Yavuz Alogan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Madem öyle işte böyle…

Madem öyle işte böyle…

featured

Yavuz Alogan yazdı…

Çevresiyle ilgilenen insanın günlük hayatta karşılaştığı uyaranların sayısı otuz kırk yıl öncesine kıyasla muazzam bir artış gösterdi. Ülkede ve dünyada olup bitenleri anlamak isteyen ortalama birey, geçmişin geniş kadrolu bir haber ajansının aldığı günlük verilerin çok daha fazlasını zihninde işlemek zorunda.

Geçmişte sadece gazete kitap gibi yazılı, 1960’tan sonra arada bir tiyatro sinema ya da konser, 1970’ten sonra televizyon gibi seyirlik uyaranlara maruz olan zihnimiz, günümüzde sürekli “plink plink!” diye sesler çıkararak uyarıda bulunan cep telefonlarından akan dünyanın belli başlı ajanslarının geçtiği haberlere; sosyal medyada yayılan, genellikle birbiriyle çelişen kısa yorumlara, karşılıklı atışmalara, trend topik mevzulara ve kısa videolara; önemli konularda incir çekirdeğini doldurmayan yorumlarla “eşek sohbeti” şeklinde saatlerce süren televize tartışma programlarına maruz kalıyor.

Bütün bunlara, evde sinema filmi seyretme, internetten gazete okuma, hatta cep telefonunda haber akışını ya da sosyal medyayı takip ederken aynı anda çok sayıda haber yorum sitesinde yer alan makalelerden birini okuma imkânlarını ekleyiniz.

Eğer çocukluğundan beri kitap okuma alışkanlığı olan, hayatının her döneminde kişisel bir “kitap okuma programı”nı izleyen biriyseniz, üstüne üstlük zihni meşgul eden bir işle uğraşıyorsanız, beyin kapasitenizin kaç telebayt olması gerekir? Bilgisayarı açtığımızda facebook soruyor: “Ne düşünüyorsun, Yavuz?” Elinin körünü düşünüyorum!

Kimsenin kimseye mavi mürekkeple beyaz kâğıda mektup bile yazmadığı, insanlığın bundan sonra neredeyse sürekli maruz kalacağı söylenen gerçek ya da sahte virüsler yüzünden her türlü insan ilişkisinin kısıtlandığı bir ortamda, bunca uyarana maruz kalmanın elbette bir bedeli var.

Bu bedel, kişisel planda perspektif kaybının ve odaklanma güçlüklerinin yol açtığı sürekli ve öfkeli bir aptallaşma hâlinden, toplumsal planda ise siyasetin giderek hayatın dışında tertiplenmesinden başka ne olabilir? Neredeyse gün boyu sosyal medyada paylaşan ve paylaşılan, böylece sahici bir etki yarattığını sanan, sanal âlemde örgütlenmenin mümkün olduğu yanılsamasına kapılan, hatta örgütlendiklerine, örgütlü olduklarına inanan çok sayıda insan var.

Sanal alemde örgütlenilmez. Bu âlemin araçları ancak sokakta sahici örgütlenmeler için birer haberleşme aracı olarak kullanılabilir.

Elbette bu türden zihinsel yoğunluk herkes için geçerli değil. Geçim derdine düşmüş insanların, mesela Rizeli bir balıkçının ya da İstanbul’da bir fabrika işçisinin ya da Polatlı’da bir patates üreticisinin zihni hayatta kalma gailesiyle meşgul. Sanal âlemde debelenenler, daha çok siyasî toplumun fertleri, politikleşmiş bireyler.

Bütün dünyayı da kapsamıyor. Devrimin ya da karşıdevrimin eşiğinde duran, aynı anda çok fazla sorunla yüz yüze gelen, güncel kaygıları gelecek korkuları hızla artan, değişim geçiren, normları olmayan, kitle kültürü yok olmaya yüz tutmuş toplumlar için geçerli.

İleride bir gün savaş ya da başka sebeplerle okyanusların altından geçen internet kabloları kopar, servis sağlayıcılar susarsa, insanlık sanal âlemin dışında gerçek bir dünyanın var olduğunu anlayacak, komşusuyla tanışacak, kendisine benzeyen öteki insanları bulacak ve sahici örgütlenmeler ve mücadeleler işte o günden itibaren başlayacak.

Fakat o gün gelmeden de pek çok şey yapılabilir.

Her şeyden önce bir eylem bilinci geliştirmek gerekir. Eylem örgütlenmenin anasıdır. Örgütler eylemden doğar, eylemin içinde oluşup gelişerek güçlenir. Yeni fikirler, yeni dayanışma biçimleri, örgütlü mücadele yöntemleri durduk yerde, masa başında oluşmaz, eylemden çıkarak gelişir. Başlangıç evresinde eylemin kendiliğinden, başıbozuk, karman çorman olması önemli değildir; önemli olan, eylemin sürekliliğidir; süreklilik, neticeye yönelik örgütlenme ihtiyacını beraberinde getirecektir.

