Yavuz Alogan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Durum odası fotoğrafı

Durum odası fotoğrafı

featured

Yavuz Alogan yazdı…

Büyük krizlerin niteliğini, taşıdığı potansiyel tehdit ve tehlikeyi önceden haber veren önemli fotoğraflar vardır. Ukrayna Krizi’nin başlangıcında çekilen ve bu yazıya eşlik eden fotoğraf bunlardan biri.

Fotoğrafta Vladimir Putin ile Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko’yu Komuta Kontrol (Durum) Odası’nda nükleer füzelerle oynarken görüyoruz ve burada durup Charlie Chaplin’in (Şarlo)1940 yapımı “Büyük Diktatör” filmini izliyoruz.

Füzeler tatbikat amacıyla Arhangels ve Astrahan bölgeleriyle Barents Denizi’nden fırlatılmış. Nereye düştüklerini biz bilmiyoruz ama herhalde uzaydan görülmüştür. Bu tatbikatla eşzamanlı olarak NATO’nun Almanya’nın doğusundan Bulgaristan’a kadar Avrupa’daki bütün nükleer füze üslerini alarma geçirdiğini, nükleer denizaltıların vaziyet aldığını ve yer değiştirdiğini tahmin edebiliriz. Baltık bölgesine F-35’lerin konuşlandığını biliyoruz fakat İncirlik ve Kürecik üslerinde ne olduğunu bilmiyoruz. Pentagon’un komuta odasında fotoğraf çektirmemiş olmaları Yankee generallerinin boş durdukları anlamına gelmiyor.

Aslında ilk kez böyle bir fotoğraf çekiliyor. Truman-Churchill, Stalin-Molotov, Mao Zedung-Çu Enlay gibi adamlar böylesine çiğ ve pervasız bir fotoğraf vermezlerdi. Ben bu fotoğrafta kibir, sorumsuzluk ve görgüsüzlük görüyorum. Bu iki adamın insanlığa söyleyeceği tek bir söz, aktaracağı tek bir değer yok. Ortodoks Rus İmparatorluğu kurmak için babadan miras kalmış nükleer silahlarla satranç oynuyorlar. Kremlin sözcüsü Peskov, “Meşhur siyah çantayı ve kırmızı düğmeyi biliyorsunuz, değil mi?” diye dalga geçiyor.

He, biliyoruz… Çar hazretleri haç çıkardıktan sonra kutsal parmağıyla meşhur kırmızı düğmeye basarak Polonya’daki NATO üssünde mevzilenmiş birkaç yüz Coni’yle birlikte yüz binlerce Polonyalıyı öldürebilir. Buna karşılık NATO bir iki Rus kentini buharlaştırabilir. Bunca füzeyi ne yapacaklar? Kapitalizm kullanım değeri olmayan şeyi üretmez.

ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, Mayıs 1997’de Hudson River’daki bir uçak gemisinin güvertesinde askerlere hitap ederken şöyle demişti: “Kullanmadıktan sonra, dünyanın en büyük askeri gücüne sahip olmuşsunuz, neye yarar?”

O sırada Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti iç savaşla dağılmaya devam ediyordu. SSCB çöktükten sonra Josip Broz Tito’nun kusursuz bir toprak reformu yapmış, bankaları, sanayi ve ticareti devletleştirilmiş, planlı kalkınmayla yüksek refah düzeyine ulaşmış ülkesini Avrupa’nın orta yerinde istemediler. Yeni dünya sistemine uygun değildi. İç Savaş felaketine Almanya büyük katkıda bulundu, Hırvatistan ve Slovenya’dan başlayarak ülkeyi dağıttılar. Mart 1999’da başlayan NATO bombardımanı üç ay sürdü.

Neyse, konuyu dağıtmayalım…

ABD ile SSCB arasında 1962’de patlak veren füze krizinin nasıl çözüldüğünü hatırlayalım, Kruşçev ve Kennedy ile bugünün dünyasını felaketin eşiğine getiren Rus Çarı ve NATO fosillerini kıyaslayalım. Kruşçev hatadan tam zamanında dönüp füzeleri Küba’dan çekmiş, bir politbüro darbesiyle iktidardan düşmeyi göze alarak dünya barışını korumuştu. Savaşın ne olduğunu bilen bir adamdı. 1943’te, Stalingrad savaşı sırasında, Kızıl Ordu komutanıydı. Ayı avında elinde tüfek Rambo gibi poz veren, durum odasında nükleer bomba düğmesiyle oynarken fotoğraf çektiren bir magazin kahramanı değildi.

