Cem Gürdeniz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. ABD’nin kenar kuşak paniği ve Türkiye

ABD’nin kenar kuşak paniği ve Türkiye

featured

ABD güç merkezi olarak kaçınılmaz bir şekilde geriliyor. Seçim yılı olan 2020 içinde yakın tarihinin en zor günlerini yaşıyor. ABD ekonomisi yılın ikinci çeyreğinde COVID 19 ve diğer faktörlere bağlı olarak %34 küçüldü. Bu bir rekor.  25 Mayıs 2020 günü George Floyd isimli bir siyahinin Minneapolis’te polis şiddeti ile öldürülmesinin başlattığı isyan dalgası ise ABD’de kutuplaşmayı ve devletin kriz yönetimindeki çaresizliğini tüm çıplaklığı ile ortaya serdi. 

ABD KENDİNİ YÖNETEMİYOR AMA DIŞARIYI YIKIYOR

ABD kısacası ne COVİD 19 sürecini, ne de Floyd sürecini yönetemedi. Seçim döneminde güç mücadelesi içinde kutuplaşma ve rekabet o denli acımasızca devam ediyor ki taraflar ABD’nin zayıflamasını göze alabilmektedirler. İstihbarata senede 82 milyar dolar ayıran bir devlet için inanılması zor bir durum. Artık kaçınılmaz son ABD için yaklaşıyor. Küresel hegemonya el değiştirmeye hazırlanıyor. Çok kutuplu dünya düzeni çoktan ortaya çıktı. ABD bu döneme son derece zayıf bir durumda yakalandı. Ancak sahip olduğu okyanus coğrafyası; İngiltere’den devralıp üzerine ekledikleriyle oluşturduğu küresel çaptaki askeri üs kapasitesi; üstün askeri endüstrisi ile desteklenen nükleer ve konvansiyonel askeri yeteneği ve son 74 yılda oluşturduğu ve pek çok ülkede hala geçerli olan Amerikan hayranlığı (Ya da Atlantik eroinmanlığı) söz konusu el değiştirme döneminin ve sonrasının ortamını şekillendirmek için kullanılmaya devam ediyor. ABD geri çekilirken yıkıyor.

KENAR KUŞAK ÇÖKÜYOR

Burada korunması gereken temel unsur şüphesiz Kenar Kuşak. Yani Rusya’yı (sonradan Çin’i) Avrasya coğrafyası içinde bulunduğu kalpgâha hapsederek okyanuslara açılmasını engelleyen yapılanma. Bu kuşakta 1970’ler sonrası ABD’nin yanında yer alan Çin de artık bu kuşağın temel hedeflerinden birisi. Son tahlilde Rusya ve Çin’in beraberliğinde güçlenen Avrasya kutbunun etki alanını genişleterek AB’nin bazı ülkeleri ile Türkiye’yi içine alması ABD için kâbus bir senaryo. Mücadele kıran kırana devam ediyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında müttefiki olduğu halde Sovyetlerin Avrupa’da kendine rakip olmasını engellemek için -Moskova’nın nükleer silahları yokken dahi- onu atom bombaları ile vurmayı düşünen ABD, bugün Avrupa’da Çin ve Rusya’nın etkisini zayıflatmak ve kırmak için her yolu deniyor. 

TEMEL HEDEFLER: RUSYA VE ÇİN

Bu süreçte askeri ve enerji alanlarında en büyük hedefi Rusya. Zira Rus silahlarına ve teknolojisine meydan okuyamıyorlar. Siyasi ve ekonomik alanda ise Çin. Askeri alanda nükleer denizaltıları ve nükleer silahlarıyla Rusya kadar büyük bir tehdit olmasa da Çin, Batı Pasifik’e ABD’nin hareket serbestisini önleyecek yeteneğe sahip. ABD, Rusya’nın askeri etkinliğini kırmak için öncelikle NATO’yu kullanıyor. Rusya ile yakınlaşan Avrupa ülkelerine başta Türkiye olmak üzere eşi benzeri görülmeyen orantısız baskı uyguluyor.

