Yavuz Alogan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Gezi Parkından halk ayaklanmasına

Gezi Parkından halk ayaklanmasına

featured

Yavuz Alogan yazdı…

Haziran 2013’te İstanbul’da başlayarak Türkiye’nin neredeyse tamamına yayılan protesto gösterileri neoliberal iktisat politikalarına ve sosyal-devletin sönümlenmesine karşı bütün dünyada görülen isyanlardan biriydi.

Bizdeki gösterilerin başlangıcı, yayılması, slogan ve talepleri doğal olarak farklıydı.

Olaylar bir provokasyonla başladı: Gezi Parkı’ndaki çadırların ateşe verilmesi. Zabıta memurlarının sökmeye başladıkları çadırları yakma talimatı veren İl Emniyet Müdür Yardımcısı daha sonra FETÖ’den yargılandı.

Protesto gösterileri İstanbul’a yayılmaya başladığında, PKK’nin sivil uzantısı olan partinin bazı unsurları rol almaya çalıştılar fakat kendi adamları tarafından durduruldular. Daha sonra BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş “Gezi’ye mesafe koyduk,” diyecekti; “Hükümeti devirecek, darbeye doğru götürecek bir halk hareketini çıkarabilir miyiz anlayışı vardı.” O sırada “Çözüm Süreci” devam ediyordu. AKP’nin yanında durmayı uygun gördüler.

Neyse, uzatmayalım…

Haziran Ayaklanması’ndan sonra, solcu gibi duran liberaller, sevimli bir “gezici / çapulcu” tipolojisi yaratmaya çalıştılar. Genellikle üniversite öğrencisi olan “Gezici” genç, “orantısız zekâ” sergileyerek protesto gösterilerine mizah katmış, polisle ve her şeyle dalga geçen yaratıcı sloganlarla, duvar yazılarıyla ortamı şenlendirmiş ve renklendirmişti. Bunda elbette doğruluk payı vardı fakat bu yapay, imal edilmiş bir tipolojiydi. Nitekim Haziran’dan sonra söz konusu karakter birden kayboldu, bir daha görülmedi.

Geçmişte yaşanan benzer olaylarla kıyaslandığında polis Haziran Ayaklanması sırasında dikkatli davrandı. Birkaç istisna dışında iç disiplinini bozmadı. Yetmişli yıllarda görüldüğü gibi ayrı bir politik özne olarak hınçla hareket etmedi. Göstericilerin birleşmesini önlemek için kitleyi sokakta manevra yaparak bölmeye, küçülterek dağıtmaya çalıştı. Polisin göstericilerle yakın temastan kaçınma çabası aşırı gaz kullanmasına yol açtı. Aksi halde kayıplar daha fazla olurdu (8 gösterici, 2 polis hayatını kaybetti; yaklaşık 10 000 kişi yaralandı).

Ankara’daki olaylar sırasında ayaküstü konuştuğum iki polisin isteksizliği dikkatimi çekti. Birisi, ataması yapılmayan bir öğretmendi. Diğeri, liseyi bitirdikten sonra babasının marangoz dükkânında çalışırken polis olmaya karar vermişti. Özel olarak yetiştirilmiş, AKP ideolojisiyle endoktrine edilmiş kişiler değil, polis üniforması giydirilmiş bildiğimiz yurdum insanlarıydı.

AKP hükümeti de başlangıçta çok anlayışlıydı. “Gezici” gençlere hak veriyor, eylemlerini neredeyse makul buluyordu.

Mesela zamanın Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı özeleştiri yaptı. “Muhalefetin senelerce uğraşsa da başaramayacağı bir şeyi biz beş günde başardık ve normal koşullarda bir araya gelmesi düşünülemeyecek olan birbirinden çok farklı kesim, grup, fraksiyonları toz duman içerisinde birbirleriyle buluşturduk,” dedi (Hürriyet, 02.06.13)

Bülent Arınç bile şöyle dedi: “Çevreye duyarlı insanların olduğunu kabul ediyoruz. Kimisi sanatçı, kimisi halktan, kimisi yazar, kimisi çizer. İstanbul’un yeşil alanının AVM’ye dönüşmesine karşı çıktılar. Takdirle karşılamak lazım” (Milliyet, 01.06.13).

