Nejat Eslen yazdı…
Dün gece aynı haber kanalında yine S-400 meselesini tartıştılar.
Moderatör yine aynı hanım kızımızdı.
Neden S-400 meselesinin tartışılmasının moderatörlüğünü hep bu hanım kızımıza yaptırıyorlar diye düşündüm. Bir az özgeçmiş araştırması yaptım ve nedenini anladım.
Yorumcuların çoğunluğu program boyunca Atlantik yapısına ve Türkiye’deki yönetime ters düşmemek için çok dikkatli davrandı.
Tartışma süresince açıktan olmasa bile çokça Girit modelinin faziletleri anlatıldı.
Yorumcuların hiç biri asker kökenli değildi; ancak, askeri konuların uzmanı gibi yorumlar yaptılar.
Atlantik yapısının Avrupa kolu ile güçlü ilişkiler içinde olan yorumcu, S-400 meselesi ile ilgili asıl sorunun F-35 projesinden dışlanmamız olduğunu, Ege’deki (Adalar denizi) dengeler için F-35’lere sahip olmamız gerektiğini anlattı.
‘’Moderatör hanım, Adalar denizinde hava üstünlüğünün nasıl sağlanacağını, konunun uzmanı eski bir havacı asker dışında kimseye tartıştıramazsınız’’ diye söylendim kendi kendime.
Ancak, aynı yorumcu, ABD silahlı kuvvetlerindeki kuvvet komutanlarının F-35’lerden memnun olmadıklarını, teknik sorunlar nedeni ile bu uçağın seri üretiminin askıya alındığını, F-16’ların üretimine yeniden başlandığını nedense söylemedi.
Moderatör hanımın ‘’Peki, biz S-400’leri neden satın aldık’’ sorusu yine havada kaldı.
Hiçbir yorumcu yine bu konuda topa girmek istemedi.
‘’Bu soruya yine ben cevap vereyim’’ dedim kendi kendime, bu yazıyı yazmaya karar verdim.
Bir silah sistemi bir çok faktör değerlendirilerek üretilir veya satın alınır, envantere dahil edilir. Bunların içinde tehdit algısı egemen faktördür.
O halde, Türkiye’nin güvenliğine yönelik tehdidin doğru tanımlanması gerekmektedir.
Türkiye’nin güvenliğine, çıkarlarına ve haklarına yönelik tehditler, Adalar denizinde, Doğu Akdeniz’de, PKK-YPG desteği ile Suriye’de, Irak’ta, Türkiye’nin içinde Batı kaynaklıdır. Tehdit üreten devletler ise NATO üyesi ülkelerdir; Türkiye’nin güvenliği ciddi bir meseledir ve bu gerçeğin mutlaka tanımlanması gerekir.
Eğer siyasi irade oluşmuşsa ve ben yetkili isem, hiç tereddüt etmeden S-400’leri Adalar denizini ve Doğu Akdeniz’i etki altına alacak şekilde konuşlandırırdım.
Eğer, farklı nedenlerle tehdit tanımlanmasını doğru yapamıyorsanız, yapsanız bile ifade edemiyorsanız ve siyasi irade oluşturamıyorsanız; gerçeklerin konuşulamadığı tartışma programlarında, Girit modelinin faziletlerini anlatmak doğaldır.
SON SÖZ:
Günümüzde kanımca, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en önemli sorun şudur:
Günümüzde Türkiye, Atlantik yapısının ne tam içinde ne de tam dışındadır.
Bu durumun denge politikası olarak tanımlanması anlamsızdır ve güven kaybına neden olmaktadır.
Küresel ve bölgesel jeopolitik hızlı bir değişim içindedir ve jeostratejik dengeler hızla değişmektedir. Türkiye’nin bu değişime uyum sağlaması gerekmektedir.
Bu dinamik sürece uyum sağlayabilmek için Türkiye’nin iyi yönetilmesi, iç cephenin mutlaka güçlü tutulması, televizyon programlarında halkın uyutulmaması, gerçeklerin konuşulması gerekmektedir.
