Şahin Filiz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Terörün rengi ve vesayetin adı olmaz: Milli beka için tavizsiz devlet aklı

Terörün rengi ve vesayetin adı olmaz: Milli beka için tavizsiz devlet aklı

featured

Şahin Filiz yazdı…

15 Temmuz hain darbe girişiminin yıl dönümünde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 81 ilinde eş zamanlı olarak başlattığı geniş kapsamlı operasyonlar, milli güvenliğimiz açısından hayati bir mesaj taşımaktadır. Fethullahçı Terör Örgütü’ne (FETÖ) yönelik bu son dalgada 968 şüphelinin gözaltına alınması, devletin kendi bünyesine sızan urları temizleme konusundaki kararlılığının bir göstergesidir. Ancak bu hamleler, sadece geçmişte yaşanmış bir travmanın soğuk bir hesaplaşması olarak görülmemelidir. Bu, her şeyden önce Türk milletinin geleceğinin inşası, tam bağımsızlık idealinin korunması ve devlet mekanizmasının bir daha asla rehin alınamayacak şekilde tahkim edilmesi adına atılmış kritik bir adımdır.

Operasyonların ardından yapılan resmi açıklamada dile getirilen; “Hiçbir terör örgütünün ve hiçbir vesayet odağının aziz milletimizin iradesine, devletimizin bekasına ve hukuk düzenimize kastetmesine izin vermeyeceğiz. 15 Temmuz’un bize yüklediği tarihi sorumluluğun bilinciyle; şehitlerimizin emanetine, gazilerimizin fedakarlığına ve milletimizin istiklal iradesine sahip çıkacağız” ifadeleri, aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesinden gelen temel varlık refleksinin bir özetidir.

Bu varlık refleksi, gücünü sadece mevcut yasalardan değil, binlerce yıllık Türk devlet geleneğinden ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesinden almaktadır. Milli iradeye kasteden her yapı, aslında Türk milletinin var olma hakkına saldırıyor demektir. Dolayısıyla FETÖ ve benzeri yapılanmalara karşı yürütülen bu operasyonların ara vermeden, tavizsiz ve çok daha derinlere inilerek sürdürülmesi, sadece bir asayiş meselesi değil, milli beka mücadelesinin ta kendisidir.

DEVLETİN KILCAL DAMARLARINDA BİR ARINMA SÜRECİ

FETÖ, bilinen terör örgütü modellerinden farklı olarak, doğrudan devletin kılcal damarlarına sızmayı, bürokrasiyi, orduyu, emniyeti ve yargıyı içeriden çürütmeyi hedeflemiş bir “paralel devlet” projesidir. Bu yönüyle bakıldığında, 15 Temmuz sadece bir askeri kalkışma değil, Türk devletini işlevsiz hale getirip uluslararası emperyalist odakların emrine sunma girişimidir. Devletin içine sızan bu hücrelerin tamamen temizlenmesi, sadece fiziksel bir operasyonla sınırlı kalmamalı; fikri, ekonomik ve idari anlamda da tam bir arınma sağlanmalıdır.

Takdir edilmelidir ki; devletin kılcal damarlarına kadar nüfuz etmeye çalışan, kendi milletine silah çeken, hukuk düzenini kendi emelleri doğrultusunda eğip büken bir yapıya karşı “aman” vermek, devletin kendi varlığından vazgeçmesi demektir. 15 Temmuz’un bize yüklediği sorumluluk; şehitlerimizin kanıyla sulanan bu vatan topraklarında, milli iradenin üzerinde hiçbir gölge, hiçbir vesayet odağı ve hiçbir illegal yapılanma bırakmamaktır. Bu mücadele, Türk devlet aklının namus borcudur.