ABD TÜRKİYE’DE ETKİSİNİ KORUYOR

Her ne kadar Türkiye’de yapılan her ankette ABD Hükümetleri, halkın %70’i tarafından düşman olarak algılansa da ABD, Türkiye’de etkisini sürdürüyor. Dolar operasyonları; uluslararası yargı ve ağır yaptırım/ambargo tehditleri; kriptolar üzerinden halen etkili olan FETÖ; Atlantik bağımlısı kamu/özel kişi, kurum ve kuruluşlar üzerinden yürütülen psikolojik harekât ile etkili olmaya devam eden Amerikan baskısı en azından Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin zaman zaman zig-zag çizmesine neden olabiliyor. Türkiye bu tehdidi net bir şekilde kabul edip tutum belirleyemiyor. ABD, Yunanistan ve GKRY ile neredeyse ittifak seviyesinde Türkiye karşıtı askeri ve siyasi bir yapılanma içine girdiği halde bazı üst seviye bürokratlar hala ABD ile müttefiklik bağından ve iş birliğinden bahsedebiliyor.

ABD YÖNETİMİ VE TÜRKİYE DÜŞMANLIĞI

Ne denli büyük bir Türkiye düşmanlığı söz konusu ise, 6 Ağustos Yunanistan- Mısır MEB sınır anlaşması imzalandığı sıralarda ABD Dışişleri Bakanı Mısırlı mevkidaşını anında arayıp tebrik edebiliyor. Diğer bir deyişle bu anlaşmanın mimarı olduğunu saklamaya lüzum görmüyor. ABD’nin amacı Akdeniz jeopolitiğinde tuzaklar kuararak, Türkiye’nin  burnunu sürtmek ve bu şekilde Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Libya ve Suriye’de Türk jeopolitiği aleyhine fiili durum yaratmaktır. Benzer şekilde PKK yan kolu SDG ile Suriye kuzeyinde petrol anlaşması imzalayabiliyor. Dedeağaç’ta uluslararsı anlaşmalar hilafına askeri yığınak yapabiliyor. Maalesef Türkiye’de bütün bu gelişmelere rağmen Amerikan muhipliği devam edebiliyor.

ALMANYA’YI TEHDİT EDEN ABD

Avrupa’da son zamanlarda en büyük baskının arttırıldığı ülkelerden birisi de Almanya. AB’nin siyasi ve ekonomik lideri olmasına rağmen İkinci Dünya Savaşı günahlarını bugün bile ödemeye devam ettirilen bir Almanya var kaşımızda. Sanki ABD’nin bir eyaletiymiş gibi davranılan ve dayatılan bir Almanya. Düşünebiliyor musunuz? Geçen hafta üç ABD senatörü, Rusya’dan Baltık Denizi altından Almanya’ya doğal gaz getirecek Kuzey Akım-2 Baltık Denizi boru hattının yapımına katılmaya devam etmeleri halinde Mecklenburg-Batı Pomeranya’daki Sassnitz feribot limanının işletmecilerini “yıkıcı” yaptırımlarla tehdit etti.  5 Ağustos 2020’de yazdıkları mektupta şunu yazdılar:  “Kuzey Akım- 2 projesi için mal, hizmet ve destek sağlamaya devam ederseniz, şirketinizin gelecekteki finansal varlığını yok edersiniz.” Bu liman ayrıca Çin’in ‘BRI (Kuşak ve Yol) girişiminin Kuzey Avrupa aksını tamamlayıcı görev de üstlenmekte, Kuzey Avrupa’nın enerji ve ürün tedarik güvenliğini sağlamaktadır. Rusya ile ulaştırma entegrasyonu içinde çalışabilen tek liman olduğuna da vurgu yapalım. Limanın sahibi aslında Alman Devleti. Diğer bir deyişle, hisselerin %90’ı Sassnitz şehrinin; %10’u da Mecklenburg-Vorpommern eyaletinin. Kısacası Amerikan senatörleri vahşi batıda bara giren kovboylar gibi, Almanya’nın bir devlet şirketini tehdit edebiliyorlar. Tabi bu durum Almanya’da özellikle sol partilerde artan Anti Amerikan duruşu güçlendiriyor. Ancak devlet çapında kararlı ve sert anti-Amerikan tutumu tetiklemiyor. Bu durum bana 100 yıl önce yaşananları hatırlattı. Birinci Dünya Savaşının sonunda 11 Kasım 1918’de Almanya İngiltere ve müttefiklerine teslim olmuştu. Halbuki Donanması iki hafta önce 22 Ekim 1918 sabahı gayet diri bir şekilde Kuzey Denizine çıkmayı ve İngiliz donanmasına taarruzu planlıyordu. Ancak donanmada ve kuzeyde komünist isyan çıkınca, değil yeni bir saldırı yapmak, Kayzer ülke dışına kaçmak zorunda kalmıştı. İsyan bastırılınca ateşkes imzalandı ve 33 parçalık 90 bin personele sahip sapasağlam Alman Donanması İngiltere’nin Flirt of Forth limanında teslim oldu. Bugün de Almanya, AB’nin dağılmasını önlemek için zig-zag çizmeye devam ediyor ve son derece kuvvetli milli güç unsurlarına rağmen ABD baskılarına boyun eğiyor. Boyun eğmeyenler cezalandırıyor. ABD Almanya karşısında kendini 21. Yüzyılın Roma’sı; Tanrı’nın yer yüzündeki gölgesi gibi görüyor.

