Muharrem Karanfilci yazdı…
Bir spor organizasyonu kupasını kaybettiğinde yenisi yapılabilir.
Parasını kaybettiğinde yeni sponsor bulunabilir.
Seyircisini kaybettiğinde reklam kampanyaları hazırlanabilir.
Ama meşruiyetini kaybettiğinde artık geriye sadece gösteri kalır.
2026 Dünya Kupası, futbolun konuşulduğu bir organizasyon olmaktan hızla uzaklaşıyor. Artık insanlar taktikleri, teknik direktörleri ve yıldız futbolcuları değil; FIFA’nın kararlarını, hakemleri, VAR kayıtlarını ve siyasi ilişkileri tartışıyor.
Bu bile tek başına büyük bir krizdir. Çünkü futbolun en büyük gücü top değildir. Adalettir.
Turnuvanın kırılma anlarından biri, ABD Millî Takımı’nın yıldızı Folarin Balogun’un kırmızı kart cezasının kaldırılması oldu. Daha da dikkat çekici olan ise ABD Başkanı Donald Trump’ın bu konuda FIFA Başkanı Gianni Infantino ile görüştüğünü bizzat açıklamasıydı. Ardından cezanın kaldırılması, dünyanın birçok yerinde “Siyaset futbola mı müdahale etti?” sorusunu gündeme taşıdı. Avrupa’dan federasyonlar, siyasetçiler ve insan hakları kuruluşları, FIFA’nın siyasi tarafsızlığının zedelendiğini savundu. Bu süreç nedeniyle Infantino hakkında etik başvuruları da yapıldı.
Belçika’nın itirazlarının reddedilmesi ise tartışmaları daha da büyüttü. Kurallar herkese eşitse neden istisna oluşturuldu? Eğer kurallar güçlü ülkeler için esnetiliyorsa, o zaman buna hukuk değil, ayrıcalık denir.
Asıl büyük tartışmalardan biri de Arjantin-Mısır karşılaşmasında yaşandı.
İptal edilen gol, verilmeyen penaltı itirazları, VAR uygulamalarındaki farklılıklar ve hakem standardı yalnızca Mısır’da değil, uluslararası basında da günlerce konuşuldu. Mısır cephesi FIFA’ya resmî itirazda bulunurken, hakem yönetiminin maçın kaderini etkilediğini savundu. Bu iddiaların doğruluğu ayrı bir tartışma konusu olabilir; ancak böylesine büyük bir organizasyonda tarafsızlık algısının zedelenmesi bile başlı başına bir sorundur.
Bu tablo, Lionel Messi etrafındaki eski tartışmaları yeniden gündeme getirdi. Geçmiş turnuvalarda bazı pozisyonlarda kart görmemesi, oyundan atılmaması veya hakem yorumlarının lehine olduğu yönündeki iddialar yıllardır futbol kamuoyunda konuşuluyor. Bunlar kesinleşmiş gerçekler değil; fakat FIFA’nın şeffaflığına duyulan güven azaldıkça bu tartışmalar daha da büyüyor.
İşte meşruiyet tam burada kayboluyor. Çünkü adalet yalnızca uygulanmak zorunda değildir. Görünür olmak da zorundadır.
Bugün Gianni Infantino ile Donald Trump arasındaki yakın ilişki de bu tartışmaların merkezine oturmuş durumda. Elbette iki ismin görüşmesi tek başına bir kararın siyasi baskıyla alındığını kanıtlamaz. Ancak FIFA Başkanı’nın siyasi liderlerle kurduğu yakın görüntü, özellikle tartışmalı kararlarla aynı döneme denk geldiğinde tarafsızlık konusunda ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Futbolu yönetenlerin yalnızca bağımsız olması yetmez. Bağımsız görünmesi de gerekir. FIFA uzun yıllardır “Fair Play” diyor. Ama adalet duygusunu kaybeden hiçbir organizasyon, istediği kadar “Fair Play” yazsın, inandırıcılığını koruyamaz.
Bugün Dünya Kupası’nın en büyük rakibi başka bir organizasyon değildir. Kendi kararlarıdır.
Futbol, siyasetin vitrini hâline geldiğinde; hakemler oyunun önüne geçtiğinde; kurallar kişilere göre esnemeye başladığında kaybeden sadece bir takım olmaz.
Kaybeden futbolun kendisi olur. Şimdi sadece dört takım kaldı: İspanya, Arjantin, İngiltere ve Fransa…
Testiler birer birer kırıldı. Elbette kupayı bir takım kaldıracak ama artık hata kaldırmaz. Özellikle Arjantin lehine tartışmalı kararların devam etmesi hâlinde, kamuoyunda oluşan kuşkuların daha da büyüyeceği açıktır.
Belki kupa yine kaldırılacak…
Konfetiler yine yağacak…
Milyarlarca insan ekran başında olacak…
Ama milyonlarca insanın zihnindeki şu soru kolay kolay silinmeyecek:
Gerçekten en iyi takım mı kazandı, yoksa kazanması istenen takım mı?
İşte bir Dünya Kupası’nın meşruiyetini kaybettiği an tam da bu olacaktır.