Myanmar Haritası ve Yangon.
Shwedagon Tapınağı’ndaki gezi öncesinde tüp gibi kutular içinde kaldığım hostelde uyumaya çalışsam da, artan öksürükle birlikte başlayan ter, böyle geçici dinlenmelerle toparlanamayacağımı söylüyordu. Ancak Myanmar’daki ilk günümde bu önemli tapınaktaki gün batımını kaçırmak istemiyordum.
Shwedagon Tapınağı’nda bir akşamüstü…
Budist tapınaklarında çıplak ayakla dolaşılıyor. Bu mistik ve tropik memlekette genelde sımsıcak havalarda, taş zeminden oluşan geniş tapınak meydanlarında çıplak ayakla zemine veya toprağa basmak, ortamın sükûnetiyle beraber üzerinde yaşadığımız bu gezegen ile derin düşünceli (meditatif) bir bütünleşme sağlıyor. Benzer şekilde gezgin arkadaşlarımla buluşmak üzere geldiğim Shwedagon Tapınağı’nın sıcak zemininde çıplak ayakla yürürken etrafımı merakla izliyordum.
Shwedagon Tapınağı’ndan görüntüler.
Shwedagon Pagoda’dan görüntüler.
Göğe ışıldayarak yükselen altın kaplama stupalar, ortada dolaşan rahipler, ara ara duyulan çan sesleri, tütsü kokuları, değişik figürlere sahip heykeller, söylenen ilahiler ve bir sürü insanla birlikte bulunduğum ortam çok değişikti.
Shwedagon Pagoda’dan görüntüler
Kutsal metin okuyan veya ilahi söyleyen gruplar
Shwedagon, Budizmin en kutsal tapınağı olarak kabul ediliyor. Bu tür Budist kutsal mekanlarına İngilizcede “Temple” değil, “Pagoda” deniliyor. Bu tapınağın, Altın Tapınak (Golden Pagoda) olarak da adlandırıldığını görebilirsiniz. Bazı kişiler Budistlerin Kabe’si veya Vatikan’ı diyorlar Shwedagon için. Bu mekanın fotoğrafik açıdan en keyifli biçimde izlenmesi için, gün doğumu öncesinde veya gün batımına yarım saat kala orada olmak gerek. https://en.wikipedia.org/wiki/Shwedagon_Pagoda
Shwedagon Tapınağı’ndan görüntüler.
Emanuelle ve Duc ile buluşana kadar yalnız ve daha sonra birlikte zaman geçirdiğim Shwedagon, MÖ. 6 yüzyıla uzanan mazisiyle Buzdizm’in de en eski tapınağı.
Emanuelle ve Duc ile gezdiğimiz Shwedagon’dan görüntüler:
Güzel hislerle ayrıldığımız Shwedagon ziyareti sonrasında akşam yemeği için sokak yemekleriyle meşhur olan Çin Mahallesi’ndeki 19. Cadde’ye yönlendik.
Yangon, Chinatown 19. Cadde’de akşam yemeği…
Yangon’un Chinatown bölgesindeki 19. Cadde isimli yer oldukça renkli görüntülere sahip. Cadde diyorlar ama bence bir sokak burası. Bu geniş sokağın iki yanında restoranlar var. Mekanların içinden başlayıp yola kadar uzanan masalarda yemekler yeniliyor, sohbetler ediliyor. Renkli ve şamatalı bir bölge burası.
Çin mahallesinde akşam yemeğinden görüntüler:
Bu eğlenceli ve enerjili yerde biz de keyifle bu lokantaların birinde yemeğimizi yedik. Bu sokakta çok sayıda yabancı turist olduğu gibi, gruplar halinde yemek yiyen Myanmarlılar da var. Emanuelle ile Duc otellerine dönmek üzere ayrıldıktan sonra yan masada yemek yiyen yerli ekip beni yanlarına davet ederek, olabildiğince sohbetlerine kattılar. Myanmarlılar sevecen ve güler yüzlü insanlar. Gülerek ve coşkuyla bir süre de onlarla zaman geçirdim. Ancak artık iyiden iyiye yorulup tükendiğimi hissediyordum.