ÇİN-RUSYA YAKINLAŞMASI VE İSTİKRAR

Çin ve Rusya, ABD saldırganlığına direnişin bedelini ticaret savaşları, ambargolar, kısıtlamalar ve yaptırımlar ile ödüyorlar. Bu satırlar yazılırken Hong Kong’un Çinli yöneticileri hakkında demokrasiye engel olduklarından ABD yaptırım kararı aldı. Haziran ayı sonunda Güney Çin Denizine tarihte örneği olmayan şekilde aynı anda üç uçak gemisi darbe grubu gönderen ABD, Pasifikte müşterek ve birleşik tatbikatları artırırken, Çin ile savaşa yönelik olarak RAND tipi düşünce kuruluşlarına senaryo yazdırıyor.  Yumuşak güç alanında da geri kalmıyorlar. Haziran’da Çin’e Karşı Parlamentolar arası İttifak (IPAC) ilan edildi. Japonya, Kanada, Avustralya, İngiltere, Almanya, Norveç ve İsveç’in yer aldığı ittifak ABD güdümünde Çin’i ve rejimini hedef alan faaliyetlere rehberlik edecek. Amerikan McCarthy dönemini aratamayacak şekilde demokrasi, insan hakları ve neoliberalizm, üçlemesi altında Çin Komünist Partisini batı değerlerine tehdit gören yapılanma, aslında büyük bir jeopolitik mücadelenin yeni enstrümanı oluyor. Böylece, Avrasya’da birleşmenin ve karşılıklı dayanışmanın ve bu dayanışmada Rusya’nın askeri gücüyle, Çin’in ekonomik gücünün buluşmasının önlenmesi hedef alınıyor. Ancak geç kaldılar. Rusya, Kırım ilhakı sonrası artan Batı düşmanlığını Çin’in Avrasya’da kendisine rakip olmaması ile aştı. Bu dayanışma insanlığı kurtardı. Rus stratejist Karaganov’a göre aslında aralarında kültürel olarak büyük farklar olsa da her iki kültür de Türklerden etkilenmiş. Her ikisinin 15. yüzyıla kadar Cengiz (Moğol) İmparatorluğunun etkisi altında kalması, ortak Asya değerlerine sahip olmaları soncunu çıkarmış. Bugün için, 2014 sonrası deniz alanlarında da güçlenen Rus-Çin ittifakı Amerikan saldırganlığına karşı dünyanın yegâne sigortası durumundadır. Bu çerçevede gerek Çin’in BRI (Kuşak ve Yol) gerekse Rusya’nın Asya’daki müttefiklerinin Çin ile ilişkilerinde sağlanan statü, Avrasya’nın merkezi bölgesinde Çin’in liderliğinin veya en azından eşitler arasında birinci (Primus inter-pares) statüsünün kabul edildiği bir durumu ortaya çıkarıyor. Tabi burada Hindistan’a dikkat çekmeliyiz. Halen küresel dengeler için en kritik konumda olan Hindistan üzerinde Rusya’nın etkisinin Amerikan etkisinin önünde olduğunu da eklemeliyiz.  Bugün Hindistan suların altında nükleer bir güç ise sebebi Rusya’dır.