Devlet Bahçeli “Geziciler”e sahip çıktı, Başbakan Erdoğan’ın “bir istikrarsızlık kaynağı” olduğunu söyledi. Ona hitaben, “Bil ki Türk gençliğini sana çiğnetmeyiz, böldürmeyiz, teslim etmeyiz ve yedirmeyiz,” dedi (Milliyet, 11.06.13). O sırada Taksim’de bazı göstericiler hükümeti protesto ederken Bozkurt işareti yapıyorlardı. Kılıçdaroğlu ise “Onlar Türkiye’nin gençleri!” diye seslendi. “Onların haklı eylemlerinin yanında kapı gibi CHP duracaktır” (NTV Haber, 11.06.13).

Fakat protesto gösterileri ve yürüyüşler ülke sathına yayıldıkça, halk katına indikçe, “Gezici” gençlerin ağaç çiçek sevgisi gerilerde kaldı. Gençlerin “orantısız” zekâsı, yerini halkın bağrından kopan dehşet verici, azimli bir büyük öfkeye bıraktı, hükümeti tehdit eden sloganlar meydanları çınlatmaya başladı.

Ve ne zaman ki milyonlar sokağa çıkmaya, sloganlar ve talepler değişmeye, kalpaklı genç Mustafa Kemal posterleri ve Türk bayraklarıyla yürüyen sıradan insanlar “Mustafa Kemal’in askerleriyiz!” “Türkiye laiktir, laik kalacak!” diye slogan atmaya, “Hükümet istifa” diye bağırmaya, polisle ölümüne çatışmaya başladı, işte o zaman işin rengi değişti, hükümette şafak attı!

Protesto gösterileri siyasî iktidara karşı Cumhuriyetçi bir halk ayaklanmasına dönüşmüştü.

O sırada hâlâ FETÖ örgütüyle sarmaş dolaş ulusalcılara karşı operasyonlar yürüten hükümet (17-25 Aralık’a daha birkaç ay vardı) hemen ağız değiştirdi. Olaylar sırasında yurt dışında olan Başbakan ülkeye döner dönmez sabahın 3’ünde otobüs üzerinden İstanbul’daki taraftarlarına hitap etti, onları çevresinde toplayıp tahkim etti. Ardından Bakanlar Kurulu’nu toplayıp hükümeti hizaya soktu. Bu toplantı sırasında bir bakanı bizzat patakladığı iddia edilecekti.

Ve nihayet Sayın Reis iç savaşı bile göze aldığını şu sözlerle ifade etti: “Şu anda evlerinde bizim zorla tuttuğumuz bu ülkenin en az yüzde 50’si var.”

Kitlesel gösterilerin Cumhuriyet’i, Mustafa Kemal’i, laikliği savunan, hükümetin istifasını talep eden milyonlarca insanın protestosuna dönüşmesi, siyasî iktidarda derin bir korku yarattı. O günden sonra bu korku asla eksilmedi, sürekli arttı.

Haziran olaylarının son sahnesinde bütün değerleriyle birlikte yok etmeye çalıştıkları laik Cumhuriyet’in dirilişini, iktidarlarının muhtemel akıbetini görmüşlerdi.

Mutlaka bir suçlu bulmaları, ibret olsun diye cezalandırmaları gerekiyordu. Sonunda bula bula göstericilere kumanya dağıttı, oturmaları için sandalye verdi diye Osman Kavala’yı buldular. Oysa Kavala, Haziran Ayaklanması’nda siyasî iktidarı ve bütün gericileri korkutan şeye, Cumhuriyet değerlerine, en az onlar kadar yabancı ve karşıydı.

