Televizyon muhabiri İstanbul’u besleyen kaynaklardan birinin yanında durmuş haykırıyor ‘’Bu sene yeterince yağış olmadı, barajlardaki su seviyesi yüzde yirminin altına düştü, ciddi bir kuraklık var…’’
Daha önce İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu, ‘’Ben İstanbul’un su sorunun bu kadar büyük olduğunu bilmiyordum’’ demişti.
Haberiniz olsun, bir gün İstanbul’u besleyen kaynakların çoğu tamamen kurayacak.
Bu daha başlangıç, akademik ifade ile iklim değişikliği, halk dili ile küresel ısınma yaşamımıza darbeler vurmaya başladı.
Bu henüz bir başlangıç.
Tedbirler almakta geç kalıyoruz.
İklim değişikliği çok ciddi bir güvenlik sorunudur.
Eğer gerekli tedbirleri zamanında almazsak iklim değişikliğinin ağır bedelleri olacak…
10 Yorum
- Yorumların Sıralanışı
- Yeniden Eskiye
- Eskiden Yeniye
Çok yerinde uyarılar… Aşağıdaki ifadeniz de Prof. İlyas Yılmazer in on yıl kadar önce Ulusal kanal da anlattığı Munzur Çayı projesini hatırlattı. Tek başına Türkiyenin içme suyunu karşılayacak bir proje. Tarım içinde diğer kaynaklar planlanıp basınçlı sulamada kullanılmalı. Orman varlığı ise zaten çoğaltılmalı hiç şüpehesiz.
***
Doğudaki su kaynaklarının (Fırat, Dicle, Seyhan, Ceyhan gibi) gerektiğinde Batıda da kullanılmasını sağlayacak projeler şimdiden planlanmalıdır.
Paşam,son söz başlığı altında yazdığınız bize uyar.Diğeri bize baş ağrısı yapar.Zaar Almanlara yapmaz dahi sizi tebrik ederler.Ama onlar da kıskanç malum.Değişemez hayat kanunu:Düşünürlerine değer veren toplumlar hayatlarını yaşar.Değer vermeyenler ise ömürlerini tüketir.
Yasak olmayan zamanlarda hafta sonu piknik yapmak için en az insan olan,tenha yere gittiğimizde bile heryerde maske artıkları vardı. Yazık gerçekten.
Bunlari yapmayi istiyen iktidari ,once bulsun Turk Millet’i. En az 40-50 yildir Turkiye kaynaklari doga dusmanligina ,iklim degisimine neden olacak sekilde daha buyuk hizda kullanildi iktidarlar tarafindan. Millet’in onemli bir kismi ulus bilincini yitirdi, dogasi, ulkesi, topragi ile bagi koptu. Durum bir seferberlik konusu artik , sadece yasadigim koyde son 10 yilda artan yikimi goruyorum ve Memleketin cogunlugunda bu yasaniyor, son 5 yilda ciddi iklim degisimini de goruyoruz bolgemizde. Ama Canakkale koprusu yapimi, Kazdaglarindaki yikimlar, zeytin kokleyip bimem kacinci villa insaatlari, gece gunduz buyuk bir hizla devam etmekte , iklim degisimi , felaketleri icin ne gerekiyorsa oluyor. Ve cehalet bunlari alkisliyor…
Sayın Nejat Aslan yazınızda : Daha önce İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu, ‘’Ben İstanbul’un su sorunun bu kadar büyük olduğunu bilmiyordum’’ demişti. Benim sorum Ekrem Imamoğlu bu açıklamayı ne zaman, nerde yapmış?
Nejat Eslen: İmamoğlu Melen suyu konusunda konuşurken bahsetti. https://www.sozcu.com.tr/2020/gundem/imamoglundan-melen-baraji-isyani-bu-diyalogu-yaratan-ve-yasatan-hangi-burokrat-varsa-kiniyorum-6042794/
10 yıl kadar önceydi, hükümetten zaten ümidi kesmiştik. Tüm kaynaklarımızı ve enerjimizi toprağa yatırdık (eşim akademisyen ben bilişimciyim, ilk ve orta okulda iki çocuğumuz var). Gıda güvenliği ilk hedefimizdi. Afyon’da yağış ve su imkanları çık kısıtlı olduğundan bu iş nasıl çözülmüş çok araştırdık, çok denedik, başaramadıklarımız, hayal kırıklıklarımız da çok oldu (mesela il özel idare “yol yapacağım” deyip 80 metre cephede, tüm sulama sistemimizi ezdi ve örgü tellerimizi yıktı, ödeyeceğim deyip zararın %’ini 2.5 yıl sonra ödedi, onu da istimlak yaparak! zararı verene rücu etmesin diye!). 10 dekarda hala denemelerimiz devam ediyor. Vardığımız sonuçlar:
1. Suyu barajda, depoda, su çukurunda depolamak, borularla, arklarla ihtiyaç duyulan yere ulaştırmak yerine yağışı (Afyon’da yılda metrekareye 430 litre) toprakta depola. Topraktaki organik madde miktarı arttıkça (ki bu doğru seçilmiş bitki örtüsü ve yıllar içinde ile oluyor), su tutma kapasitesi inanılmaz artıyor. Yıllar içinde sulamaya bile gerek kalmıyor.