Hostele dönmek üzere masadan kalkıp sokağın çıkışına doğru yürürken, yolun ortasına tezgahlarını kurmuş insanlar, meyveler ve bilmediğim bazı yiyecekler satıyorlardı. Boncuk boncuk terliyordum. O halde bile video ve fotoğraf çekmekle meşguldüm.
Çin Mahallesinde yemek sokağından görüntüler.
Bu kalabalık hale rağmen sokak trafiğe kapalı değildi. Muhtemelen restoran ve dükkanlara mal getiren araçlar da nadiren geliyordu sokağa. Bu araçlardan biri geldiğinde o tezgahları sırtlayıp, kucaklayıp yolun kenarına giden ve araç geçişi sonrası aynı düzeni alan insanların zorlandığını ama bunu kanıksadıklarını gözlemliyordum. Onların zahmetli yaşam mücadelesindeki bu halleri beni biraz hüzünlendirmişti.
Çin Mahallesinde yemek sokağından görüntüler.
Yürüyerek hostelime döndüm. Artık pilim bitmiş, yorgunluk ve hastalık beni yatağa doğru çekmişti. İki hafta sürecek hastalık macerası başlıyordu.
Hastalıkla boğuşma içinde geçen günler…
Gece oldukça zor geçti. Gece teri ve sürekli bir öksürük hali sıkıntı vermişti.
Şimdi düşününce, o sırada epey zahmetli bir yolculukta olduğumu anlıyorum. O gece hostelde yatağa bitap biçimde süzüldüğümde Avustralya’daki evden dışarı adım atıp geziye başlamamın üzerinden yedi ay geçmişti. Güney, Batı, Kuzey Avustralya’da geçen iki ayın sonrasında Endonezya, Singapur, Malezya, Tayland, Kamboçya, Vietnam geride kalmış, Myanmar’a ulaşmıştım. Koskoca 7 aydır yollardaydım.
Yollarda kendime iyi bakmaya gayret ediyorum. Beslenmeye, uykuya hostel şartlarında elimden geldiğince dikkat ediyorum. Ancak dinlensem de, bazı yerlerdeki yüksek tempolu günler, birtakım yoksunluklar, mecburiyetler, susuz kalma durumları, çok yürüme hali, aşırı sıcak ve nemli ortam, gece yolculukları gibi nedenler sizi güçsüz düşürebiliyor. Dünyanın bu nadide köşelerinde tarihi, endemik, otantik yerleri görmeden de gezmek olmaz tabii. Böyle olunca da ne kadar uzun süreli gezerseniz gezin, zaman yetmiyor ve birçok yerde yoğun zamanlar geçirebiliyorsunuz.
Uzun süredir devam eden yorgunluk hali metabolizmamı iyice aşağı düşürmüştü. Tam anlamıyla frene basarak sadece yemek için hostelden çıkıyor ve tekrar yatağıma geliyordum. İyi beslenme yanında biraz parasetamol, biraz meyve takviyesi, biraz vitamin ile toparlarım diye düşünüyordum. Ancak kutu kutu yataklardan oluşmuş hostelde çok canım sıkılıyordu. Yatakların önündeki ufacık koridor ve mutfak haricinde bir yer yoktu. Sıkıldıkça, koloni döneminden kalan apartmanın önüne insem de, fazla kalmadan yatağıma dönüyordum.