Ancak bu noktada durup düşünmemiz gereken temel bir mesele vardır: Eğer hedef “hiçbir terör örgütü ve hiçbir vesayet odağı” ise, bu kararlılık ne ölçüde bütüncüldür? Terörün rengini, ideolojisini veya maskesini ayırmadan, aynı sertlikte ve aynı tutarlılıkla tüm tehditlere yönelmek, bu tarihi sorumluluğun neresindedir?

TERÖRDE İLKELİ VE BÜTÜNCÜL YAKLAŞIM: RENK AYRIMINA YER YOK

Terörle mücadelenin sadece operasyonel bir başarı değil, tarihsel bir zafer haline dönüşebilmesi için “terör” ve “vesayet” kavramlarının evrensel bir hukuk ve devlet aklıyla tanımlanması zorunludur. Eğer mücadele, sadece konjonktürel bir tehdide odaklanır ve diğer odakları görmezden gelirse, devletin bağışıklık sistemi zayıflar. Bu bağlamda, terörün rengi, mezhebi, etnisitesi ya da kullandığı dini maske ne olursa olsun; hedefi her zaman Türk milletinin birliği, Türk Devleti’nin bekası ve Cumhuriyet’in kazanımlarıdır. Terörde yapılacak her türlü “renk ayrımı”, mücadelenin hem toplumsal meşruiyetini zedeler hem de bir tehdidi bertaraf ederken bir başkasının palazlanmasına yol açar.

GÖRÜNMEZ TEHDİT: KILCAL DAMARLARA SIZAN YAPILAR VE VESAYET ODAKLARI

FETÖ, Türk devlet geleneğinde benzeri az rastlanan bir yöntemle, devletin en mahrem birimlerine, yani kılcal damarlarına kadar sızmıştır. Orduya, yargıya ve emniyete sızarak devletin kendi silahını kendi halkına doğrultması, bu sinsi yöntemin en kanlı sonucudur. Bu nedenle FETÖ ile mücadele, bir anlık duraksamayı, gevşemeyi ya da “bu kadarı yetti” demeyi kaldırmaz. Ancak bu temizlik harekatı, sadece bir örgütün adıyla sınırlandırılmamalı, aynı “yöntemi” benimseyen tüm yapılar için emsal teşkil etmelidir.

Bugün FETÖ’den boşalan alanlara sızma hayali kuran, din tüccarlığı üzerinden halkın saf inancını istismar ederek paralel hiyerarşiler kurmaya çalışan cemaat ve tarikat yapılanmaları, devletin bekası için potansiyel birer vesayet odağıdır. Eğer bir yapı, liyakati değil sadakati, anayasayı değil kendi sözde “liderinin” talimatlarını esas alıyorsa; orada devletin bağımsızlığından söz edilemez. Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, henüz 1925 yılında bu tehlikeyi şu tarihi sözlerle saptamıştır:

“Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti; şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.”

Bu söz sadece o dönemin bir uyarısı değil, bugün devletin kılcal damarlarına sızmaya çalışan tüm “paralel” niyetli odaklara karşı anayasal bir settir. Devlet içinde devlet, hiyerarşi içinde hiyerarşi kurmaya kalkan her yapı, rengi ne olursa olsun Türk milletinin iradesine yönelik bir vesayet girişimidir.

TUTARLILIK SINAVI: PKK VE ETNİK BÖLÜCÜLÜK

Terörle mücadelede tutarlılık, devletin namusudur. Eğer resmi açıklamalarda “hiçbir terör örgütüne izin verilmeyeceği” ilan ediliyorsa, bu kararlılığın en sert şekilde yönelmesi gereken yerlerden biri de kuşkusuz bölücü terör örgütü PKK’dır. FETÖ, sistemi içeriden çürütmeye çalışırken; PKK, etnik ırkçılık ve faşist bir yöntemle Türk vatanını parçalamayı, bin yıllık kardeşlik hukukunu etnik temelli bir nefretle yıkmayı hedeflemektedir.

