Gürcan Elbek
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Gezginler ve yürüyüşleri

Gezginler ve yürüyüşleri

featured

Yürümenin nasıl bir felsefi tarafı olabilir? Saatlerce, hatta günlerce doğada yürüyen insan bunu neden yapar? Gezgin bakışı ile yürüyüşlere bakacağız bu hafta. 4 ayrı gezginden gezileri esnasında yaptıkları yürüyüş bilgileri ile birlikte duygu, düşünce, anı ve gözlemlerini okuyacaksınız. Tabii ki harika fotoğraflarıyla birlikte.

Yürüyerek Gezmek…

Mümkünse en iyi gezi tarzı yürüyerek yapılanı bana göre. Sürat ne kadar az ise doğa veya bölge ile bütünleşme de o denli doyurucu oluyor. Sakin yaşanan hayatın huzur içinde tadının alınması gibi, uzun ve süratleri düşük geziler sindirimi kolay deneyimler içeriyor, uçucu hatıralar yerine. Yürümek hem sağlık, hem güvenli. Bir de fiziki dayanıklılık yanında, psikolojik ve ruhani bir olgunluk bir göstergesi.

Yürüme Dışındaki Gezi Tipleri…

Bisiklet ile gezmek yürüyüşten sonra gezilen yerleri hissetmenize yarayan ikinci harika deneyim. Motor benim seçimim değil ama seviyorsanız o da harika olur. Ardından otobüs, tren, vapur ile yapılan gezileri sayabilirim. Otostop da bu araya değişik bir yöntem ve kişiliklere göre macera seviyesi olarak girebilir. Uçakla gidilip ateş alma kabilinden yapılan yolculuklar, sadece gezilecek yerlere ulaşmak için birer vasıta. Bu yazının konusu belli bir noktaya tatil amaçlı yapılan tıknefes bir geziden ziyade gezgin olarak yollara düşenlerin yürüyüş öykülerine bir başlangıç. 

Bu Yazıdaki Gezginlerin Yürüyüşleri…

Bu yazımızda 4 gezginin kendi kalemlerinden yürüyüşlerini okuyacaksınız. Armağan ÖMÜR’ün Nepal’deki “Annapurna Yürüyüşleri”, Barkın SÖNMEZER’in “Kuzey Norveç Turu” ve Cüneyt GÜVEN’in “Himalaya Poon Hill Yürüyüşü”ne yer vereceğiz. Ben de zihnimde tatlı hatırası olan Patagonya, El Chalten’deki parkurlardan “Lago Torres” yürüyüşünü yazacağım. Sizleri gezginlerimizin yazılarıyla başbaşa bırakıyorum. Yazıların sonunda buluşmak üzere.

“NEPAL – ANNAPURNA YÜRÜYÜŞLERİ”

ARMAĞAN ÖMÜR

Selam,

Bendeniz 61 yaşında İstanbul’da yaşayan, 38 yıldır serbest diş hekimliği yapan ve fırsat buldukça yeni rotalarda yürüyüşler yapan bir maceraseverim. Seyahat etmek beni her zaman heyecanlandırmıştı. Çocukluğumda yeni ve bilmediğim bir yere gideceksem, akşam uykularım kaçar, gideceğim yerle ilgili hayaller kurardım. Yolculuğa  çıkarken ayrıntılı planlar yapmayı hiç sevemedim. Yolun beni götürdüğü yeni mekanlara yapılan spontan geziler bana her zaman daha cazip gelmiştir. Yeni insanlarla tanışmak, yeni yerler keşfetmek benim için her zaman bir tutku oldu.

 /></p>
<p><span style=Nepal, Hindistan ve Çin arasında küçük bir ülke

 /></p>
<p><span style=Annapurna, Basecamp Yürüyüş Rotası

Bu nedenle, 6-7 sene evvel bir internet sitesinde Nepal’de Annapurna’da yürüyüş yapanların resmini görmem bana yetti. Annapurna Nepal’in kuzeyinde 5-6 dağdan oluşan bir Milli Park. Bu bölgede 5-6 tane yürüyüş rotası var. Ben sadece iki tanesini yaptım. Yaptığım yürüyüşlerden biri “Annapurna Circuit”, diğeri ise “Annapurna Basecamp” oldu. Nepal’in başkenti Katmandu bu rotaların merkezi konumunda. Her türlü bilgi, harita ve yürüyüş malzemesini burada bulabilirsiniz.

