Geçenlerde asker kökenli bir arkadaşım şöyle dedi: “Ordu milletin bir yansımasıdır. Biraz daha eğitimli ve disiplinli kesimidir. Ancak içinde her türden iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin ne varsa barındırır.”
Emekli Albay Erkan Yılmaz Büyükköprü’nün Bülent Arınç’a suikast iddiasıyla başlayan ve Kozmik Oda’nın FETÖ tarafından boşaltılmasıyla sonuçlanan süreci anlattığı, sağolsun bana da imzalayıp gönderdiği Kozmik Albay (Kırmızı Kedi Yayınevi, 2020) adlı kitabını okurken, asker kökenli arkadaşımın sözleri kulaklarımda çınlayıp durdu. “Yansımasıdır… iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin … ne varsa…”
Albay Büyükköprü, olayı başından sonuna kadar bütün ayrıntıları, soruşturma ve yargılama süreçleriyle, belgelere yer vererek anlatıyor. Geçmişe ışık tutan, geleceğe yol gösteren, ibret alınması, ders çıkarılması, mutlaka okunması gereken belgesel bir kitap.
Peki kitap bize ne söylüyor? Ne anlıyoruz?
En önemlisi, ordunun kurumsal tavır ve kararlarında süreklilik ve tutarlılık olmadığını anlıyoruz.
Bir Tümgeneralin çabası ve Genel Kurmay Başkanı’nın (İlker Başbuğ) desteğiyle Kozmik Oda’daki “hiçbir belge ve dijital kayıt FETÖ mensubu hâkim ve savcılara teslim edilmedi” (s. 244). Fakat Genel Kurmay Başkanı değişince, yeni başkanın (Necdet Özel) “müsaade etmesiyle bu defa hain savcı Mustafa Bilgili istediğini elde ederek seferberlik planlarının bulunduğu hard diski ve kozmik odada bulunan belgeleri ele geçirdi” (agy). Yani birinin vermediğini öteki veriyor. Yeni Genel Kurmay Başkanı öyle bir korkuya kapılıyor ki Kozmik Oda’yı FETÖ’ye teslim etmekle kalmıyor, 1952’de kurulan Seferberlik Bölge Başkanlıkları’nın kapısına kilit vuruyor.
İkincisi, emir-komuta zincirinde kararsızlık ve kopukluk olunca, askerlerin “birlik-beraberlik” dedikleri dayanışma duygusunun yok olduğunu anlıyoruz.
Mahkeme Albay’ı serbest bırakıyor. Birliğine giden Albay’ı nizamiyede (kapıda) bir sürpriz bekliyor: “… bizi bir sürpriz bekliyordu (…) yanımızda olması gerektiğini düşündüğümüz komutanlarımız yememiş, içmemiş ve bizi koruma tedbiri olarak, biz nezarethanedeyken görev yerimizi değiştirmişlerdi. Şimdi de şahsi eşyalarımızı bile almamıza müsaade etmedikleri için kapıdan çevriliyorduk” (s. 94-5). Çalıştığı yere giremiyor, dışlanmış…
Üçüncüsü, üst kademeler alt kademelere ne olup bittiğini açıkça anlatamayınca herkes birbirinden kuşkulanıyor ve vefasızlık başlıyor: “… etrafımdaki herkesi bu sayede daha iyi tanıdım. Üzülerek beyan etmeliyim ki sahte dost sayısı, gerçek dost sayısından çok daha fazlaymış” (s. 239).
Burada, çağrışımla çalışan zihnimiz bizi, 1894’te ihanetle suçlanıp mahkûm edilen Yüzbaşı Alfred Dreyfus’ün masumiyetine, Émile Zola’nın laik eğitimle dinî eğitimi karşılaştırdığı ve Dreyfus Davası’na göndermelerde bulunduğu Hakikat adlı kitabına; hatta Bernard Malamud’un iftiraya uğrayan insanın yalnızlığını ve dramını anlatan Kiev’deki Adam (The Fixer, 1966) adlı romanına götürüyor. Ve daha önemlisi, Türk Ordusu’nun FETÖ faciasından önceki ve sonraki yapısı üzerinde düşünmeye yöneltiyor.
