Hüseyin Vodinalı yazdı…
Yazı başlığı sanki yer bilimleri analizi gibi oldu.
Ama gerçekten de yaşanan olay büyüktür.
Kimileri diyor ki, “Yahu Afganistan’ı amma taktınız kafaya, sanki bize etkisi nedir ki, yasadışı göçlerden başka?”
Şimdi anlatacağım.
Amerika’nın Afganistan hezimeti, tüm bölgede ABD mütefik ve dostlarında büyük panik yarattı.
İsrail, Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, BAE ve Türkiye’de bunun artçı şoklarını gözlemliyoruz.
ABD’nin Afganistan’dan sonra Suriye ve Irak’tan da çekilmeye hazırlanıyor oluşu öyle basit bir durum değildir.
Bu, 1945 sonrası oluşan jeopolitik tablonun kökten değişimidir.
Türkiye’de de iç siyaseti ve müesses nizamı yeniden belirleyecek denli güçlü bir değişimin eşiğindeyiz.
Ben şimdilik dış politikadaki gelişmelerle başlayayım…
SUUDİ ARABİSTAN İRAN İLE GÖRÜŞÜYOR
Henüz Afganistan gündemde yokken, daha görevdeki ilk haftalarında Biden Yönetimi, ABD-Suudi ilişkilerinde dramatik bir değişime yönelmişti.
Biden, Trump’ın yüklü silah anlaşmalarını incelerken Suudi’lere silah satışlarının dondurulduğunu duyurdu. Ardından Şubat ayı sonlarında ABD istihbaratı, Suudi hükümetini Washington Post muhabiri Adnan Kaşıkçı’nın Ekim 2018’de İstanbul’da öldürülmesi nedeniyle kınayan bir rapor yayımladı.
Tüm bunlara, Washington’un Suudi karşıtı Yemenli Husi liderliğini ABD terör listesinden kaldırması ve Yemen’deki İran destekli Husi güçleriyle savaşında ABD’nin Suudi Arabistan’a verdiği askeri desteği sona erdirmesi de eklendi.
Önce Obama, ardından Trump yönetimindeki Washington, bölgedeki İran merkezli çatışmaları körüklemek için Suudi lider Muhammed Bin Selman’ı (MBS) bolca silahla (Suudi petrodolarlarıyla ödenen) beslemişti.
Bu, Suudiler için bir felaket anlamına geliyordu.
Artık Biden Yönetimi’nden hayır gelmeyeceğini anlayan MBS, İslam dünyası içindeki tüm çatışmalarını sona erdirmek için stratejik bir dönüş başlattı.
Her şeyin anahtarı İran’daydı.
2021’in Nisan ayında Suudiler, İran ile ilişkilerini istikrara kavuşturmak için, önce Irak’ta, ardından Umman’da gizli görüşmelere başladı.
Bu görüşmelerde Irak da önemli bir rol oynadı.
ABD’nin 2003’ten bu yana Irak’taki politikası, iç savaş çıkarmak için Şii çoğunluğunu %30’luk bir Sünni azınlıkla karşı karşıya getirerek kaos yaratmaktı.
Bunun artık farkında olan ve ABD güçlerinin ülkeyi terk etmesi için meclis kararı dahi alan Bağdat, İran-Suudi diyalogunda kilit ülkeydi.
Temmuz ayında Irak Başbakanı El Kadimi, Biden’dan ABD birliklerinin varlığını yıl sonuna kadar sona erdirme sözü aldı.
Şimdiye kadar 3 kez yapıldığını bildiğimiz Tahran-Riyad arka kapı görüşmelerinde Biden da dolaylı bir rol aldı.
Biden, Suriye ve Irak’tan çekilmenin karşılığında İran’ın da Suriye, Yemen ve Lübnan’daki askeri varlığını azaltmasını istiyor.
İran, nükleer anlaşmaya dönülmesi ve can yakan ambargoların kaldırılması karşılığında buna sıcak bakıyor.
Ancak bu cephede somut bir gelişme henüz yok.
ABD ile İran arasında 2015 nükleer anlaşmasına dönüşle ilgili dolaylı görüşmeler, Haziran ayındaki İran seçimlerinin ardından askıya alınmıştı.
İran da uranyum zenginleştirme çalışmalarını hızlandırdığını duyurdu.
Suudi-İran görüşmeleri, Suudi Genel İstihbarat Başkanı Halid el-Humeydan ve İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreter Yardımcısı Said İravani de dahil olmak üzere her iki taraftan da üst düzey yetkilileri içeriyor.
Lübnan ve Suriye’deki Hizbullah ve Yemen’deki Husiler gibi gruplara asker ve yardım sağlamanın ekonomik maliyetlerine ilişkin İran’da protestolar artıyor.
ABD yaptırımlarının neden olduğu ekonomik kriz, Tahran’ın Riyad ile uzlaşmaya gitmesi için güçlü bir teşvik etkisi yaratıyor.
Eğer gerçekleşirse, bu ABD’nin bölgesel kaos stratejisi için büyük bir darbe olacak.
