Yavuz Alogan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Hayvanlar âlemi ve karanlık odaklar

Hayvanlar âlemi ve karanlık odaklar

featured

Toplum bazı bakımlardan doğayı taklit eder. Siyaset alanındaki hâkimiyet mücadeleleri ve çatışmalar hayvanlar âlemindeki kanlı boğuşmaları andırır, doğadaki sonsuz beslenme zincirini hatırlatır.

Güçlü yırtıcılar, sayılarının azlığına avlarının çokluğuna bakmadan büyük hayvan sürülerini kovalayarak onların gerilerde kalan çok genç ya da çok yaşlı bireylerini yakalayıp parçalarlar. Kurt ya da çakal gibi vahşi hayvanlar kendilerinden daha iri bir hayvana asla doğrudan saldırmazlar, onu kuşatma altına alıp beklerler. En cesur olanları öne çıkar, düşmana kısa ve yıpratıcı bir saldırıda bulunduktan sonra hemen geri çekilerek kuşatmadaki yerini alır. Hep birlikte tekil avın kan kaybetmesini, mücadele azminin kırılmasını ya da kaçma arzusunun solmasını beklerler. Kuşatma altındaki avın sızlanması, itiraz etmesi, protesto gösterisinde bulunması tamamen faydasızdır. Avın artık savaşamayacağını anladıkları anda yırtıcılar hep birlikte saldırırlar ve onu yerler. Bu bir hegemonya kurma, hükmetme, aynı zamanda beslenme mücadelesidir. Strateji ve taktik gerektirir.

Bütün strateji ve taktiklerde olduğu gibi burada da temel bir varsayım vardır. Kovalanan hayvanların, ceylanların, yaban eşeklerinin, zürafaların ya da yaban öküzlerinin ansızın birleşerek az sayıdaki yırtıcıya saldırmaları, onları ayaklarının altına alarak çiğnemeleri ya da boynuzlarıyla şişlemeleri beklenmez. Temel varsayım budur. Yırtıcı hayvan, bana bunu yapamazlar, benden korkarlar, çünkü ben çok güçlüyüm diye düşünür.

Normal olmayan, yani seçimle gelip seçimle gitmek istemeyen, büyük idealleri ve hâkimiyet arzusu olan lider partileri her nasılsa ele geçirdikleri siyasî iktidarın kaderini ülkenin kaderiyle birleştirdiklerinde, tıpkı vahşi doğadaki yırtıcılar gibi davranırlar. Onların gücü elbette dişlerinde ve pençelerinde değildir. Önce paraya hükmederler; küçük dereler hâlinde akan paralarla büyük bir göl biriktirirler. Böylece paraya duyarlı kesimleri peşlerine takarlar. Ardından Devlet’in ideolojik aygıtlarını, ana okulundan üniversitelere kadar bütün eğitim teşkilatını ele geçirirler. Sıra Devlet’in baskı aygıtlarına geldiğinde, önce küçük aygıtları, mesela polis teşkilatını hızla dağıtıp yeniden kurarlar. Bir de bakmışsınız polislerin ne eğitim kurumları, ne yerleşik devlet ritüelleri, ne de terfi tayin kriterleri kalmış. Sonra sıra Silahlı Kuvvetler gibi daha büyük ve tehlikeli baskı aygıtlarına gelir. Orada dururlar ve kurumu kuşatma altına alırlar, kısa ve yıpratıcı saldırıların ardından hemen geri çekilip kuşatmayı takviye ederler ve uzun süre beklerler. Ordu’nun teşkilat yapısını bozup her bir parçasını bir diğerinden ayırırlar, kurumun en zayıf noktalarını içeriden ve dışarıdan dikkatle inceleyerek küçük hamlelerle netice alırlar.

Bütün bu evrelerde havayı dikkatle koklar, hassas kulaklarıyla rüzgârın hangi istikametten estiğini anlamaya çalışırlar. Kokuları ve esintileri dikkatle ayrıştırıp çözümleyerek kuşatmayı bazen daraltırlar, bazen de öyle bir genişletirler ki “Ne kuşatması, yok öyle bir şey” diyenlere inanırsınız. Her şey mevcut yasalara uygun biçimde cereyan etmektedir. Yasaları kimin nasıl çıkardığını düşünmek istemezsiniz, çünkü düşünmek size sorumluluk yükler. Araziye bakarsınız, her şey size gayet olağan görünür.

Yazıyı buraya kadar okuyabildiyseniz, diyeceksiniz ki “Adamın kafası zaten karışıktı, şimdi hepten kafayı yedi.”