Sıkıntılı bir döngü başlamıştı. Gece öksürük ve az da olsa ateş, sabah mahallenin yerel kafesinde kahvaltı. Tekrar hostelde dinlenme, öğle yemeği, tekrar hostel, su ve meyve alışverişi, tekrar hostel ve nihayetinde akşam yemeği ve yine pejmürde hostel ve kutumun içine girdiğim yatağım…
Hostelim ve kutu kutu ranzalar
İnsan hasta olunca hiçbir şey keyif vermiyor. Blog yazmaya mecalim ve isteğim yoktu. Tüm yolculuk boyunca yanımda taşıdığım dizüstü bilgisayardan film, video izlemek de bir süre sonra sıkıcı hale gelmeye başladı. Geceler boyu durumumda değişiklik olmuyordu. Annem babam huzursuz olsun istemiyordum ama sevdiğim dostlarımla kaygılarımı paylaşmaya başlamıştım. Can sıkıntımı onların sohbetleriyle atmaya çalışıyordum. Hostelin bulunduğu caddedeki yerel kahve-restoran karışımı kafede yemek yemek ve mahallede ufak dolaşmalarla moral buluyordum.
Mahalle kahvesinden insan manzaraları…
Mahallemizde güler yüzlü Myanmarlıların bulunduğu kahve benim için can kurtarıcıydı. Yemekleri güzeldi ve ortamdan zevk alıyordum. Her yaştan insanın bulunduğu bu mekan sürekli doluydu. Sadece bu sosyallik bile moral veriyordu bana. Günümüzde korona sebebiyle uzak kalınan bu ortamların psikolojik değeri çok önemli. Tabii ki, Budist felsefesindeki ve yoga içinde olan bireyselliği bir kenara bırakıyorum burada.
Mahalle kahvesinden görüntüler
Mahalle kahvesinden görüntüler
Kahvede İngiliz sisteminden kalan sütlü çayların hazırlanışı, sütlaca benzeyen tatlılar, hamur işleri, salatalar, tavuk, pilav herşey bulunuyordu. Uzun uzun yemek molaları tek canlılık kaynağım oluyordu. Sakin sakin oturduğumuz bu kafede masalar sürekli dolu olduğundan mutlaka bazı insanlarla birlikte oturuyorsunuz. Bol bol sohbetler ve yeni insanlarla tanışma şansı buluyordum.
Mahalle kahvesinden görüntüler
Mahalle kahvesinden görüntüler
Kahveden çıkıp mahallenin sokaklarında ve caddelerinde kısa yürüyüşler yapıyor, insanları, çevreyi, araçları, dükkanları izliyordum. Renkli görüntülere sahne olan bu merkezi yerde zaman geçiriyordum. Ama yorulan bünyem bu yürüyüşleri uzatmama imkan vermiyor ve minicik hostele geri dönüp yatağıma giriyordum. Kutu kutu yataklardan oluşan hostelde, prizmatik yatak bölgeme girdiğimde yalnızdım. O ufacık mekanda günü geçirmeye çalışıyordum.
Hastane maceralarım başlıyor…
Kesilmeyen öksürük ve ter ardından gelen ateş ile birleşince kabus gibi bir hafta geçiriyordum. Önce kendi gezgin çantamdaki parasetamoller ile iyileşirim sanmıştım ama nafile. Üçüncü gün sonunda dostlarımın da zorlamasıyla hastaneye gitmeye karar verdim. Hastaneye aynı hostelde kaldığımız Ganalı Aiesec ve Frank ile gittik. Yaşam mücadelesinde olan bu gençler ülkelerinden burada öğretmenlik yapmaya gelmiş ve vize işleriyle boğuşan insanlardı. Onlarla birlikte taksiyle hastaneye gittik. Myanmar’da Grab uygulamasıyla kiralanan taksiler çok makul fiyatlarda oluyor.
Ganalı Aiesec ve Frank’la birlikte hastaneye giden takside görüntüler.
Ganalı Aiesec ve Frank’la birlikte.
New Yangon General Hospital…
Üniversite ve eğitim hastanesi gibi çalışan “New Yangon General Hospital” ilk durağım oldu. Bu hastane sadece Myanmar vatandaşlarının geldiği bir hastaneymiş. Hastane kapısında ne yapacağımı sorduğumda şaşırıp beni ilk müracaat ve acil müdahale odasına götürdüler. Orada danışma hekimi göreviyle hastaları ilk karşılayan ve şikayetlerini dinleyen bir genç doktor vardı. İngilizce biliyordu. O da bana bakılıp bakılamayacağını bilmiyordu. İlk defa bir yabancı bu şekilde geliyordu sanırım. Şikayetlerimi dinledi. Myanmar vatandaşı gibi bir hasta defteri çıkarttılar bana. Artık sisteme kayıtlı bir hastaydım. Doktor hanım deftere ilk gözlemlerini yazdı ve beni göğüs hastalıkları kliniğine gönderdi.
