Yavuz Alogan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Büyük kalkışma

Büyük kalkışma

featured

Bizim gibi siyasî zekâsı vasat insanların kavrayamayacağı kadar karmaşık bir yerdeyiz. Odaklandığımız zaman perspektifi kaybediyoruz, perspektife dağıldığımız zaman odaklanamıyoruz. Odağı perspektifle karıştırdığımız zaman şaşı bakıyoruz, görüntü bulanıyor. Meşrebimize, fikrî ve siyasî müktesebatımıza göre elimize ne geçerse onu başkalarının gözüne sokmaya çalışıyoruz. Kargaşadan kurtulmak için “sadeleştirme” gerekiyor. Bunu da ancak dikkati dağıtan bütün unsurları eleyerek yapabiliriz.

Ortada bir siyaset masası var. Masanın bir ucunda Saray, diğer ucunda muhalefet partilerinin başkanları oturuyor. Cumhur ya da Millet denilen siyasî bloklar bu iki kutbun çevresinde toplanmış. Masayı kimin kurduğunu, sofrayı kimin donattığını konuşmayacağız. Meraklısı, 2002 krizinden sonra gelişen olayları, siyasetin bir dizi komployla nasıl “dizayn” edildiğini, Saray’ın FETÖ’yle birlikte icra ettiği BOP eşbaşkanlığından sıyrılarak çok kutuplu dünyada İslâmi bir aktör olma çabasına nasıl girdiğini, CHP yönetiminin el değiştirerek kendi içindeki ulusçuları nasıl tasfiye ettiğini, MHP’nin içinden yeni bir partinin nasıl çıktığını ve birbirini doğuran pek çok olayı gözden geçirebilir; hatta siyaset masasının aslına uygun biçimde tasvir edildiği son RAND raporunu okuyabilir.

Masadaki duruma baktığımız zaman, Saray’ın ucu hilafete kadar giden karşıdevrim programını hızlandırarak hedeflerini öne çektiğini görüyoruz. Muhalefet bloku ise ortamı germekten özellikle kaçınarak zaman kazanmaya çalışıyor. Saray oy kaybettiği için acele ediyor, muhalefet ise ilk seçimlerde Saray’ı devireceğine inandığı için ağırdan alıyor.

Saray’ın durumu çok özel, gâvurların sui generis dedikleri türden, yani benzersiz. Rejimi değiştirerek, böylece kendisini her türlü Devlet denetiminden kurtararak fakat aynı zamanda düveli muazzama’nın baskılarına maruz bırakarak dönüşü olmayan bir yola girdi. Seçimleri kaybeden sıradan bir devlet başkanı gibi devir teslim töreni yapıp, yerine seçilen kişiye başarılar dileyerek köşesine çekilme şansı kalmadı. Bu yüzden kendisine, yargılanmama güvencesi karşılığında iktidarı fazla tantana etmeden muhalefet blokuna bırakması ya da yakınında olan birilerine teslim etmesi tavsiye ediliyor.

Burada, insanın istikbâline baktıkça mücrim gibi titremesine yol açan korkunç bir durum var. Korkuya kapılan insan -bilindiği gibi- ya kaçar ya da savaşır. Savaşarak netice almak neredeyse imkânsız. Günümüzde bütün muhalif liderleri tutuklayarak, sokak çatışmalarında yüzlerce hatta binlerce kişiyi öldürerek mutlak bir iktidar kurmak ve bunu hem halka hem de bütün dünyaya makul biçimde anlatıp kabul ettirmek çok zor. Ayrıca Saray savaşmak için gerekli olan, bu tarz mücadeleye uygun kadrolara, Devlet aygıtlarına sahip değil.