Milletimiz, Anayasa’nın 66. maddesinde tanımlandığı üzere, etnik kökeni ne olursa olsun Türk Devleti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkestir. Bu “Türk milleti” tanımı, ırkçı değil kapsayıcıdır; bölücü değil birleştiricidir. Ancak bebek katili bir elebaşının talimatlarıyla hareket eden, Türk halkını etnik hatlarla lime lime etmeye çalışan, her gün Türk devletini tehdit eden ve hukuk düzenini terörün bitmek bilmeyen şantajları doğrultusunda esnetmeye kalkan mel’un yapı, bu birleştirici tanıma saldırarak doğrudan milli iradeyi hedef almaktadır.

Bir yanda 15 Temmuz’un faili FETÖ’ye tavizsiz operasyonlar yapılırken, diğer yanda aynı gerekçelerle (devletin bekasına kastetmek) suç işleyen PKK ve uzantılarıyla bir “diyalog” veya “masa” arayışına girilmesi, terörle mücadelenin ruhuna ve tutarlılığına aykırıdır. Bu durum, kamuoyunda haklı olarak “terörde renk ayrımı mı yapılıyor?” sorusunu uyandırır. Türk devlet aklı, şehitlerimizin emanetini ve gazilerimizin fedakarlığını bir örgütle sınırlayıp diğerine kapı aralayamaz. Terörün etnik olanı da dini istismar edeni de Türk milletinin istiklaline düşmandır.

HUKUK DÜZENİ VE MİLLİ İRADENİN ÜSTÜNLÜĞÜ: VESAYETİN HER TÜRÜNE SET ÇEKMEK

15 Temmuz hain darbe girişiminin Türk siyasi tarihine ve devlet hafızasına yüklediği en büyük sorumluluk, sadece o karanlık geceyi anmak ve şehitlerimizi yad etmek değildir. Bu tarihin asıl yükü, o meş’um geceye giden yoldaki hataları, ihmalleri ve “devlet içinde alan açma” yanlışlarını bir daha asla tekrarlamamaktır. Devlet; yetkisini anayasadan, meşruiyetini ise sadece ve sadece hukuktan alır. Bu kaynağın dışında hiçbir odağın, hiçbir cemaatin, hiçbir mafyatik yapılanmanın veya kendisini hukukun üstünde gören hiçbir grubun “nüfuz alanı” oluşturmasına izin verilemez.

Mafyatik yapılanmalar, organize suç örgütleri ve din ya da etnisite maskesiyle kendisini devlet mekanizmalarının üzerinde konumlandıran her türlü grup, devletin bekası için FETÖ veya PKK ile aynı derecede tehdit arz eder. Çünkü hukuk düzeni bir kez delinirse, orada ne devletin otoritesi kalır ne de vatandaşın can ve mal güvenliği. Atatürk’ün Cumhuriyet felsefesi, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu esasına dayanır. Bu egemenliği bölüşmeye kalkan, devletin karar mekanizmalarına ortak olmaya yeltenen her yapı, ister din maskesi taksın ister etnik kimlik, doğrudan Türk milletinin iradesini hedef almaktadır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” şeklindeki eşsiz tanımı, bizi bir arada tutan en büyük güç ve hukuki zırhtır. Bu tanım, etnik kökeni, inancı veya mezhebi ne olursa olsun herkesi “millet” paydasında birleştirir. Dolayısıyla bu gücü zayıflatmaya çalışan, açıkça toprak talebinde bulunan, Türk Devleti’ni ortadan kaldırmayı hedefleyen veya devletin içinde paralel yapılar kurmaya yeltenen her oluşum, aynı sertlikte bir devlet tavrıyla karşılaşmalıdır. Devlet, kendi egemenliğini hiçbir yapıyla müzakere etmez; aksine o egemenliği her türlü saldırıya karşı muhafaza ve müdafaa eder.

