde, kısa vadeli siyasi manevralardan ziyade, kurumsal güven duygusunu yeniden tesis edecek nitelikte kadrolarla faaliyetlerini sürdürmesi tarihsel bir zorunluluk teşkil etmektedir.
Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye Cumhuriyeti’nde yalnızca kendi seçmen kitlesi açısından değil, toplumun geniş bir kesiminin hafızasında özel bir tarihsel öneme sahiptir.
Dolayısıyla, CHP’de meydana gelen her ideolojik sapma, her ahlaki yozlaşma ve her kurumsal kriz; partiye oy vermiş olsun ya da olmasın, Türk milletinin ortak hafızasında derin izler bırakmaktadır.
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında yaşanan siyasal kırılmaların, yeniden bir kuruluş fırsatına dönüştürülebilmesi için, Cumhuriyet Halk Partisi’nde görev almış her bireyin tarihsel sorumluluğunu ciddiyetle yerine getirmesi elzemdir.
Türk siyasetinin ve uzun yıllardır iç ve dış kırılmalarla yıpranmış Türk milletinin günümüzde en çok ihtiyaç duyduğu unsurlar; Atatürk ilke ve devrimlerine bağlılık, devlet ciddiyeti ve her alanda dürüstlüktür.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin tapusu kimsenin tek elinde değil, Türk milletinindir.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. Kk ve kadrosu kurucu ilkeler açısından berbat ama öö yönetimi de aynı derecede berbat.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!