Bu hayvan metaforu ilk kez Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin sosyal medyada yer alan kısa videolarını izlerken aklıma geldi. Çocuklar, dramatik bir ses tonuyla, “1 Ocak 2021 gecesinde” diye başladılar, “Okulumuza bir kayyum daha atandı… bizim kültürel ve demokratik ortamımız…” diyerek 158 yıllık üniversitelerinin başına, onca değerli, yakından tanıdıkları ve sevdikleri hocaları dururken Cumhurbaşkanı tarafından akademik kariyeri olmayan AKP’li bir proje mühendisinin atanmasına itiraz ettiler. Buraya kadar beni yaralayan bir şey olmadı, hatta sevindim, öğrenciler direniyorlar diye…

Fakat ertesi gün sosyal medyada, bu kez uzak bir taşra üniversitesinde çalışan bir öğretim üyesinin sesi duyuldu: “… diğer üniversitelerde rektörler seçilerek mi geliyor? Neden bir taşra üniversitesi söz konusu olduğunda ses bu kadar yükselmiyor? Biz neye karşıyız, karar verelim.”

Bu haklı çıkış beni altüst etti. Diyor ki kendi sorununuzu (rektör ataması) Türkiye çapında geniş bir bağlam içinde (bütün yüksek ve orta öğretim kurumlarının sorunları; tevhidi tedrisatın kaldırılmasının, eğitimin özelleştirilmesinin, iktidar partisinin bütün eğitim kurumlarında kadrolaşmasının, her kasabaya bir üniversite politikasının yarattığı sorunlar) ele almaz ve özerk üniversite, bilimsel ve laik eğitim mücadelesini genişletmez (taşra üniversitelerinden, öğrencileri giderek deist olmaya başlayan imam hatip okullarına, imam hatipleştirilen liselere kadar) ve sadece kendi üniversitenizi savunmaya kalkışırsanız, sizi ezmeye çalışan gücü dolaylı yollardan takviye etmiş olursunuz.

Şu son yirmi yıl içinde hiçbir tekil direnişin faydası olmadı. Avukatların cüppelerini uçuşturarak verdikleri baro mücadelesi, sendikaların tırsık basın açıklamaları ya da sendika değil anket şirketiymiş gibi hazırladıkları raporlar, kalori hesapları vs etkili oldu mu? Olmadı. Bundan sonra da olmaz.

Saray rejimi “karanlık odaklar” propagandasıyla her türlü tekil kitle eylemini anında tecrit etme imkânını bundan sonra daha da fazla kullanacaktır. Aranızda daima Sorosçular, PKK, hatta THKPC vs gibi ölü örgütler arayıp bulacaktır. Bu karanlık odakların her fırsatı değerlendirerek aranıza sızdığını, sizi yönlendirdiğini, dış güçlerle birleşerek iktidarı devirmek, hatta darbe yaptırmak ya da iç savaş çıkarmak için sizin içinizde faaliyet gösterdiğini büyük medya kanallarından halkın kafasına sokmaya çalışacaktır. Gencecik öğrencileri sabaha karşı evlerinden alıp ters kelepçeyle ite kaka götürecektir.

Her türlü direnişte üç şey önemlidir: eylemin hedefi, eylemin meşruluğu ve eylemin genişliği.

Birincisi (hedef) çok açık olmalı, basit bir dille ifade edilmelidir. Eyleme katılan herkes hedefi iyice öğrenmeli ve esas konunun dışına çıkan her girişimi önleyecek şekilde örgütlenmelidir. Üniversite özerkliği talep eden bir harekette birilerinin konu dışına çıkarak “Apocular geliyor, ellerinde keleşler” melodisiyle halay çekmesine ya da konuyla alakasız biçimde LGBT bayrağı açmasına fırsat verilemez.

Eylem mutlaka meşru olmalıdır. Anayasal bir hakkın kullanıldığı vurgulanmalı, tekil eylem için kurulan bir hukuk bürosuyla çalışılmalı, bütün medya sürekli basın açıklamalarıyla bombardıman edilerek “karanlık odaklar edebiyatı” daha işin başında boşa çıkarılmalı, izinli miting için baskı yapılmalı, belediyeler ve parlamenter unsurlar bu yönde zorlanmalıdır.

Eylemin geniş olması gerekir. 1970’li yıllarda bir bildiri basılsaydı kesinlikle şu cümleyle başlardı: “Boğaziçi Üniversitesi’nin sorunları Türkiye’nin sorunlarından bağımsız olarak ele alınamaz.” Bu kadar iddialı olması gerekmez elbette. Fakat tekil üniversitenin rektörlük sorunu, mevcut eğitim sisteminin bütün sorunlarıyla bağlantılı olarak ele alınır ve bir düzen/sistem eleştirisine dönüştürülürse daha geniş kesimlere yayılır ve çok daha etkili olur.