‘TERÖRSÜZ TÜRKİYE’ SLOGANININ ÖTESİ: TAVİZSİZ DEVLET AKLI

Son dönemde kamuoyu gündemine taşınan “terörsüz Türkiye” jargonu, eğer içi doğru doldurulmazsa tehlikeli bir belirsizliğe kapı aralayabilir. Gerçek bir “terörsüz Türkiye”, ancak ve ancak tüm terör örgütlerinin amasız ve fakatsız tasfiye edilmesi, devletin hiçbir yasadışı yapıya en küçük bir taviz dahi vermemesiyle gerçekleşebilir. Hukuk düzenini, terör örgütlerinin bitmek bilmeyen “talepleri” veya “şantajları” doğrultusunda eğip bükmek, devleti çözülmeye  ve acziyet içine sürüklemek demektir.

Binlerce yıllık Türk devlet geleneği, haine ve bölücüye karşı “aman vermemek” ilkesi üzerine kuruludur. Devlet; suçluyla masaya oturmaz, suçluyla pazarlık yapmaz; devlet suçluyu yargılar ve cezalandırır. Terör örgütü PKK’nın ve onun siyasi aparatlarının “terörsüz Türkiye” söylemi ardına sığınıp Türk Devleti’ne şartlar dayatması, Türk milletinin bağımsızlık iradesine hakarettir. Türk milletinin istiklal iradesi, terörün rengine veya konjonktürel siyasi hesaplara göre esnemeyecek kadar sağlam ve köklüdür.

15 Temmuz’da tankların önüne yatarak canını siper eden bu aziz millet, aynı kararlılığı PKK’nın bölücü emellerine karşı da, devletin kılcal damarlarına sızmaya çalışan yeni nesil tarikat ve cemaat yapılanmalarına karşı da göstermektedir. Devletin asli görevi, milletin bu çelikten iradesinin arkasında durmak ve tüm tehdit odaklarını, “kılcal damar” bırakmayacak şekilde bünyesinden söküp atmaktır.

MİLLİ BEKA İÇİN TEK YOL, TAM BAĞIMSIZ VE İLKELİ DURUŞ

Sonuç itibarıyla, FETÖ’ye yönelik operasyonların hiç vakit kaybedilmeksizin ve derinleşerek devam etmesi milli beka için kaçınılmaz bir milli görevdir. Ancak bu mücadelenin tarihsel bir başarıya ve kalıcı bir huzura dönüşmesi için, operasyonların kapsamı PKK ve diğer tüm illegal/legal görünümlü vesayet odaklarını da içine alacak şekilde genişletilmelidir. Terörün; ırkı, dini, mezhebi, cinsiyeti veya “insanlığı” yoktur. Bir terör örgütüne “hain” deyip operasyon yaparken, bir diğerinin taleplerini dinlemek veya semirmesine göz yummak, terörle mücadelenin bütünlüğünü ve tutarlılığını yok eder.

Türk devletinin bekası ve Türk milletinin milli birliği için “terörde renk ayrımı” yapılmasına asla müsaade edilemez. FETÖ ne kadar tehlikeliyse, etnik ırkçılığı yöntem edinen PKK da, devlet içinde kendi dar grup çıkarlarını milli menfaatlerin üstüne koyan yapılar da o kadar tehlikelidir.

Cumhuriyetimizin kurucu değerlerine, Atatürk ilke ve inkılaplarına sadık kalarak; laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti ilkelerinden zerre taviz vermeden yürütülecek bir mücadele, Türk milletinin hak ettiği huzur ve güven ortamına kavuşturacaktır. Unutulmamalıdır ki; devletin bekası, hukukun üstünlüğü ve milletin bölünmez birliği her türlü siyasi mülahazanın ve gündelik hesabın üzerindedir. Terörün tüm renklerini silene, tüm vesayet odaklarını tasfiye edene kadar bu mücadeleyi ödünsüz sürdürmek, binlerce yıllık tarihimize ve gelecek nesillerimize olan en büyük namus borcumuzdur.

Devlet “bağırsaklarını” ancak topyekûn mücadele ile temizler.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!