O hâlde kaçacak. Kaçmanın da iki türü var. Ya geriye doğru kaçarsınız ya da ileriye doğru kaçarsınız. Geriye doğru kaçmak kolay. Uçağa binip Katar’a gider, hayatınızın sonuna kadar sürgünde lider kimliğiyle refah içinde yaşarsınız. Gerçi Katar’ın Emir-ül Mümînin’i İstanbul Kanal’ında arsa parselleyen anasının eli böğründe kaldığı, tank-palet imkânı ve çeşitli avantalar suya düştüğü için biraz bozulur ama sizi pamuklara sararak muhafaza etmekten geri durmaz.

Ya da ileriye doğru kaçarsınız. Zamanı hızlandırarak ileriye doğru sıçramaya, arzuladığınız şeriat rejimini kurmaya, 2023-53 hedefinizi öne çekmeye, böylece içine girdiğiniz çıkmazdan kurtulmaya çalışırsınız. Bu kaçış kendinizi aldatmanızı, bütün diktatörlerde görülen türden iyimserliği, etrafınızın boşalmakta olduğunu ve sizi yok edecek sorunların giderek büyüdüğünü görmezden gelmenizi gerektirir. Bu ruh hâline bürünerek her şey olmuş bitmiş, büyük zafer kazanılmış gibi davranır, kitlenizi buna inandırmak için yüksek perdeden nutuklar atarsınız.

Ayasofya’nın ibadete açılması Saray’ın ileriye doğru kaçışa karar verdiğini gösteren çok önemli bir olaydır, bir başlangıç noktasıdır. Sayın Reis, aldığı kararı savunurken, Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını “hukuka ve tarihe ihanet”le suçlamıştır. Ayasofya’nın önünde toplanan kalabalık “Sıra 5816’da” (Atatürk’ü koruma kanunu) diye pankart açmıştır; bazı unsurlar “Taş adam eriyor” demiş, bazıları merkez medyada Hilafet’in ne kadar gerekli olduğuna ilişkin derin analizlere başlamıştır. Bu büyük kalkışmadır! Büyük kalkışma başlamıştır.

Danıştay kararı açıklanırken tuhaf bir şey oldu. Aynı gün merkez medyanın bütün haber sunucuları Cumhurbaşkanı’nın saat 20.53’te açıklama yapacağını bildirdiler. O zaman tuhafıma gitti. İnsan saat 20.00’de ya da 21.00’de açıklama yapar. 20.53 ne alâka?

Ertesi gün Merdan Yanardağ’ın yazısını (Tele1,15.07.20) okuyunca parçaları birleştirdim. Meğer Ayasofya kararında derin bir sembolizm varmış: Danıştay, kararını saat 14.53’te açıklıyor (1453, İstanbul’un fethi); Sayın Reis, konuşmasını saat 20.53’te yapıyor (fethin 600. yıl dönümü ve AKP’nin 2053 hedefi); Ayasofya 24 Temmuz’da kılınacak Cuma namazıyla ibadete açılacak (1908 Hürriyet Devrimi’nin ve Lozan Antlaşması’nın yıldönümü).

Bunun bir rastlantı olduğuna inanmak istiyorum. Sayın Saray bu sembolizmle tabanını oluşturan tarikat ve cemaatlere işaret veriyor olabilir mi? Bir Devlet nasıl bu kadar gayrı ciddî olabilir. Ayrıca, böyle bir şey nasıl örgütlenebilir? Diyelim ki Saray’ın sivri zekâlı bir danışmanı böyle bir sembolizm yarattı. Bunu ülkenin Cumhurbaşkanı nasıl kabul edebilir? Danıştay’ın değerli üyeleri kararlarını saat 14.00’te ya da 14.30’da değil de, tam 14.53’te nasıl açıklayabilirler? Tam o saatte açıklama yapmaya nasıl ikna edilmiş olabilirler? Burada bir dar grup siyaseti, Devlet yönetiminde çeteleşme, bir gizli tarikat tavrı ve en önemlisi Cumhuriyet’e karşı bir kalkışma var.

