Hakan Paksoy
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Sevr’e doğru çekilen Türk Milleti

Sevr’e doğru çekilen Türk Milleti

featured

21’inci yüzyılın başında, keskin bir hükümet değişikliği yaptık. Çok farkına varmamıştık ama değişen sadece hükümet değildi. Hükümet etme anlayışını da değiştirmiştik. O günden bugüne kadar devam eden döneme şöyle bir bakalım.

Toprak bütünlüğünü savunduğumuz Irak, Irak Arap Cumhuriyeti idi. Mart 2003’den sonra durum yavaş yavaş değişmeye başladı. Talabani’ye bağlı peşmergeler Kerkük’e girdiler ve önce nüfus ve tapu kayıtlarını ortadan kaldırdılar. Sonra mezarlıktaki mezar taşlarını imha ettiler. Kerkük’e Kürt nüfus taşıdılar ve bugün Kerkük’ün Kürt şehri olduğunu iddia ediyorlar. Irak da millî devlet iken, Arap Kürt federasyonu hâline geldi. Bizde de Kerkük’ün kayıtlarının asılları arşivlerimizde söyleminden Erbil’de başkonsolosluk açmaya, Dışişleri Bakanı’nın “(sözde) Kürdistan şehitleri için” saygı duruşunda bulunmasına kadar gelindi.

BOP DEVREDE

Suriye’de 2011 Mart’ında çıkan olaylar iç savaşa döndü. İlk aylardan itibaren Esad karşıtlığı gitgide arttı. İzlediğimiz politika ve BOP eşbaşkanlığı dolayısıyla, vekâlet savaşları adı verilen yeni nesil bu savaşa taraf olduk. Muhaliflere yapılan yardımlar hiç gizlenmedi bile. Suriye’de adı hiç olmayan Kürt unsurlar ABD ile stratejik ittifak oluşturarak devlet kurma aşamasına geçtiler. IŞİD ile mücadele bahanesi ile peşmerge kılıklı PKK teröristlerini, Türkiye topraklarından Ayn-el Arap’a taşıdık. Süleyman Şah Türbesini sınırımıza taşıyarak, Suriye’nin en önemli karayolunun kontrolünü ve Fırat nehri geçişinin kontrolünü zaten daha önce IŞİD’e bırakmıştık. Oralar da PKK/PYD’nin eline geçti.

Bu arada Rusya, Suriye’nin daveti ile en önemli aktör olarak Suriye’ye yerleşti. Artık gitmemk üzere sıcak denizlere inmişti. Sınırımızı ihlâl ettiği için uçağını düşürünce hava birdenbire çok ısındı. Aylar sonra özür dilendi ve tekrar soğuma sağlandı.

ABD’nin himayesindeki PKK/PYD’nin yaptığı Rakka Operasyonuna (Mayıs 2016) yeşil ışık yaktık. Fırat’ın batısına geçen terörist unsurlar Münbiç’e de girerek Fırat geçişinin kontrolünü tahkim ettiler.

UYARILARA RAĞMEN DEVAM

PKK/PYD, Hatay (İskenderun) sınırımızdaki Afrin’i de kontrolü altına almıştı. Münbiç ve Afrin birleştiği takdirde Kürt Koridoru tehlikesi vardı. Bu arada tarihte eşine 100 yılda bir rastlanan bir olay yaşandı. 1807’de tarihe Kabakçı Mustafa İsyanı diye geçen, bir yıl sonra bir eski padişahın ölümü ve II. Mahmut’un tahta çıkması ile sonuçlanan bir yıllık bir kargaşa yaşanmıştı. 20’nci yüzyılın başındaki 31 Mart Vakası gibi, 15 Temmuz (2016) ihaneti gerçekleşti.

