Hüseyin Vodinalı
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. ‘Krallara dayalı düzen’

‘Krallara dayalı düzen’

featured

Hüseyin Vodinalı yazdı…

Sovyetler Birliği çöktüğünden beri (1990) dünyanın efendisi konumuna yükselmişti ABD.

Soğuk Savaş’taki korkulu rakibi buharlaşıverince bir anda “Alem buysa Kral benim” moduna girdi.

Soğuk savaş esnasında Batı cephesine “Hür Dünya” diyordu, SSCB gidince önce “Pax Americana” dedi, “Yeni Amerikan Yüzyılı” diye çevirdi ve son olarak “Kurallara Dayalı Düzen” diye hegemonyasını tanıtmaya çalışıyor.

(Kapitalist oligarşinin kurallarına) Kurallara dayalı düzen demek, “Amerika’nın dediği olur” demek.

Ama artık olmuyor!

Epeydir olmuyor aslında.

Türkiye’yi ele alalım mesela.

2002’de AKP’nin iktidara gelişi tam bir ABD, İsrail İngiliz ortak operasyonuydu.

28 Şubat’a keskin bir cevaptı.

ABD, “Ilımlı İslam” ve “Yeni Osmanlıcılık” adı altında her dediğini yapacak bir koalisyonu oluşturdu.

İslamcılar/tarikatlar/cemaatler, Kürtçüler/PKKlılar, CIA FETÖcüleri, Neoliberaller, kırık dönek solcular, merkez sağcılar vs. hepsini bir çanakta topladı.

İngiltere ise zaten siyasal İslam’ın patent sahibiydi.

Suudi Arabistan’daki Vahabiliği de o kurmuştu, Mısır’daki İhvanı Müslimin’i (Müslüman Kardeşler) de.

İsrail deseniz, Türkiye NATO’ya girdiği gün ve hatta ondan öncesinden itibaren Ortadoğu’da NATO ileri karakolu olan Türkiye’ye kanka tayin edilmişti.

Hazarya, Selçuklu ve Osmanlı’dan gelen tarihsel geçmiş de buna yardımcıydı.

2002 – 2008 arası işler fena gitmedi ama 2008’deki Rusya-Gürcistan savaşı sonrası Türkiye’nin NATO’yu Karadeniz’e sokmayacağı belli olunca sıkıntı çıktı.

Allah, Montrö anlaşmasından ve onu hazırlayan koruyan herkesten razı olsundu!

Hemen bir tertip düzenlendi ve ordunun Kemalist unsurlarına, özellikle de Deniz Kuvvetleri’ne FETÖ operasyonları düzenlendi.

Aynı yıl yani 2008’de İsrail’in Gazze’ye korkunç saldırıları da AKP’yi Batı ile karşı karşıya getirmeye başladı.

2009’daki Davos “One Minute” krizi siyasi bir ayrışmanın başlangıcı oldu. 2010’daki Mavi Marmara gemisine İsrail baskını da ilişkileri gerdi.

Ama aslında pratikte çok ciddi bir sorun yoktu.

ABD üsleri işlerine devam etti, İsrail ile ticaret katlanarak arttı, hatta Suriye operasyonunda işbirliği yapıldı, üzerine 2012’de İsrail için Malatya’daki eski Kürecik Amerikan üssü, İran’ı gözetleme üssü olarak yeniden açıldı.

HAMAS MESELESİ

Ancak her zaman bir Hamas sorunu mevcuttu.

İhvancı Hamas liderleri, İhvancı AKP ile hep temas halindeydi ve Mısır’daki İhvancı Mursi’nin devrilmesinden sonra Türkiye ve Katar’a geçtiler.

Hamas’ın geçmişi de ilginçtir.

İhvan’ın ceketinin cebinden çıkan (El Kaide ve IŞİD gibi) pek çok dinci örgütten biridir.

İhvan’ı kuranlar ise 1928’de Mısır’da İngiliz etkisindeki Hasan El Benna gibi Sünni siyasi İslamcılardır. İhvan’ın kuruluşu Türkiye’deki Hilafet’in kaldırılışına tepkiseldir.

İngiliz zırhlısına binip Türkiye’den kaçan Vahdettin’in hain Şeyhülislam’ı Mustafa Sabri de 1922’de İngilizlerin sağladığı bir gemiyle Mısır’a giderek İhvan’a katılmıştır.

Mustafa Sabri tam bir haindir.

Vahdettin ile birlikte Türk yurdunun işgalini desteklemiş, ünlü Hareket Ordusu Komutanı Mahmut Şevket Paşa’nın ölümüyle sonuçlanan suikaste karışmış, Mustafa Kemal Atatürk ve Kuvayı Milliyeciler için idam fetvası vermiş ve en son Türkiye Cumhuriyeti’ni mürted ilan etmiş bir vatan hainidir.

Atatürk’e yönelik 1926 İzmir suikastinin arkasında bulunma ihtimali de yüksektir.

