Gürcan Elbek yazdı:
Uyumakla bayılmak arasındaki ince çizgide yorgun gece…
Hava nemli, bunaltıcı ve çok sıcaktı. Gece olmasına karşın ısıda fazla bir değişiklik olmamış gibi hissediyordum. İki ranzalı, bir de doğru düzgün kapanmayan metal dolabı olan beton zeminli bomboş, izbe bir odada sadece ben vardım. Her zaman seçimim olan alt taraftaki yataklardan birine yerleştim. Büyük vantilatörü, hücremdeki yatağın ayak ucundan duvara doğru yönlendirmiştim. Yerlerde plaj kumları vardı. Yataklar da ancak o kadar temizdi işte. Tek ve ufak pencerede tel vardı. Ayaklı vantilatör tüm gece boyu hava üflemese, o dört duvar, sinir bozucu odada kalmam mümkün olamazdı. Sudan ucuzdan da ucuza bulduğum bu hücremsi mekanda, rahat olmak gibi bir beklentinin anlamsızlığını içeri girer girmez anlamıştım ama yorgundum ve kalacak yeni bir aramak için artık çok geçti.
Bir gün önce, adanın diğer tarafından zorlukla çantamı sürükleyerek geldiğim yer, Long Beach adı verilen plajdı. Hava kararmak üzereyken ulaştığım bu oda denize çok yakındı. Sıcaktan ve yük taşımaktan bitkindim.
Odaya yatmak üzere döndükten sonra hemen uyumaya çalışsam da başaramadım. Uyumaya çalıştıkça rahatsız hissediyor, oldukça kötü bir gece geçiriyordum. Epey zaman geçtikten sonra sıcaktan, terden ve nemden dolayı, uyumaktan ziyade bayılmıştım. Az da olsa uyuyabilmiştim. Sabah olduğunda kapıyı açıp dışarı çıktım.
Gece ne kadar iç karartıcı geçsede, hemen önümden başlayan kumsal ve tüm günü geçireceğim yumuşak kumlu plaj harikaydı. Geçen her kötü durumun unutulması gibi, gecenin sıkıntısını da o anda unutmuştum. Gülümseyerek hemen denize doğru yürüdüm. Yüzümü odanın dışında açık havada bulunan duş veya kırık lavaboda yıkamak yerine kendimi denizin sularına bıraktım. Hayata geri dönmüştüm. Tabii tekrar gece olup yine o hücreye girene kadar.
Kaldığım odadan çıktığımda Long Beach manzarası, Perhentian Besar.
Giriş biraz sıkıntılı oldu ama adanın görünümü harikaydı. Kısmen koruma altına alınmış ve turizme açılmış cennet gibi bir yer Perhentian. Lüks otellerden apart villalara, güzel konaklama mekanları mevcut. Dalış başta olmak üzere, meşhur bir milli parkın parçası aynı zamanda. Malezya’nın bu meşhur adası, Perhentian’ı dolaşacağız bu hafta. Ben daha fazla kendi duygularıma yer vereceğim. Bölge, Malezya’ya gidecekseniz gezi listenizdeki yerini almalı. Birçok kaynaktan da gidiş, konaklama ve adadaki etkinliklere ilişkin bilgiler alabilirsiniz. Bu Malezya ile ilgili ilk yazı olması nedeniyle kısaca önce Malezya’ya bir bakalım, ardından bu güzel adadaki zamanlarıma dönelim.
Bir gezginin gözünden Malezya…
Malezya Haritası
Malezya, Türkiye’nin üçte birinden biraz daha büyük bir ülke ama bana pek bir küçük geliyor nedense. Güneyinde minicik Singapur ve yaklaşık 270 milyonluk, dünyanın dördüncü kalabalık nüfusuna sahip Endonezya var. Karadan kuzey sınırı Tayland ile kaplı. Malezya’nın bana küçük gelmesinin nedeni, gezginlerle yaptığım konuşmalarda bu ülkenin 10 gün gibi kısa bir süre içinde gezilebileceği bilgisini vermeleri oldu. “Nasıl olur?” desem de hakikaten birçok yeri kolayca ve az zamanda gezebildim.
