Yavuz Alogan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Aşağıya inerken

Aşağıya inerken

featured

Yavuz Alogan yazdı…

“Manifesto” lafını duyunca dikkat kesildim, Reis’in tek bir sözünü bile kaçırmamak için televizyonun önünde mevzilendim. Yeni bir hareketin, müthiş bir atılımın bildirgesi gibi bir şey bekliyordum.

Acaba yıllar önce çıkardığı millî görüş gömleğini yeniden mi giyecek? Yoksa hilafet mi ilan edecek? Promptır’ı kapatarak o müthiş hitabet gücüyle kitleleri nasıl dalgalandırıp coşturacak? Tevhid bayrakları, mehter marşları falan… Gerçek bir “manifestum” bekledim. Fakat, hayır!

Bence bir “Manifesto” vardı fakat son anda vazgeçildi. Ekonominin sarsıldığı, dış politikanın batağa saplanıp kaldığı bir sırada ters etki yaratacağı düşünüldü. Manifesto daha sonra çıkarılmak üzere çekmeceye konuldu. Sayın Reis’in yaptığı konuşma, kendisine yakışmayacak kadar sıradandı. Akışı olmayan, cümleleri birbirini çağırmayan, artikülasyonu bozuk (eklemlenmemiş), aceleyle kopyalanıp yapıştırılmış paragraflardan oluşan bir metin… Kendileri de sanki biraz yılgın ve aşırı yorgun gibiydiler. AKP’nin başarılarını rakamlarla anlattıkları bölüm insanı güldürecek kadar tuhaftı, konuşmanın bütünü ülkenin gerçek gündeminden çok uzaktı.

Gençler ve Kovid-19 dışında salonda sahici bir coşku da yoktu. Her ne kadar Sayın Reis salonun dışındaki kalabalığa hitap ederken “Yağan kar mikropları öldürecek” sözleriyle umut verdiyse de, Kovid-19’un coşkusu çıplak gözle görülebiliyordu. Ankara’nın hapı yuttuğunu düşündüm. Yurdun her köşesinden gelen mutantlar kongre salonunda harmanlanarak fırtınalı bir coşkuyla kaynaşıp güçlendiler, oradan yurdun dört bir yanına mutant mutant dağılmak suretiyle…

Neyse, uzatmayalım…

Bence konuşmada iki nokta önemliydi.

Birincisi şu sözler: “Milletimiz kırgınlığında, öfkesinde haklı mıdır? Elbette haklıdır. Hatadan münezzeh olan sadece ve sadece Rabbimizdir.” Burada, tebaasıyla dertleşen kederli filozof-kralı görüyoruz. Fakat Sayın Cumhurbaşkanı hatanın bedelini kimin ödemekte olduğunu, hesabın hangi yüce divana verileceğini doğal olarak belirtmediler.

İkincisi, yeni anayasayla ilgili şu tuhaf sözler: “Buradan, siyasî partiler başta olmak üzere, yeni anayasa konusunda sorumluluk üstlenecek herkese çağrıda bulunuyorum. Gelin, ideolojik, zümrevî ve kişisel tüm bagajlarımızı, duvarlarımızı, şerhlerimizi bir kenara bırakarak, Türkiye’yi en az bir asır boyunca taşıyacak lafza ve ruha sahip yeni bir anayasaya kavuşturalım.” Yani diyor ki gelin bana teslim olun, size bir anayasa yapayım, bir asır boyunca Allah müstahakınızı versin!

Bu sözlerden Sayın Reis’in kendisini hâlâ Kurucu İrade gibi görmeye devam ettiğini, siyasî partileri ve siyasî toplumu kendi ideolojisine uygun biçimde şekillendirerek nihai hedefine yönelmek istediğini anlıyoruz. Fakat aynı zamanda gerçekçi. “Millet mahreçli yeni bir anayasa hazırlamak kolay değildir” diyor ki çok doğru. Sayın Saray milleti türdeş bir ümmet hâline getirmeden istediği anayasaya bir mahreç (kaynak, çıkış noktası) bulamayacağını biliyor.

Fakat uygulamaya baktığımızda, nihai hedefe doğru bu zorlukları aşma gayreti görüyoruz. Sayın Reis bizzat örgütlediği bürokrasiyi kullanarak ve bizzat çıkardığı yasaları temel alarak Türkiye’yi dönüşü olmayan bir yola sokmak istiyor.

