Hüseyin Vodinalı yazdı…
Şu NATO meselesi sakız gibi. Sündürebildiğin kadar sündür.
Başımızdaki asıl bela o çünkü.
Emperyalizmin eli sopalı bekçisi NATO, 80 yıla yakın siyasetimizi, ekonomimizi, akademimizi, basınımızı ve bürokrasimizi dizayn ediyor.
Bunun en son örneği İngiliz Gizli Servisi MI6’in Başkanı Richard Moore’un İstanbul’da düzenlediği şaşırtıcı basın toplantısıydı.
Eski Türkiye Büyükelçisi olan ve Türkçe konuşması, Beşiktaş taraftarlığı ile halkımızın sempatisini topladıktan sonra majestelerinin baş casusu olduğu ortaya çıkan Moore efendi büyük bir skandala imza attı.
MI6’in özellikle de Rusya’ya yönelik casus devşirme programını, Londra yerine Rus Konsolosluğu’na çok yakın Birleşik Krallık Başkonsolosluğu’ndan duyurması da ayrıca manidardı.
İngilizlerin bu rahatlığı aslında sadece İngiltere’ye yakın istihbarat ve dışişleri ekibi, Hakan Fidan ve Moore’un basın toplantısı için özellikle teşekkür ettiği MİT Müsteşarı İbrahim Kalın’a da dayanmıyor aslında.
Tarihsel derinliğe sahip bir durumdan söz ediyoruz.
SEVİLESİ CASUSLAR: LAWRENCE İLE BOND
Düşünün bir, İngiliz Ajanı “Arap” Lawrence ve yine İngiliz ajanı Mekke Şerifi Hüseyin, Osmanlı Devleti’ni arkadan vuran isyanların başıydı.
Ama David Lean’in bol oskarlı “Lawrence of Arabia” filmini o zamanlar milli olan devletimiz 1962’de yasaklamıştı.
Ama 1990’da (1990 da manidar bir senedir. İlk Irak saldırısı ile ABD’nin BOP’unun başlangıcı sayılabilir) Cem Uzan’ın Star TV’si filmi yayınladı ve Türkler ihaneti destanlaştıran o filmi ayıla bayıla izledi.
Ama daha da çarpıcı bir örnek, Lawrence’in anıları henüz tazeyken Soğuk Savaş esnasında çekilen ünlü James Bond filmleridir.
MI6’in 007 kodlu casusu James Bond, NATO düzeni sayesinde Türk halkı tarafından büyük hayranlıkla izleniyordu.
İngiliz casusu Bond’un Türkiye dahil tüm dünyanın altını oyan Britanya entrikalarını sergilediği filmlerinden biri (1964-Topkapı) Türkiye’de bile çekilmişti.
Maksat tarihten beri Türkiye’nin ezeli düşmanı, emperyalist İngilizleri ve Batı’yı Türklere şirin göstermek, Rus ve Çinlileri ise korkunç düşmanlar olarak tanıtmaktı.
Anti-komünist ve anti-bağımsızlıkçı NATO düzeni bunu gerektiriyordu çünkü.
Moore, aslında o basın toplantısını boşuna İstanbul’da yapmadı.
İngiltere, Rusya ile savaşın en önemli mimar ve tetikçilerinden.
ABD, Trump ile oyundan kısmen çekilince Londra gemi azıya aldı ve provokasyon üzerine provokasyonlara hız verdi.
İngiltere etine buduna bakmadan tüm NATO’yu Rusya’nın üzerine salmak için çalışıyor.
Richard Moore da oyuna Türkiye’yi de katmak için bu casus işe alım ilanını İstanbul’da yapmaktan daha iyi bir yol bulamazdı.
Üstelik Moore artık görevinden ayrılıyor ve yerine Nazi kökleri olan bir kadın başkan geliyor.
Yakında görevi Moore’dan devralacak olan Blaise Metreweli, Ukraynalı Nazi dedesinin Almanya’ya casusluk yapmasıyla ünlü.
Metreweli de Tepebaşı’nda Moore’un yanı başındaydı.
Britanya için biçilmiş kaftan anlayacağınız. Hem Rus düşmanı bir Ukronazi hem MI6’in başında olacak.
İstanbul’dan yapılan casus devşirme duyurusu Türkiye’yi de Rusya düşmanı blokun içine almak için yapıldı.
MEDYA TEPKİSİ
Öte yandan bu basın toplantısına yönelik ilk bilgi ve tepkilerin de T24 veya Yetkin gibi Amerika’ya yakın basın mahfillerinden gelmesi de ilginç ama beni şaşırtmadı.
Çünkü Trump’ın ABD’si ile Starmer’in İngilteresi Ukrayna konusunda epey ayrışmış durumda.
Trump meseleyi Avrupa’ya devredip Rusya ile sözde bir yakınlaşma ile asıl hedefi olan Çin’e yönelmek istiyor.
İngiltere ise Kırım Harbi’nin ıslak rüyaları içinde Rusya’yı dize getirmek için umutsuzca çırpınıyor. Malum, Kırım savaşı İngiltere’nin adeta dönemin NATOsu gibi Osmanlı’nın içine nüfuz ettiği ve sözde İslamcı tarikatları İstanbul’da kurduğu dönemin de adıdır.
ABD ile İngiltere arasında makas açılırken daha “eğlenceli” günler bizi bekliyor sanırım.
CIA AJANI NETANYAHU
“This is a richman’s world” şarkısının sözleri çok doğru, dünya zenginlerin dünyası.
Ama onların adına işleri yürütenler de kuklalar ve casuslar.