Başka belirtiler de var. Bunların en önemlisi, Nakşibendiğin Hâlidi koluna mensup İsmailağa Cemaati’nin (bu konuda okuyunuz: Rıza Zelyut, Tarikat Kuşatmasındaki Türkiye -Hâlidi Cehennemi, Kaynak Yayınları 2019) talebi üzerine Saray hükümetinin, “Kadına Yönelik Şiddetin ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi İçin İstanbul Sözleşmesi”nden çıkılmasını tartışmaya açmasıdır. Cemaat, İstanbul Sözleşmesi’nin “Kadına yaratılış amacının dışında misyonlar yüklediği”ni, “ahlâki yapımızı ve ecdadımızdan bize intikal eden aile medeniyetimizi yıkmayı hedeflediği”ni iddia etmiştir. Bunun üzerine, AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili “Farklı kesimlerden olumsuz tepkiler” aldığını belirterek, “Her gün halkın içinde olan birisiyim, gittiğimiz her yerde karşımıza çıkıyor; biz buna karşı duyarsız kalamayız” demiştir (bu konuda bkz. Murat Yetkin, “İstanbul Sözleşmesi Kutuplaştırma Siyasetine Feda Edilemez,” Yetkin Report, 09. 07. 20).

Bakın ben size bir şey söyleyeyim: Cumhuriyet’in ilanı ve Devrim Kanunları’nın uygulanmasıyla birlikte biz Türkler batı kültür kuşağı içinde yer aldık. Aydınlanma ve laisizm mücadelesi büyük devrimci atılımlarla kazanılmıştır. Bu saatten sonra kimse bizi dinî esaslarla yönetilmeye, kadınları toplum hayatından dışlamaya, şalvar ve cüppeyle dolaşmaya ya da kıl çadır önünde kopuz çalmaya zorlayamaz. Din ile uygarlığı, kültür ile folkloru, efsanelerle gerçekleri karıştırmayalım. Hayat tarzımıza müdahale ettirmeyiz! Kültür çatışmasını kendi siyasî emelleriyle tevhid ederek toplumu Cumhuriyet’in kuruluş ilkeleri üzerinden hesaplaşmaya ve çatışmaya zorlayanlar hıyanet-i vataniye’yle suçlanmaktan kurtulamazlar. Kimse kalkıp kendi 2023-2053 hedeflerini bütün yurttaşların benimsediğini, benimsemeyenlerin hain olduğunu iddia edemez. Böyle bir hedef belirlemek kimsenin haddi değildir.

Neyse, konuyu dağıtmayalım, tekrar masaya dönelim.

Masanın her iki ucunda, başta laiklik olmak üzere Devrim Kanunları’nın geçersiz olduğu yönünde kuvvetli bir kanaat oluşmuştur. Bu kanaat muhalefet partilerinin tabanında değil yönetim organlarında oluşmuştur. Meclis’te grubu olan bazı partilerin yöneticileri arada bir “Atatürk”ün adını anıyor olsalar da, AKP seçmenini etkilemek için kendi kitlelerini Cumhuriyet’in esaslarından ve temellerinden uzaklaştırmaya çalışmaktadırlar.

Nitekim Dr. Doğu Perinçek Cumhuriyet’in temellerinin sorgulanabileceğini iddia etmiştir. “Devrimlerin değişmeyeceğini düşünmek, devrimcilik ruhuna aykırıdır” gibi göz kırpan ifadeler kullanmakta, “Devrim kanunları da bir gün eskiyecek; dün ilerici olan yarın gerici olacak” demektedir. Nasıl değişecekmiş devrim kanunları? Dr. Doğu Perinçek’in yazıları ve sözleri siyasî topluma hâkim olan ideolojik atmosferin barometresi gibidir. Bu barometrenin şimdiki göstergelerine baktığımız zaman, siyasî toplumu yönlendiren parti yöneticilerinin “Atatürk İlke ve İnkılâpları”ndan uzaklaştıklarını görüyoruz. Siyasî toplum, en geri bilinç düzeyinde hizalanmaya çalışan uzlaşmacı parti liderleri tarafından yönlendirilmektedir.

