Hakan Paksoy
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Diyanet İşleri Başkanı İslâm adına konuşamaz!

Diyanet İşleri Başkanı İslâm adına konuşamaz!

featured

27 Nisan (2020) Pazartesi günü Cumhurbaşkanlığı hükümeti toplandı. Arkasından da Cumhurbaşkanı basına açıklama yaptı. Salgın, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı’nın evi, Adana Büyükşehir Belediyesi Sahra hastanesi polemiği, muhalefetin yalancılığı, sağlık altyapısında nereden nereye gelindiği, Cumhuriyet döneminde gerçekleşenlerin 18 yıllık iktidarlarında yapılanlarla mukayesesi gibi konular AKP Genel Başkanı’nın konuşmasıydı. Bu kadar hayatı aksatan sorunlarla boğuşurken Kemal Kılıçdaroğlu için özel video hazırlatılması, salgın baskısı altında ekonomik sorunlarına çözüm bekleyen halka, CHP’yi eleştiren bu videonun izletilmesinin ne fayda sağladığı anlaşılamadı.

Diyanet İşleri Başkanı ile bazı barolar arasındaki polemik için çok sert, kesin ve keskin ifadeler kullanırken Cumhurbaşkanı şapkasını giydi. Sözlerin keskinliği kadar devlet açısından da çok önemli manaları vardı ancak açıklamanın tamamı içinde arka planda kaldı. Türkiye’nin yasaları açısından hukuk fakültelerinin ve bilim insanlarının ayağa kalkması gerekirken, tartışma İslâm karşıtlığı üzerine kilitlendi.

Cumhurbaşkanı, Başkanımız biliyorsunuz, bir açıklama yaptı. Bu açıklamasıyla sadece inancının, ilminin ve yürüttüğü görevinin gereğini yerine getirmiştir. Söyledikleri de sonuna kadar doğrudur. Elbette Diyanet İşleri Başkanımızın sözleri sadece kendini Müslüman olarak tanımlayan, İslam dairesinde gören kişiler için bağlayıcıdır. Kendini bu sıfatlarla tanımlamayanlar için söz konusu ifadeler sadece bir görüşten ibarettir. Bir defa burada şu gerçeği çok net görmemiz lazım, ülkemizde eğer İslam adına konuşması gereken birisi varsa, bir kurum varsa Diyanet İşleri Başkanlığıdır ve buranın Din İşleri Yüksek Kurulu vardır.

Diyanet İşleri Başkanımızın görüşlerine karşı kullanılan üslup, konu ve şahıs boyutunu aşıp doğrudan İslam’a yönelen kasıtlı bir saldırı hâline almıştır. Zira Diyanet İşleri Başkanımıza yapılan saldırı devlete yapılan saldırıdır.

Konu, Devlete saldırı olarak nitelenmekle birdenbire devlet krizi hâlini aldı. Evet, bu bir devlet krizidir ancak kriz devletin bir kurumuna, kuruluş yasalarının ve anayasanın dışında bir görev yüklenmesinden çıkacaktır.

ÖNCE YASALAR…. TÖRE KONUŞUNCA KAĞAN SUSAR…

Devletin sadece Diyanet İşleri Başkanlığı ve başkanı değil başka herhangi bir kurumunda da İslâm (Din) adına konuşma yetkisi yoktur.

Anayasa’da; Giriş bölümü 5. fıkra: “… lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı

10: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.”

M. 15 2. fıkra: “kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz”
M 24 1. fıkra: “Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
     5. fıkra: “Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.”

Hükümleri çok açıktır.

633 Sayılı Kuruluş Kanunu birinci maddesi DİB’nin, “İslâm Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere” kurulduğunu söyler. Yani sadece ilgili işleri yürütmek ve ibadet yerlerini yönetmek görevi tanımlanmaktadır.

Diyanet İşleri Başkanı, “yürüttüğü görevinin gereğini yerine getirmiştir”  ifadesi “İslâm dairesinde gören kişiler için bağlayıcıdır” ile birlikte değerlendirildiğinde bambaşka bir alana kaymaktadır. “Ülkemizde eğer İslam adına konuşması gereken birisi varsa, bir kurum varsa Diyanet İşleri Başkanlığıdır” sözleri de devletin şeklini değiştiren sonuçlara ulaşır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yürütme gücünü Cumhurbaşkanına vermekte, 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesinde de,  “M 1-  (3) Cumhurbaşkanı, yetkilerinden bir kısmını gerektiğinde sınırlarını yazılı olarak belirterek astlarına devredebilir. Ancak devrettiği yetkiyi, gerek gördüğünde kendisi de doğrudan kullanabilir.” demektedir. Kararname ve Cumhurbaşkanının açıklamalarından, yürütme gücünün bir kısmının DİB’na verildiği anlaşılmaktadır. Peki, bu durumda “Ülkemizdeİslâm adına konuşma yetkisi” –varsa ki bence yok  aslî sahibi tarafından da kullanılacak olursa sonuç ne olur?