Divan Oteli’nin kapılarını göstericilere açan meşhur işadamına dokunmadılar mesela, hakkında dava bile açmadılar. Osman Kavala’yı ise bir numaralı halk düşmanı ilan ettiler, ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm ettiler, onu aşağılayan televizyon dizisi bile yaptılar.

Bu tuhaf durumu Sayın Reis’in bilinmeyen -bugün bilmediğimiz ama ileride mutlaka açığa çıkacak- bir nedenle Osman Kavala’ya duyduğu intikamcı nefret duygusundan başka bir şeyle açıklamak mümkün görünmüyor. Adama takmış bir kere, çok önceden kafasında müebbete mahkûm etmiş.

“Gezi davası”nda haklarında verilen mahkûmiyet kararları Yargıtay tarafından onanan kişilerin Haziran Ayaklanması’nın iktidar çevrelerini özellikle korkutan bölümüyle ne örgütleyici, ne azmettirici ne de katılımcı olarak ilişkileri olabilir. Suç olmadan ceza verilmiş, Türkiye’nin kıdemli hukukçularından Turgut Kazan, “Son altmış yıldır bu kadar vicdansız bir karar görmedim,” demiştir.

Son tahlilde Haziran Ayaklanması siyasî iktidara karşı başta laiklik olmak üzere Cumhuriyet devrimlerini savunan, kendiliğinden bir halk hareketine dönüşmüştür ve bu özelliğiyle 2007 Cumhuriyet Mitingleri’nin devamı, önümüzdeki yıllarda patlak verecek benzer halk hareketlerinin habercisi, provasıdır.

Haziran Ayaklanması, sosyal devlet, toplumsal kalkınma, eşitlik özgürlük kardeşlik talepleriyle bu yüzyılda dünyanın her yerinde yükselen ve yükselecek olan büyük halk hareketlerinden biri olarak tarihteki yerini almıştır; onurumuz ve gururumuzdur.

Belleğimde çok belirgin üç görüntü kaldı.

Birincisi, aileleriyle birlikte insanların sabahın ikisinde evlerinden çıkıp ellerinde bayraklarla marşlar söyleyerek köprüden geçip Beşiktaş’taki polis barikatına doğru yürüyüşleridir.

İkincisi, Ankara Kızılay Meydanı’nın orta yerinde iri yapılı bir kadının polisin attığı gaz kapsüllerine, sarsılmadan, elindeki Türk bayrağını geniş kol hareketleriyle sallamaya devam ederek direnmesidir.

Üçüncüsü, Ankara Seyranbağları’nda ellili yaşlarında bir adamın ayağında çizgili pijaması, üzerinde atlet fanilasıyla gaz bulutlarının arasından elinde bir kalasla çıkıp polis panzerini durdurmaya çalışmasıdır.

Onlar emekçi insanlardı. Cumhuriyet değerlerine bağlı Türk halkının ta kendisiydi. Bu ülkenin Kuruluş İlkeleri’ne dönerek varlığını sürdürmesi bugün de onların vereceği mücadeleye bağlı.

[email protected]

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

7 Yorum

  1. 1 Ekim 2023, 11:14

    Yine müthiş bir özetleme. Ellerinize sağlık. İstiklal mahkemeleri vardı, mücbir sebeplerle kurulmuş. Bunlar da ‘İntikam’ mahkemeleri; birilerinin kişisel arzuları için kurulmuş.