Anayasal bir hakkın kullanılması için yapılan her türlü eylem ciddî ve uzun bir hazırlık safhasını, dikkatle düşünülmüş bir eşgüdümü gerektirir. Kadıköy esnafı anayasal hakkını kullanarak basın açıklaması yapacaksa İstanbul esnafının çoğunluğunu kapsamak için, kadın derneği kadın cinayetlerini protesto edecekse ya da avukatlar baroların bölünmesini önleyeceklerse ya da Boğaziçi öğrencileri “kayyum rektör”ü istifa ettirmek istiyorlarsa kapsamlı bir kitle çalışması yapmak, eylemin hedefini en geniş kesimlere kabul ettirmek ve kendilerini topluma anlatmak zorundadırlar. Yoksa etkili olmaz. “Haydi gidiyoruz” diye az sayıda karmakarışık bir kitleyle sokağa çıkıp bağırırsanız, sizi dalından düşmüş armut gibi toplarlar, “karanlık odaklar” edebiyatıyla yıpratırlar, tecrit ve imha ederler. Demek ki kolay değil, çalışmak gerekiyor.

Yazının başında yırtıcıların örgütsüz sürüleri nasıl parçalara bölerek kuşattıklarını, ayrı ayrı tecrit ve imha ettiklerini anlattım. Demek ki tecrit ve imha olmamak için küçük parçalara bölünmemek, birbirinden ve toplumdan tecrit olmamak, topluca hareket etmek, hedefleri iyi düşünülmüş hareketleri meşru zeminde örgütleyerek genişletmek gerekir. Laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletine giden yol ancak bu şekilde, kusursuz (kusursuz!) bir bilinç ve kararlılıkla hareket edilirse açılabilir. [email protected]

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

14 Yorum

  1. 15 Ocak 2021, 10:57

    Daha once kimlerle karsi Kurtulus Savasi yapip, Cumhuriyet’i kurduysa onlara karisi, Turk Millet’ini bilmeyen Tarih ogrenmemis demektir.

  2. 8 Ocak 2021, 21:57

    Bence eleştirirler yapıcı yıkıcılık. Öyle değerlendirilmeli.

  3. 8 Ocak 2021, 21:55

    Çabuk okumuşsunuz.
    Benim 8 dakikası gitti hayatımın.

  4. 8 Ocak 2021, 21:13

    Türk milleti kazanacak derken kime karşı kazanacak?
    Kastettiğiniz rakip kimdir? Kazanacak olan Türk milleti kime karşı kazanacak?
    Yunan milletine karşı mı?
    Yoksa Kürt devleti kurma planı içinde olan ABD ve AB- İsrail’e karşı mı?
    Yok eğer MHP- AKP iktidarına karşı bir kazanma ise kastettiğiniz, S-55 arası oy alan iktidarın oyunu 0’den çıkarın eşittir: E-47 kalıyor. Onun da yüzde 8’i hain HDPKK oyu… eeee?
    Nerde Türk milleti! Kalmadı!
    Kafamız gerçekten karıştı şimdi!…
    Yok eğer Afrin- Kuzey Irak- Suriye- Karabağ- Doğu Akdeniz – Mavi Vatan’da bize düşmanca saldıranlara karşı Türk milleti birlik olup kazanacak diyorsanız; aynı yerdeyiz sizinle!
    Biraz anlaşılır anlatın kimdir kazanan Türk milleti ve kime karşı?!
    Kafamızı daha çok karıştırdınız şimdi!:)))

  5. 8 Ocak 2021, 21:04

    Belli bir tayfa? Veryansın tv belli bir tayfa tarafından mı okuyor? Hem “ sizi okumaktan geri kalmıyorlar!” sözünüzle aşağılıyorsunuz Sayın Alogan’ı.
    Yarın siz de yazın veryansın’da sizi de okuruz. Ne diye okumayalım?
    Dilipak’ı bile okumaktan geri kalmıyoruz. Fikirler önemlidir.

  6. 8 Ocak 2021, 21:00

    Yahya Çavuş’un adını anmanız güzel!
    Peki Türkiye vatan Savaşı verirken siz hangi cephedesiniz?
    Yahya Çavuş’un cephesinde mi yoksa HDPKK- CHP- DAVUTOĞLU- BABACAN- FETÖ… cephesinde mi?
    Bunları yazın açıkça öğrenelim!
    Kimdir sizin bu gün arkasında durduğunuz muhalefet?
    Lütfen üç cümleyle yazın öğrenelim!
    Kim?
    Ve
    Niçin?
    Yahya Çavuş farzedin bu soruyu size sordu ve yanıt bekliyor.