Hemen 40 gün sonra (24 Ağustos) yaklaşan Kürt koridoru tehdidine karşı Fırat Kalkanı, bir buçuk yıl sonra da Zeytin Dalı, bundan bir buçuk yıl sonra da Barış Pınarı harekâtları yapıldı. Barış Pınarı Harekâtı sürerken ABD ve Rusya ile ayrı ayrı anlaşma yaptık. Her ikisi de anlaşmadan hemen sonra terör örgütünün arkasında durduklarını dünyaya ilan ettiler. Mutabakatların diplomatik dilinden anlaşılan biz de –kısmen- kabul ediyorduk.

İdlib’de de benzer süreç –halen- yaşanmakta. Şubat 2020’de Suriye ve Rusya ile savaşın eşiğinden dönüldü.

Barış Pınarı sürecinde ABD, Türk tarihinde görülmeyen üslupta, hakaret içeren bir mektup gönderdi. Ekinde de PKK/PYD’nin elebaşının mektubu da vardı. Derhal iade etmemiz gereken mektubu önce, “çöpe attığımızı” açıklamıştık ama geldiğinden çok sonra, ABD’ye götürdük ve Cumhurbaşkanı tarafından “(ABD) Başkan’a takdim edildi”.

Bölgede ABD ile sıkıntı yaşayınca Rusya’dan S 400 alım anlaşması yaptık. ABD derhal en üst perdeden karşı çıktı. F 35 projesinden çıkıldı. ABD, parasını verdiğimiz 8 F 35 uçağını da vermekten vaz geçti. S 400’lerin aktif hâle getirilme tarihi de şimdiye kadar ertelendi.

Suriye, 2011’de Arap millî devletiydi ve hâlen de bu yapısı devam ediyor. Astana Sürecindeki Liderler zirvelerinin hepsinde de Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenlik yapısına kuvvetli vurgu yapılmakla birlikte, hızla parçalı devlet yapısına doğru ilerliyor. Ancak Irak’ta olduğu gibi burada da Türkmen’in adı hiç geçmedi ve geçmiyor.

KIBRIS VE EGE’DE YAŞANANLAR

2002 Kasım ayındaki iktidar değişikliği, AB politikasında da hızlı değişimi beraberinde getirmişti. Bu dönemde de her türlü uyarı çok sert karşılıklarla reddediliyordu. AB için çok büyük değişiklikler kabul edildi. Özellikle Kıbrıs meselesinde merhum Rauf Denktaş’a reva görülenler hâlâ hafızalarda tazeliğini korumakta. Annan Planı referandumunda Rumlar reddetmeseydi bugün Kıbrıs Türklüğü yine Rum egemenliği altında kalacaktı. Hoş bugün de yine Garanti ve İttifak Anlaşmalarından vaz geçilebileceğine dair gelişmeler oluyor ya…

Kıbrıs Rum kesiminin AB üyeliği veto edilmedi. Yine her türlü uyarıya rağmen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi AB üyesi oldu. Rumlar ve Batı yine aynı taleplerine devam ediyor Kıbrıs’ın tamamını istiyorlar. Bu sefer AB üyesi olarak karşımıza çıkmaktalar.

Ege Denizindeki adalarımıza (vatan toprağımızın bir parçasına) Yunan Bayrağı çekildi. Sesimiz hâlâ çıkmadı. Çıkmadı dediysek sosyal medyadaki veya bazı emekli askerlerin “Canım, adalar bizim için bir gecelik iş. İstediğimiz an alıveririz.” gibi değerlendirmeler duyuldu ama egemenlik gerçeklerine aykırı ibretlik hatalar olarak tarihe geçti.

AKDENİZ’İN GÜNEY KIYISI DA BİZE KARŞI

Mısır’la, Mursi’ye yaptıklarından(!) dolayı görüşmüyoruz. 19’uncu yüzyılda vilayetimiz olan ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa yönetimindeki Mısır’ı Batı’ya teslim ettiğimiz gibi, bugünkü Mısır’ı da Batı’ya teslim ettik. Ama bugünkü Mısır bağımsız bir devlet. Biz, Mursi öldüğünde Diyanet İşleri Başkanı’nın imam olduğu gıyabî cenaze namazını kılarken, Mısır, Akdeniz’de Kıbrıs Rum kesimi ve Yunanistan’la birlikte hareket ediyor. Libya’da da Fransa ve Rusya birlikte yine karşımıza geçti. Mısır, Sirte ve Cufra için, Libya’ya asker gönderme kararını meclisinden geçirdi.