Henüz ortada bir anlaşma olmasa da, (yeni seçilen İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin hükümeti Meclis veya parlamento tarafından onaylanır onaylanmaz) uzlaşmaya varma iradesini gösteren dördüncü bir görüşmenin daha yapılacağı açıklandı.
Anlaşma kolay olmayacak, ancak her iki taraf da mevcut statükonun bir ‘kaybet-kaybet’ durumu olduğunun farkında.
İran, Biden ile de sert oynuyor.
İran Dini Lideri Ali Hamaney’in, Biden yönetiminden İran’a yönelik tüm yaptırımları kaldırmasını, yol açtığı zararı tazmin etmesini ve İran’ın kısa sürede nükleer güç sahibi bir devlet olarak tanınmasını talep ettiği bildiriliyor.
2018’den beri uygulanan ABD yaptırımları, İran’ın petrol gelirlerinin azalmasına, gıda fiyatlarında yıllık %250 artışa ve para biriminde serbest düşüşe neden oldu.
Reisi, bunu değiştirmek için muazzam bir iç baskı altında, ancak Biden nükleer (JCPOA) müzakereleri sürdürmenin ön koşulu olarak yaptırımları kaldırmayı şimdilik reddediyor.
Tahran için asıl soru, Suudi liderliğindeki Arap Sünni Körfez ülkeleriyle bir yakınlaşmaya mı, yoksa Kabil’den rezil bir kaçışla vaatlerini yerine getirmeyen Washington’a güvenmenin mi daha iyi olduğu.
Tahran, son dönemde Afgan Taliban’ı ile ilişkilerini düzeltti.
ABD’nin Taliban’a bırakıp gittiği ABD askeri teçhizatlardan bazılarının İran’da görüldüğü bildirildi.
İran, Çin ve Rusya’nın müttefiki olarak, Washington’a karşı daha yakın bir İran-Afgan işbirliğini öneriyor.
İran, 2019’da Çin ile 400 milyar dolarlık, 25 yıllık bir ekonomik stratejik işbirliği imzaladı.
Ancak Pekin, mevcut ABD yaptırımlarını düşünerek bu anlaşmayı rölantide tutuyor.
Çin de ayrıca Suudi Arabistan, Körfez Arap devletleri ve İsrail ile daha yakın ilişkiler peşinde koşuyor.
Suudi-İran yakınlaşması İran ve Çin’in üzerindeki baskıları daha da hafifletecek.
Şurası kesin bir gerçek ki…
Afganistan’daki ABD varlığının dramatik çöküşü, dünyadaki tüm taraflara, ABD Başkanı kim olursa olsun, perde arkasındaki ABD kurumsal güçlerinin bir yıkım gündemi izlediği ve artık ABD’ye güvenilemeyeceği konusunda net bir fikir veriyor.
Olası Suudi-İran anlaşmasının sonuçları, jeopolitik açıdan önemli bir kilometre taşı olacak.
Bu gelişme, Yemen iç savaşını ve Suriye vekalet savaşını sona erdirmenin yanı sıra, Lübnan’da İran destekli Hizbullah ile oradaki büyük Suudi çıkarları arasındaki yıkıcı çelişkiye de son verebilir.
Irak’ta istikrara hizmet eder, Katar ve Türkiye’nin pozisyonunu güçlendirir.
Türkiye de zaten bu gelişmelerden haberdar olmalı ki, Suriye, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri ile görüşmelere başladı.
Gerçi Suriye, istihbarat şeflerinin görüşecek olmasını kesin bir dille yalanladı ama bizim aldığımız haberler bu görüşmelerin epeydir farklı düzeylerde zaten sürdüğü yönünde.
http://www.williamengdahl.com/englishNEO6Sept2021.php
https://www.defensenews.com/opinion/commentary/2021/09/07/why-israels-transfer-to-us-central-command-could-help-deter-iran/
Bu sloganı pek severim : “Yankee Go Home”
Teşekkürler bilgilendirme için.
Emperyalizm huyunu değişmez, ABD nin, değişen koşullara göre kartları yeniden karıştırdığını ve yeni oyunlar oynamakta olduğunu göz ardı ederek bu kadar iyimser bir tablo çizmek son derece yanlış!
katılıyorum
ben de ABD’nin pes etmeyeceğini düşünüyorum. çünkü bilindiği gibi ABD/Batı teknolojisi çok ileri durumda. ayrıca çok zeki ve eğitimli elemanlara sahip olan gizli servislere sahipler.
Dunyanın en büyük askeri ve ekonomik gücü olacaksınız, 20 yıl trilyonlarca dolar para harcayacaksınız ve ypg ye vermediğiniz silahları arkanızda bırakıp kaçar gibi cekileceksiniz,…. Yersen güzel hikaye… Taliban, abd nin kuklası bir irade aracıdır sadece. Vodinalı siz sadece güzel kafa ütülüyorsunuz, söliim.
Tespitleriniz çok yerinde Sn.Vodinalı.Zaten farklı saflarda yer alan devletler arasındaki igörüşme trafiği ve mütetfiklerinden gelen eleştirel açıklamalar , ABD’nin dünya liderliğinin sorgulandığının en büyük göstergesi.