Diyanet ilk yürütme yetkisini, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi için yapılan referandumdan sonraki ağustos ayında, nikâh kıyma görevinin verilmesiyle aldı. Bu husustaki yazım Millî Düşünce Merkezinin internet sitesinde Tarih tekerrür etmemelidir başlığı ile yayımlandı.

YA MÜSLÜMAN NE DÜŞÜNÜR?

İslâm adına sadece Diyanet İşleri Başkanı değil başka hiç kimse veya makam sahibi de İslâm dini adına konuşamaz. Çünkü İslâm bireylerin dinidir. Ruhban yani aracı da yoktur. Müslüman doğrudan Allah ile irtibat kurar. Duası aracısız, ibadeti aracısız, imanı aracısızdır.

Müslümana en büyük kötülük “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” saçmalığı ile yapılmıştır. Bu şekilde kandırılan Müslüman efendisinin(!) artan yemeğini yer, ağzını sildiği peçetesini saklar, abdest aldığı suyu içer… Sonra da onun talimatı ile devletine başkaldırır ve başka Müslümanların ölmesine veya sakat kalmasına sebep olur. Bütün bunlara da alnı secde gördüğü, aynı menzile yüründüğü için göz yumulur. Ve böyle yüzlerce şeyh (cemaat ve tarikat) ve yüzbinlerce mürit ortaya çıkmıştır.

Cumhurbaşkanı “Diyanet İşleri Başkanımızın sözleri sadece kendini Müslüman olarak tanımlayan, İslâm dairesinde gören kişiler için bağlayıcıdır. Kendini bu sıfatlarla tanımlamayanlar için söz konusu ifadeler sadece bir görüşten ibarettir.” demiştir. Bahse konu, sadece hutbedeki tartışmaya konu olan sözler değil, insanların nasıl ve neye inanacağı ile ilgilidir. Bu ülkede Diyanet İşleri Başkanı’nın söyledikleri veya söyleyecekleriyle kendisini bağlı hissetmeyen, onu dini hüküm verme makamı olarak görmeyen milyonlarca Müslüman var. Bütün Müslümanların DİB ile bağlı olduğunu söylemek doğru değildir. Kaldı ki her bir Müslüman inandıkları için söz söyleme hakkına sahiptir. Hiç kimse de ona benim söylediğim gibi inanacak ya da yaşayacaksın diyemez. Bu millet, kendi dininde papa, patrik, Ayetullah kabul etmez, İslâm’da böyle bir makamın bulunmadığına iman etmiştir.

Bakara Suresi 119. Ayet “Doğrusu biz seni Hak (Kur’an) ile müjdeleyici ve uyarıcı gönderdik. Sen cehennemliklerden sorumlu değilsin.” buyurmaktadır. Müşrikler veya Müslüman olmayanlar demiyor, cehennemliklerden bahsetmekte. Yani Cenab-ı Hak Peygambere, sözünün bağlayıcılığı yetkisini vermemiştir. Peki, Allah’ın Resulüne vermediği hak ve yetkiyi, bir kulun, görevlendirdiği veya görevinden alabildiği başka bir kula veriyor olmasını nasıl izah edebiliriz?

Bu konu ile ilgili daha geniş değerlendirme Millî Düşünce Merkezinin internet sayfasındaki “Muhafazakâr Demokrasi, Din, Siyaset ve İslâm” yazımda yer almaktadır. Kanaatim o ki bütün bu gelişmeler Cumhurbaşkanının açıklamasındaki “Önümüzdeki dönemde tüm dünya ile beraber ülkemizde de özellikle siyaset alanında yeni bir dönemin kapıları aralanacaktır” cümlelerindeki menzille doğrudan alakalıdır.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

15 Yorum

  1. Kendilerinden olmayanı değil müslüman,insandan saymıyorlar !hiçbir şeye hakkın yok,söz söyleyemezsin, işsiz ve aç kalırsın ,hak hukuk senin için yoktur ,her türlü hakarete iftiraya zorbalığa uğrarsın ,saldırıya maruz kalırsın vs.. somut bunlar bu yüzden yazıyorum.Anayasayı tanımıyorlar.Yeni bir menzillerimi varmış geçmiş olsun o menzil menzil değil o yol yol değil …yapılanlar çizmeyi değil herşeyi aştı ..herşeyi …tahammül sınırları çoktan aşıldı…