AVRUPA AVRASYA YAKINLAŞMASI

Avrupa’da da Alman Rus yakınlaşması gibi, Çin ile yakınlaşmanın son derece büyük ilerlemeler kaydettiği ülkeler var. NATO ve AB üyesi olmalarına rağmen, İtalya ve Merkezi/Doğu Avrupa ülkeleri ile Çin’in 16+1 formatında gerçekleştirdiği ekonomik ilişkiler dikkat çekiyor. Bunların kaçı ABD baskısı ile vaz geçer bilemeyiz. Ancak genelde ABD zayıfladıkça en azından bu ülkelerin bazılarının Avrasya kutbuna çekileceğini söyleyebiliriz. ABD bugün için küresel istikrarı koruyacak durumda değildir. Zira Çin’in ekonomik büyümesini ve başardıklarını geri itebilecek bir mekanizma söz konusu değildir. O zaman ABD hegemonyasını korumak için karıştırmaya devam edecektir. Rusya’nın Avrupa ile Çin arasında dengeleyici bir rol oynaması; Türkiye dahil bazı güney Avrupa ülkelerinin Avrasya’ya yaklaşmaları dünyada yeni dengelerin oturması için kaçınılmaz olacaktır. Bu durum kenar kuşağı en hassas yerinden yıkacaktır. Zira Rusya’nın dış ticaretinin % 60’ı Akdeniz’den geçiyor.

DURUM ÇOK CİDDİDİR

Türkiye Doğu Akdeniz’de kuşatılmıştır. Ekonomik ambargolar ve yaptırım tehditleri, dolar operasyonları ile bu kuşatma ayyuka çıkmıştır. S-400 alımı, Türk Akımı ve Doğu Akdeniz politikamız karşısında ABD ve AB’nin Türkiye’ye açık düşmanlığı karşısında artık yalpalama döneminin sona erdirilmesi gerekir. İçinde bulunduğumuz koşullar olağanüstüdür. ABD’nin yaratıcı kaos adı altında doktrine ettiği bu durumda Türkiye coğrafyası ve çevresinde Türkiye’yi Amerikan eksenine ve soğuk savaş fabrika ayarlarına çekmek için her türlü yıkıcı ve kışkırtıcı senaryo denenecektir. Kenar Kuşağın çökme aşamasına gelmesine rağmen ABD, bu senaryolarda Yunanistan, Mısır ve GKRY’ye figüran rol vermeye devam edecektir. Maalesef, bugün için Doğu Akdeniz’de bir çatışmanın yaratılması için şartlar oluşmaktadır. Azerbaycan ve Ermenistan çatışması için Soros’çu Ermenistan Hükümeti zaten kışkırtmasını yapmıştır. Libya’da Hafter güçleri Temmuz başından bu yana yığınaklanmayı sürdürmektedir. Suriye’de PKK kolu YPG/SDG’ye; Irak’ta kukla yapı Barzanistan’a her türlü Amerikan desteği devam etmektedir. Emperyalizm, iç cepheyi dolar operasyonları; iktidar partisinin ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı politikaları, muhalefetin Atatürk karşıtı uygulamalara sessizliği ve hatta yıkıcı/bölücü tutumu sayesinde parçalamayı başarmıştır. Bu durumda yaşananların 100 yıl önce yaşananlardan farkı yoktur. O zaman Kafkas Seddi ve mandacılar vardı. Bugün de Akdeniz seddi ve yine mandacılar var. Mustafa Kemal, Lenin ile giriştiği Türk Sovyet ittifakı ve karşılıklı tavizler sayesinde o seti paramparça etti ve bin yıllık anavatanımızı kurtardı. Bugün de Türkiye, Azerbaycan, KKTC ve Rusya iş birliği ile ABD/AB Akdeniz seddini yıkabilir. Rusya’nın da bugün jeopolitik çıkarları Türkiye ile örtüşmektedir.  100 yıl öncesi gibi Rusya da emperyalizmin ambargo, yaptırım ve kuşatması altındadır. Emperyalizm Türkiye ve Rusya’yı birbirine düşman kılmak için her yolu denemektedir. Deneyecektir. İki ülkenin içlerindeki güçlü Atlantikçi damarların tuzağına düşmeden akılcı iş birliği yapmaları gerekir. Zig-zaglar sadece zaman kaybettirir. Emperyalizm ise vazgeçmez. Ancak çöken kenar kuşakta Türkiye öncülüğünde yeni dünya düzeninin tesisi hızlanabilir. Bu kapsamda Türkiye, din temelli, ihvan odaklı dış politikayı terk ederek Mustafa Kemal realizmi içinde savunmacı ve Mavi Vatan merkezli, Rusya ve Çin ile iş birliğini hedefleyen dış politikaya geçmelidir. Atlantik’in azgın ve yıkıcı jeopolitik ihtiraslarının kurbanı olmadan; Huntington isimli kışkırtıcı stratejistin Medeniyetler Çatışması tuzağına düşmeden, ancak bu şekilde 21. Yüzyılda gemimizi dar ve tehlikeli sulardan açık denizlere çıkarabiliriz. Zaman tarihten, jeopolitik ve strateji biliminden ders çıkarma zamanıdır. Zaman Atatürk’ün ipine sarılma zamanıdır. Zaman Türklüğün yüce değerlerini hatırlamak zamanıdır. Zaman geldikleri gibi giderler deme zamanıdır. Zaman birlik olma zamanıdır.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

