Cem Gürdeniz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Barış Pınarı ve Doğu Akdeniz’e etkisi

Barış Pınarı ve Doğu Akdeniz’e etkisi

featured

İnanca ve etnik kökene dayanan aşırı uçlar, emperyalizmin asırlardır en önemli enstrümanı olmuştur. İster monoteist ister politeist; ister vahiy, ister felsefe veya düşünceye bağlı olsun, inanç sistemleri kışkırtmalar sonucu insan aklının, erdemin ve etik değerlerinin önüne geçerek emperyalizmin istekleri paralelinde asırlardır kan dökmüştür. Kan dökmeye de devam etmektedir. Örnek İŞİD/DAEŞ. Benzer şekilde etnik köken, kabilecilik, mikro milliyetçilik de yüzyıllardır emperyalizme hizmet ediyor ve doğal seçicilik altında güçlülerin satranç tahtasında güçsüzlerin birbirini yıpratması ve hatta yok etmesi için kullanılıyor. Örnek PKK, PYD/YPG.

DİNLER VE SAVAŞLAR

Önce Haçlı Seferleri daha sonra Westphalia Antlaşmasına (1648) kadar Hıristiyanlık 30 yıl savaşları gibi aslında taht savaşlarını Protestan ve Katolik savaşları üzerinden yürüttü. Milyonları katlettiler. Osmanlı’nın Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu’daki çöküş sürecinde sınırları içindeki Hristiyan azınlıkların rolü başattır. Bugün de İslam dünyası çeşitli alt gruplar ile paramparça edilmiş durumda. Genel geri kalmışlık ve eğitimsizlik faktörleri bu bölünmüşlüğe eklenince emperyalizmin 21’inci yüzyıldaki en kullanışlı kitlesi maalesef Müslüman dünyası.

EMPERYALİZM VE KÜRTLER

Büyük çoğunluğu İslam inanç dünyası içinde yer alan Kürtler de 19. yüzyılın sonundan bu yana emperyalizmin en değerli aracı durumunda. Mustafa Kemal ve Kemalist teorisyenler bugünleri görmüş ve Cumhuriyetimizi kurarken hem dini, hem etnik tuzaklar konusunda ne denli hassas olduklarını iki muazzam kurucu felsefe uygulamasıyla ispat etmişlerdi. İlki laiklik. Diğeri ulus devlet. Lozan görüşmelerinde Kürtlerin asla  Müslüman azınlık statüsünde kabul edilmemesi büyük başarıdır. Dolayısı ile Kürt kökenli vatandaşlarımız Cumhuriyetin bir vatandaşı olma statüsünü koruyabilmiş, vatanın tüm sathında hiç bir ayrıma tabi olmadan Osmanlı İmparatorluğundan arda kalan tüm alt kimlikli vatandaşlarımızla birlikte Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı kimliği altında etle kemik olmuşlardır. Kürt kökenli devlet adamları, siyasetçiler, amiral ve generaller, akademisyenler, iş adamları, sanatçılar vb. sosyal kesimin geniş yelpazesinde tasada ve kıvançta ortak bir arada yaşamayı başarmışlardır. Ancak Kürtlerin bir kısmı emperyalizmin kuklası ve maşası olarak ulus devlete baş kaldırmışlardır. Cumhuriyet, bu ayaklanmaları bastırmıştır.

ÖZAL’IN ÖNGÖRÜSÜZLÜĞÜ

1984 yılında başlayan PKK terörü, önce Özal’ın emperyalizmin bu enstrümanını “bir avuç eşkıya” söylemi ile küçük görmesiyle büyüdü. Daha sonra soğuk savaşın bitmesiyle Kürtler, Irak, İran ve Suriye’nin parçalanarak denize çıkışı olan sözde Büyük Kürdistan’ın kurulması için sahaya sürüldüler.  Bu süreçte Çekiç Güce izin vermemiz Türk jeopolitiğine inanılmaz derecede zarar verdi. Bugün Barzanistan ile PKK/PYD terörü denize çıkışın emrinde kullanılmaktadır.