Yangon Hastanesi, ilk müracaat odası ve Myanmar hasta kayıt defterim
Hastane, görmesem de, filmlerde izlediğim Afrika’da bir hastanedeymişim izlenimi uyandırmıştı bende. Yerel insanlar, eski taş koridorlar, boyaları dökülmüş iç ve dış duvarlar, içinden sıcak havanın geçip dolandığı açık camlar, eski pervazlar vardı. Çok bakımsız olmasa da eskilik hissinin derinden hissedildiği bir binaydı.
Klinikte pratisyen hekimler çok güler yüzlüydüler ve anladığım kadarıyla bu hastaneye yereller haricinde ilk kez gelen turist tipli yabancı insan bendim. İlgi yoğundu, ben de iyi hissettim kendimi. Ancak onlar da ilaç olarak parasetamol ile tedavi etmeye karar vermişlerdi. Ganalı ekiple hostele dönüş yolunda ilaçları aldım.
Muayene eden doktorlar, hastane koridorları ve Ganalı arkadaşlarla görüntüler.
Gerektiği kadar ilaç sistemi…
İlk kez Güney Amerika’da gördüğüm sistem Myanmar’da da uygulanıyordu. İlacın tümü kutuyla size teslim edilmiyor. Onun yerine eczacılar, doktorun uygun gördüğü miktarda tabletleri kutusundan çıkarıp keserek yeterli sayıda size veriyorlar.
Yangon Hastanesi eczanesi.
İlaçları aldığıma ve hastanedeki doktorlardan gerekli şefkati gördüğüme memnundum ama bir isteğim olmamıştı. Akciğer filmi çekilmemişti. Bende bu tip bağışıklık sistemi düştüğünde hastalık göstergeleri ve süreç sabit seyreder genelde. Geniz akıntısı başlar, gece öksürük, sabah balgam ve güçlenemezsem antibiyotik ile tedavi edilme gayretine girilen sinüzitle sonlanır süreç.
Moralim kısmen yerinde ve yemek düzenim iyiydi ama öksürükte ve gece terinde değişme olmuyordu. Gündüz biraz düzelir gibi hissederken gece fenalaşıyordum. Böyle geçen gecelerden sonra bir kez daha hastaneye gitmeye karar vermiştim. Ancak bu kez bir expat hastanesine gidecektim.
Expat hastanesinde kapitalist duvar…
Bu kez daha kapsamlı olduğunu düşündüğüm bir expat hastanesine gittim. Uzun süreli gezilerde 91 gün sonra seyahat sağlık sigortalarının geçersiz kaldığını daha önceki bir yazımda paylaşmıştım.
İlgili yazı: Gezilerde tehlike, güvenlik ve seyahat sigortaları
Anlayacağınız, sigortasız geziyordum. Sağlık hizmetini para vererek alacaktım. Expat hastanesinde doktora merhaba demek 125 Amerikan dolarından başlayacak, her tahlil ve röntgen ilave olarak ücretlendirilecekti. O anda gezgin nekesliği içinde servet sayılabilecek bu parayı vermek yerine, tekrar ilk gittiğim “Yeni Yangon” hastanesine gidip göğüs hastalıkları servisine çıktım. Durumun iyileşmediğini bildirip tekrar muayene oldum ama ilk seferden daha kötü hissediyordum. Kan ve idrar tahlili yaptırıp röntgen çektirdim. Tüm bunlar için 33 Amerikan doları ödedim. Sonuçları hemen alıp genç doktorlarla konuştuğumda, antibiyotik yazmadan devam edelim dediler. Hostele döndüm ve iki günü daha bu şekilde geçirdim.
