İnsanlar genellikle dünyayı savaşların şekillendirdiği düşünülür; ancak bu bir yanılgıdır. Dünyayı birinci derecede bulaşıcı hastalıklar şekillendirir. Hastalıklar sadece dünyayı şekillendirmekle kalmaz; yönetim modellerini de belirler.
Tek hücreli veya hücremsi canlıların insanlıkla savaşımı insanlık tarihiyle başlar. Dinsel veya mistik düşünce bu hücrelerin hastalıklarla olan ilişkisine ulvi anlamlar katılır; Tanrı’nın gazabı denir, kader denir, şeytan işi denir. Eski Ahid’in çeşitli yerlerinde İsrâiloğulları’nın isyankâr davranışlarının Allah’ın gazabını üzerlerine çektiği, bu sebeple veba ile cezalandırıldıkları ifade edilir. Kitlesel ölümlere neden olan bu hastalıklar İslam felsefesinde ve dilinde “Taun” olarak isimlendirilir. Hz. Peygamber de tâunun İsrâiloğulları’na ceza olarak (ricz) gönderilen bir hastalık olduğunu belirtmiş ve İslami anlamda “karantina” işlemini “Bir yerde taun çıktığını duyanların oraya gitmemelerini, bulundukları beldede ortaya çıktığı takdirde oradan ayrılmamalarını” öğütlemiştir.
İlkel anlamda da olsa aşının keşfi “İslam’ın Altın Çağı” olarak tanımlanan bir çağda çok yüksek olasılıkla Razi tarafından düşünülmüş ve uygulanmıştır. Uygulama halk hekimlerinin hekimlik icraatlarına girecek kadar karşılık bulmuştur.
Aşının geliştirilmesi ve üretimi bir süreçtir ve bu süreçte aşıya karşı çıkmak bulaşıcı hastalıklara karşı toplumu çıplak bırakmaktır. Tartışılması gereken konu aşı olmamalı, aşının milli ve zararsız olanının üretimi olmalıdır. Aşıyı kapitalist sağlık baronlarının ticari metası olmaktan çıkarmak olmalıdır. Aşının reddiyle oluşacak toplumsal hastalık yükünün ülkeye insani ve ekonomik yıkımını düşünmeden atılacak her adımın bedelini bu toplum ödeyecektir. Arka planı sağlama almadan atılacak her adım Don Kişot’luktur; kahraman olmak için toplumsal hastalıkları geri çağırma riskini almak ise ihanettir. Hekimler kapitalist baronların elinde bir silah gibi kullandığı birtakım aşıları savunmamaktadır; evladını düşünen bir ana zihniyetiyle önce onların canını düşünmektedir.
Aşı üzerinde oynanan oyunların farkında olan Küba bu süreci ta 1962’den itibaren başlattı ve o tarihten itibaren özellikle çocuklarda bulaşıcı hastalık yükünü büyük ölçüde kaldırdı. Küba Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre 560 bin çocuk öldürücü nitelikte olan bulaşıcı hastalıklarla temas etti ve yaklaşık 50 yıldır geniş çaplı toplumsal aşılamalarla bu hastalıklara bağlı ölüm ve sekelleri büyük oranda çözüldü. 2006’dan beridir dünyada aşıyla engellenebilir hastalıklar yönünden dünyanın en iyileri arasındalar. Şu andaki mevcut şemaya göre, Kübalı çocuklar 13 hastalığa karşı 11 aşı ile korunmaktadır ve bu 11 aşının 8’i Küba’da üretilmektedir. Küba’daki bütün çocuklar Hepatitis B ve Meningokokal menenjitise karşı kendilerinin ürettiği aşılarla aşılanmakta; Meningekok aşısı aynı zamanda uluslararası piyasalarda da bulunmaktadır. Tablo’da DSÖ’nün verilerine göre Küba’nın Gelişen ve Gelişmekte olan ülkelere göre bulaşıcı hastalık yükü aşağıdaki gibidir. Dünya’da 2018 itibariyle çoğunluğu Afrika ve Akdeniz bölgesi ülkelerinden olan 142,300 çocuğun olduğu göz önüne alındığında bu tablonun önemi daha da anlaşılacaktır.

Aşılama bulaşıcı hastalıkların kontrolünü sağlamada maliyet etkinlik analizlerine göre son derece etkin bir işlemdir. Sağlık sistemi bu stratejiyi önceliğine alır, aşılama oranlarını yükseltir ve aşıların etkinliği ve güvenliği hakkında toplum yararlarını vurgulayan bir eğitim yaparsak, aşıların toplumsal bulaşıcı hastalıkları engellemedeki başarısı yükselecektir.
Ailelerin çocuklarının aşılanmasını reddetmesi konusu başlı başına bir halk sağlığı sorunudur çünkü bu konu sadece bireyin sağlığına indirgenemez; toplumun bağışıklığını tehlikeye sokar. Bağışıklamanın kapsayıcılığı, aşılamanın kapsayıcılığıyla doğrudan orantılıdır. Dünyada gittikçe artan sayıda aşı karşıtı grupların varlığı, alarm verecek boyuta ulaştı ve aşılama oranlarının düşmesine sebep oldu. Sürecin neticesinde global olarak birçok ülkede bulaşıcı hastalıklar patlamaya başladı. Sürecin sorumluluğu birinci derecede kitlesel medya ve sosyal medya gruplarının olduğu kadar aşılara bağlı istenmeyen olayların kayıt ve deklere etmeyen Sağlık Bakanlığının da sırtında.