  7. 8 Ocak 2021, 16:52

    Soros’un derneklerinin bayrakları direnişçi öğrencilerin arasına sokuldu…
    Belli bir tayfa var sizi sürekli yıkıcı yorumlarla boğmaya çalışıyor, ne kadar kötü yazdığınızı yorumlarıyla bildiriyorlar ama yinede sizi okumaktan geri durmuyorlar…. çok ilginç.

  8. 8 Ocak 2021, 13:36

    Gercekci ,uyarici yazi olunca bazilari da raharsiz, olsun, kafasi karisik olan cok, uzun ince yoldayiz ,ama Turk Millet’i er gec kazanacak, baska yolu yok.

  9. 8 Ocak 2021, 12:59

    Herazamanki gibi mükemmel bir yazı Sn Alogan çok teşekkürler.
    Toplumun / gençliğin on yıllar boyunca, son derece iyi hazırlanmış planlar neticesinde, niteliği çok çok düşürülmüş eğitim ve sosyal seviyesi,
    Aydınların, demokratik özgürlükçü toplum liderlerinin, öncülerin bir bir yok edilmesi, öldürülmesi, asılması sürülmesi, yakılması, hapsedilmesi,
    Sözünü ettiğiniz; bilinçli eylem, olasılığını çok çok zorlaştırıyor.
    Ümit her zaman var diyorum ama içim sızlıyor.

  10. 8 Ocak 2021, 10:20

    Yorum yapanı yazıyı yapandan daha iyi yazmış:)

  11. 8 Ocak 2021, 08:45

    Almancada bir deyim vardır:
    “Millete suyu vaaz eder, kendi şarabını içer!” Bu yazı bana bu deyimi anımsattı.
    Türkiye’deki bütün demokrasi ve hak savaşımları, masum haklı istekleri hep her şeyi bilen(!) ve kendi kafasındakileri yapmaya hiçbir zaman yapma cesareti göstermemiş asalak ve çok bilmiş insan türleri tarafından yerle yeksan edilmiştir.
    Çünkü gizli kışkırtıcılıklar hep böyle zamanlarda harekete geçerler.
    Tıpkı Gezi Parkı olaylarında Mustafa Kemal diyerek toka çıkan gençleri kendi ilkel ideoloji çölüne çektikleri gibi…
    Almancada yine “Akıl sıçan” deyimi vardır. Her şeyi onlar bilir ve elde ettikleri konforlu yaşamlarından, kasklı bisiklet turlarından el sallarlar bu kan revan içindeki gençlere. Yaralarını da sarmazlar. El sallamak ve “akıl sıçmak”
    yegane işleridir.
    “Aranızda daima Sorosçular, PKK, hatta THKPC vs gibi ölü örgütler arayıp bulacaktır. Bu karanlık odakların her fırsatı değerlendirerek aranıza sızdığını, sizi yönlendirdiğini, dış güçlerle birleşerek iktidarı devirmek, hatta darbe yaptırmak ya da iç savaş çıkarmak için sizin içinizde faaliyet gösterdiğini büyük medya kanallarından halkın kafasına sokmaya çalışacaktır. Gencecik öğrencileri sabaha karşı evlerinden alıp ters kelepçeyle ite kaka götürecektir.”

    PKK , Sorosçular, Fetö…. ölü örgütlermiş! Bu yazıdan, Yavuz Beyden bunu da öğrendik!
    Üniversiteler kendi seçmelidir rektörünü. Bu demokratik haktır. Dünyada bu böyledir.
    Hükümet büyük yanlış yapmıştır. Düzeltilmelidir. Mücadele verilmelidir. Ama bunu Alman ve tüm AB radyo ve televizyonlarında korona ölü sayılarından önce ilk haber haline getiren nedir? Katil asker -katil polis sloganlarını kim atmaktadır?
    ABD ve AB’de örgütlü yayıncılık ve toparlanma faaliyetleri yapan, Aleviliği „ayrı din“ sayacak kadar ileri götürüp Türkleri birbirine düşürmek isteyen servisler boş mu durmaktadır?
    Ama hedefin bilgi teşhiri ve alkış almak için yazı dökmek olunca bu ve benzeri birçok gerçek ego sislerinizin arasında kaybolur gider.

  12. 8 Ocak 2021, 07:39

    Güzel bir yazı.
    İnsanın içimden şiir paylaşmak geliyor!

  13. Hayatımın 2,5 dkksı israf oldu!

  14. 8 Ocak 2021, 07:06

    LGTB VEYA APOcular tabiiki katılmasın ama Gezi dede olduğu gibi bu gibileri devlet bizzat araya sokup olayın yönünü değiştirecektir ..Bir zamanlar Mahir Kaynak diye bir adam vardı hem sağcı hem ülkücü pretestolarında rol alırmış .. yinde çok dikkatli olmalı .. https://www.korkusuz.com.tr/hayret-kelepce-zorlarina-gitmis.html

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!