Bunu kararnamelerle yapacak. Nitekim Meclis Başkanı Sayın Şentop açıkça dile getirdi: “Cumhurbaşkanı, İstanbul Sözleşmesi’nden kararname ile çekildiği gibi, Montrö’den de diğer uluslararası anlaşmalardan da çekilebilir.” Hadi ya!

İstanbul Sözleşmesi demişken, bazı arkadaşlar bu sözleşmenin hepimizi eşcinsel yapmayı amaçladığını, yanı sıra egemenliğimizin düveli muazzama’ya devri anlamına geldiğini öne sürdüler.

Burada soluklanıp, ünlü Nazi hukukçusu Carl Schmitt’in “Egemen, olağanüstü hâle karar verendir” sözünü hatırlayalım. Olağanüstü hâle kim karar veriyor, kararnameleri kim yazıyor? Şu anda Türkiye’de egemenlik kime ait? Millete mi, yoksa Saray’a mı? Peki Saray kimin egemenliği altında? Sıcak paranın mı, Rotschild-Katar bankerlerinin mi, yoksa bizzat yarattığı rantçı burjuvazinin mi? Bir şey söylerken başka şeyleri unutmamak gerekir.

Türkiye 16 BM Sözleşmesi’nin imzacısı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni 1954’te kanunla onaylamış, 1987’de bireysel başvuru hakkını tanımış; 155 Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ne, 14 Lahey Özel Hukuk Konferansı Sözleşmesi’ne, 11 UNESCO Sözleşmesi’ne, 55 Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmesi’ne taraf olmuş.

Bu sözleşmeler egemenliğimizi bozmadı da İstanbul Sözleşmesi mi bozdu? Buradaki hassasiyet nereden kaynaklanıyor? Namusumuza mı el uzattılar? AKP’nin yarattığı ideolojik iklim bizi ne kadar etkiliyor?

Medenî Kanun’un yerine Mecelle’yi geçirmek, Hilafet’i geri getirmek isteyen gericilerin seslerini yükselttikleri bu ülkede İstanbul Sözleşmesi kadına şiddet ve aile içi şiddet konusuna uluslararası bir standart, bir ölçek getirmiş, gerici zihniyetin aile ve kadın konusunda yarattığı ortamı kısmen de olsa bozmuştur. Gericiler bu yüzden Sözleşme’ye saldırdılar. “Ama yine kadınları öldürüyorlar, ne fark edecek” diyen gevşeklere kulak veremeyiz. Kimden bekliyoruz aile içi şiddetin önlenmesini? Kadın cinayetlerini, yaygın sodomi ve çocuk tecavüzlerini tarikatlar ve cemaatlerle iç içe geçmiş siyasî iktidar mı önleyecek?

Sayın Saray tarikat ve cemaatlerin talebi üzerine, kanunsuz olarak İstanbul Sözleşmesi’ni gece yarısı kararnamesiyle kaldırmıştır. Bu hamlenin bizatihi Sözleşme’nin kendisinden, içeriğinden tamamen bağımsız olarak yaratacağı çok ağır sonuçları kısa zamanda göreceksiniz! Bir siper çökmüş, bir istihkâm duvarı yıkılmıştır. AKP yalakası partinin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını “devrim” diye selamlayan (üstelik kadın) unsurları şunu iyi bilsinler ki bu sözleşme artık bütün Cumhuriyetçilerin kırmızı çizgisidir! Mustafa Kemal olsaydı, “Şaşarım akl-ı perişanınıza” derdi. Sokakta mücadele eden kadın kardeşlerimizin yanındayız! Ayrıca “gender” (toplumsal cinsiyet) gibi alengirli kavramları iyi çalışmak gerekir. İleride lazım olacak.

Neyse, uzatmayalım, esasa gelelim…

İktidara çıkan yokuş zorluklarla doludur. Bizim gibi ülkelerde iktidarın zirvesine ulaşmak dış güçlerin ve ülke burjuvazisinin kırılgan/değişken desteğini; parti siyasetlerinde güçlü, esnek ve temkinli olmayı gerektirir. Her adımda durup tehlikeyi bertaraf ederek, önce güvenliği sağlayarak tırmanabilirsiniz.