27 Yorum

  1. Cumhuriyet tarihinin Son 19 yılında akla hayale gelmeyecek kadar ne yazık ki Atatürk düşmanlığı kendi kurduğu devleti yöneten tarafından tahrip edilmesi, tarihe düşecek en büyük kara bir leke olarak yerini alacaktır. Deniz, Hava, Kara askeri güclerimiz dünya devlerini ürkütecrk kadar gelişmişti. Ama onlarında tahrip ettiler, dünyada kendi askeri silah fabrikasını satan başka bir devlet varmı ?
    Ülkemizin sonunun hiçde hayra alamet olacağı umudum ne yazık ki kalmadı. Dilerim günün birinde bir vatan evladı çıkıp bu ortaç ağ zihniyetine dur der.

  2. 12 Ağustos 2020, 16:32

    Emperyalizmin karşısında durabilmek için muhafazakar olmak büyük bi yanılgıdır çünkü muhafazakar olmak temelinde emperyalizmin bir aracı olmak gibidir aslında. Muhafazakar çevreler genellikle anti emperyalist olarak görünmeyi başarsalar da genellikle emperyalizmle yolları hep bi yerde kesişmiştir. Atatürk İlkeleri bu noktada tertemiz ve uygulamada başarılı tek seçenektir Türk Milleti için.Saygılar

  3. 12 Ağustos 2020, 10:22

    Saygıdeğer komutanımıza teşekkürler.Mantıklı ve çok değerli görüşler olduğu apaçık ortada.
    Sayın Komutanım “Atatürk’ün bir çift mavi göz ışığında çözemeyeceğimiz sorun, bulamayacağımız yol yoktur” diye düşünüyorum…

  4. 11 Ağustos 2020, 17:28

    Sayın komutanım. Öncelikle silah arkadaşlarınızla birlikte Mavi Vatan bilincini Türk gençliğine aşıladığınız için minnettarız. Şu an hayatta olmayan komutanlarımızda dahil sizler kahramansınız. Ve bu ülke sizler gibi kahramanları yetiştirme konusunda oldukça şanslı. Sizlere bir sorum var. Libya ile anlaştığımız M.E.B bölgesinde, Yunanistan da bir gemi satın alıp veya kiralayıp çalışma faaliyetinde bulunursa, bizim tepkimiz ne olmalı? Sonuçta devlet gemisine ateş açmanın tarihsel sorumluluğunun ne olduğunu bizlere anlattınız. Cevaplarsanız memnun olurum. Saygılarımla

  5. ABD’de yaşatan biri olarak tespitleriniz çok doğru sevgili Amiralim. Burayı kimse gözünde büyütmesin, Hollywood’a aldanıp kendi ülkemizi ve kültürümüzü hafife almayalım. Bunu da en çok siyasetçiler uygulamalıdır. Yok demesini bileceksiniz,sınırları zorlayın ve tutarlı olun. Türkiye‘bin büyüklüğünün ve gücünün farkına varması lazım(jeopolitik vb etkenler).
    TRT’nin Kurtuluş ve Cumhuriyet dizilerini izleyin ve Atatürk ve arkadaşlarının neyi başardığını hatırlayın ve hiç unutmayın. Geldiğimiz nokta çok çok daha iyi şu an; özellikle Türk Deniz Kuvvetkerimiz ve diğer askeri birimlerimiz,tabiki hala çok yolumuz var ileri gitmede.
    Tanrı Türk’ü korusun ve yüceltsin.