Burada durup, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını İzmir’de memelerini açarak protesto eden kadın kardeşimizi saygıyla selamlamak isterim. Gizliden ya da açıktan mutaassıp, solcu ya da sağcı muhafazakâr insanlarımızı dehşete düşüren bu alışılmamış eylem, NAMUS’un memeyle kalçayla değil, vicdanla bilinçle ilgili olduğunu anlatıyor. Eugène Delacroix’nın (Öjen Dölakrua) bu yazının manşetinde yer alan “Halka Yol Gösteren Özgürlük” tablosuna bakınız. Orada bayrak tutan kadın memelerini göstermiyor, istibdada karşı hürriyet mücadelesi veriyor. Hangi ön ya da son yargıyla nereden baktığınız önemlidir.

Tuğamiral tek yıldızlı makam arabasını kapısına park ettiği tekkede başına sarık bağlayıp üniformasının üzerine cüppe giyerek ibadet etme özgürlüğüne sahipse, Kemalist amirallerin de Anıtkabir’e ya da İstanbul’daki Cumhuriyet Anıtı’na ve Ankara’daki Zafer Anıtı’na yürüyerek çelenk bırakıp saygı duruşunda bulunacak kadar özgürlüğe sahip olmaları gerekir. Ayasofya imamı hilafetten faizlere kadar her konuda görüşlerini açıklama özgürlüğüne sahipse, Tapu Kadastro Genel Müdürü ya da bir Tümen Komutanı da aynı özgürlüğe sahip olmalıdır. AKP, Kovit-19’a rağmen lebalep kongreler yapabiliyorsa, bizim de sokaklara, meydanlara çıkıp dev mitingler yapabilmemiz gerekir. Dayatmalara, oldu-bitti’lere karşı “Madem öyle, işte böyle!” tavrı gerekir.

Kimse kalkıp da “birlik ve beraberliğe en fazla muhtaç olduğumuz şu günlerde” ya da “düşmanlar tarafından kuşatıldığımız en tehlikeli şu dönemde” diye söze başlamasın… Hassasiyetler ve tehlikeler bugünün dünyasında ülkemiz için süreklilik kazandı. Bundan sonra her şey her zaman hassas ve tehlikeli olacak. “Hele bir tehlike geçsin” diye düşünürseniz, tehlikenin esas kaynağı hakkında hiçbir fikre sahip değilsiniz demektir. Daha çok beklersiniz. Her şey değişsin diye beklenmez. Bazen bir şey değişir, her şeyi değiştirir.

Sanal âlemlerin dışına çıkarak eylemli bir direniş kültürü geliştiremezsek milletimizin Aydınlanma ve Cumhuriyet değerlerine bağlı olan en ileri kesiminin yaralı ve sürekli yaralanan maşeri şuur’u, yani toplumsal vicdanı, zamanla sessizliğe gömülecektir. İşte o vakit istediğiniz kadar tivit atın, makale yazın ya da sanal âlemde atıp tutun, hiçbir faydası olmayacaktır.

Kıştan kalma bu soğuk Pazar gününde herkese akıl fikir ve zihin açıklığı diliyorum. [email protected]  

 

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

9 Yorum

  1. 29 Mart 2021, 11:45

    sayın atasozlerı rumuzlu zat. ‘bunlar bır sey degıl daha gelecek var ‘ dıyor. kısacası

  2. 29 Mart 2021, 07:36

    “Aza kanaat etmeyen cogu hic bulamaz.” Sayin cyrano son 19 yili karanlik olarak goruyorsa, ya hayatinda hic karanlik gormemis ya da akp nin alternatifi olarak gordugu seyin getirecegi karanligi hic tahmin bile edemiyor…..” Eldeki bir kus, daldaki iki kustan iyidir” atasozumuz ise baska bir realitemizdir…Bu realitenin farkindadir cahil ve uyusuk zannettiginiz halk..!..Ikinize de saygi ve hurmetlerimle..

  3. 28 Mart 2021, 16:04

    hangı meslek erbabından oldugunuzu bılmıyorum. ama once bu adımı atmalrı gereknerın bunlar olması gerektıgını soyluyorum. oldugunu soyluyorum. ıkıncısı bu ıddıayı ortaya atan ben degılım sayın yavuz bey. bende yaptıgım ılk yorumda bu mucadele yontemını kendılerın acıklamasını bekledıgımı yazdım. ben yol bılmıyorum. nasıl yapılacak dıye sordum.ayrıca meslek erbabı konusunda herhangı kastı ve art bır nıyet olmadıgını ıfade etmem gerekır. saygılar.