Güneydoğu Asya’da en rahat gezilecek ülkelerden biri Malezya. Tüm güneydoğu Asya’nın nasibini aldığı koloni dönemi etkileri Malezya’da da gözüküyor. İngiliz sistemi soldan trafik düzeni, politik hayatın emperyalizme yataklık etmesi, ülke kaynaklarının sömürülmesi vesaire.
Malayca, Endonezya’da konuşulan dil ile neredeyse aynı bana göre. Endonezya’da bir ay kaldığımdan, artık dillerinin temel yapısını ve konuşmalarını anlamaya başlamıştım. Dil benzerliği nedeniyle günlük hayat, yolda basit iletişim işleri ve ülke içindeki yolculuklarda epey rahatladım.
Singapur’dan uçakla ulaştığım Kuala Lumpur benim için anlamsız, tatsız tuzsuz bir şehir. Ülke görece ufak olduğundan, Malezya’nın birçok yerini kısa sürede gezebiliyorsunuz. Malezya, nüfusunun çoğunluğu müslüman olan bir ülke. Ancak neredeyse Güneydoğu Asya’nın tümünde görülen Çin ve Hint nüfusun yoğun olarak yer aldığı bir coğrafya. Her yerde Çin ve Hint mahalleleri var.
Malezya’daki olası duraklar…
Bu ülkede dünyaca ünlü deniz kontrol noktası Melaka, ülkenin ortasında İngilizler tarafından kurulmuş geniş çay bahçelerine sahip Cameron Highlands, kuzey batısındaki Ipoh ve Penang, Tayland önceki son adası Langkawi, Güneydoğusunda Tioman Adası planımda yer alıyordu. Bir de dünyanın ilk bitkilerine, ağaçlarına ev sahipliği yaptığı söylenen ve önce adı olduğunu sandığım ama aslında milli park anlamına gelen Teman Negara dahil birçok gezilebilecek yer var Malezya’da.
Bu hafta Malezya’yı dolaşan gezginlerin popüler duraklarından biri olan, tropik bir doğa parkı ve turistik bir nokta haline gelmiş Perhentian’a gidiyoruz. İki adadan oluşan bir cennet burası.
Perhentian Haritası
Perhentian’a gitmek üzere Cameron Highlands’den yola çıktım.
Cameron Highlands’den Perhentian’a geliş…
Cameron Highlands’den Perhentian’a shuttle benzeri servisler yapan turizm firmaları var. Malezya genelinde yollar oldukça düzgün. Ara ara yerleşim bölgelerinden geçiyorduk. Böyle yerleşim alanları ve dönemeçli bölgelerde sürat normal oluyordu arabamızda. Ama bir düzlük oldu mu şoför bastıkça basıyordu.
Ülkemizde 1970’lerin kelle koltuk turizm otobüslerini hatırlayanlar vardır. Otobüs yolculuklarına hep tehlikeli olarak bakan ve bunu ruhen bana da benimsetmiş bir aileden geliyorum. Hatırlarım, çocukken uzun sürse de, mümkün olan yerlere trenle giderdik. İster istemez karayolunda kaza riski olgusu içime işlemiş. Bu riski Cameron Highlands’de bindiğimiz shuttle minibüste yakinen hissettim. Şoförü ikaz etsem de pek birşey değişmiyordu. O uyduruk minibüste aktif, dinamik, heyecanlı, kendini genç zanneden orta yaşa yaklaşmış bir İspanyol grupla ilerlerken şamata had safhadaydı. Ancak o eğlenceli havaya rağmen, o ufak araba için yaptığımız yüksek süratle kısa sürede içimi bir kaygı kapladı. Diğer yolculardan da bu tedirginliğe katılanlar oldu. Zira o küçücük minibüs ara ara 130-140 km sürate çıkıyor, hemen şoförü uyarsam da düştüğü sürat 110-120 oluyordu. O kadar kızmıştım ki, daha sonra şikayet etmek için gerekebilir diye şoförün videosunu ve fotoğrafını çekmeye çalışmıştım.