AŞI SAYESİNDE MİLYONLARCA ÇOCUK KURTULUYOR
Dünyada aşılama sayesinde her yıl 5 yaş altı 2.5 milyon çocuğun ölümü engellenmektedir. (World Health Organization; United Nations Children’s Fund (UNICEF); World Bank. State of the World’s Vaccines and Immunization. 3rd ed [Internet]. Geneva: World Health Organization; 2009 [cited 2019 Jan 8]. 185 p. Available from: http://whqlibdoc.who.int/publica tions/2010/9789243563862) Bu tartışmasız başarıya rağmen, aileler ve bazı sağlık personelleri tarafından pompalanan aşı karşıtı bir blok oluştu. Aşı karşıtlığı terimi, geçici veya kalıcı olarak bir, birkaç veya tüm aşıların reddi anlamına gelmekte. Bu reddetme tıbbın en önemli koruyucu hekimlik politikası ve uygulamalarını tehlikeye soktu. Reddetme çoğunlukla bilimsel temeli olmayan, güvenilir olmayan kaynaklardan alınmış eksik ve hatalı bilgilerden, yan etkiler konusundaki söylentilerden ve kapsayıcı olmayan sağlık sistemlerindeki aşıların yüksek fiyatlarından kaynaklanmakta.
Artan çekince aşı karşıtları olarak isimlendirilen grupların aşı reddi hakkına kadar indirgendi. Bu hareket ciddi toplumsal neticeleri var ve sosyal veya diğer medya hareketleri ile aşılama programlarını engelliyorlar. Bu nedenle hem bireylerin hem de toplumun bağışıklığı tehlikeye girmekte çünkü aşılama toplumun aşılanma oranları çok yüksek olduğu zaman başarılı olmakta.
Bilindiği üzere bazı toplumsal enfeksiyon salgınları dünyadan eradike edildi (bitirildi) ve bazıları da zayıflatıldı. Aşı karşıtları yaptıkları eylemle dünyadan bu hastalıkların tam eradikasyonunu riske etmekteler.
Aşı karşıtlarının yaptığı bu eylem aşı geliştirme, daha güvenilir aşılar üretme, aşı yan etkilerini tarama ve deklere etme programlarının önüne geçti ve sosyal medyanın bilimsel olmayan zeminde dedikodu boyutunda yaydığı söylentiler dünyanın en eski toplum sağlığı koruyucu programını riske etti. İşte bu aşamada toplum sağlığının önemini bilen hekimlerin her çeşit medya aracılığıyla aşı karşıtı kampanyaların argümanlarını çürütmesi görevi oldu.
Aşılama programlarında toplumun rolü esastır. Ancak eksik veya bozulmuş bilginin medya aracılığıyla yayılması, aşı faydalarının ve güvenliğinin önüne geçti. Aşılamanın kendi başarısı aslında kurban seçilmesinin de gerekçesi oldu. Artık çok daha nadir görülen bulaşıcı hastalıklar nedeniyle toplumda bu hastalıkların artık bir risk oluşturmadığı kanaati oluştu. Mortalite ve morbiditeki keskin düşüş nedeniyle nadiren görünür aşı yan etkileri çok daha göz önüne çıktı ve dikkat çekmeye başladı. Aşı karşıtı gruplar çoğunlukla gelişmiş ülkelerde ortaya çıkmasına rağmen artık düşük ve orta gelirli ülkelerde de hızla yayılmaktalar.
Aşı reddi yeni bir olgu değil. Aşının geliştirildiği ilk dönemlerde de mevzubahisti. 1970’li yıllarda DTB güvenilirliği konusunda bir tartışma vardı; İngiltere’de Londra çocuk hastanesinde aşı sonrası nörolojik bozukluklar geliştiği iddia eden medya raporlarından sonra tartışma alevlendi. Birçok hekim o dönemde aşıya karşı çıktı. Sonuçta aşı oranı düştü ve ardın ardına 3 epidemik patlama (salgın) gözlendi. Aşıya bağlı nörolojik olayların çok düşük oranda olduğu açıklandıktan sonra aşılama hızları tekrar yükseldi. Aynı endişe 1982 yıllarında ABD’de oluştu, sonrasında aşılama hızları düştü, CDC’nin yerinde müdahalesi ile tekrar yükselme tespit edildi.
Bugün Küba kapsayıcı bağışıklama, çocukların doğru beslenme stratejileri, riskli gebelerin izlenmesi, riskli gebelerin son döneminde uzun süreli hastaneye alınması, doğum sonrası ana ve çocuk takibi ile Dünya’nın en düşük hatta ABD’den de düşük çocuk ölüm oranlarını başardı. Bunu milli bir Sosyalist Sağlık Politikası ile sağladı. Bizim gibi sağlık pazarı her yönüyle kapitalizme terk edilmiş bir ülkede aşı reddi toplumun ateşle imtihanıdır. Bin düşünüp bir söylemeyi gerektirir. Bazı gazeteciler için bir prestij meselesi olarak kullanılamaz. Gazeteciye düşen görev elbette vardır. Bu görev sadece milli aşının üretimi için nefer olmaktır.

Doğru söze ne denir ki
Bizde de bir zamanlar Hıfsı sıhha vardı
Aşıya karşı değiliz. Emperyalist globalist kapitalist farmakoloji çetelerinin içinde ne olduğu bilinmeyen aşılarına karşıyız…