 /></p>
<p><span style=Yol boyunca karşınıza çıkan şelalelerden biri.

 /></p>
<p><span style=Etkileyici görüntüsü ile Macchapuchre (6933 m.)

 /></p>
<p><span style=Nepal içinde kullanabileceğiniz, pervaneli uçaklarla hizmet veren Buddha Air

 /></p>
<p><span style= Vadi geçişlerinde çok sık kullanılan tel köprüler.

 /></p>
<p><em><span style=  Annapurna Curcuit rotasının zirvesi sayılan THORONG LA PASS.

Yaptığım her iki rota da 10-15 günlük, herkesin yapabileceği zorlukta rotalardı. Bu rotalar günde 5-6 saatlik normal tempo yürüyüş ile rahatlıkla yapılabilir. 2-3 saat aralıklarla yer alan köylerde, “Teahouse” dedikleri bizim pansiyonlara benzeyen mekanlarda konaklayabiliyor ve güzel yöresel yemeklerini tatma fırsatınız oluyor. Bu  nedenle yorulduğunuzda her zaman mola vermek ve bir bardak zencefil çayı içme fırsatınız var. 10-12 kg’ı geçmeyen bir sırt çantası ile çok ayrıntılı yapılandırılmış bu rotalarda isterseniz tek başınıza, isterseniz de bir yerel rehberle birlikte bu coğrafyayı keşfetmek gerçekten çok keyifli.

 /></p>
<p><span style=Sabah güneşinin vurduğu Annapurna dağları.

 /></p>
<p><span style=Keyifli bir Teahouse (konaklama mekanı)

 /></p>
<p><span style=Klasik bir Nepal yemeği olan DAL-BHAT

 /></p>
<p><span style=Bu rotalarda yeşilin her tonunu görmek mümkün.

 /></p>
<p><span style=Bitmek tükenmek bilmeyen merdivenler.

 /></p>
<p><span style= Bölgedeki bütün dağların endam eylediği POONHİLL seyir tepesi.

 /></p>
<p><span style=Sıkça karşınıza çıkan seyir kuleleri.

 /></p>
<p><span style= Çiçeklerle bezeli bir TEAHOUSE.

Yollarda her milletten yürüyüşçülere rastlamak mümkün. Akşamları kaldığınız Teahouse’ta herkes rota ile ilgili bilgilerini paylaşıyor ve kendiliğinden güzel sohbetler oluşuyor. Böylece değişik kültürlerle de tanışmış oluyorsunuz. Yürüyüşlerin sonu Nepal’in sayfiye kenti diyebileceğim, bir göl kenarında kurulu Pokhara kentinde bitiyor. En güzeli de burada yürüyüş sonrası ağrılarınızı unutabileceğiniz müthiş bir masajın sizi bekliyor olması.

 /><span style=

Nepalin sembolü haline gelmiş olan renk renk  bayraklar.

 /></p>
<p><span style=Kardeşim Erkan’la Annapurna Basecamp’a varmanın mutluluğu.

 /></p>
<p><span style=Her mevsim karlı Annapurna dağları.

 /></p>
<p><span style= Nepal bayrağı ile Annapurna Basecamp.

 /></p>
<p><span style=Yorgunluk ve soğuğa rağmen başarmış olmanın mutluluğu.

İlkbahar ve sonbahar mevsimleri gidilebilecek en güzel zamanlar. Yerel halk bu işten geçimini sağladığı için, misafirlerine çok iyi davranıyor. Doğa gerçekten size enfes manzaralar sunuyor ve Nepal kültürü ile iç içe bir zaman geçiriyorsunuz. Benim tavsiyem nispeten daha kolay bir rota olan Annapurna, Ana Kamp (Base camp) ile başlamanız. Bu rotalarla ve yürüyüşlerle ilgili daha fazla bilgi almak veya soru sormak isterseniz bana her zaman yazabilirsiniz. Mail adresim [email protected].