2. İklim koşullarına uygun ürün üret. Su kıtlığı çeken yerde pancar üretirsen ya sondaj, ya da baraj ve sulama kanalı yapmak zorundasın. Bu da yer üstü ve yer altı su kaynaklarını tüketir. Bugün 160m sondaj kuyusu, borusu, pompası jeneratörü, resmi izinleri vs 25-30 bin TL. Ör. önce araziyi su tutacak şekilde düzenle, ilkime uygun çalılarını dik, bir-iki yıl sonra çalıların korumasında iklime uygun fidanlarını dik (tek tür değil, 3-5’erli adalar halinde çok çeşitli). Sıra aralarını, beslenecek hayvanlar için yem/otlatma bitkisi için düzenle. Zaman içinde (3-10 yıl) ot çalıyı, çalı fidanı, ağaç hayvanları ve tüm sistemi koruyup besleyecek hale gelecek.
3. Üretileni üretildiği yerde tüket! Fazlasını diğer şehirlere, ülkenin fazlasını ise ancak ihraç et! Saçmalığa bakın: Afyon’da buğdayı yetiştir, İstanbullu tüccar alıp Ankara’daki un fabrikasına satsın, kamyonla Afyon’dan Ankara’ya gitsin, un olup paketlensin, market zincirine satılsın. Un, market zinciri lojistik merkezinin olduğu Bursa’ya gitsin. Bursa’dan Afyon’daki markete kamyonla geri gelsin. Sonra “petrol fakiriyiz, bütçe açığında petrol ithalatı büyük kalem tutuyor” diye mızıldan. Oysa temel tarım ürünleri, işlemeden depolamaya, hatta tüketimine kadar yerelinden olabildiğince ayrılmamalı.
5. Bitki hayvanı hayvan bitkiyi besler! Yemi gübreyi taşıma, kendi halleder! İki ve dört ayaklı çiftlik hayvanları kendileri gidip yiyeceğinin büyük kısmını bulabilir (bkz. silvopasture). Gezerken de gübrelemeyi doğal olarak yapar. Oysa hükümetimiz “besiciliğe” teşvik verir. Ankara’da yetiştirilen mısır ve arpa tüccar tarafından alınıp, Afyon’da yem fabrikasına getirilir, yem yapılıp Ankara’ya besiciye geri satılır. Besici, kredi alır, teşvik alır, tesis yapar, hayvanların önüne yem koyar. Gübresini temizler, yok etmeye (veya kompostlaştırmaya) çalışır. Onlarca yüzlerce binlerce hayvana yem getir, gübresini yok et! Sonra bir hastalık gelir binlercesinin içinden yüzlercesini telef eder. Antibiyotik basılarak korumaya çalışılan, hayatında yeşil ot yememiş, içinde yok yok yemle beslemiş bu hayvanların eti marketlere dağıtılır. Üretici kazanamaz, tüketici mutsuz çünkü pahalı ve tadı da et gibi olmaz!
6. Kırsala geri dön! Tarımı ve hayvancılıktan kazanamayan, kazancını kredi kuruluşlarına veya tahsil edemediği alacaklarıyla tüccara kaptıran üretici şehre göçer, asgari ücretle iş bulur, karısı anası kadın programı seyreder. Neredeyse tümüyle tüketici haline gelir. Sosyal yardıma ihtiyaç duyar! Şehirlerde yeni konutlara, okula, işe sağlık hizmetlerine gereksinim duyar. Köy okullarını kapatır 10 yılda şehirlere 60bin derslik yaparsın, sonra pandemi gelir hepsi boş bekler!
Ne kadar tedbir alsak da küresel boyutta olmadıkça değişen bir şey olmayacak. kapitalist sistemin üretim ve tüketim çılgınlığı, artan keyfi petrol tüketimi, plansız üretim den dolayı üretim fazlaları, betonlaşma, şehirlerin kontrolsüz büyümesi, savaşlar vs vs. Temelinde özel mülkiyet bazlı talan ve sömürü var.
Doga , bilim ,emek, organize baglar, Uke capinda dusunulup, el birligi ile boyle yapilsa ne cok kaynak tasarrufu , doga kurumasi , insan gelisimi ,ulke kalkinmasi ortaya cikar tesekkurler…
‘-Nejat Paşam, PKK ile mücadele konusunda şuursuzca ve cahilce VER KURTUL sloganıyla çözüm öneriyorlardı. Bu insanlar yazınızı okusunlar. Güney Doğu Anadolu nun su kaynak ve rezervleri bile Türkiye nin bekası yönünden bölgenin stratejik değerini açıklıyor ve ver kurtulcuların en azından PKK sempatizanı olduklarının gösteriyor kanaatindeyim. Selam