Bir yerde yemek molası verip tekrar yola devam ederek 310 km’lik yolu çok kısa bir sürede aldık. Bir şekilde adalara geçeceğimiz Kota Bharu’ya tek parça ulaşmıştık.
Kota Bharu’ya olan minibüs yolculuğundan görüntüler
Kota Bharu’da hemen tekneye geçip Perhentian’a doğru yola koyulduk. Güçlü sürat motorlarına sahip ince uzun teknelerle yapılan bu yolculuk oldukça eğlenceli oldu. Dalgaların üzerinde yüksek süratle yapılan seyirleri çok severim zaten. Yıllardır kendimi zorladığım yelkencilikten ziyade motor yatçılık daha cazip belki de, kim bilir? Ancak son yıllarda durmaya ve daha sakin bir hayata yönelik yaptığım yoga da, motor yatçılıktansa yelkene daha yakın geliyor. Ancak o anda bu yüksek süratli, bir saati aşan yolculuk bana biraz uzun olsa da eğlenceli gelmişti.
Kota Bharu’daki tekneye bindiğimiz rıhtımdan görüntüler.
Perhentian’a tekne yolculuğu.
Tekne yolculuğu ve Perhentian’a varış.
Perhentian, Malezya’nın kuzeydoğu sahilindeki Kota Bharu’dan yaklaşık bir saat 15 dakikalık bir deniz yolculuğuyla ulaşılan bir ada. Daha doğrusu yanyana iki ada. Perhentian’a Malezya’nın Maldivleri diyorlar. Perhentian, Malaycada “durulacak yer” anlamına geliyormuş. Hakikaten de eski zamanlarda bu denizlerde ticaret yapanlar olsun, korsanlar olsun, doğa sevgisi olan herkesin durup dinlenmek isteyeceği bir yer burası.
Perhentian’dan ilk görüntüler
Perhentian’daki adalardan biri benim kalacağım Perhentian Besar diğeri de Perhentian Kecil. Adada araba yolu olmadığından, ulaşım yürüyerek yapılıyor ki, bu harika bir şey benim için. Bir de denizden koylara, yerleşimlere yolcu taşıyan deniz taksileri var.
Kalacağım yere ulaşma…
Adaya ulaştığımız yerden Long Beach’e, uzun sayılamayacak bir yürüyüşle ulaştım. Yol kısa olsa da, çantalarla yürümek beni zorlamıştı. Kalacağım yerin kapısı açılmadığından eşyaları Angel Dive dalış merkezinin resepsiyonuna bırakıp etrafı dolaşmaya çıktım.
Akşam plajda yürüyüp bir otelin restoranında yemek yemeğe gittim. İspanyolca konuşan biri olduğunda fareli köyün kavalcısı misali hemen o insanlarla konuşma isteği duyuyorum. Yemeğimi sipariş ettikten sonra yan masada oturan genç Şilili gezgin bir çift ile sohbete başladık. Beni masalarına davet ettiler ve Şili başta olmak üzere gezginlik sohbetleri başladı hemen. Sıcak bir sohbet sonrası deniz kenarındaki insanları, bir iki pejmürde restoranı izleyerek odama dönmüştüm. Yazının başında anlattığım ortamda geçireceğim zorlu gece başlamıştı.
Şilili gezgin çift ile sohbet
Geçirdiğim sıkıntılı geceden sonra gelen günün sabahı oldukça güzel başlamıştı. Deniz sefam sonrası kaldığım hücrenin yanındaki otele gidip güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra adada ilk yapılması gereken şey olan tekne turu ayarlamaya gittim.