Sağlıkla kalın.

“KUZEY NORVEÇ TURU”

BARKIN SÖNMEZER

Merhaba değerli okuyucular! Ben Barkın Sönmezer, 26 yaşında Norveç’in Stavanger şehrinde yaşayan bir müzisyenim. Bunun yanı sıra boş vaktim oldukça veya yarattığım zamanlarda her daim yeni yerleri ve kültürleri keşfetmeyi, gezmeyi seviyor ve benim için en önemlisi, bunları fotoğraflamaya çalışıyorum. Mesleğimin de bu konuda bugüne kadar fazlasıyla yardımcı olmasıyla beraber kendi aldığım özgür kararlar bana bu hayatı bu anormal zamanlarda bile zorla da olsa hevesle yaşamamı sağlıyor. Belki de bana verilen adın anlamı sayesinde kim bilir. Barkın, gezgin, seyyah demek.

(Barkın SÖNMEZER’in foto-günlüğüne (blog) ulaşmak için aşağıdaki adrese tıklayabilirsiniz; www.barkotbarkin.com)

 /></p>
<p><em><span style=Kuzey Norveç’de Barkın SÖNMEZER’in yürüyüş rotası 

Sizlere bu korona zamanlarında çok değerli dünya politikacılarının bizler için kararlaştırdığı hayat tarzı çerçevesinde yaptığım bir geziden bahsetmek istiyorum. Stavanger Senfoni Orkestrasından İsveçli/Çinli viyolacı arkadaşım Tim ile bir anda karar verip, hızlıca ve gerekli tüm kamp malzemelerimizi aldığımız 12 günlük kuzey Norveç turu!

Norveç ne olursa olsun en başından beri başarılı bir pandemi süreci yürütüyor. Hatta ki biz eğlence sektöründeki müzisyenler bile sadece iki haftalık bir boşluğun ardından ufak ufak çalışmalarımıza başlamıştık nisan ayında. Haziran 15’e kadar da uzun bir maraton koşmuştuk konserlerimizle. Malumdur ki yaz tatili bu durumda büyük bir ihtiyaç haline geliyor. Fakat yurt dışı çıkışları Norveç’te uzun süre devlet tarafından tavsiye edilmemişti. Bu sebepten ötürü Norveç içinde bir tatil planlamalıydık. Aslında bu yaz Norveç’tekiler için biçilmiş kaftandı. Koca bir yaz belki de dünyadaki en güzel coğrafi yerleri turistsiz rahat rahat gezebilme fırsatı!

Özellikle benim gibi fotoğrafla ilgilenenler için kaçırılmaması gereken bir durumdu. Biz de çok tecrübeli kampçılar ve doğa yürüyüşçüleriymişiz gibi çadırımızı ve sırt çantalarımızı alıp Avrupa’nın en kuzey noktasına ardından da Norveç’in dünya dışı doğa harikası Lofoten Adaları’na gitmeye karar verdik. Tecrübe konusunda biraz yanılıyor olabilirim çünkü aslında bu gezi ikimizin de hayatındaki ilk kamp turu olacaktı. Hem de hiç tanımadığımız bir tundra ortamında ve bir sıkıntı durumunda ne yapacağımızı bile bilmediğimiz çadır ve kamp malzemeleriyle gerçekleşecek bir tur…

Tecrübeli insanlar ile konuşup, kamp hakkında birkaç yazı ve makale okuduktan sonra gerekli olan tüm malzemelerimizi almıştık. Kuzeye gitmeden Stavanger çevresinde bir günlük kısa bir deneme kampı bile kurduk. Artık sıra gerçek maceradaydı. Fotoğraf makinem ve 17 kiloluk sırt çantam ile hayatımın belki de en özel gezisine hazırdım!