Putin, “Dünya ekonomisine zarar vermeyeceğiz, biz de bu ekonominin içindeyiz,” dedi. Hepsi kapitalist sistemin içinde, aynı kaptan besleniyorlar. İnsanlığa söyleyecek sözleri, aktaracak değerleri yok. Güç mücadelesi veriyorlar. Biri kapitalist dünya sisteminin içinde tek kutup ve nihai karar verici olmak isterken, diğeri kapitalist dünya sisteminin içinde imparatorluk kurup Çar olmak istiyor. Bu yüzden dünya nükleer savaş felaketinin eşiğinde salınıyor.

Hangisinin tarafını tutacaksınız?

Dünyanın sorunları silahla çözülür diyen, aklı 1970’lerin dünyasında takılı kalmış bazı bunak solcuların bu soruyu iyi düşünmeleri gerekir.

Türkiye’deki kutuplaşma eğilimi aklımı başımdan alıyor. Liberal Batı yanlısı gevşek “Ruslar, Kars ve Ardahan’ı alacak” derken, bunak solcu Putin’i mazlum milletlerin koruyucusu olarak alkışlıyor. İstanbul’a kar yağsa, birinin başına güvercin pislese bölünüyoruz. Bu ülkenin iç cephesi nasıl sağlanacak?

Bu tip silahlı güç mücadelelerinden, karşılıklı nükleer saldırı tehditlerinden insanlık için olumlu sonuç çıkmaz. 1962 füze krizi en azından “detant” dönemini başlattı; 5 Temmuz 1963’te ABD ile SSCB arasında Moskova’da “Nükleer Silahların Kısmen Yasaklanması Antlaşması” imzalandı. Bugünün dünyasında Çar bozuntusu Putin, yolsuzluklara isyan ederek sokaklara dökülen kendi halkını kalaşnikov’la fotoğraf çektirip tehdit eden Lukaşenko’yu yanına almış nükleer bomba düğmesiyle oynuyor.

En önemlisi bir Üçüncü Dünya ideali kalmamış, ufukta tarafsız bir Bağlantısızlar Hareketi, Bandung Konferansı (1955) gibi oluşumlar yok. Çatışmanın Baltık bölgesine ve Karadeniz’e yayılarak genişlemesi hâlinde nükleer felaketi önleyebilecek uluslararası tek bir kurum, taraflarda ise izan, insaf ve tecrübe yok. Savaş bir evrede kendi mantığını dayatır ve nereye gideceği öngörülemez. Yenileceğini gören taraf nükleer silahlar dâhil bütün askerî imkân ve kabiliyetlerini kullanır.

Dünya sistemi ancak her ülke halkının verdiği sosyal refah ve eşitlik mücadelesinin yayılması, güçlenmesi ve devletleri yönetenlere kendi taleplerini dayatmasıyla değişebilir. İnsanlık ya daha yüksek bir uygarlık düzeyine ulaşacak ya da nükleer serpinti altında yok olacak ve Mad Max filmindeki vahşet düzeyine inecektir. Nükleer füzelerin başında oturan jeopolitikle kafayı bulmuş adamların iyi niyetine, basiretine güvenemeyiz. Silah teknolojisi önceki iki dünya savaşıyla kıyaslanamayacak kadar yıkıcı. İnsanlığın bütün kültürel birikimini, tarihten gelen bütün mücadele birikimini kullanarak bu savaşı durdurmak, en azından taraf olmamak gerekir.

Dünyanın her yerinde ekmek ve hürriyet mücadeleleri olacak. Ağır gelir eşitsizliğinin, NATO yayılmasının, Çar’ın tahtının sonunu getirecek olan bu mücadelelerdir. Bizi kurtaracak olan kendi kollarımızdır!..

Şu kasvetli, tehlikeli ve kanlı pazar gününde herkese akıl-fikir, nükleer silahlardan arınmış, ekolojik sorunlarını çözmüş, nüfus artışını denetim altına almış eşitlikçi ve refah seviyesi yüksek bir dünya tasavvuru diliyorum.

[email protected]

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

8 Yorum

  1. Yavuz Bey Savaş Oyunları A.Ş. ile Anarşizmin Kısa Tarihi kitaplarınızı okudum. Bana bu kadar çok şey katan kitaplar çevirdiğiniz için çok çok çok teşekkür ederim. Sezgilerimizde olup dile dökemediklerimizi yazmışsınız. İç dünyamızı yansıttınız. Hiçbir yandaşın sizinle polemiğe girmeye yüreği olduğunu da sanmıyorum. Ben de sizinle bu yiyici dünya düzenine karşı veryansın ediyorum!