İyice kötüleşen sağlık, hostelden ayrılış ve bir aile otelinde tek odaya yerleşme…
Hostel şartları ve ortamı bu halimle iyice sıkmıştı beni. Hostelden ayrılıp tek kişi kalmaya ihtiyacım vardı. Bu hem moral olacaktı hem de daha iyi bakabilecektim kendime. Tek başıma geçtiğim koloni döneminden kalma eski bir aile otelindeki odada, banyo-tuvalet de vardı. Sık sık terlediğimden, çamaşır değiştirmek ve bir odada özgür olmak çok daha güzeldi. Ancak fiziksel olarak daha kötüleştiğimi hissedip tekrar hastaneye gidip antibiyotik yazdırmaya karar verdim. Uzun gezilerdeki gezgin ecza çantamda alerjilere karşı antihistaminik, parasetamol, antibiyotik, yara bere için kremler bulunur genelde. Normal şartlarda yanımda Augmentin taşırım ama iki yıldır yurt dışındaydım ve o an antibiyotik kalmamıştı. O kadar perişan haldeymişim ki, her şeyin kaydını tutan biri olsam da bu odaya ait tek fotoğraf yok elimde.
Tekrar tekrar hastaneye…
Yeni Yangon Hastanesi’ndeki doktorlarla ahbap olmuştuk. Geçmeyen hastalık için hastaneye gidip bu sefer daha da ısrarcı olarak tekrar akciğer filmi, tükürük kültürü ve kan testlerini yaptırdım. Herşey düzgün çıktı. İsteğimi hemen uyguladılar. Levofloxacin içeren geniş spektrumlu bir antibiyotik yazdılar. Hemen o antibiyotiğe başladım ama bir gün içinde dünyam karardı. Bu antibiyotik güçsüz vücudumu daha da yoracaktı.
Yangon’da bir eczane ve beni hasta eden antibiyotik.
Son derece kötü hissederken bir de ağır bir ishal başladı. Dizlerim tutmuyor, yataktan tuvalete bile zorlukla yürüyordum. Moralim de tamamen bozulmuştu artık. Çok güçsüzdüm. Görüntülü konuşmalarda ve mesajlarda doktor arkadaşlarımla sık sık görüşmeye başlamıştım. Tavsiyelerini alarak bu hastalık halinden sıyrılmaya çalışıyordum. Aklına güvendiğim bazı arkadaşlarım durumun hakikaten iyi olmadığını görüp, yurda dönmeyi düşünmemi teklif ettiler. Artık gezi falan değil, hayati tehlike içeren bir duruma düşmemekti amacım. Derhal bu antibiyotiği kestim. O antibiyotiği kesip yerine doktor arkadaşlarımın tavsiyesiyle etken maddesi bana daha uyumlu başka bir antibiyotiğe başladım.
Yavaş yavaş düzelme…
Halsiz olsam da yavaş yavaş düzelmeye başlamıştım. Daha sonraki günler, tek kişilik eski otel odamda kendime gelip güçlenme çabasıyla geçti. Bu hastalık esnasında whatsapp ve messenger uygulamalarından takip eden arkadaşlarım ve dostlarım bana büyük destek oldular. Yataktan sadece yemek yemek ve bir iki adım atıp atıl kalmamak için kalktım. Yaklaşık iki haftanın sonunda toparlanmıştım ama bu değişik şehre istediğim kadar zaman ayıramamıştım.
Tüm enerjimi iyileşmeye kullandım. Neredeyse Türkiye’ye geri dönüyordum. Bereket enerjimi son bir gayret topladım ve bu güzel ülkeyi kendimi zorlayarak da olsa gezecektim.
Myanmar ve Laos gezilerini bitirip bir an önce Türkiye’ye dönmek istediğimden, daha fazla oyalanmadan Bagan’a giden ilk otobüse bilet aldım. Yangon’dan ayrılırken tam iyi olmasam da gezmenin güdüsü, büyüsü ve masalsı Bagan’ı görmenin heyecanı ile kendime gelecektim.