Hamas’ın tepe örgütü Müslüman Kardeşler, tıpkı Arabistanlı Lawrence’in kullandığı Araplar gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanı olmuştur.

Hamas’ın 1987’de kuruluşu da enteresandır.

Bizzat İngiliz (Chatham House), Amerikan ve İsraillilerin parmağı vardır.

Maksat Sosyalist ve laik Arap milliyetçiliğinin ürünü olan Filistin direnişini bölmek ve “faydalı bir düşman” haline getirmekti.

Arafat’ın temsil ettiği El Fetih’in savaşçılarını Gazze’de damlardan attılar, tıpkı IŞİD’in Suriye’de çocuklara yaptığı gibi.

İsrail’in en uzun süre başbakanlığını yapan faşist Netanyahu, her fırsatta Hamas’ın desteklenmesi gerektiğini söylemiş ve hatta Katar üzerinden Hamas’a maddi destek yapılmasını sağlamıştır.

Bakınız ünlü Amerikalı araştırmacı gazeteci Seymour Hersh, bu konuda neler söylüyor:

“Bibi 2009’da göreve döndüğünde, bir lider olarak “Hamas’ı desteklemeyi seçti.

Kaynağımın ifadesine göre, Filistin Yönetimi’ne alternatif olarak “onlara (Hamas’a) para verip onları Gazze’ye yerleştirdiler.

Ayrıca kaynağa göre Katar’la İsrail’in onayıyla yüz milyonlarca doların Hamas liderliğine yönlendirilmesini öngören bir anlaşma yapıldı.

Kaynak, ‘Bibi, Katar parasıyla Hamas üzerinde daha fazla kontrole sahip olacağına (ara sıra İsrail’in güneyine roket atmasına ve İsrail’de iş bulmasına izin verilmesine), yani Filistin Yönetimi ile olduğundan daha fazla kontrol sahibi olacağına ikna olmuştu. Bu riski göze aldı’ dedi.”

Hamas liderlerinin bulunduğu Katar ve Türkiye’nin İsrail’in dost saydığı ülkelerden olması tesadüf müdür?

Mesela ben gazeteciliğimde Katar damgalı pasaportumla İsrail’e girebilmiştim.

Normalde İsrail Arap ülkelerinden damgalı pasaportları sınırlarına sokmaz.

Ancak bu yazdıklarım sizi yanıltmasın, Hamas ve İsrail düşmandır.

Ancak durum şöyledir: Hamas’ı İran destekler ama yönetemez.

İran, Lübnan ve Suriye’de Hizbullah’ı, Filistin’de İslami Cihat’ı yönetir.

Neyse lafı uzatmadan asıl mevzuya gireyim; şimdi ABD ve İsrail Hamas’ın üzerinden hem Filistin meselesini çözmeyi hem de Erdoğan yönetimini devirmeyi planlıyor.

Aslında 2016’da FETÖ ile denediler ama başaramadılar.

Neocon Davutoğlu’nun provokasyonları sonrası Erdoğan’ın Putin’den özür dilemesiyle gelişen Türk-Rus ilişkilerine tepki olan 15 Temmuz, orijinal bir NATO darbe girişimiydi, sonradan başarısız olunca tiyatroya döndü.

Yazının başında kastettiğim de buydu.

ABD artık “K(u)rallara dayalı düzen” filan uygulayamıyor.

Tam aksine boynuzundan yakalanmış boğa gibi bir oraya bir buraya çekiliyor.

Derin Netanyahu, 7 Ekim’deki operasyonla hem Gazze’nin etnik temizliğinin, hem de ABD’nin İran’a saldırtılmasının yolunu açtı.

ABD apar topar Ortadoğu’ya yığılınca, Çin ve Rusya rahatladı.

Rusya Ukrayna’daki zaferini ilan etmek üzere.

Çin ise Tayvan’ı yan cebine koydu, ABD ile müzakerelere başladı bile.

Rusya ve Çin’den “resmi güvence” alan İran ise (hipersonik) dikenlerini gösteriyor, şimdilik basit füzelerle ve dronlarla Irak ve Suriye’deki ABD üslerini vuruyor.

İsrail ise içinde bölünmüş durumda, Netanyahu’nun orduya ve halkına attığı kazığını çıkaramadan, bebek katliamına girişti.

Tüm bu olanlardan güç alan ve ayrıca Filistin için öfkeli Erdoğan ise “Hamas terör örgütü değil, mücahitler grubudur” dedi.

CIA UZANTISI FDD’DEN AL HABERİ

Erdoğan’ın bu sözleri ve tabandaki “Mehmetçik Gazze’ye” bağırışları sadece İsrail’de öfke yaratmadı, ABD’deki önemli bir düşünce kuruluşundan da ses getirdi.

Kısa adı FDD, “Foundatiton for Defence of Democracies” uzun adı yani Türkçesi “Demokrasilerin Savunulması için Kuruluş/Vakıf.”