 /></p>
<p><span style= (Stavanger çevresindeki deneme kampımızdan bir kare)

1 Temmuz 2020 sabahı kuzeydeki Alta şehrine uçtuktan sonra otobüs ile Avrupa’nın kuzeydeki son kasaba olan Honningsvåg’a ulaştık. Hava ne yazık ki beklediğimiz gibi olmamıştı. Otobüsten indiğimizde sert bir doğaya adımımızı atmıştık. Bizi bu gezide en çok zorlayacak ilk iki güne bu sertlikte bir doğayla karşılaşarak başlıyorduk. Rahat uygulanabilir ve esnek de bir plan yapmıştık. Fazla yerleşim ve nüfus olmayan bu topraklarda günde sadece bir otobüs vardı şehirlerarası. Bu sebepten ötürü günlük olarak bağlı kalmamız ve çok vakit kaybetmeden yapmamız gereken rotalar vardı. İlk günden hedefimiz Nordkapp’a yani Avrupa’nın anakaraya bağlı en son toprak noktasına ayak basmaktı. Fakat çok güçlü rüzgarlar ve yağmurlar bunu yapmamıza iki gün boyunca izin vermedi. Ama bu sayede belki de bu en zor koşullarda hayatta kalma içgüdüsü bize büyük tecrübeler kazandırdı. Çadırı bu havada nasıl kuracağımız, sırtımızdaki ağırlıklar ile mola vermeden uzun süre yürümememiz gerektiğini öğrenmekti. Belki de en önemlisi yemek için tüm malzemelerin elimizde olup da yakıt almayı unuttuğumuzda bu havada ateş yakamadan nasıl karnımızı doyurabileceğimiz durumunda kalmak yaratıcılığımızı geliştirmişti. Yakıt yerine zevk için aldığımız güzel bir konyağı yakıt niyetine kullandık. Ama karnımız doymuştu en azından.

 /></p>
<p><span style= (Zor hava koşulları altında kurduğumuz ilk kamptan bir kare)

 /></p>
<p><span style=(Zor hava koşullarında yolumuzu bulmaya çalışırken yanımızdaki manzara)

 /></p>
<p><span style= (Honningsvåg kasabası ve kampımız aynı karede) 

Üçüncü gün güneş yüzünü göstermeye başladığında hemen otobüse atlayıp kuzey burnuna yola çıktık. O son 30 kilometrede Avrupa’nın sonuna gidiyorum hissiyatı hala aklımda!

Vardığımız son noktadaki restoran, kocaman bir hediyelik eşya dükkanı, kahve ve müzeler geçirdiğimiz o zor iki günden sonra ihtiyacımızdan da fazlasıydı. O nokta için kapsamlı bir tesis ile karşılaşmak ve bu son noktaya varış bize iki koca gülümseme vermişti.

Daha da güzel olan başka birşey ise, ufkun bu denli kuzeyde olmamızdan dolayı olan kırıklığının üzerinde saat 00.30 da gece yarısı güneşini fotoğraflayabilmek oldu! Tabi kampımızın yanında bize akşam yemeğine katılan ren geyiklerini de anlatmadan bu harika günü sonlandıramam.

 /></p>
<p><span style=(Yol arkadaşım Tim, ben ve Nordkapp’ın sembolü dünyamızı anlatan küre. Gece yarısı güneşi ile birlikte)

 /></p>
<p><span style=(Nordkapp ve gece yarısı güneşi, saat 00:04)

Ertesi gün yine farklı tecrübeler edindiğimiz bir gün oldu. Bu defa hedefimiz sadece uzun bir doğa yürüyüşünün ardından ulaşılabilen gerçek Kuzey Burnu Knivskjellodden’di.

İçgüdülerimizi dinleyerek burası kısa yoldur diye takip ettiğimiz rota yüzünden çıktığımız çizilmiş patikaya varış oldukça zor olacaktı. 6 saat sonunda fazlasıyla tehlikeli ve karlı sayısını unuttuğum dik tepeler inip çıkıp, bataklıklar geçip, ulaşabilmiştik. Fakat bir kanıt gibi Avrupanın o denizi yalayan son kara parçasına dikilmiş taşta ayakta durabilme hissi, tamamen güneşli bir geceye rağmen harika bir uyku çekmemi sağladı.

