İsmet Hergünşen
İsmet Hergünşen
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Barışın başkentinde savaşın gölgesi

Barışın başkentinde savaşın gölgesi

featured

İsmet Hergünşen yazdı…

2019 yılında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti.” yönündeki değerlendirmesi uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştı.

Aradan geçen yılların ardından Ankara’da gerçekleştirilen NATO Liderler Zirvesi ise bu tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Peki NATO’nun “beyin ölümü” gerçekten sonlandı mı?

Son zirve, sonuçlarından çok zirve öncesi ve sırasında yaşanan gelişmelerle gündeme geldi.

Alınan olağanüstü güvenlik önlemleri, yapılan yüksek harcamalar ve sivil toplum kuruluşlarına yönelik uygulamalar, Türk kamuoyunda en çok tartışılan konular arasında yer aldı.

Uluslararası diplomasi geleneğine alışkın liderlerin, yaşanan bu tabloyu kamuoyu önünde yansıtmamaya özen gösterseler de kendi aralarında farklı değerlendirmiş olmaları muhtemeldir.

Zirvenin Türkiye açısından en önemli olumlu yönü, Cumhuriyet’in başkenti Ankara’da gerçekleştirilmiş olması ve savunma sanayimizin ulaştığı seviyenin üye ülkelere tanıtılmasına imkan sağlamasıdır.

Konuk edildikleri mekanlardan Ankara’nın simgesi Anıtkabir’i gören liderler, “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesiyle yalnızca kendi dönemine değil, tüm insanlığa kalıcı bir miras bırakan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün düşünce dünyasını daha yakından tanıma fırsatı bulmuş olabilirler.

Ne var ki zirvenin sonunda yayımlanan bildirge, Atatürk’ün evrensel barış anlayışından çok caydırıcılığı öne çıkaran ve askeri hazırlıkları artırmayı hedefleyen bir yaklaşımı yansıtmaktadır.

Her NATO zirvesinde olduğu gibi Vashington Antlaşması’nın 5. maddesine bağlılık ve savunma ile caydırıcılıkta “360 derece yaklaşımı” bir kez daha teyit edilmiştir.

2025 yılında Lahey’de alınan kararlara atıf yapılarak Rusya Federasyonu, Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliği ve istikrarı açısından uzun vadeli bir tehdit olarak tanımlanmıştır.

Ülkelerin savunma harcamalarındaki artış ve yaklaşık 150 milyar dolarlık yatırım hacmi vurgulanırken, savunma sanayi üretim kapasitesini geliştirmek amacıyla 50 milyar dolarlık yeni bir fon oluşturulacağı açıklanmıştır.

Beklendiği üzere zirvenin gündem maddelerinden biri de Ukrayna’ydı. Önümüzdeki yıl bu ülkeye yaklaşık 70 milyar dolarlık destek sağlanmasına yönelik karar da bildirgede yer almıştır.

Bir diğer dikkat çekici başlık ise İran’dır.

İran’a ilişkin maddenin önceki zirvelere göre daha operasyonel bir içerikle kaleme alınması, NATO’nun artık sadece Avrupa’ya değil Körfez’e de baktığını gösteriyor.

ABD’nin elini güçlendirmesi beklenen İran’ın nükleer silaha sahip olmaması ve Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer serbestisine ilişkin ifadeler ilk kez bu kadar açık biçimde NATO bildirgesine yansımıştır.

ABD Başkanı’nın Ankara’dan İran’a yönelik operasyon kararı; zirvede katılımcılar ve ev sahibi ülke açısından beklenmedik bir güç gösterisiydi.

Peki Türkiye yeni mimaride ne hedeflemeli?

Hiç kuşkusuz zirve, Türkiye’nin dış politika ve güvenlik stratejisinde yeni bir dönemin habercisi olacaktır.

Ancak bu süreç, ne İran ve Rusya ile ilişkileri gereksiz biçimde geren ne de Mavi Vatan’daki hak ve menfaatlerimizin zedelenmesine yol açan bir anlayış üzerine inşa edilmelidir.

Zirve öncesinde gündeme gelen Konya ve İstanbul’da kurulacak NATO komutanlıkları, Türkiye’nin yeni bölgesel güvenlik mimarisinde daha fazla sorumluluk üstleneceğini göstermektedir.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin hilafına herhangi bir oluşuma gidilmemesi, Türkiye’nin temel güvenlik önceliklerinden biri olmalıdır. Ayrıca asıl önem taşıyan husus, bu yeni oluşumda siyasi ve askeri karar alma mekanizmalarının nasıl şekilleneceği ve kimler tarafından yönlendirileceğidir.

Sonuç olarak Ankara Zirvesi, NATO’nun askeri reflekslerini yeniden güçlendirdiğini gösterirken, barış söylemi ile güvenlik politikaları arasındaki gerilimi de gözler önüne sermiştir.

Belki de bugün sorulması gereken asıl soru şudur: NATO’nun beyin ölümü gerçekten sona mı erdi, yoksa sadece farklı bir güvenlik anlayışıyla yeniden mi şekilleniyor?

Son sözse; belki de siyaset, doğal düzeni altüst etme sanatıdır.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!