Fakat aşağıya doğru iniş öyle değildir. Çok tehlikelidir. Kayış koptuğu anda tekerlenir ve halkla birlikte kendinizi de felakete sürüklersiniz. Sayın Saray yumuşak bir inişle yerini başkalarına bırakmayı, yirmi yıllık icraatının hesabını bağımsız bir yargı önünde vermeyi kabul edecek midir? Bugünün sorusu budur. Başka soru yoktur. Sonrasını, AKP sonrasında düşünürüz.

AKP yokuşu tırmanırken çok başarılıydı. Tepkiyle karşılaşacağını anladığı anda, daha ileri bir adım atmak üzere geri çekilip fırsat kollamayı, biraz bekledikten sonra öncekinden daha ileri bir adım atarak sabır göstermenin maliyetini her defasında telafi etmeyi başardı. Kanuna kitaba uydurmadan Devrim Kanunları’nı bütün temel dayanaklarıyla birlikte fiilen (eylemli olarak) ortadan kaldırdı; rejimi değiştirdi; laiklik karşıtı bütün faaliyetlerin odağı oldu.

Fakat bunların yerine yenisini koyamadı. Doğal tabanını, ki bence hâlâ yüzde 7-8 civarındadır, tatmin etmenin mümkün olmadığını, bir din devleti kurarak hükmedemeyeceğini, tebaa olarak gördüğü halkın AKP’li ortalama politikacıdan daha ileride durduğunu, esoterik söylemi ve alt kültürüyle ancak nüfusun en geri unsurlarına hitap edebildiğini, bunun da tam bir hegemonya için yeterli olmadığını anladı.

Şimdi zirvede durmuş, yarattığı enkaza bakıyor ve daha ileri bir atılım için dış destek arıyor. İktidar süresini uzatmak için dış politikada vermeyeceği taviz, içeride satmayacağı maddî varlık yok. Kongre’de Sayın Saray’ın yastık altındaki dolarları ve altınları istemesi durumun ne kadar çaresiz ve acıklı olduğunu gösteriyor. [email protected]

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

14 Yorum

  1. 27 Mart 2021, 19:34

    Uluslararası sözlesmelerin hepsinin ülkenin yararına olduğunu düşünen müthiş entelektüel yaklaşımı!
    İstanbul sözleşmesinin ve ertesinde çıkarılan kanunların sebep olduğu içtimai yıkımı bilmeyecek kadar milletine yabancı. Vatan Partisi’ne ve AKP’ye her yazısında giydirirken milletten kendisi gibi kopuk olan muhalefete iki çift laf etmeyen yanlı bir yazar…

  2. Daha doğrusu söylenemez. Bugünde askeri okullara girişteki irtica şartının kaldırılması iyi oldu dedi yine bir akp kanalında. Bu herif Atatürkçü değil, kanmayın. Ne halt olduğunu ben halen çıkaramadım.

  3. Iki yüz yıllık çağdaşlaşma yüz yıllık cumhuriyette kadinları korumak için İslamcıların önüne konulan ve onların bin bir amaçla evet dedikleri bir metne mi kaldınız ? O zaman esas duruşa geçip islamcilari bi selamlama borcunuz var. Onu eda edin, sonra geri getirilmesini talep edersiniz.

  4. Istanbul sozlesmesi yeni degil, 2011’de imzalanmis. Cok bir hayri gorulmedi, cunku sozlesmeyi idrak etmesi gereken yargi sistemiz berbat durumda. Bir donem Fetocular ile tika basi doldurulmus olan yargi bir kac vatan evladinin ozverisi ile bir miktar temizlenmis de olsa halen bu feto borsasi konusunda ne oldu belli degil. 2021’e geldigimizde, yani on yil gectikten sonra sozlesmenin gundeme gelmesi kanimca planli bir saflari siklastirma stratejisi. Once dilipak one surulur, vay efendim sozlesme soyle boyle hepimiz top olacagiz, din elden gidiyor der. Dilipak’in temsil ettigi yuzde yedilik taban yogunlasir, vay efendim nasil olur, din elden gitmesin der. Yeterli gaz uretildikten sonra, Sayin Reis mudahil olup, sozlesmeden sahsi adina cekilir. Saflar birseyler becerdiklerini sanarak, partilerine olan asklarini pekistirir. Durum bence bundan ibaret. Akp kayisi coktan koptu, uzatmalardayiz. 2023’de bakla cikacak. O zaman gorecegiz ne olacagini. Ataturk’un genclige hitabesi konuyu ayrintili bir sekilde acikliyor.