Rusya da Libya’da varlığını gösterdi. Bu şekilde Doğu Akdeniz’den sonra, Akdeniz’in tamamını kontrol edebilecek şekilde bölgeye yerleşmişti.

İdeolojik tercihlerle Müslümanların, veya farklı ifade ile İslâm ümmetinin, içindeki küçük bir parça için diğer kesiminin tamamını karşımıza almıştık. Karşımıza aldığımız yetmedi, Batı’nın menfaat birliğine teslim edildi.

Hâsılı, coğrafyamızda, eski veya yeni bütün müttefiklerimizle bir aramızda problem oluştu ve yapayalnız kaldık.

TÜRK MİLLETİNİN ÖDEDİĞİ AĞIR BEDEL

Bütün bunlarla doğrudan alakalı olan PKK açılımları birbirini kovaladı. PKK’nın kazdığı hendeklere, yerleştirdiği bombalarla doldurduğu tuzaklara, yaptığı yığınaklara göz yumuldu. Sadece 2015’te başlayan Hendek mücâdelelerinde 1000’i aşkın vatan evladını şehit verdik. Bunun çok çok üstünde de gazimiz var. Şehirlerimizi, ilçelerimizi yer ile yeksan ettik.

3 Kasım 2002’den bu yana hatalarla dolu olan hükümet etme tercihleri, Türkiye’nin başına büyük gaileler açmış, açmaya da devam etmektedir. Türk Milletinin, 13 Eylül 1921’de Sakarya Irmağı kıyısında durdurulan Batı karşısındaki geri çekilmesi yeniden başlamıştır. Mütemadiyen “İstiklâl ve istikbâl mücâdelesi”nden bahseden,  “Beka meselemiz var” diyen Cumhurbaşkanı, “Bizi Antalya Körfezine hapsetmek istiyorlar” diyen de Cumhurbaşkanı Sözcüsü.

Bu geri çekilmenin durdurulması yönetim değişikliğine bağlıdır. Anayasa, Türk devlet felsefesine aykırı bir şekilde tek adam üzerine kurgulanan bir sisteme dönüştürülmüştür. Artık sistem, TBMM’nin içinden alternatif çıkmasına izin vermemektedir. Değişimin tek yolu seçimdir, demokrasidir. Türk Milleti bu değişimi gerçekleştirmediği takdirde daha ağır bedel ödemek zorunda kalabilecektir.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

9 Yorum

  1. “Değişimin tek yolu seçimdir, demokrasidir.”
    Sayin Paksoy, iyi güzel secim yapalim da, muhalefet te Serv e kosuyor:
    “Türk Milleti” anayasadan cikacak
    Millet Meclisi etnik meclis olacak
    Üniter Devlet eyaletlere bölünecek, ve her eyalet kendi kaderini kendi secme hakkina sahip olacak
    Ulus Devlet ortadan kalkacak ülke etnikler bütünlügü olacak
    Türkce resmi dilinin yanina kürtce konacak, belki ileride yanina arapcada koyarlar
    Egitim birligi yerine herkese ana dilde egitim hakki saglanacak
    Bu maddeler degilmiydi zaten Serv de önümüze sürülen ve bunlara karsi Mustafa Kemal Atatürk ün Samsuna cikmasi?
    CHP kendine ceki düzen vermedigi sürece, icindeki on aralikcilari emperyalist uzantilari, hdpkk cilari, olmayan soykirimi ananlari icinde tuttugu sürece Türkiye bu emperyalist tuzaktan kurtulamaz!
    Ne zaman CHP 6 OK a döndü, ne zaman kurtulusumuz kurulusumuzdadir dedi, iste o zaman CHP de umut var!