  6. 11 Ağustos 2020, 10:32

    Kurtuluş savaşımızda uyguladığımız stratejiyi yeniden uygulamak kaçınılmaz olmuşur…

  7. 11 Ağustos 2020, 07:31

    Durum açık ve nettir. İzlenecek dış politika stratejisi böyle olmalıdır. Çok güzel bir yazı. İçeride ise herkesin taşın altına elini sokacağı planlı, devletçilik ağırlıklı bir üretim seferberliği şart. Komutanım lütfen bu birikimlerinizi siyasi ortama taşıyın. Ülkenin sizlerin desteğine ihtiyacı var.

  8. 10 Ağustos 2020, 12:15

    Mustafa Kemal realizmi… İşte gerek duyduğumuz çözüm!

  9. 9 Ağustos 2020, 20:17

    Derinlemesine ve çok boyutlu analiziniz için tebrikler… Tespit ve önerileriniz yerinde ve tutarlı. Dileyelimki bu satırlar sıradan bir makale olarak değil, ülkemizin ve geleceğimizin olmazsa olmazı, mutlak izlenmesi gereken rotası olarak dikkate alınır.. Aksi takdirde beka dediğimiz kavram, sadece siyaset literatüründe hamaset için kullanılan içi boş bir kavram olarak kalmaya devam eder.

  10. 9 Ağustos 2020, 18:27

    Sayın komutanım tespitlerimiz doğru ama sizin kadar sistematik ve bütünsel bir şekilde olmasa da aynı gerçekliği gören ve yazan birçok aydinimiz var. M. Kemal tavrı gerçeği görmekle yetinmez bu gerçeği Büyük Türk milletinin lehine çevirecek milli siyasi adresi de gösterir veya bizzat örgütler. Mücadele azminize ve milli odaklari uyarma, yönlendirme çabalarınıza minnettarız. Ancak Atatürkçü insan siyaseten örgütsüz olamaz, örgütsüz kalarak örnek olamaz. Saygılarımla…

  11. Atatürk’ün ipine sarılma konusu dışında altına imza atılacak bir jeopolitik özet. Atatürk’ün ipine sarılma konusuna gelince ülkemizde o ipe sarılmaya niyeti olmayan bir muhafazakar çoğunluk olduğu unutulmuş gibi. 1950’den yani halka fikri sorulduğundan beri Atatürk’ün kurduğu ve Atatürk’ün ipine sarılan CHP iktidar yüzü görmedi. Evet, o muhafazakar çoğunluk Atatürk’e gerekli saygıyı gösteriyor ama yanlışlarını da görüyor ve ona tapınmıyor. Anti-emperyalist olmak için Atatürkçü olmaya gerek yok. Muhafazakarlar da anti-emperyalist olabilir. Erdoğan bile 2012’den beri FETÖ/CIA ile kapışmış durumda. Hem de Atatürk’ün kurduğu ve güya Atatürk’ün ipine sarılan CHP yeni FETÖ/CIA kuklası olmuşken.

  12. Her konuyu detaylı ve zekice anlatmışsınız. Hepsi güzel de, Anadolu’ya 1000 yıllık anavatan demeseydiniz keşke. Önderimiz Mustafa Kemal daha o zaman Anadolu en azından 7000 yıllık Türk yurdudur der. 1000 derseniz, buradaki varlığımızı işgalci barbar çerçevesine sokanları sevindirirsiniz. Din temelli, ihvan odaklı dış politika kadar tehlikelidir bu durum. Sevgi ve saygılarımla.

  13. 9 Ağustos 2020, 14:39

    Merhaba.. Seyirci kalmayı sindiremediğimiz olayların kısa ve net özeti için teşekkür ederim. Bütün bu olayların karşısında net duruşumuzu belirlemeli ve devam ettirmeliyiz.
    saygılarımla
    Kim. Müh.
    M. Emin GÜLE

  14. Iyi ki varsınız paşam

  15. 9 Ağustos 2020, 14:09

    Cem Gürdeniz komutanımıza 0 katılıyor,saygilarimi sunuyorum.