Türkiye, jeopolitik konumunu yeniden tanımlayıncaya kadar işimiz zordur.
S-400’lerin alınması güvenlik gerekçelerinden daha çok siyasi gerekçelerle açıklanabilir. Bunda yanlış bir şey yoktur ve eşyanın tabiatına uygundur. Ancak bu siyasi karar stratejik gerekçelerle desteklenemediği için anlamsız, gayri ekonomik ve külliyen yanlış olmuştur. Mevcut komuta kontrol ve lojistik yapımız S-400’leri etkin bir şekilde kullanmamıza elverişli değildir. Ya askeri ve stratejik birliktelik anlayışımızı yıllara sari olarak (ki en az 25 yıla ihtiyaç vardır) değiştirmeli yada S-400’leri ayda kuracağımız üsse göndermemiz gerekmektedir.
Sn. Komutanim, sahsen S400‘lerin alinmasi konusunu tartismayi dogru bulmamakla birlikte, konusuldugu takdirde de mutlaka bize „müttefiklerimizin“ diger bir savunma sistemini, yani Patriyot‘larin neden satmadigini analiz ederek sonuc cikarilmasi gerektigini düsünüyorum. Ya ben aptal bir insanim, yada bu konuyu ciddi ciddi tartisan insanlar! Üyesi oldugumuz ve üye alabilmek icin K. Kore de sehit verdigimiz NATO, bizden cok Israili koruyor. Sinirlarimizda devletcikler kuruyor ve militarize ediyor. NATO demek ABD demek ise, ayni zamanda NATO, FETÖ ye kol kanat geriyor. Ben bir birey olarak kendimi tehdit altinda hissediyorum. Her an saldiriya ugrayacakmisiz hissi var. Akdeniz ve adalar denizinde acayip kutuplasmalar, koalisyonlar olusuyor. Bazilarinin artik biraz olsun tedirginlik duymasi ve tehlikenin farkina varmasi icin illada aile fertlerinden birinin namusuna halel gelmesi gerekiyor sanirim. Bu kadar bariz gelismeler yasanirken, ülkenin namusunun tehlike altinda olduguna kaniyim. Ülkenin namusu, aile fertlerinin namusundan önemlidir, cünki o kaybedilirse digeri zaten bes paralik olur. Tüm bu sacma sapan tartismalar yasanirken bile, Irak‘in kuzeyinden koc gibi yigitlerin sehadet haberleri geliyor. Ülke, kendi cocugunun cenazesine dahi göz yasi dökemeyen mankurtlarla doldu sanki. Öfke krizlerine bir tek ben mi giriyorum?!
Bana verin evin çatısına koyayım, ülkemin bölünmesi yüz sıfır olur. Söz tüm sorumluluğu ben alıyorum + ismini Eslen400 olarak değiştireceğim. Bir Rus uçağı daha düşerse moleküloviç! Güneyden-Kuzeye doğru gelen omuzları görür gibiyim.
“adalar denizi” yok böyle bir ad, oranın adı “EGE DENİZİ” dir ve yunanda önceden beri vardır ve TÜTKÇE dir. Öğrenin artık, atamızın “TÜRK TARİh TEZİ” ni okuyun artık. Siz paşalar böyle yaparsanız yarı cahiller neler yapmaz?…..
https://twitter.com/cengizozakinci/status/1350593812045979650
Dogru isimiz zor, bir turlu Turkiye cikarina dusunemeyen sirket yonetim mantigi oldukca, mevcut rejimden, Turkiye cikarina bir jeopolitika uygulamasi beklemek hayalcilikten de ote gorunuyor.
Kesinlikle…
‘- S 400 bir hava savunma silahıdır. Türkiye’yi hava saldırısına karşı koruyacak.
– Türkiye’ye son hava saldırısını kim yaptı? = FETÖ.
– FETÖ nerede yuvalandı = ??
– Kim(ler) S 400 alınınca çılgına döndü = ??
– 2 + 2 = ??
Basit gerçekleri bir türlü söyleyememe gibi bir durum var.