  4. 28 Mart 2021, 12:03

    Hurşit bey, ben içinde bulunduğumuz durumdan yegâne çıkış yolumuzun ne olduğunu anlatmaya çalıştım. Bunu söylerken de bizim toplumun durumunun aynen sizin anlattığınız gibi olduğunun da farkındayım elbet. Zaten sırf bu yüzden ondokuz yıldır bu karanlığı yaşıyoruz. Ancak böylesine köleliğe razı olmuş bir topluma özgü başka bir çıkış yolu da yok maalesef. Toplum ya şimdi bu mücadeleyi göze alacak, ya da her şeyini kaybettikten sonra göze alacak. Hiç bir riski göze almadan, “bizim topluma uygun” başka bir mücadele yöntemi varsa buyrun siz söyleyin. Ayrıca benim hangi “mesleğin erbâbı” olduğumu düşündüğünüzü açıklarsanız memnun olurum.

  5. 28 Mart 2021, 11:24

    cyrano bey. tamam o zaman n e beklenıyor? madem yasalara aykırı hareket ederek sokoga dokulecegız. ılla dıs guclerden ısaret mı beklenecek. veya bıdenden. .eskıden unıversıteler genclık boy lemı ıdı. kurumlar yle mı ıdı. sendıkalar boylemı ıdı. o zaman bıle onların yapılandırılmalarını begnmıyorduk. su gercek gozden kacıyor. artık bıreyselcılık had safhada 40 yılın uzerınden cok sular aktı. Bugun sıvııl kurumlar kılını kıprdatamıyor. kanunara karı gelsınler oyldemı tamam. once bunları dıle getıren medya sonrada sızın meslek erbabı oldugunuz kurum.. o dedıgınız pırık toplumlarda olmaz. halen basına bır baba arayan ana arıyan padısah arayan toplumlarda o ıs olmaz. bosuna ulke senelerdır ozetle ılave edeyım 20 seneden fazladır bu hale getırılmesı ıcın calısıldı. ses cıkarılmadı. bız oyle toplumuz kı. ozgur anayasaların bıze fazla geldıgı daraltılacagı meydanlarda soylendıgı zaman bu sozlerı soyleyen cunta lıderını cılgınca alkıslayan bır toplumuz.

  6. 28 Mart 2021, 10:24

    Hurşit Bey, tekkedeki o sarıklı soytarı hangi kanun veya yönetmelik kapsamında o vaziyette orada bulunabiliyor? AKP iktidara geldiği günden beri, kanuni/anayasal değil, fiili bir karşı devrim durumu var memlekette. Dolayısıyla bence her Türk vatandaşının bu fiili durum karşısında “meşru müdafaa” hakkı vardır. Meşru müdafaa da evrenseldir. Herhangi bir kanuna dayanması gerekmez. Ayrıca geldiği günden beri ne kanun ne de anayasa dinleyen AKP’nin karşısında, zaten hangi kanun sizi koruyabilir? Saygılarımla.

  7. siyaset ekmeğinin getirisini mersedeslerinde yiyenler
    sokaklara çıkıp önümüze düşsünler
    konformizme düşen sendika ağaları ve üyeleri
    caddelere çıkıp soygunu talanı
    adaletsizlikleri haykırsınlar
    Arkalarından gelen olur.

  8. 28 Mart 2021, 08:41

    uzun zamandır yasallar hakkında pek bılgım yok. acıkcası ne degstı neler kaldırıldı neler getırıldı. ama durumun 1961 anayasasında oldugu gbı .onu gectık 1982 anaaysasında oldugu gbı oldugundan bıle emın degılım. o dedıgınız ıs nasıl olacak hangı yol takıp edılecek. vs bunları da gelecek yazınızda acıklayacaksınız herhalde. ne demek ıstedıgımı anladınız sanırım.
    bu arada sanal dunya ıcın dedıklerınıze tamamen katılıyorum.

  9. 28 Mart 2021, 06:17

    Fazla söze gerek yok. Ülkemizin geçtiği dönemi özetlemiş. Bu arada gerçeğe ulaşmak sanal alemde olmaz. Misal tarihi bir konu için araştırma yapıyorsunuz. Konuyu hemen internette bulunan sitelere girerek bilgi edindiğinizi sanıyorsunuz ama başka bir gün aynı siteye girdiğinizde, araştırdığınız konu ile farklı bir güncelleme ile karşılaşmayacağınızı kim garanti edebilir. Zaten internette her konuda ahkam kesen, arama motorunda karşınıza ilk çıkan tirajı yerlerde olan gazetelerin bu rolü yadsınamaz.Bu yüzden genç kuşaklar kolaya kaçmasın gerçeğe ulaşmak istiyorlarsa kitaplara yönlensinler. Gerçek tarih televizyon dizileriyle öğrenilmez.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!