  2. 28 Şubat 2022, 09:28

    Sayın Alogan, sizin gibi çok birikimli birinin olguları diyalektik tarihsel sürecinden kopararak değerlendirmesini ilginç buldum. NATO üyesi olmasına rağmen Türkiye’nin, Rusya’nın yaşadığı benzer saldırıları, hatta daha fazlasını yaşadığı bir gerçek. Rusya’nın içinde bulunduğu durumda haklılığının savunulmasını taraf tutmak olarak değerlendirmenizi de anlamlı buluyorum. Şimdi ABD’nin durup dururken, herkes kapitalist olmuşken! Çin denizinde donanma göstermesini normal mi karşılayalım? Birileri bize “Bunlar Çin’ci” diyecek diye emperyalist saldırganlığı görmeyelim mi? Batı değil mi Liberalizmi keşfeden, savunan? Şimdi niçin Dünya ekonomisini akışına bırakmıyorlar?

  3. 28 Şubat 2022, 11:49

    “Dünyanın her yerinde ekmek ve hürriyet mücadeleleri olacak. Ağır gelir eşitsizliğinin, NATO yayılmasının, Çar’ın tahtının sonunu getirecek olan bu mücadelelerdir. Bizi kurtaracak olan kendi kollarımızdır!..”

    Yukarıda yer alan sözler; insanlığın geleceğinde yaşanabilir, yaşanası olası bir durumun dile getirilmesidir. Bu süreci başlatacak olan kıvılcım bakalım hangi ülkede çakacak? Eğer böyle olursa dünyamız bambaşka bir evreye girecek. İçimden bir ses bu kıvılcımın Afrika’da çakacağını ve kısa sürede dünyanın dört bir yanını saracağını söylüyor.

  4. Vay canına, Hayatımda Bu kadar ters köşeye yatmış bir yazı okumamıştım. Sonunu getiremedim. Bundan sonra sizin yazıları da tıklamam bile. Hoşçakalın.

  5. 28 Şubat 2022, 13:05

    ABD’ nin gazına gelerek, aynı köklere sahip komşusu ile ters düştü diye babası yerine yaramazlık yapan komşunun çocuğunu dövmek insanlık dışı. Silahla vurup, tehdit edip yıldırmak suretiyle ben barıştan yanayım demek bu yeni çarlara dahi yakışmıyor. Diğer fetihçi ile aynı yöntemleri (üstelik 50 yıldır netice alınamayan şiddet-korkutma-yıkım ve ölümü) kullanırsanız barışa ait başka bir seçenek için yolları kaparsanız bunun adına anti emperyalizm deme hakkını kaybedersiniz. Anti faşist olmadan antiemperyalist olabileceğini düşünen kim varsa bir hava değişimi alsın ondan sonra yeniden değerlendirme yapsın.

  6. bence de yalnız Rusya ve Putin’i olumsuzlamak, diğer yorumcuların dediği gibi, gerçek emperyalist vahşileri görmezden gelmek olur.

  7. 28 Şubat 2022, 16:24

    Bugüne kadar olan süreci, en azından kilometre taşlarını bilmeden, diplomatik süreç boyunca yaşananlardan haberdar olmadan sağlıklı bir değerlendirme yapmak mümkün değildir. Gorbaçov’a verilen sözlü garantiler, Doğu Avrupa ülkelerinin tek tek Nato’ya dahil oluşu ve silahlandırılması, ABD nin silahların sınırlandırılmasına ilişkin anlaşmalardan çekilmesi vb. İmzalanan Minsk anlaşmasıma kim ve neden uymamıştır? Normandiya Dörtlüsü çalışmalarına ne olmuştur? Rusya neden güvenliğiyle ilgili 3 ana konu var ancak ABD ve NATO bunları müzakereye yanaşmıyor, tali konuları masaya getiriyorlar demektedir?

  8. 28 Şubat 2022, 23:41

    Surekli savruluslarinizi goruyor, ama yazilarinizda degisik bakis acilarini one cikarmanizi begeniyordum. Ama bu yazinin sonunu getirmekte bile zorlandim. Cok sasirtici sekilde bati gozluguyle bakmis ve yorumlamissiniz. Bundan sonra yazilarinizi okuyacagimi sanmiyorum.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!