Bu FDD esasen CIA’nin alt düşünce kuruluşlarından.

Demokrasi kelimesini çok severler bilirsiniz. Irak’a da bu demokrasiden götürmüşlerdi, ülke parçalandı ve 2 milyon kişiyi öldürdüler.

İşte bu FDD, 26 Ekim’de (tam olarak Erdoğan’ın “Hamas mücahitler grubudur” sözlerinden bir gün sonra) “Türkiye 100 yaşında: Otoriter Milliyetçiliğin Güdümünde” başlıklı bir toplantı yapmış.

Toplantının başında konuşan Araştırmadan sorumlu Kıdemli Genel Müdür Yardımcısı Jonathan Schanzer, AKP ve Erdoğan ile Hamas ilişkilerini sayıp dökmüş.

Schanzer, AKP’nin 20 yıldır Hamas ile içli dışlı olduğunu anlatırken, “Hamas’ın yöneticileri, finansörleri tüm yaptırımlara karşın Türkiye’de serbestçe geziyor, bununla da sınırlı değil FDD uzun zamandır Türkiye’den İran’a giden paranın takibinde (CIA işleri) ve 2012-2015 arası yaptırımlar delinerek 20 milyar dolar aktı (İran bağımsız bir ülke ve Türkiye de İran’a ABD yaptırımlarını –BM değil -tanımadı zaten). O da yetmedi 2012-2017 arasında Suriye’ye pek çok militan gönderildi (Siz ABD olarak göndertmediniz mi IŞİDçileri, Hillary’nin çak arkadaşı Davutoğlu döneminde?) IŞİD de Türkiye’yi finans merkezi olarak kullandı. Orada da bitmedi, 2019’da Türkler Rusya’dan S-400 sistemi aldı. Oysa biz Türkiye’yi doğuda İslamcı aşırılığa ve Rusya’ya karşı bir kale gibi görmek istiyorduk, tam tersi oldu” diye konuşuyor.

Bir buçuk saatlik toplantı kaydı (https://www.fdd.org/events/2023/10/26/turkey-at-100-under-the-grip-of-authoritarian-nationalism/) herkese açık.

Schanzer’in asıl bombası giriş konuşmasının sonlarına doğru geliyor.

Jonathan Schanzer, 7 Ekim’deki Hamas saldırısından bir kaç hafta önce Türkiye’den Gazze şeridine yollana inşaat malzemeleri yüklü olduğu söylenen bir gemide tonlarca patlayıcı olduğunu belirten bir haberden söz ediyor ve bu patlayıcıların Hamas roketlerinde kullanılmış olabileceğini ima ediyor.

Tüm bunlar çok ağır suçlamalar.

FDD yetkilisi Türkiye’ye yaptırımlar geleceğini ve daha da fazlasının olması gerektiğini söylüyor.

Daha da fazlası ise şu: Türkiye’nin NATO’dan atılması…

Aynen bunu ifade ediyor Schanzer.

Toplantıda konuşanlar da eski ABD Ankara Büyükelçisi Eric Edelman, FDD uzmanı Sinan Ciddi, Akademisyen Sibel Oktay ve elbette Henry Barkey de vardı.

İzmirli Musevi bir ailenin çocuğu olarak 1954 yılında İstanbul’da doğan Barkey, ABD Dışişleir Bakanlığı ve CIA’de Türkiye üzerine çalıştı. FETÖ hamisi CIA Şefi Graham Fuller ile birlikte “Türkiye’nin Kürt Meselesi” kitabını yazarken sahada da bu yönde çalıştı. 15 Temmuz FETÖ/NATO darbe girişimi esnasında Büyükada’da toplantı halindeydi. CFR üyesidir aynı zamanda.

FDD’nin bir diğer uzmanı da, 2011’de CHP’den milletvekili seçilen halen firari FETÖ sanığı olarak adı geçen Aykan Erdemir.

Şimdi tüm bunlara bakınca BOP’un ve Türkiye’nin etrafını çeviren (ve hatta içindeki) ABD üslerinin ne anlama geldiğini daha iyi anlıyoruz.

Toplantının başlığına dikkatinizi çekerim, “Ümmetçi Otoriterlik” demiyor, Milliyetçi otoriterlik diyor.

Yani Erdoğan gitse yerine Atatürkçü bir yönetim gelse, ABD’nin bakışı değişmeyecek.

ABD için tek kriter, bizim NATO’da uslu çocuk olup Amerikan çıkarlarına (kendi çıkarlarımız aleyhinde) hizmet etmemizdir.

Çünkü Krallara dayalı düzen böyle bir şey.

Ama üzgünüz ABD, artık kuralları tahtta bile oturamayacak kadar bunamış krallar koymuyor.

Biz aksine, şimdi üç cephede birden savaşma noktasındaki perişan kralın olayına, kısaca “Tarzan zor durumda” diyoruz.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. İlginç.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!