Sonuç olarak mevcut siyaset masasından vatana ve millete hayır gelmez. Bu masayı mevcut şekliyle kimlerin hangi komplolarla, manipülasyonlarla bu şekilde tanzim ettiğini herkesin oturup iyice düşünmesi gerekir. Masa millî ve ilerici değildir. Her gece merkez medyanın televizyon ekranlarında hep aynı karakterlerle yapılan kahvehane muhabbetinden biraz uzaklaşıp, kendi kafamızla düşünmeye cesaret edelim. Parti yönetimlerinin tabanın ortak iradesini yansıtıp yansıtmadığını, kongre delegelerinin seçilme yöntemini sorgulayalım. Kendi kafamızla düşünürsek, kafamız karışmaz. Kafamız karışmasın. Büyük kalkışma var! [email protected]

 

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

10 Yorum

  1. 9 Ağustos 2020, 10:39

    Doğru yorumlar pisliklerini kapatabilmenin tek çıkışı

  2. Sağolun. Aydınlık’ı bırakalı çok olmuştu. Sizi tekrar Veryansın ‘da okuma fırsatı bulduğuma sevindim. Sağlıcakla…

  3. 22 Temmuz 2020, 20:13

    Iyi bir yazi…

  4. 22 Temmuz 2020, 09:07

    tebrikler çok doğru bir tespit

  5. Sayın Alogan neden Perinçek’in sözlerini çarpıtma gereği duyuyorsunuz? O tv programinda soylediklerini ben de dinledim…Dedi ki, Atatürk’ün milli demokratik devrimini tamamlamak hedefimizdir, bugün ülkemizi kurtaracak olan onun devrim ilkelerdir,ama o tamamlandıktan sonra o zamanın ihtiyaçlarına uygun ilkeler ortaya çıkacaktır,hicbirsey durmaz,değişir ve ileriye doğru yol alır,zamanın ihtiyaçlarına göre doktrinler değişir,zaten Atatürk’ün ilkeleri arasinda yer alan devrimcilik ilkesi tam da bunun için vardır… Lütfen bir daha izleyip dikkatlice dinleyin,aksi halde iftira etmiş sayılırsınız… Atatürk’le aykırı düşen, karşı devrime hizmet ettiği yönünde iddianizi destekleyen tek bir cümlesi yoktur,bir devrimci gibi dosdoğru düşüncelerini ifade ettiği için cahiller,yaricahiller,başka yerlere hizmet edenlerin işine gelmektedir fikirlerini çarpıtmak,elinizi vicdanınıza koyun ve ben ülkeme,halkıma,insanlığa,tarihe ve geleceğe nasıl bir kötülük yapıyorum,diye bir sorun kendinize ve bu topraklarda Mustafa Kemaller yenilmez diyerek bitiriyorum…

  6. Sayın Aloğan,yine düşünce fişekleri atmışsınız, fikirleriniz çok değerli ve yol gösterici, lakin; bunu değerlendirip, pay çıkarması gerekenler bildiklerini okuyacakları aşikar..bunun dışında halkın büyük çoğunluğu yapılan tüm yararlı ve uyarıcı yorumlardan habersiz ve geçim derdinde…biz Cumhuriyet sevdalıları, Atatürkçüler ne yapılması gerektiği ,ülkenin nasıl düze çıkacağı konusunda donanıma sahibiz, lakin yetersiz muhalefet “ondokuz” yıldır aynı oy oranında, bir nebze artış yok, nufusun ezici çoğunluğu açlık ya da yoksulluk sınırında yaşıyor ve kimse okumuyor…sadece durumdan şikayet etmek.çözüm üretmiyor ve bu durum bir döngü halinde sürüp gidiyor..bu dünya güzeli ülke elbette bu kadar hırpalanmayı hakketmiyor..bu nedenle diyorum ki; kadrosu, programı hazır dört dörtlük bir siyasi oluşum gerekli..esas kalkışma bu olmalı ve 21.yüzyılı ıskalamadan, yarım kalan Cumhuriyeti taçlandırmalıyız..!