İki hafta hasta yatınca, maalesef güzel fotoğraf çekmek için yeterli enerji, zaman ve mekanı bir araya getiremedim. Yine de çok kısa aralıklarla yaptığım sokak dolaşmalarımda ilginç kareler yakalayabilecektim.
Yangon sokaklarından insan manzaraları
Bagan otobüsüne bindiğimde tam olarak düzelmiş değildim ama bu yüzlerce tapınakla dolu bölgeye gitmenin heyecanı ve iki hafta sonunda tekrar yola çıkabilme enerjisi ile moralim düzelmişti.
Sonunda hastalık nedeniyle kabus halini alan Yangon’dan ayrılırken otobüste
Kabus gibi geçen iki hafta sonunda hayata bağlanmıştım yeniden. Sağlığın ne derece önemli olduğunu insan biraz yaş alınca anlıyor. Yollarda bu hastalıklar sıkıntı veriyor insana. Oldukça zor günler geride kalmıştı.
Hepinize, sağlıkla, mutlulukla geçecek güzel bir hafta diliyorum.
Sevgi ve saygılarımla.
İlginiz ve yorumlarınız için teşekkür ederim.
Bu görüntüleri, bilgileri ve duyguları aktarabildiğim için çok mutlu oluyorum.
Saygılarımla.
Hayattayım sayın GÜLAS. :)
İnsanı anlamak adına adımlamak; ne güzel bir ifade. Teşekkür ederim.
Çok teşekkürler efenim. Ne güzel yerler gezmişsiniz siz de tebrik ederim. Gezmek, gezebilmek en büyük zenginlik bana göre. Umarım sağlıkla nice güzel geziler, günler yaşarsınız.
Yorumunuz için teşekkürler Selim Bey. Allahtan bende kalıcı bir rahatsızlık oluşmadı. Ama yola çıkan herkes için bu riskler geçerli. 2018 Ocak ayında bu Covid-19 sıkıntısı yoktu. Bu sıralarda ben de güvenli evimdeyim. İlginiz için teşekkür ederim.
Çok değişik bir mimari ve kültürün hakim olduğu yerleri görmenin keyfini yaşadım. Budizmin Vatikan’ı kabul edilen yerlerde geçirdiğin ciddi rahatsızlığa rağmen geziyi bitirmen kolay olmamış. Özellikle tapınak fotoğrafları çok güzeldi. Keyifli bir Pazar gezisi yapmış oldum.
Teşekkür ederim
:)
Geçmiş olsun ama gerçekten görülmeye değer ilginç bambaşka diyarlar. İnsanı anlamak adına attığınız her adım İÇİN teşekkürler
Sevgil Gürcan geçmiş olsun. Sağlığına kavuşmana çok sevindim.
Hayalimdeki geziyi gerçekleştirmişsin.
Ben Pakistan, Kazakistan, Hindistan, Tayland, Malezya ve Singapur rotasını gezdim.
Endonezya ve filipinlere teşebbüs etsem de bir çok engeller nedeniyle gidemedim.
Yolun açık olsun.
Ben de sayende seninle geziyor gibiyim. Fotoğrafların etkileyici.
Başarılar ve sağlıklar diliyorum
Gittiğiniz yerlerde uçuşan mikroplar yazıyı okurken telefondan bana geçecek diye korktum. O ülkelerden mikroplar kapıp ömür boyu kronik hasta kalan dostlarım var. Yemekten kaptığı virüs yüzünden 32 dişi dökülen tanıdıklarım var. Mikrop yuvasıdır oralar. Gidenler bilir. Hostelde kalınır mı hem? İki yıl yerine üç ay gidip dikkatli, temiz yerlerde maske ve nesneli gezip kaçacaksın oraları.
Bunları yapmazsanız, geziden gördüklerinizden çok hastanede geçen günlerinizi okuruz böyle.