  5. Yazicidan bastirip duvara asacagim. Turgut Ozakman’in Su Cilgin Turkler ini okumus gibi oldum.

  6. Yazara şapka çıkarıyorum :)

  7. “AKP yalakası partinin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını “devrim” diye selamlayan (üstelik kadın) unsurları şunu iyi bilsinler ki bu sözleşme artık bütün Cumhuriyetçilerin kırmızı çizgisidir!”
    Bu yalakanin kim oldugu cok acik. Perincek artik AKPnin Cumhuriyet ve Laik ilkelere karsi yaptigi neredeyse her seye “Devrim” demeye basladi. Bu adam saray hukuku icin “hukuk altin cagini yasiyor” diyen adamdir. Kaldirilan Andimiz yemini icin zoraki bir “yanlis olmustur” demeden oteye tek kelime sarf etmemistir, tek bir eylemde bulunmamistir. Sanki amaci AKPnin adim adim hilafete giden yolunda, her kanuna, kararnameye “Devrim” diyerek saf Kemalistleri, Ataturk ve Cumhuriyet sevdalilarini uyutmak, oyalamak, kafa karistirmak, bolerek etkisizlestirmek. AKP ayarli tv kanallarinda surekli boy gostermesi bile bu kaniyi guclendiriyor. Bu yalaka partiyi Ataturkcu sanip baglanmis, gonlunu vermis olan saf temiz Kemalistlere vakit cok gec olmadan nacizane uyanmalarini salik veririm.

  8. akp nin yeni MYK si hakkında faruk acar “ak partinin siyaset yapma becerisi açısından en zayıf en pasif myk sı” dedi dün gece tv de.şahsen akp nin bundan sonra siyaseten yapabileceğini yaptığını eğer kaybederse çarpışa çarpışa çekileceğini düşünüyorum.peki savaş ne ? cumhuriyetin zaten darmadağın ettiği değerlerinden arta kalan ne varsa onu hırpalamak,değiştirmek,yok etmek.2011 de “demokrasi amaç değil araçtır” demişti tayyip erdoğan.hepimiz biliyoruz ki artık osmanlıcılık,rabiacılık,laikliğin kaldırılması amaçları.ve bu amaçlar iktidarın başlangıç yıllarında demokrasi ,insan hakları,vesayetin kalkması vb gibi çok iyi görünen herkesin dilediği niyetlerin arkasına saklanmıştı.görünen bu niyetlerin arkasından devrimcilerden tutun da yetmez ama evetçilere kadar çok insan koşmuştu.ama artık bu trenden indiler.iktidarın gerçek yüzünü gördüklerinde dehşete düştüler.akp ye kalan başlangıçta kendilerini destekledikleri kesim.ve bu kesimin isteği yeni osmanlıcılık rüyasının gerçekleşmesi için kalan son süreler bugünler. ve bu son günler hızlı bir şekilde toplumsal değişim dönüşüm savaşı olarak geçecek.çarpışarak çekilecekler. çünkü miadın dolduğunu ekonominin düzeltilemeyeceğini ve başarı elde etmenin zor olduğu bir seçim sürecine girildiğini biliyorlar.
    tarikatlar, yandaş dernek, vakıf, basın ve benzer her türlü araçlarla toplumun değiştirilmesi dönüştürülmesi için son vakitler.
    3 gün önce mahir ünal ın söylediği gibi. “Hazırlıklarımızı tamamlamamız 19 yıl sürdü ve asıl şimdi BAŞLIYORUZ.”

  9. 26 Mart 2021, 08:35

    Ben bu sitede aylardır yazıyorum.Sanal altından gümüşten uzak durun uçan kuş gibi ardından bakarsınız.Fiziki altın gümüşle harami düzeninin çöküşünden korunun.Hem yerli hem global düzen aynı.Sanal olanı bozdurun demiyor onlar zaten çoktan deve olmuş.Tuttuğunuz altın GÜMÜŞ olsun