 /></p>
<p><span style=(Avrupa’nın son taşının üstünde ben) 

 /></p>
<p><span style=(Avrupa’nın son kara parçası ve son)

Bu kadar maceranın üstüne bu bölgeye bu sefer dünyanın en kuzey şehri olan Hammerfest’te geçirdiğimiz bir akşamın ardından yine geldiğimiz havaalanı olan Alta’da yediğimiz ren geyiği eti sandviçleri ile veda ettik. Artık rotamız meşhur Lofoten Adaları idi…

Lofoten, “Vaşak Ayağı” demek. Adalar haritadan bakıldığında vaşağın bir ayağına benzediği için bu isim verilmiş. Bu adalar takım adalar kuzey kutup dairesi içerisinde yer almakta ve ana karadan en güney ada noktasına kadar 300 kilometrelik bir yol ile birbirlerine bağlı.

Bu bölgeyi yazarak anlatmaktansa fotoğraflarımla anlatmayı tercih ediyorum. İmkanı olan ve imkan yaratabilecek herkesin görmesini kesinlikle tavsiye edeceğim bir bölge. Gördüğüm her köşede küçüklüğümde hep TRT 2 ‘de tablolarını yaparken “Şuraya da küçük bir ağaç koyalım” diyen Bob Ross geldi aklıma.

Lofoten Adaları, Bob Ross sanki kulağıma dünya dışı yerlerin resmini çizerken “Buraya da dik bir uçurum koyalım” diye fısıldarken rüzgar gibi geçmişti.

Skrova adası, Henningsvær Stadyumu, Uttakleiv ve Kvalvika plajları, Hamn Adası, Sakris Adası ve en son Reine’de 1800 basamak tırmanarak çıktığımız 450 metre yükseklikteki o dünya dışı uçurumda kurduğumuz kamp ve orada bizimle birlikte tek kamp kurmuş diğer harika Litvanyalı çift Darius ve Aiva ile geçirdiğimiz harika bir geceden sonra sabaha karşı çıkan fırtına ile deliler gibi sallanan çadırımızın içinde, belki rüzgar bizi aşağı sürükler diye uyuyamamak bile aklımda yeri kazınan, asla unutmayacağım anılar kattı bana. Şimdi bu yerleri size kendi gözümden anlatmak istiyorum…

 /></p>
<p><span style=(Skrova adasının en yüksek noktasından bir manzara)

 /></p>
<p><span style= (Henningsvær stadyumu)

 /></p>
<p><span style= (Haukland sahiline gidiş yolundan)

 /></p>
<p><span style=(Haukland sahili)

 /></p>
<p><span style=(Uttakleiv sahiline gidiş yolundan)

 /></p>
<p><span style=(Uttakleiv sahilinden)

 /></p>
<p><span style=(Uttakleiv sahilinden)

 /></p>
<p><span style= (Kvalvika sahiline kuşbakışı)

 /></p>
<p><span style=(Kvalvika sahilinden)

 /></p>
<p><span style=(Kvalvika sahilinden)

 /></p>
<p><span style=(Hamn adası)

 /></p>
<p><span style=(Reinebringen 1)

 /></p>
<p><span style= (Reinebringen 2)

 /></p>
<p><span style= (Reinebringen 3)

 /></p>
<p><span style= (450 metrede uçurum kenarına kurduğumuz kampımız ve akıl almaz manzarası)

Bani bu yazıyı yazmaya teşvik eden ve aynı zamanda bu şansı da veren, her gezimden önce arayıp hep tavsiye aldığım, bana çok şeyler katan Gürcan Elbek’e teşekkürlerimle! Bol gezmeler…

“HİMALAYALAR POON HİLL YÜRÜYÜŞÜ”

CÜNEYT GÜVEN

İsmim Cüneyt Güven. Gezmeye, yeni yerler görmeye, öğrenmeye meraklı 45 yaşında bir makine mühendisiyim. Üniversite öğrencisi iken Çeşme çıkışlı bir İtalya gezisi ile başlamıştım gezmeye. Onun sonrası gerçekleştirdiğim Interrail ile Avrupa turu, ardından 2006-2007 yıllarında yaptığım dünya turu (www.cuneyt360.com) geldi. 5 yıldır Auckland Yeni Zelanda’da yaşıyor, fırsat buldukça gezmeye devam ediyorum. 

