Nejat Eslen yazdı
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana otuz yıl geçti.
Yirminci yüzyılda iki dünya savaşı yaşanmış olmasına rağmen Putin, ‘’Sovyetler Birliği’nin dağılmasının yirminci yüzyılın en büyük jeopolitik felaketi olduğunu’’ ifade etmişti.
Putin haklı idi; çünkü Sovyetler Birliği’nin dağılması ile bütün küresel ve bölgesel dengeler alt üst olmuştu.
Geçen otuz yıl içinde bu dengeler hâlâ kurulamadı, Sovyetler Birliği’nin dağılması ile oluşan güç boşlukları hala doldurulamadı, güç boşluklarında oluşan fay hatları hala şiddet yaymaya devam etmekte.
Geçen otuz yıl içinde Çin hızla yükseldi; Rusya, Avrasya coğrafyasının önemli bir gücü haline geldi.
Geçen otuz yıl içinde ABD, tek kutuplu düzenin tek küresel gücü olarak Avrasya’yı kendi çıkarlarına göre şekillendirme gayretlerinde hüsrana uğradı; zaman içinde ABD gücündeki tahditler anlaşıldı.
Geçen otuz yıl içinde, AB jeopolitik oyuncu olma yeteneği kazanamadı; AB’nin Rusya’yı veya Türkiye’yi veya hem Rusya’yı ve hem de Türkiye’yi içine almadan jeopolitik oyuncu olma şansı zaten yok. Avrupalıların böyle bir niyeti de yok.
Özetle, geçen otuz yıl içinde, doğuda güneş yeniden doğarken, batıda güneş batmaya başladı.
İki buçuk kutuplu (ABD, Çin ve Rusya) dünyada, en son Afganistan’da büyük çapta prestij kaybeden ABD’nin günümüzdeki öncelikli jeopolitik sorunu İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurduğu dünya düzenini ve küresel liderliğini sürdürebilmek.
Oysa, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki dünya artık yok, çok şey değişti, dünya değişti, dünyada çok şey değişti. ABD’nin kurduğu dünya düzeni kurumları ile birlikte eskidi. ABD de değişti. ABD artık 1945’li yılların Amerika’sı değil. ABD, ürettiğinden daha fazla tüketen bir ülkeye dönüştü. ABD kötü yönetiliyor ve ülke içinde ciddi sorunları var.
ABD’nin dünya düzenini sürdürmesi, küresel liderliğini devam ettirmesi, Çin’in yükselişini dizginlemesine, Rusya ile Çin’in birlikte hareket etmesini önlemesine bağlı ki bu çok zor.
Üç jeopolitik aktörün asli oyuncu olarak rol aldığı küresel güç mücadelesi giderek kızışmakta.
Bu güç mücadelesini kazanan, yeni bir dünya düzeni kuracak. Türkiye de bu yeni dünya düzeninin içinde olacak.
Türkiye, geçen yirmi yıl içinde asli jeostratejik ekseni Ankara-Bakü-Taşkent doğu eksenine yoğunlaşarak Türkistan coğrafyası ile buluşmak, Türk dünyasını jeopolitik bir güç olarak yükselmesini amaçlamak yerine, ABD’nin dayatması ile güney, Ortadoğu jeostratejik eksenine yöneldi, bu eksende Yeni Osmanlıcılık hayallerine kapıldı ve bu nedenle milli kimliğini bile değiştirmeyi göze alarak, enerjisini bu Arap coğrafyasında boşuna harcadı.
Türkiye’nin jeopolitik kaderini belirleyecek olan Ankara-Bakü-Taşkent ekseni, Doğu Türkistan’a kadar uzanmakta, bu eksen aynı zamanda Çin’in Kuşak Yol İnisiyatifi’ndeki Orta Kuşak ile örtüşerek Çin ile işbirliğine imkân sağlamaktadır.

Partili Cumhurbaşkan’ı tepemizdeyken hangi iç cepheden bahsediyoruz, efendim. Meclis açılışında Cumhurbaşkanı’nı mı duyduk yoksa AK Parti Genel Başkanı’nı mı!? Kendimize ne kadar daha yalan söyleyebileceğiz. Ben artık söyleyemiyorum.
Kalemine aklına sağlık
Gercekleri net bir sekilde hep yaziyorsunuz, anlamayanlar umarim eninde sonunda gorecek.
İç cepheyi güçlendirecek yönetim.Bağımsız jeopolitik hamleler.Söylemi bile güzel.Bunu biz yaşarken görebilecek miyiz acaba?