    CHP Kurtulursa Türkiye Kurtulur!

    P.S. Ah palali biz öldü dediklerinde ayaga kalkip bütün düsmanlari yenen bi Milletiz!
    1. Dünya savasindan bitik halde cikmisken bile dünyaya meydan okuyup kazanmis bir Milletiz! Bakma su an tartistigimiza, konu Vatansa yine Biriz, Beraberiz! Senin gibi emperyalist usaklarina pabuc birakmayiz!

  2. 23 Temmuz 2020, 16:40

    Bunlar daha iyi günleriniz, sevr’e muhtac hale geleceksiniz..

  3. Bu kadar uyduruk, nesnel gerçeklerden kopuk, entelektüel analizden ve tarih felsefesinden yoksun üçüncü sınıf bir yazıyı yayınlamanız VeryansınTV’nin de kalitesini sorgulatıyor. Bence Hakan Paksoy HalkTV’de Ören Bayan ile program yapsın…

  4. Ülkenin etrafı hergün yeni açılan bir cephe ile ateş çemberine alınıyor içerde Fetö tüm kurumları hızla çürütüyor ülke insanını kutuplaştırdılar…ekonomi çöktü …sıra işgale geldi…ve bütün bunlar bir bir sistemli yapıldı kim yaptı? İktidar

  5. malum emperyalist güçler, planlarını 100 yıllık, 50 yıllık yaparlar. Türkiye için, 2023’de sonlanacak biçimde 100 yıllık bir plan yapmışlar; anlaşılan bu.

  6. Yorumlar gerçeklere uymuyor.Zorlama AKP eleştirisi.

  7. 22 Temmuz 2020, 11:41

    Ülke savaş durumuna geldi. Önce iç savaş sonra emperyal işgal bekliyorum. Tarih bunu söylüyor. Bakalım namaz kılan CB istiyoruz diyenler namazın sadece cb yaradığını, kendilerinin fakir yoksul işsiz kaldığını ne zaman anlayacaklar. Erken seçim ile rte/akp den kurtulmak şart. Başka yol yok.

  8. yazdıklarınıza katılmamak elde değil. hatalar çok var. ama hareket kabiliyetiniz hem ekonomik olarak hemde iç dinamik olarak sizi kısıtlamıyor mu. suriyede bir karışıklık var ve orda öyle yada böyle kendimizi kabul ettirdik bunları lütfen atlamayalım. ayrıca yönetim değişikliği olsun istiyoruz doğru. rekabet olsun en iyi kimse o geçsin başımıza. ancak yönetim değişicince kimin gelmesi gerektiğinide bence bir yazsaydınız keşke. mesela Atatürkçülük oynayarak hdplileşen chp mi gelecek başa. yada hdp ile ittifak yapıldığını bile bile bilmiyorduk diyerek sözde milliyetçi iyi partimi gelecek başa. devleti bölmek isteyen bir grubun temsilcisi hdp lilerle mi ittifak yaparak kurtaracaklar memleketi. önce partilerin millileşmesi gerekir. özellikle de chpnin. ben mhp li düşünce yapısında olan biriyim. mhpnin milli konulardaki politikalarından ve milli konular sebebiyle verilen destekten memnunum. herşeyin iyi gitmediğinin farkında olarak şu yönetimin hdpile kolkola geleceklerden daha iyi olduğuna eminim.

  9. 22 Temmuz 2020, 02:40

    ATATÜRK’ün kurduğu düzen “bozuk” olamayacağına göre, kim kurdu bu “Bozuk Düzen”i? Zannedildiği gibi, emperyalizmin ezanı Arapça okutan “yerli işbirlikçileri” değil, 7 Eylül 1946 günü aldığı kararlarla teslim olan “yerli ve millî işbirlikçi” İSMET İNÖNÜ kurmuştur [bkz: Erdoğan Soral, “Yol Ayrımındaki Türk Ekonomisi”, Ekonomik Yaklaşım dergisi Cilt I Sayı 2, Gazi Üniversitesi].

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!