  2. ” Protesto gösterileri siyasî iktidara karşı Cumhuriyetçi bir halk ayaklanmasına dönüşmüştü. “

  3. 1 Ekim 2023, 13:17

    Yavuz bey, gerçekten olayları görmek istediğiniz gibi görüyorsunuz ve inanın gerçeklikle uzaktan yakından alakanız yok. Neden bütün solcular gerçeklikten uzak ve olmasını istedikleri şeye inanıp her şeyi olmasını istedikleri gibiymiş gibi görüyorlar?
    Gezi olaylarının halk ayaklanmasıyla filan alakası yok. Çok şahane güzellemeler yapıyorsunuz da o hatırladığınız görüntüler sadece bir kare. Zaten tüm algı operasyonları da o karelerle yapılıyor.
    Gezi olayları başlar başlamaz facebookta ne şekilde olduğunu bilmeden “Help us defend democracy in turkey” diye bir gruba üye edildim. Ben başvurmamıştım nasıl eklediler hala bilimiyorum. Bir ton gezi olayları resimleri yazılar filan paylaşılıyor. Bana ters gelen bir şey vardı onu paylaşayım dedim. Madem ülkede demokrasiyi filan savunucaz ha siizn o dediğniz halk hareketi. Niye grubun adı ingilizce? İngilizce olarak kimden yardım istiyoruz biz diye sordum. Baktım bu yorum yayına girmedi. Araştırdım admin denetiminden geçiyormuş yorumlar. Admine ulaştım amerikada yaşayan akademisyen olduğunu söyleyen bir türk. yorumumu özellikle ortalıkta göstertmemiş.
    Yani sizin o halk hareketi sandığınız her şey aslında büyüüüük bir dolduruştan başka bir şey değildi. Ben de ilk başta sokağa çıkmıştım sonra işe müdahil olup bir yerlere çekilmeye çalışıldığını hissedince hele hele hollywood artistlerinin taksimde ölüler yerlerde gibi paylaşımlarını görünce evde oturup çayımı demledim. Rahmetli Cem Karaca’nın tamirci çırağı şarkısındaki çırağın okuduğu romandaki gibi olacağını sandığı gibi malesef bizim solcularımız da gördüğü her şeyi sol literatürde okudukları gibi sanıyor. Gezi olaylarını o sıradaki arap karnıbaharından ayrı başka bir şeymiş gibi sanmak resmen ideolojik körlüktür.

  4. Gezi olaylarını tekrar anımsadık sayenizde…benim bu ülkeyi yonetenlerden tek isteğim şudur:Cumhuriyet ilkelerine asla halel getirmeyiniz.. özellikle anayasa’nin ilk dört maddesine yan gözle bile bakmayınız..yaşasın Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti…!

  5. Sayın Yazar
    Haziran ayaklanmalarına katılan kesimin büyük bir kısmının Alman istihbaratının etkin olduğu bir mezhebe mensub insanlardan oluştuğunu atlamışsınız.

  6. 2 Ekim 2023, 14:43

    Güzelce konuyu özetlediğiniz yazınızın sonuna bir ekleme yapabilir miyim? Bu halk yine aramızda ve yine bir çıkış, içinde hapsolduğu şehirleşmiş zindanlara ve siyasi köleliğe karşı bir çözüm aramaktadırlar. Bu çözümü bir “Önder diktası” haline dönüşmüş,”Levent Göktaş – Tuncay Özkan” klikleriyle beslenen salak partilerde değil, kurultay ve doğru düzgün tartışma yapan Cumhuriyetçi Vatansever Hareketinde arayabilirler. Kendi çözümünü yaratmak kölelik altında esir yatarak azap çekmekten daha iyidir.

  7. 13 Ekim 2023, 20:48

    Evet, aynı yazdığınız gibi. 10 yıl önceki ayaklanmanın ana ruhu, Cumhuriyet değerleri ve M. Kemal e sahip çıkmaktı. Sosyalist hareketlerin yeralmasi yerindeydi ama ön plana geçip bir curcuna halinde harekete kendi damgalarini vurmaya çalıştıkları zaman, halkın büyük bir kesimi önce duraksadı, sonra da sessizce uzaklaştı. Gezinin meşalesi o zaman söndü.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!