DENİZE ÇIKIŞIN STRATEJİK NEDENLERİ

Denize çıkış o kadar önemli ki, bugün Trump Yönetimi söylemde geri çekiliyor görülse de, İsrail ve ABD neo-conları bu uğurda büyük çaba sarf etmeye mutlaka devam edeceklerdir. Zira halen İkinci İsrail olarak da adlandırılan sözde Kürdistan’ın (Barzanistan) denize çıkışı yok. O nedenle denize çıkışı olan bir devlet ile uzun bir savaşa  dayanmaları çok zor. Örneğin şu ana kadar karaya hapsedilmiş YPG/PYD kantonlarına 30 bin Amerikan malzemesi taşıyan TIR’ların gittiği biliniyor. Bu işlemler son 3 yıl içinde gerçekleşti. Halbuki büyük bir limanla denize çıkışları olsaydı, iki adet 15 bin TEU’luk konteyner gemisi ile bu yük bir seferde taşınabilirdi. Deniz ulaştırmasının  taşıma kapasitesi ve nakliyat zinciri kurabilme yeteneği kara, demir yolu ve hava yolu ile kıyaslanamayacak derecede devasa boyutlardadır.

GEÇ AMA DOĞRU BİR HAREKAT: BARIŞ PINARI

Türkiye’nin denize çıkmayı jeopolitik vizyon haline getiren PYD/YPG güçlerine ve oluşturdukları kantonlara Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı harekatları ile kama sokması Anadolu’nun hayatta kalma hamlesidir. Benzer hamlenin çok geç kalınmış olsa da Fırat doğusuna yapılıyor olması önemli bir gelişmedir. Burada sorun, harekat yapılan devlet topraklarının asli sahibi ile işbirliğinin olmayışıdır. Bu durum sonuçları itibarı ile belirsizlik yaratır ve askeri harekatın siyasi hedefine erişimi engeller. Siyasi hedef Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamak olmalıdır. Aynı durum ABD tarafından Türkiye’nin omuzlarına yüklenen İŞİD militanlarının gelecekteki durumudur. Bu vahşi, kan dökücü canavarlaşmış militanlarla Türkiye’nin uğraşması son derece risklidir. Bu militanların ABD, İsrail ve diğer batı istihbarat birimlerinin enstrümanı olduğu unutulmamalıdır. Bu risk, Suriye Hükümetiyle paylaşılmalıdır.

GEÇMİŞİN HATALARI

Maalesef, son 7 yılın Suriye politikası, Annan Planı felaketinden sonra Türkiye’nin tarihindeki en yanlış yönetilen dış politika sorunudur. Sorunun oluşmasının en önemli nedeni FETÖ örgütlenmesinin dolayısıyla emperyalist vizyonun Türk güvenlik politikası ile uyumlandırıldığı 2011-2016 arası dönem uygulamalarıdır. Devlet sonradan doğru yolu bulmuştur. FETÖ darbe girişimi sonrası uygulamaya sokulan Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatları nasıl devlet aklının ve strateji biliminin gereklerini yerine getirmişse, Barış Pınarı Harekatı Suriye Hükümeti ile işbirliğini sağlamalıdır. Yakınlaşma Politikası iç politikaya kurban edilmemelidir.  Bugün, PKK ve PYD’ye 30 bin TIR yardım yapan ABD ile ortaklık ve stratejik müttefiklik söylemlerini hala sarf eden ve ortak harekât merkezi kurmaya imza atan devlet adamları ve siyasetçiler varken, Suriye devletinin kendi vatanını korumasına katkı sağlayacak yeni bir dostluk rejimini savunanlar nerede? Kişisel ihtiraslara dayalı düşmanlıkların halklar arasındaki dostluğa da sirayet edebileceği unutulmamalıdır. Hatırlatalım, Menderes Hükümetinin 1958 yılında bağımsızlığına kavuşan Cezayir’e BM’de çekimser oy kullandığı hala unutulmuş değil. Savaş bittiğinde Suriye’nin yeniden imarı ve ortaklıklar söz konusu olduğunda muhatabımız kim olacak?

PINAR, AKDENİZ’İN SULARINA ERİŞMELİDİR

21. Yüzyılda jeopolitiğimizin asli unsuru Suriye, KKTC ve Mavi Vatanımız ‘ın buluştuğu  Doğu Akdeniz olacaktır. Unutulmamalıdır ki Barış Pınarı, KKTC’nin geleceği ve Doğu Akdeniz’deki  egemenlik mücadelemiz birleşik kaplar gibi birbirine bağımlıdır. Birinde yapılacak jeopolitik hata diğerinde tavize neden olur. Türkiye’nin artık hataya tahammülü yoktur. Bu alanda Suriye ile dostluk her açıdan esastır. Dilerim Barış Pınarı Şam üzerinden Doğu Akdeniz’e doğru akar ve Mavi Vatan ve Yavru Vatanla buluşur.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!