Feroz Ahmad, Modern Türkiye’nin Oluşumu (Sarmal 1995) adlı kitabının bir yerinde, Türk Ordusu’nun 1960’ların başında geçirdiği değişimi anlatır. “Ordu Türkiye’yi yöneten çevrelerce, kurulmasına yardımcı olduğu yeni düzenin bekçisi ve ortağı olarak kabul edilen özerk bir kurum hâline gelmişti” (s. 184). Ardından subayların maaşlarının, emeklilik ikramiyelerinin artırıldığını; askerlerin lojman, ayrı alışveriş mağazaları (Amerikan PX pazarları gibi, düşük fiyattan mal satan ‘Ordu Pazarları’), tatil için ucuz konaklama yerleri edindiklerini; emekli generallerin devlet bürokrasisi ve özel sektörde önemli konumlara geldiklerini, yurt dışında büyükelçi olarak görevlendirildiklerini; 1961’de OYAK’ın kurulmasıyla birlikte askeriyenin iş ve sanayi alanına girdiğini anlatıyor.
“Generaller toplum içinde ayrıcalıklı bir grup hâline gelmişler ve kendilerini statükonun korunmasına adamışlardı,” diyor Feroz Ahmad. “Kendi felsefelerini paylaşan partilere sempati duyarlarken, artık kendi geleceklerini bir parti önderine bağlamak zorunda değildiler; bu kez parti önderleri generallerin desteğini sağlamaya çalışıyorlardı” (s. 186).
AKP 15 Temmuz darbe girişiminden hemen sonra bir dizi kararnameyle bu durumu tam tersine çevirdi.
Peki bu nasıl mümkün olabildi?
Özerk bir kurum, silahlı bir kast olarak askeriyenin uzun yıllar boyunca içine sızan bir ajan örgütün faaliyetleriyle nasıl tasfiye edilip iktidar partisinin güvenlik gücüne dönüştürüldüğünü anlamak kolay değil.
Ajan örgütün operasyonu başladığı zaman halkın önüne çıkarak ordunun “asimetrik bir psikolojik harekât”a maruz olduğunu söyleyip, bu harekâtı kimin yaptığını (FETÖ eliyle ABD) söyleyemeyen Genel Kurmay Başkanı, bütün askerî birliklere “alarm” verebilir, bütün askerî birlikler “alarm tertiplenme mıntıkaları”nda toplandığında Başbakan’a çıkıp soruşturma başlatan savcıların derhal görevden alınmalarını isteyebilirdi mesela. Yargının bağımsız değil taraflı olduğu anlaşıldığında, Ordu kendi istihbarat ve yargı teşkilatını harekete geçirebilir, kışla kapılarını kapatarak kendi içinde sorunu çözebilirdi. Ya da durumu fark eden askerler üst kademelere şikâyet ve ihbarda bulunacak yerde karşı örgütlenmeye gidebilirlerdi. Yargı ele geçirildikten sonra “hukuka güveniyoruz” diyen, teslim olmuş demektir.
Bunlar elbette hayal gücü gelişmiş benim gibi bir sivilin fantezileri olabilir. Fakat olayların gelişimine baktığımızda, askerlerin asker gibi değil, sıradan birer devlet memuru gibi akıl yürüttüklerini görüyoruz. Başka bir şey göremiyoruz.
Son tahlilde, saldırı doğrudan müttefik ABD’den ve NATO’dan geldiği için ezberlerin bozulduğunu, hatların karıştığını ve içeride bir bozgun yaşandığını, süreç içinde emir-komuta zincirinin kırıldığını anlıyoruz. Bu dağılma, bocalama ve tepki gecikmesi nedeniyle 15 Temmuz hain darbe girişiminin mümkün olabildiğini; hemen ardından siyasî iktidarın nihai darbeyi indirerek, FETÖ’yle birlikte kararlaştırdığı hedefe ulaştığını, MGK’yi tamamen ele geçirdiğini, ordunun neredeyse bütün istihbarat, eğitim ve yargı kurumlarını yok ettiğini görüyoruz.
Albay Büyükköprü, kitabında bu sürecin önemli bir evresini, FETÖ’nün TSK’nin kozmik sırlarına basit bir provokasyonla nasıl ulaştığını anlatıyor; böylece, komuta sisteminin 15 Temmuz’dan çok önce zaafa düştüğünü göstermiş oluyor.