  10. 26 Mart 2021, 08:10

    bence en cok korkuan noktanın erdoganın gıtmesınden sonrası durumdur. sn erdogan2023 e yapacagını yapacak yanlıs anlasılmasın erdoanı savundugun fılan yok. ancak bundan sonra yapılacaklar veya olusum ıcın hıc bır sey yoktur. tam bosluktur. hele bır gıtsıncıler ,hele bır gıtsın sonra hallederız dıyerek ısın ıcınden cıkılacagını dusunmektedırler. bızım mılletın bu alıskanlıgı burada da kendını gostermektedır. hele sunu yapalım ,hele bunu halledelım sonra dusunuruz anlayısı. bır B planı ne bıleyım bır hazırlıgı yoktur. hele kı sıyasette. hele bır ıktıdara gelelım sonra yapacakalrımızı dusunuruz. anlayısı ,ustelık bır dostlaına bakarsak. cok daha buyuk felaketı gostermektedır. YCHP denılen ucube partının hıc bır hazırladıgı olmadıgı gıbı ıdeolıjısından kopmus nereye savrulacagı bellı olmayan bır gorunumdedır. daha uzun anlatmak mumkundur. kısaca muhalefette erdogan sonrası ıcın hıc bır hazırlık yapılmamıstır. gec kalınmıstır. bunun ceremesını akplı chplı vs her vatandas cekecektır. korkum budur.

  11. Pek güzel yazı teşekkür ederim.Kısaca şeye yan bastığımızın incelikli açıklamasını okuduk.

  12. Yine çarpıcı ve gerçekçi yorumlar…!Müsade ederseniz ben şöyle bir benzetme yapacağım: sürücüsü olmayan ve yokuş aşağı inen bir kamyonda , tedirgin yolcular ve havası boşalmak üzere olan lastikler, yoldan geçenlerin şaşkın bakışları ve uçurum …(allah muhafaza) , tüm dileğimiz tedirgin olan yolculardan birisinin direksiyona geçmesi ve güzel şelaleri, asfalt yolları, verimli ovaları, endemik bitkileri ve mutlu insanlarıyla kamyonu sağ salim “Cumhuriyet” meydanına çıkarmasıdır.Yaşasın Cumhuriyet…!

  13. 26 Mart 2021, 07:22

    Hiç şüphe yok ki bu duruma düşülmesinin “Andımızın” kaldırılma çabalarının da payı büyük. Çünkü sinsi bir proje olan Andımızın kaldırılmasına giden süreç ilk defa 1997 yılında Andımızdaki Atatürk’e övgü kısmının değişikliğe uğratılması ile kendini göstermiştir. Gelinen noktada ise ülkeyi yöneten irade ve ortağının maksatları deşifre olmuştur.Ülke insanını “kimliksizleştirme” projesinin adımlarından sadece biri olan Andımızın kaldırılması, bazı kesimlerce basit bir yemine addedilerek kaldırılmasının savunulmaya çalışıldığını görüyoruz. Kaldırılmasını savunan kesimin ülke kimliğine olan aidiyetini zaten yitirdiğini yerine başka aidiyetler üstlendiğinin farkındayız.Bunun yanı sıra “Türk” kimliğini haykıramadığımız bugünlerde ekranlardaki tartışma programlarında başka etnisite kimliklerini bangıra bangıra öne çıkarıldığını da izliyoruz. Yaşanacak bundan sonraki süreçte “Türk” kimliğine aidiyet olarak bağlı yurttaşlarımızın ekranlardaki tartışma programlarına katılmamalarını tavsiye ediyorum.Bu tartışma programları bir nevi yurttaşın gazını almaya ve gerçekleri maniple etme maksadı gütmektedir.Bırakın Andımızın kaldırılmasına olan tepkimiz içimizde kalsın içimizde kaynasın.Bu “ürkütücü sessizliğimizden” birileri belki ders çıkarır ve hatasından döner.

  14. Fakat aşağıya doğru iniş öyle değildir. Çok tehlikelidir. Kayış koptuğu anda tekerlenir ve halkla birlikte kendinizi de felakete sürüklersiniz. Sayın Saray yumuşak bir inişle yerini başkalarına bırakmayı, yirmi yıllık icraatının hesabını bağımsız bir yargı önünde vermeyi kabul edecek midir? Bugünün sorusu budur. Başka soru yoktur. Sonrasını, AKP sonrasında düşünürüz.
    İktidar gücünü kötüye kullanarak OLUŞAN
    Yağma düzeni ve Ali Baba ve KIRKBİN Haramiler.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!