Sualtındaki doğal mercan oluşumlarını izlemek için şnorkel yapılan günlük bir tekne turuna katıldım. Turistik adada çok sayıda tekne yapıyor bu turları. Sualtı son derece güzeldi. Ziyaretçi sayısı da fazla olunca, bu cenneti kısmen kirlettiğimiz, tahrip ettiğimiz bir ortam oluşmuş. Bu ada çok ünlü olduğundan artık koruma için bir miktar geç kalınmış durumda. Bu meşhur adayı ve güzelliklerini anlatmakta bir sorun görmüyorum ama aslında dünyanın saklı cennetleri gizli kalsa daha iyi olur düşüncesindeyim. Böyle yerleri gezginlerin kendi keşif iştahalarına bırakmak daha uygun bana göre.
Tekne gezintisinde görüntüler.
Bu tropik bölgede sular da dışarısı gibi sımsıcak doğal olarak. Bu derece sıcak suyu Türkiye’de sadece Side’de deneyimlemiştim. Biraz soğuk su akıntısı veya serinlik büyük bir ferahlık veriyor.
Suyun altındaki canlı dünya yine de çok güzeldi. Ufak köpek balıkları, her türden tropik balık, vatozlar ve türlü türlü mercanlar arasında uzun zaman şnorkel yapmak çok keyifli bir duyguydu. Birçok dalış noktasına gittik aynı gün içinde. Bu noktalar genelde Kecil adasının kıyılarında yer alıyordu.
Teknede klasik atıştırmalık birşeyler yiyerek geri dönmeden geçirdiğimiz harika bir gündü. İki Fransız genç adam ve iki Finlandiyalı hanımla bu gezi sonrasında sohbet etmek üzere bir otelin bahçesinde oturduk. Sonrasında sahile gelip günbatımını izlediğimizde keyifli bir gezi günü daha geride kalıyordu. Sonsuz gibi görünen hayatımızda güzel geçen bir günü daha tamamlamıştık.
Perhentian’da diğer gezginlerle gün batımı.
Pek de bilmeden sezon sonunu yakalamıştım burada. 2017 Ekim ayının 20’siydi ve artık Perhentian’daki her yer kapanıyordu. Bana ev sahipliği yapan dalış okulunun eğitmenleri ve yerel halkla sohbetler etme imkanı da bulmuştum. Long Beach’de geçirdiğim günün başlangıcında tanıştığım Fransız gençlerle Güney Amerika şamanlığından tutun, Ayovaska terapi deneyimlerine kadar birçok deneyimlerini dinleme şansım oldu. Ben odadan ayrılırken gezgin bir İspanyol çift gelmişti. Çok güzel sohbetler edip plajın keyfini çıkardık.
Perhentian Besar Long Beach ve gezginler.
Long beach
Kaldığım yerde benim hücre tipi odamın haricindeki tesisler oldukç güzeldi. Burada çalışanların hepsi de güleryüzlü ve cana yakın insanlardı. Tesiste gezginlerin değiş tokuş için bıraktıkları kitaplar vardı. Aralarında bir Orhan Pamuk kitabına da rastlamıştım.
Tesislerden görüntüler, Perhentian Besar, Long Beach.
Son gün gün batımını adanın diğer tarafında izlemeye gittim. Güzel bir gezi burada sona eriyordu.
Adanın diğer tarafında gün batımı.
Fırtına ve yağmur sezonu başlamak üzereydi. Son gün hava oldukça kapadı ve yağmur emareleri gözükmeye başladı. Geri dönüş yolculuğu için tekneyle yola çıktığımızda epey sert bir rüzgar, bize Kota Bharu sahiline ulaşana kadar eşlik edecekti.
Rüzgarlı bir havada Kota Bharu’ya dönüş.
Geri dönüş kaosu…
Sahile geldikten sonra Malezya’nın güneyine, Taman Negara’ya yönelmeyi düşünüyordum ama maalesef sahilde bir kriz yaşayacak ve neredeyse ülkenin hiçbir yerine giden araç bulamayacaktım. Araç bulma işi ve umutsuzluk saatler sürerken aynı sorunu yaşayan genç bir grupla tanıştım. Harika gepegenç insanlarla bir şekilde buradan ayrılmanın yollarını arıyorduk. Sonuçta otobüs bileti bulamayınca buraya geldiğim yer olan Cameron Highlands’e dönmek için hep birlikte bir minibüs kiralamanın en uygun yöntem olduğuna karar verdik. 18-19 yaşlarında iki Alman genç kız, annesi Japon babası İspanyol olan 20’li yaşların başında pırıl pırıl ve çok eğlenceli iki genç katıldı gruba. Az sonra bize katılan bir Fransız genç ve iki kişiyle birlikte minibüste yerlerimizi almıştık. Gençlerle kendimi çok keyifli bir ortamda bulmuştum.