  2. Milli Düşünce Merkezi Derneği yazarlar kadrosuna baktım müthiş !!!!!çok seçkin çok bilgili insanlar var ..moral oldu..okuyacak çok şey buldum …

  3. Sayin yazara sormak lazim. Ataturkun kurdugu diyanet islam hakkinda konusmayacak ta ekonomi,saglik,Milli egitim veya sanayi hakkinda mi konusacak? Diger dinlerin patrikligi hahamligi hatta papalari yok mu? Onlar ekonomi hakkinda mi konusuyorlarmis? Eger karsiysaniz diyanete, Ataturkun niye diyaneti kurdurdugunu hic anlamamissiniz. Bu insanlar diyanetin hutbeleriyle bugunku durumunu ancak muhafaza ediyor. Ya olmasydi ne olurdu biliyormusunuz….yuzlerce tarikat, onlarca mezhep, binlerce seyhin elinde koca anadolu defalarca ic savas yasardi…Bazen su halimize Ataturk sayesinde bin sukur dememiz lazim ve olmasaydi ne olurdu sorusuna da Adam gibi realist bir cevap verebilmemiz lazimdir…Yipratarak, ortadan kaldirmaya calisarak daha medeni olacaklarini ve goruneceklerini zannedenler ancak kendilerini kandirir. Asil tum cemaat ve tarikatler diyanetin dusmanidir..o ortadan kalktiginda meydan tamamen onlara kalir cunku..Biraz daha genis dusunmenizi tavsiye ederim..

  4. 1 Mayıs 2020, 20:04

    Teşekkür ederim çok aydınlatıcı olmuş saygıdeğer abim

  5. İyi de sayın yazar toplumu din konusunda aydınlatmak kısmını heralde bilmeyerek atladınız bir DİB başkanı uzmanlık alanı olarak ayet ve hadisler okuyunca görevini nasıl yapmamış da görevi dışında bir misyonu kendine atfetmiştir. Bununda açıklayınız engin bilgilerinizle.

  6. Sayın yazar, anlaşılan siz bu yazıyı yazarken henüz ayılmamışsınız. Gidin bi yüzünüzü yıkayın, sonra da, yazmaya başlayın. Diyanet İşleri Başkanı, bu ülkedeki kendini müslüman olarak gören vatandaşlara sesleniyor. Seslenirken de gayet tabiiki İslam çerçevesinde ve islami kuralları vurgulayarak konuşuyor ve konuşacaktır.
    Sizler yıllardır, bu ülkedeki müslümanlara kendi görüşlerinizi dayatırken iyidi güzeldi, Asıl konuşması gereken konuştuğunda niye rahatsız oldunuz? DİB İslam adına konuşmayacak da, hangi din adına konuşacak? Papa hangi din adına konuşuyor? DİB konuşmaz ise, kendini dini lider olarak görenler konuşur, müslümanı yanlış yönlendirmek isteyenler konuşur ve tabiiki sizin gibiler konuşur, böyle olunca da tam bir kaos oluşur. Bırakın allasen, her konuda yazı yazmak zorunda değilsiniz. Gidin bildiğiniz konularda yazın.

  7. 2 Mayıs 2020, 11:12

    Diyanet Isleri Baskani sözünü ettiginiz 633 sayili kanunun kendisine yükledigi ödevi yerine getirmek için halki,Küresel Mafya’nin bireysel özgürlük maskesi ardinda uluslara dayattigi ,toplumu ve gelecek nesilleri çürüten ve çürütecek olan kokusmusluklara karsi uyardi.Sadece uyardi!Kimsenin bir digerini linç etmesi için fetva vermedi !Esek arisi kovanina elini soktu yani.Bunu yaparken kafasinin içinde baska hesaplar olup olmadigini bilemem.Ne falciyim ne de niyet okuyucu .

  8. Sayın hocam tabiki islam dininde ruhban sınıfı yoktur. Fakat çok az yetkisi bulunan DİB, tamamına yakını müslüman olan bi ülkede, türķ toplumunun degerlerleriyle uyuşmayan bir konuda görüş belirtmesinde nasıl bir sakınca olabilir.Sizden diyanet işleri başkanı ile ilgili yazı değil karşı çıktığı konu ile ilgili de bir yazı bekliyoruz.