Özellikle  şehirleri gezerken mümkün mertebe yürüyerek gezmeyi tercih ediyorum. Şehrin kültürünü, hareketliliğini en yoğun şekilde özümsemek için en doğru yol yürümek. 

Şehirde yürümek keyif verse de doğada yürümenin ayrı bir albenisi var. Yeşille başbaşa, sessizce saatler boyu kendini dinleyerek yürümek binbir türlü terapiye bedel. Güney Amerika’da Şili Torres del Paine, Arjantin Tierra del Fuego, Paskalya Adası’nda yaptığım yürüyüşler ile  Asya’da Japonya’da yaptığım Fuji Dağı ve Tayland’da Chiang Mai’de yaptığım yürüyüşleri unutmam asla mümkün değil.

Ancak, yaptığım doğa yürüyüşleri içinde Nepal’de yaptığım Himalaya yürüyüşünün yeri her zaman ayrıdır.

Çok uzun zamanı olmayanlar için ideal bir rota olan 5 günlük Ghorepani – Poon Hill parkurunu yürümüştüm. 

 /><span style= (Ghorepani Poon Hill Rota)

Yürüyüşe Pokhara yakınlarındaki Naya Pul’dan başladık. Tikedungha, Ghorapani, Ghandruk güzergahını izledik. 

Her ne kadar bu parkuru yapan birçok kişi eşyalarını bir taşıyıcıya taşıtsa da ben tümünü kendim yüklenme yolunu seçmiş, zorlu yolculuğu daha da zorlaştırmıştım. Gezi öncesi şehir hayatına iyiden iyiye alışmış bedenim bu yolculukta başta biraz zorlansa da güzel doğa görüntüleri, yerel halkla bütünleşme, dünyanın çatısında olmanın verdiği heyecan ile tüm yorgunluklar unutuldu, geriye o unutulmaz günlerin zihinlerde bıraktığı tarifsiz tad kaldı.

 /></p>
<p><span style= (Nepalli ufaklık ve nine)

 /></p>
<p><span style=(Yaşlı Adam)

 /></p>
<p><span style=(Ghandruk – Eşekler)

5 günlük gezinin her anı unutulmaz olsa da en önemli anı sabahın erken saatinde kalkıp 1 saat tırmanılan 3210 metre yükseklikteki Poon Tepesi ziyareti idi. Nepal’de 6500 m’nin altındaki yükseltilere tepe deniyor!

Karanlık ve soğukta yapılan zorlu tırmanış sonrası Annapurna-I (8091 m.), Annapurna-Güney (7273m), Hiunchuli (6441m), Machapuchare (Fishtail-Balıkkuyruğu-6997m) Poon Tepesi’nden net olarak izlenebiliyor. 5 adet Annapurna dağı var; 1, 2, 3, 4 ve Güney. Özellikle Annapurna-Güney’in o yüce ve mağrur edasıyla boğaz düğümleyen bir güzelliği var. Macchapuchhare’nin değişik zirve yapısı da onu diğerlerinden ayrı kılıyor ve Nepalliler tarafından kutsal sayılıyor.

 /></p>
<p><span style= (Nepalli taşıyıcı)

 /></p>
<p><span style=(Annapurna Güney)

 /></p>
<p><em><span style= (Macchapucchre)

Konaklanılan yerler son derece basit ama rahat. Nepal’de yemek denince akla “Dal Bhat” adı verilen mercimek, pilav, turşu ve genellikle tavuk etinden oluşan bir set menü geliyor. Nadiren farklı yemek seçenekleri çıksa da bu lezzetli yemeği 3 öğün yeseniz de sanıyorum şikayetçi olmazsınız.

Covid sebebiyle böylesi rotalar belli bir süre gündemimize uzak kalacak olsa da dünyanın çatısında yürümeyi planlarınız arasında koyun derim. Unutulmaz anılarla döneceğinize eminim.