Elbette kitaba eleştirimiz de var. Kitap mutlu sonla bitiyor: “İyilerin, doğruların, dürüstlerin sonunda kazanacağına inanıyorduk. Verdiğimiz bu mücadelenin sonunda inandığımız gibi iyiler sonunda kazandı” (s. 239).
Acaba öyle mi oldu? Kötüler birbirine düşmeseydi iyiler kazanabilir miydi? Siyasî iktidar ani bir kararla FETÖ’nün dershanelerini kapatmasaydı, 17-25 Aralık olmasaydı (“Babacığım, paraların bir kısmını kamyonete yükledik, geri kalanını kürekle topluyoruz” gibi…); siyasî iktidar TSK üzerindeki operasyonu tek başına değil de FETÖ’yle birlikte sürdürebilseydi, iyiler kazanabilir miydi? Kişisel mücadele, büyük kayıplar, çekilen acılar… Hepsine saygı duyuyoruz. Fakat bütün bunlar TSK’de nasıl bir yapısal değişikliğe yol açtı, ülkeye uzun vadeli bedeli ne oldu? Albay, kitabında bunlardan söz etmiyor.
Ordu elbette milletin yansımasıdır. Fakat bütün dünya ordularının kendi askerî gelenekleri vardır. Beğenmediğimiz, iç savaş beklediğimiz ABD’de bile Trump, İncil’i eline alıp ülkeyi bölmeye teşebbüs ettiği zaman, Genel Kurmay Başkanı çıkıp “Biz kişilere değil anayasaya bağlıyız,” dedi. Orada 1787’de kabul edilen ve sadece 27 kez bazı maddeleri değiştirilen bir anayasa var. Kimse, hatta Trump bile orada kalkıp Abraham Lincoln ve George Washington’a “iki ayyaş” demez, diyemez.
Darbe yapmak, vesayet kurmak elbette gerekmez, her şeye karışmak da gerekmez fakat her anayasal sistemin bir muhafıza ihtiyacı vardır. Ordu siyasî iktidarın değil milletin ordusudur; anayasal sistem içinde ayrı bir yeri, kendi iç hizmet kuralları, kendi kurumları vardır; şahıslara, parti siyasetlerine değil son tahlilde yasama organına, milletin meclisine bağlıdır. Öyle olması gerekir. Meclis’in de meclise benzemesi, millî olması, temsil kabiliyetinin olması; Cumhuriyet Devrimleri’nin antitezi, etnik ve dinî yapıların buluşma yeri değil, özgür yurttaşların meclisi olması gerekir.
Hazır askeriyeden laf açılmışken, şimdi aklıma geldi, uzun süredir merak ediyorum, neden sokaklarda tek bir üniforma görmüyoruz? Sarık ve cüppeyle dolaşmak serbest de üniformayla dolaşmak yasak mı? Eskiden toplu ulaşım araçlarında, sokaklarda askerler üniformayla görünürlerdi, hafta sonları Harp Okulu öğrencileri Ankara’da meç (küçük kılıç) takıp üniformalarıyla pastanelerde oturur, sinemaya giderlerdi. Gazete bayileri hızla azaldı ve üniformalar ortadan kayboldu. Neden acaba? Arada bir bağlantı olabilir mi?
”2014 te CB koltuguna oturduktan sonra devleti fetoye karsi cok iyi tahkim ettigi icin” demişsin. 2015 YAŞ kararlarına bak bakalım hangi darbeci generaller nasıl rütbe almışlar?
Tamamen ezberlere dayali, ideolojik saplantili, uretilmis senaryolar uzerine kurgulanmis bir yazi..heryeri dokuluyor yazinin ama yapacak birsey yok..Sirf muhalefet olsun diye yazildigi icin belli bir alici kitlesi hazir zaten..Biraz agir gelebilir ama dogruya dogru egriye egri diyemedigimiz muddetce ideolojilerimizi herseyin uzerinde tutmaya devam ettigimiz surece ayni sarkinin nakaratlarini tekrar eder dururuz..5-0 yenildigimiz halde amigolar bizi costurmaya devam eder gider..Gerceklerin farkinda bile olmadan..Bu da bizim siyasetten tiksinmemize sebep olmaktan baska hicbir ise yaramaz..Kendinize iyi bakin..
Hangisi yalan kacak guresci..?
hemen ardından siyasî iktidarın nihai darbeyi indirerek, FETÖ’yle birlikte…. baslayan cumlenize katilmiyorum.