  9. Kimsenin emek harcayıp bir araya getirdiği kelimelere saygısızlık etmek istemem fakat kendimce belirli gruplara örtülü destek vermiş olayım derken kantarın topuzunu kaçıran bu yazıya bir yorum yapmak istedim.
    Öncelikle konunun laiklik ile ilişkilendirilmesi çok garip. Tayyip Bey politik olarak böyle ifade kullanmış olabilir ki, bu daha çok bakanını savunmak için kullandığı bir ifade gibi duruyor, böyle olsa dahi sorunun devlet kademelerindeki karşılığına bakarak bir yorum yapmak gerekir. Ayrıca bakan, bulunduğu konum itibariyle yükümlülüğü olan hitap ettiği toplumu aydınlatma görevini yerine getirmiştir. Kur’an kişiye ya da gruplara göre değiştirilebilir bir kitap değildir ve bakanın açıklamaları da bu doğrultuda olup tartışılacak hiçbir tarafı yoktur. Son olarak konunun İslam’da ruhban sınıfı olmasıyla bağlantısını da çözümleyemedim. İslam’da Tanrı ile kul arasına kimse giremiyor fakat Müslümanın Müslüm üzerindeki haklarından biri de; tebliğ etmektir biliyorsunuz.

  10. Kavram kargaşası başka bir şey yok suyu bulandırmaya çabalamış lakin olmamış. güneş balçıkla sıvanmaz. boşa karalanmış

  11. Yorumlara bakınca her zamanki gibi gündem değiştirme çabaları başarılı olmuş hükümetin…s 400 ler nerede belli değil korona ile mücadele ne alemde belli değil ekonomi deseniz herşey ortada dolar 7 tl sınırını aştı nereye gidecek belli değil ee tabi hal böyle olunca bir deli.kuyuya taş atıyor bütün gündem değişiyor

  12. yani aynı mantıkla bakarsak bu yazar her konuda yazamaz

  13. 3 Mayıs 2020, 21:48

    Tam on ikiden isabetli bir yazı.

  14. 4 Mayıs 2020, 10:17

    Diyanet İşleri Başkanı Din adına konuşamaz diyen şahsiyet. Diyanet İşleri Başkanı Din adına konuşamaz da baro mu din adına konuşur. Diyanet İşleri Başkanı Din adına konuşamaz da gazeteci mi din adına konuşur. Diyanet İşleri Başkanı tabi ki Din adına konuşur. Diyanet İşleri Başkanının Din adına konuşmasından daha doğal ne olabilir ki. O zaman senin düşüncene göre de de baro hukuk adına konuşamaz marangoz hukuk adına konuşur desek olur mu? Gazeteci basın adına konuşamaz terzi basın adına konuşur desek olur mu? Diyanet İşleri Başkanı Din adına konuşamaz diyen birisinden gazeteci olmaz olsa olsa kaz eti satıcısı olur.

  15. Cagimizda Diyanet Baskani,Ortacagin papalarinin cagimizdaki örnegini andirmaktadir.Sakal,üniforma,lüks makam araci ve ucak gibi sinifsallik ve hiyerarsi düskünü ortacag papaliginin diskabuk kaportaciliginin göstergesidir.Diyanet Baskani ortacag kilise kurumunun baskanlari papalarin,egitimi kilisenin hegemonyasinda kadetral ve manastirlarda yaptigi gibi ilahiyat fakültelerini hegemonyasi altina alarak Diyanetin medreseleri haline getirmektedir.Papalarla Diyanet Baskaninin arasindaki fark;papalar felsefe biliyorlardi,düsünme boyutu olan teoloji yapabiliyorlardi,Diyanet Baskani ise ne kendisi felsefe bilip düsünme ve teoloji yapabiliyor ne de ilahiyat egitiminde yaptiriyor.
    Ilahiyat,bilim ve felsefe yani “loji”olmaksizin ama genel olarak bütün dinlerin tanrilarini iceren tanriya ait konular demektir.Bu egitimi yapan kuruma Ilahiyat fakültesi denir.
    Günümüzde ilahiyat terimi terkedilerek bu fakülteye tamamen Islama ait olanlar anlamindaki Islamiyat adi verilmektedir.Böylece is daha kolaylastirilarak islamla sinirlandirilan islamiyat calismalari yapilmaktadir.
    Diyanet Baskani,cagdas düsünüs bicimini birakin yakalamayi onun ne oldugunu bilmiyor onunla düsünme yapamiyor üstelik ona karsi mücadele vererek halki geride birakiyor.
    Insanligin bundan 2500 yil önce 2400 yil sonra cagimizda ucagi ucurtacak olan havayi olusturan gazlarin ölcümlerini yaptigi bu dünyada Türkiyenin ilahiyatlari bin yil önce belirlenen namazi abdesti bozan mide gazlarinin ölcümleri ile hala mesgul olmalari ülke icin vahim bir durumdur.
    Ilahiyat prof.olup cocuklugunda dini bilgiyi ögrendigi köyündeki egitimsiz cami hocasinin düsünüs düzeyini asamamis olmak ne kötüdür.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!