ARJANTİN, PATAGONYA, EL CHALTEN

“LAGUNO TORRES YÜRÜYÜŞÜ”

GÜRCAN ELBEK

Merhaba! Veryansintv.com’da 18 haftadır gezginlikle ilgili yazılarını bu köşede paylaşan bir gezginim. Arjantin’in güneyindeki Patagonya’daki yürüyüş cenneti El Chalten’de yaptığım Laguna Torres yürüyüşümü “Güney Amerika’da 120 Gün” isimli kitabımda anlattığım şekilde paylaşıyorum sizlerle. Kitabın tümüne D&R elektronik kitaplar kısmından ulaşabilirsiniz. https://www.dr.com.tr/ekitap/guney-amerka-da-120-gun

 /></p>
<p><span style= Yürüyüşlerin Cenneti El Chalten’deki Parkurlar (Benim bu yazıda anlattığım yürüyüşüm krokide en alttaki Fitz Roy nehri boyunca uzanıp Lago Torres’e ulaşan parkur) 

Lago Torres için Yola Çıkış…

Adrian ile 10 saatlik kesintisiz mükemmel bir uykudan sonra sabah altı buçukta hostelden ayrıldık. O yürüme bastonu, ufak çantasıyla daha donanımlıydı. Ufak kenti terk etmeden bir Panaderia’ya gidip “factura”, empanada, meyve suyu ve su aldık. “Factura” meyveli milföy gibi tatlı bir hamur işi. Ben de facturayı sevdim ama Adrian deli oluyordu onlara. Bense empanada müptelasıydım. Biz tuzlu, onlar tatlı seviyor kahvaltıda. Panderia’da yediklerimizin yanına bir de yolluk aldık hepsinden. 22 km’lik bir yürüyüşte haliyle kumanya lazımdı. Meyve de ekledik bu listeye. Kahvelerimizi içtikten sonra yola koyulduk. Sokak levhalarını takip ederek yerleşim bölgesinin dışına &ccedil

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

6 Yorum

  1. Güzel anlatımlarla insan görmediği yerleri görmüş gibi oluyor,iç yolculuklar hariç,çok hoş ara sıra uzaklaşmak,hatta bazen donmemek

  2. 17 Ağustos 2020, 05:50

    Değerli yorumunuz için teşekkür ederim.
    Mutlu oluyorum görüşlerinizi duymaktan. Tüm okuyucular benzer durumları ifade ediyor. Fotoğrafların da etkisi büyük tabii bu duygu veya algıda.
    Uzaklaşmak her daim rahatlatıyor hele delirtilmiş dünyanın normal sanılan gürültücü yaşamında. Uzaklaşmak kendine uzaktan bakmak hem fiziki hem ruhani açıdan çok faydalı bir hal.
    Benim yaptığım tür geziler bunu sağlıyor ama kısacık, saatlik, günlük uzaklaşmalar bile faydalı.

    Dönmemek konusu olmazsa iyi olur. Dönmek iyidir. Ama yeni bir fizik ve ruh hali ile dönmek. Sevgilerimle.

  3. Doğada yürümek insana hayatın gerçekte ne olduğunu insanın bunun neresinde ne kadar yer aldığını ne güzel zerafetle fısıldıyor .

  4. hasta bakarken arada bu yazıyı okudum sıkıntılı ruh halime çok iyi geldi. hem kıskandım hem özendim hem umutlandım ben de yapabilirim diye. teşekkürler emeği geçen herkese ama beni de götürün yanınızda….

  5. 21 Ağustos 2020, 12:52

    Aynı dediğiniz gibi. İnsan hem kendinden hem de çevresinden habersiz hale geldi. En azından doğada yürümek, biraz öze dönmeye yardımcı olabilir. Hem bu yürümeler kendi içine de yolculuk oluyor insanın. Teşekkürler ilginize.

  6. 21 Ağustos 2020, 12:55

    Merhabalar Şehnaz hanım,
    Yorumunuz beni çok etkiledi.

    Öncelikle geçmiş olsun ve acil şifalar dilerim. Zor dönemlerde hasta bakmak sorumlu ve meşakkatli bir iş.

    Böyle bir haldeyken yazımızın size rahatlık vermesinden çok mutlu oldum. Hiç kıskanmaya gerek yok ne zaman isterseniz bekleriz.

    Tekrar acil şifalar diler, güzel günlerde ferah alanlarda yürüyüşler dilerim.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!