  7. Ülkemizi Başı boş Kamyon misali Duvara çarptırmaya çalışanlar
    geçmişte iki ileri bir geri manevralar zamanının bittiğinimi ilan ediyorlar.
    Anladığımız çıkmaz sokağın sonu KAOS olur.Kimseye faydası olmaz.
    Devlet adamı ağzından çıkanı iyice tartmalıdır.

  8. 17 Temmuz 2020, 12:24

    Perinçek kendine yazık etti. İşçi partisi döneminde az çok vatana faydasının olduğu konular oldu. Şimdi ise pespayelik diz boyu.
    Daha ağır sözler kullanacağım ama Erdem Atay alınabilir. Kendisine olan saygımdan susuyorum. Halâ kendisinden Perinçek yazısı bekliyoruz. Alagon’a yazı için teşekkürler

  9. Tesekkürler Sayin Alogan!
    Lafi dolandirmadan, anlamsiz teferruata takilmadan olan biteni ve ivedilikle yapilmasi gerekeni yazmissiniz. Kanimca gelecekte sizin yazilarinizi okuyanlar, “adam o tarihte yazmis, ama kimse dinlememis, yazik!” diyecekler. Zaten bu ülkenin gercek aydinlarinin kaderi de bu degil mi? Gecmisten bu yana aci gercekleri yazanlarin, “kral ciplak!” diye haykiranlarin degeri toplumun büyük kesimlerince anlasilmamis, onlar sahiplenilmemis, hatta dislanmis, hirpalanmis, bedel ödemek durumunda birakilmis ve nihayetinde katledilmisler…
    Ne acidir ki, ezilen ve sömürülen halk kitlesi onlarin hakkini soran ve onlara gercekleri anlatarak, aydinlatmaya cabalayan gercek aydinlar yerine, sarlatan ve yalaka cakma aydinlarin pesine takilmis, onlari aldatan ve sömüren hokkabaz siyasetcilerin halk dalkavukluguna iltifat etmistir…
    Sanirim, beklentileri tatmin eden, rahatlatan(ve basit) YALANLAR her zaman rahatsiz eden ve (kökten) cözüm icin agir bedeller talep eden(ve basit degil, cetrefil) GERCEKLERDEN daha fazla ragbet görmüstür.
    Ama siz gercekleri ne kadar görmezden gelseniz de, kendinizi yalanlarla aldatsaniz ve bir süre hayallerin pesinde kossaniz da, o ACI GERCEKLER gün gelip faturayi sizin(toplumun) önüne koyacaktir! Bundan kacis, kurtulus yok! Ve ödenmesi gereken o fatura bizim icin her gecen gün agirlasiyor!
    Ve, tüm bunlari yazmak yerine, memleket freni patlamis bir kamyon gibi bir ucurumdan asagi yuvarlanirken abuk subuk yazilar yazan herkesi kiniyorum! Perincek ve avanesi gibi gönüllü olarak bu iktidara payandalik görevi üstlenen karanlik figürleri de tarih yazacak!
    KARSI DEVRIM dolu dizgin yol alirken, HERKESIN aklini basina alma zamani gelmis de gecmistir; saat onikiyi bes geciyor!
    Kaygilarimla.

  10. 17 Temmuz 2020, 08:13

    Yazınızı okuyunca,Allah Türk Milletinin sonunu hayır etsin,Allah Yar ve Yardımcımız Olsun,Atalarımızın binbir zorlukla kurduğu Cumhuriyetimizi korumayı bizlere nasip etsin diye dua ettim.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!