  16. 9 Ağustos 2020, 11:30

    Komutanım, bir solukta okudum, pazar sabahımı bilgi ve fikir ile doldurdunuz. bildiklerimin de üzerinden geçtim.

    Kritik noktaya temas etmişsiniz , akp yönetiminin ihvancı ve dinci dış politikası. önümüzdeki engel bu. Sizden bir ricam var sn Yaycı Paşa’ya da bu yazıyı okumasını tavsiye eder misiniz? zira kendisi bu kritik noktayı atlıyor.

  17. 9 Ağustos 2020, 11:23

    Yazdığınız yazılar ve verdiğiniz bilgiler çok değerli saygıdeğer amiralim.Umarım yönetimde bulunanlar bu uyarılarınızı dikkate alırlar…

  18. 9 Ağustos 2020, 11:19

    Güzel anlatım. Elinize, beyninize sağlık. Yön göstermek milli görevinizdir. Bu millet size minnettar. Vatanseverler size güveniyor. Ne mutlu Türküm diyene.

  19. 9 Ağustos 2020, 10:46

    Binlerce yıldır karacı bir millet olarak tanınmışız. Çok ihtişamlı meydan savaşları kazanmışız. Devasa imparatorluklar kurmuşuz. Ama denizlerde etkinliğimiz sadece Barbaros Hayrettin Paşa ve sonrasındaki 100 150 yıl sürmüş. Sonrasında da donanmalarımız yakılmış, karacılar kaptanıderya olmuş, gemilerimizi ingiliz subaylar yönetmiş. Atatürk cumhuriyeti kurduğunda ise denizciliğe ayrı bir önem vermiş. Ama sonrasında atlantikçiler akamete uğratmışlar. Artık denizci olmalıyız. Halen daha yüzme bilmeyen vatandaşlarımız var. Marşlarımız, türkülerimiz hep kara için yazılmış. Bundan sonra yeni bir tarih yazmalı ve mavi vatan için, akdeniz içinde marşlar yazmalıyız…

  20. 9 Ağustos 2020, 10:45

    Yine mükemmel bir yazı. Bu konuda daha çok bilgiye ve yazılara ihtiyacımız var. Sizler gibi değerli fikir adamlarını ve özellikle emekli Amirallerimizi alkışlıyorum. Tebrikler.

  21. 9 Ağustos 2020, 08:59

    Ağzınıza, yüreğinize sağlık…

  22. 9 Ağustos 2020, 08:31

    Komutanım kaleminize sağlık tüm oyunları görüyor ve adeta savaşıyoruz. KKTC den selam ve saygılarımızla.

  23. Sevgili Amiralim. Siz ve arkadaşlarınızın yazılarınızı okudukça her gün emperyalizm için nemenem bir “akıl” ve ” tehlike” olduğunuzu daha iyi anlıyorum. Boşuna sizlerle uğraşmadılar. Umarım yazdıklarınız kaale alınır.

  24. 9 Ağustos 2020, 08:02

    Kaleminize sağlık Amiralim… Harika bir tespitler dizisi ve yol haritası…

  25. 9 Ağustos 2020, 07:31

    Günaydın,
    Tespitlerinize katılıyorum.” ABD TÜRKİYE etkisini koruyor”başlığı altında somut olarak ABD nin taşoronu siyasiler unutulmuş.
    Diğer taraftan ABD nin İngiltere kanalıyla,AB nin
    kilise kaynakları ile madden desteklediği tarikatlarla ulusal değerlerimize yaptığı saldırılar unutulmamalıdır.
    “Kenar Kuşak”paniğinin
    sıcak savaş endişesi yarattığı doğrudur.Bir ufak düzeltme ise USD nin yükselişi ve ekonomimizin kötüye gidişi iç ve dış siyasette beceriksizlik ile muhalefetin aymazlıklarının yarışması sonucudur. Saygılarımla

  26. 9 Ağustos 2020, 05:13

    Bu dedikleriniz çok iyi ama Erdoğan yapmaz, Atatürk gibi TSK’da görev yapmış bir cumhurbaşkan ister, yaşar Güler ve Cihat Yaycı ve İlker başbuğ gibi

  27. 9 Ağustos 2020, 00:47

    Amiral doğru analiz etmiş Türkie Atatürk çizgisinden iyi gitmesi gerekiyor

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!