Bugün Batı ve Doğu’da iktidarda olanlara dikkatle bakarsanız çoğunun istihbari kökeni olduğunu görürsünüz. Onlar casuslardır.
Bir de kuklalar var ki, Macron veya Merz gibi Rotschild bankeri veya Blackrock Almanya temsilcileridir.
Mesela casuslardan halen en ünlüsü Rusya’nın Devlet Başkanı Vladimir Putin’dir.
KGB’de çekirdekten yetişmiş bir ajan olarak en son Berlin Duvarı yıkılırken Doğu Almanya’daydı ve daha sonra Rusya’nın başına geçti, 25 yıldır ülkeyi yönetiyor.
Bir diğeri ise İsrail’in soykırımcı Başbakanı Binyamin Netanyahu.
Netanyahu kadar geçmişi kirli az siyasetçi vardır.
Katliamcı terörist Ariel Şaron’un sağ kolu olarak girdiği siyasette 30 yılı devirirken ardında barış anlaşması yapmak üzereyken öldürülen Başbakan İzak Rabin’den, 11 Eylül 2001 saldırılarına, 7 Ekim Hamas tezgahından şimdiki kreşendosu Filistin’deki soykırım gibi insanlık tarihinin en iğrenç işlerine uzanan ve artık Hitler’e rahmet okutan bir figür.
Netanyahu da Metreweli gibi Ukrayna kökenli bir isim. Dedesi Ukraynalı Siyonist bir faşist idi. Kovulduktan sonra Mussolini’ye sığınmıştı.
İşte bu Netanyahu sadece Mossad’da çalışmakla kalmamış, Amerikan vatandaşı olarak CIA’ye de girmiş.
ABD’nin ünlü teknik üniversitesi MIT’de mühendislik eğitimi sırasında muhtemelen 1973’te John Sullivan ismiyle CIA’ye katılmış.
İsrail’deki haftalık haber dergisi Ha’ir, 1990’larda Netanyahu’nun dört isim kullandığını belirlemişti: Benjamin Netanyahu, Benjamin Nitai, John Jay Sullivan ve John Jay Sullivan Jr.
Çifte vatandaş olan Netanyahu’nun İsrail yasalarına göre Knesset’e seçilmesi mümkün olmazken Bibi, CIA ve Mossad bağlantılarıyla bu küçük sorunu aşmıştı.
Netanyahu’nun CIA’ye girmesi pek büyük haber değilse de olayın kökenleri CIA kurucularından ve CIA’nin Mossad ile işbirliğini tamamen tekeline almış olan James Angleton’a dayanıyor.
Angleton, JFK suikastinde ve devamında İsrail’in atom bombasını geliştirmesinde rol oynayan kilit isim.
Angleton, Netanyahu CIA’ye alındığında CIA Karşı İstihbarat Şefi olarak hala görevdeydi.
1954’ten 1975’e kadar 30 yıl boyunca bu görevi sürdüren ender ajanlardandı.
Eşcinseldi ve 1987’de öldüğünde İsrail’de onun için devlet merasimi düzenlendi.
Angleton dünyayı yöneten zenginlerin CIA’nin içine soktukları ve ABD’yi İsrail’in hizmetine sunması için görevlendirdikleri casustu.
Muhtemelen 1968’de Oxford’da okurken Bill Clinton’u da CIA’ye alan oydu.
Onun devamı ise yine bir casus olan Jeffrey Epstein ve Netanyahu’nun Mossad’ıydı.
Bunların Straussien ekibi ABD’yi “bitmeyen savaşlar” düzenine sokan Cheney, Wolfowitz, Obama, Biden gibi neoconlardı.
CASUSLARIN BAŞKENTİ İSTANBUL
Doğu Akdeniz ve güney sınırlarımızdaki gelişmeler ve İsrail’in savaş tehditleri Türkiye’yi önümüzdeki dönemde nasıl bir sürecin beklediğinin de göstergesi.
Moore’un bu skandal basın toplantısı İstanbul’un dünya casus başkenti olmaya aday bir şehir olduğunun da kanıtı.
ABD İstinye’deki devasa başkonsolosluğu’nu boşuna inşa etmedi.
Yeni Osmanlıcılık propagandası orada pişirildi, BOP işleri orada kotarıldı.
Rusya’da Ermeni eski istihbaratçı ve tarihçiler tarafından Hakan Fidan için yazılan kitap da ilginç bir şeydi.
Kitap sanılanın aksine Fidan’ı kötülemiyor, gelecekteki Türkiye Başkanı olarak sunuyordu.
Aynı Fidan şimdi İngiltere’nin Rusya düşmanı bir casusluk programının İstanbul’dan açıklanmasına belli ki onay veriyor.
Bu dünyada böylesi işlerin neden böyle olduğunu anlamak ancak sonradan mümkündür.
Ama koalisyon ortağı Bahçeli’nin TRÇ ittifakı açıklaması sonrası Boeing alımı vaadiyle ABD’ye uçan Başkan Erdoğan’ın konuya ilişkin yorumu bence her şeyi açıklıyordu: “Takip edemedim, hayırlısı olsun!”
Biz de gerçekten gelişmeleri takip etmekte zorlanıyoruz ve hayırlısının ne olacağını da tam bilemiyoruz!
Ama bu NATO düzeninde başımıza pek de hayırlı şeylerin gelmeyeceği kesin gibi.
ABD, İngiltere,İsrail İstihbaratını ve Diplomasisi birbirinden ayrılmaz.Ayrılması için Yahudi ve Anglosakson Hanedanların birbirine düşmesi gerekir.O da 1945 ten sonra bitmiştir.Bizim İngiliz yanlısı adamların bunun farkında olmamaları insanı şaşırtıyor