Gençlerle Cameron Highlands’e dönüş.
Taman Negara’ya gitme hayallerim suya düşse de bu akıllı ve renkli gençlerle birlikte sıkıntılar dağılmış ve kahkahalarla dolu bir yolculukla Cameron Highlands’e geri dönüşe geçmiştik. İki güzel günün sonunda tekrar Malezya’nın içine doğru yönelmiştim.
Geziler planlandığı gibi değil hayatın size sunduğu gibi akarlar…
Perhentian’da, iptidai şartlarda konaklamış olsam da çok güzel iki gün geçirmiştim. Sonuç olarak arzu ettiğim yere değil, pek de parlak olmayan, bu güzel adaya gelmek için yola çıktığım Cameron Highlands’e dönüyordum. Hem de mutlu olarak. Gezgin ruhu ve heyecanı tüm belirsiz şartlar içinde dahi mutlu olmama yetiyordu.
Gezilerdeki akış, temelde verilen kararlarla ana rotasını belirlese de, içinde neler değişeceğini bilemiyorsunuz. Yol kader gibi kendi yolunu çiziyor bazen. Israr etmek ise hem anlamsız hem gereksiz oluyor. Aradan zaman geçince geriye kalansa hoş bir seda. Bugün nasıl olmuş da bu belirsiz yolculuklara enerji bulmuşum diyorum. Hiç bilmediğim değişik yerlerde olma arzusu ve dünyayı görme inadı o anlarda yaşamda kalmaya yakın bir güç veriyor insana. Ardından keşfetme, farklı yerlerde olma, dünyanın güzelliklerini görmek için yollara çıkma ve gezme arzusu tekrar sizi enerjilendirip, maceralara yönlendirebiliyor.
Hep umutlu ve olumlu olmalı insan. Olanı kabullenebilmek çok doğru tabii ama son haftalarda gittikçe uzayan bu korona dönemi içinde yaşamak benim canımı sıkıyor. Çözüm ise yine sükunet ve biraz daha sabır. Neler planlıyordum 2020 için, 2021 oldu hala evdeyim. Bir an önce sevdiklerimle görüşmek ve daha rahat günlerde yaşamayı umud ediyorum. Bu akış da beni yine olması gereken güzel noktalara taşıyacak biliyorum.
Hepinize sağlık ve umut dolu bir hafta dilerim.
Sevgi ve saygılarımla.
cok guzel akıcı bir dille anlatıyorsun resimler ayrıca renk katmış kalemine gönlüne sağlık covidli günlerde güzel keyifli bir gezi yazısı hayat plan kabul etmiyor oseni bir sekilde yönlendiriyor inat etmeye israra gerek yok saygılar
Teşekkürler. Yine de ben Türkiye derim. Malezya’da gördüklerim güzeldi ancak alım gücümüz konusunu dünyadaki görece özgür konumumuzla kıyaslayınca ülkemi hiç geri görmüyorum.
Güzel fotoğraflar ve güzel anlatımla çok güzel bir gezi. Düzgün insanlarla sosyal ilişkiler içinde olmak, sürprizlere rağmen geziyi daha ilginç yapmış. Orhan Pamuk kitabı da güzel bir raslantı. Teşekkür ederim.
Sevgilerimle
Yine çok güzel bir yazı…. Maalesef ülkemiz en medeni halkının çoğu müslüman ülke iken malezya’nın gerisinde kaldık. ekonomik olarak da alım gücümüz Malezya’nın çok gerisinde