En tehlikeli doğrular içine yalan karışan / karıştırılanlardır.
Bir kisi bile cikip aksini iddia edememis…Bir cevap bile verememis..Hayir oyle degil, boyle diyememis…Bu da Turkiye de cok buyuk oyunlar cevrildiginin acik kanitidir..Trolluk tam da boyle birsey iste..Herkese bol gunesli gunler dilerim…Allah Turk milletini bunlarin serrinden korusun..!
Ağabey 50 yaşına kadar gerek meslek hastalığı gerek sosyal çevremin bana bulaştırdığı ülkücülük ve din ülizyonundan kurtaran bakış açısını kazandırdııonız için en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum.. Allah’a sizlere ve sevdiklerinize mutlu. huzurlu nice uzun ve sihatli ömürler versin.. (Ülkücümüğüm ve din anlayışım yerinde ama ülizyonun seviyesinde değil artık her şeyi sizin kıymetli bakış acınızla da değerlendiriyorum, farklı ve güzel bir bakış açınız var! )
Yavuz bey siz siyaset yazmayın bence
Cogunluk, ulus bilincini 1939 bu yana buyuk capta yitirince ,ordunun da ulusal ordu olma niteligi zaman icinde zayiflamis diye dusunuyorum. Turklerde millet ve ordu tamamlayiciligi, butunlesmesi gecmis caglarda temel ozellik olmus. Turkluk, ulus bilinci , koru korune Bati ve Arap hayranligi ile yipranirken, Devlet ve Ordu da payini almis. ..
Eski TSK nın çok eksiği ve yanlişi vardı ancak bugün ki TSK nın elle tutulur tek bir yanı dahi yok!!!
1..Askeri ogrenciler 1990 yilindan beri hafta sonu izinlerine sivil elbise ile cikiyorlar..Tayyip Erdogan yasaklamadi uniformayi, merak etmeyin sayin alogan..2…Gazete bayileri gelisen internet teknolojisi nedeniyle azaldi..Sinemalar da oyle..Bunu bilmiyor musunuz?..3..RTE nin feto ile mucadelesi ayni zamanda kendi partisi icindeki feto muhibbi akp lilerle mucadelesi ile ayni anda baslamistir.Ucu 2008 lere kadar gider..One minute fetoye ragmen kendisinin cesaretle yaptigi sadece aniden gelismis bir olgudur..Yoksa fetoculer kendisi gibi dusunmemektedir elbette…..Ilk kavgalar, CB gul ile anlasmazliklar, birinin atadigini oburunun tasfiye etmeye calismasi gibi yuzlerce bilinmeyen hadise vardir..Mucadelesi hep gizli kalmistir..Turk kamuoyu anlamamistir..Mit baskini dahi cok sonradan duyulmustur ve kamuoyuna mal olmadan kapatilmistir..Patlama geziden sonra baslamis ve saflar belli olmustur..RTE dersanelerinizi kapatacagim deyince seytanin da kuyruguna basmis oldu ve acik savas basladi…2012 turkce olimpiyatlarinda fetobasini Turkiye ye davet edip bu hasret bitsin demesi onu Abd den buraya getirtip icabina bakmak icindi..Ama fetoculer bunu yemedi tabii ki..Sonrasini herkes biliyor..15 temmuzdan cok evvel, ozellikle de 2014 te CB koltuguna oturduktan sonra devleti fetoye karsi cok iyi tahkim ettigi icin, binlerce fetocuyu kritik yerlerden tasfiye ettigi icin, TSK nin orgeneral ve kuvvet komutanliklarini saglama aldigi icin, yuce gonullu vatansever Turk milletinin de yardimiyla 15 temmuz fetoculer icin kabus gecesine donusmustur..Mucize degildir, arkasinda Abd ve cia bulunan yuzbinlerce kisiden olusmus bir orgute karsi canla basla verilmis bir mucadelenin somut sonucudur..RTE zannedilen gibi birisi degildir..Dediginiz gibi kavga etmisler de bozusmuslar da falan filan.Gecin bunlari..Hicbir fetocu robotluktan cikip normal insana donemez…Siz asil 2010 dan sonra aslan muhalefet ile fetonun iliskilerini arastirin bakalim, neler cikacak..Sizin anayasa ile alakali gecen hafta gordukleriniz buzdaginin ucuydu.