Yavuz Alogan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. PKK ve sosyalist sol

PKK ve sosyalist sol

featured

“İşbirlikçi” kavramı eski sosyalist solda evrensel olarak çok sık kullanılırdı. Soruşturmayı, tecridi ve örgütten tasfiyeyi gerektiren önemli bir suçtu. Sınıf işbirlikçisi ya da emperyalizmin işbirlikçisi olmak, siyasî iktidarla ya da sarı sendikayla işbirliği yapmak, sınıfa, partiye, örgüte ihanet olarak algılanırdı.

Emperyalizm bütün dünyada etnik ve dinî farklılıkları sınıfsal farklılıkların üzerine çıkararak ulus-devletleri zayıflattı. Etnik ve dinî örgütlenme ve bunların kendilerini ifade etme özgürlüğü, emperyalizmin yeni “insan hakları” anlayışının temelini oluşturdu. “Yurttaş” kavramı anlamsızlaştı. Yirminci yüzyıl ideolojilerinin sert kabuğu kırıldı.

Bu nedenle “işbirlikçi” kavramı günümüzde fazla anlam taşımıyor. Örgütsel, hatta bireysel çıkarlar uğruna her türlü işbirliğine girmek, dış güçlere etki ajanı olarak hizmet etmek, siyasî iktidara alenen yalakalık etmek ve bütün bunları demagojik atraksiyonlarla, radikal ve tehditkâr söylemlerle “solculuk”, “demokratlık,” hatta “vatanseverlik” gibi göstermek mümkün.

Fakat bazı durumlarda “gibi göstermeye” ya da demagoji yapmaya gerek kalmıyor. Bu aşamada rezaletin son perdesi açılmış oluyor. Murat Karayılan’ın İsrail’in The Jerusalem Post gazetesine verdiği mülakat (27. 11.20) bu türden rezaletin bir örneği.

PKK’nin kenara itilmiş bu savaş ağası, “ABD ile Kürtler arasındaki muazzam ilişkileri tamamen desteklediği”ni söylüyor ve ABD’ye kendisini terörist listesinden çıkarması için yalvarıyor. AKP’yi de “Atatürk ilkeleri yerine İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni takip ettiği” için eleştiriyor. İyi mi? Eleştirideki politik “derinleşme”ye ve kıvraklığa bakar mısınız?

Hayır, burada artık “işbirliği” yok. Tam bir köpeksileşme, Ortadoğu halklarının cellâdına sığınarak ona hizmet etme arzusu var. İşbirlikçilik etiketi, İmralı’sından Kandil’ine, PYD-YPG’sinden HDP içindeki fraksiyonlarına kadar bütün bir PKK topluluğunda demokratik-devrimci-ilerici-muhalif bir cevher bulmaya devam eden her türlü gevşek “sosyalist”in, solcu gibi duran entel-dantel her bir liberalin alnında silinmez bir damga gibi duruyor. Bu ihanet türüne, kısaca “PKK işbirlikçiliği” diyoruz.

“Sana ne” diyebilirsiniz, haklı olarak. Ayrıca uzun süredir bir bütün olarak PKK hareketinin artık dışsal bir olgu olduğunu, ülke içindeki çok parçalı, çok fraksiyonlu siyasî uzantısının (HDP) yere serildiği her defasında dış güçlerin ipine sarılarak ayağa kalktığını, Saray oligarşisinin bu uzantının ülke içindeki siyasî varlığını her an lazım olabilecek bir pazarlık kozu olarak muhafaza ettiğini defalarca yazdım.

Fakat insan yine de düşünmeden edemiyor. PKK denilen bu etnik/siyasî unsurun etkisini 1988’de kurulan Sosyalist Parti’de (daha sonra İşçi Partisi, günümüzde Vatan Partisi), 1994’te kurulan Birleşik Sosyalist Parti’de (BSP), 1996’da kurulan Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nde (ÖDP), dergilerin çevresinde toplanıp hareket olmaya ya da partileşmeye çalışan sosyalist grupların çoğunda kendi gözlerimle, göz göre göre gördüm.

Bu akıma kapılmayan ya da günümüzde PKK’nin yönlendirmesinden kurtulmaya çalışan sosyalist kişi, grup ve partileri elbette tenzih ediyorum. Fakat insan Mehmet Ali Aybar gibi birikimli yurtsever sosyalistlerin, Mahir Çayan gibi genç teorisyenlerin yokluğunu hissediyor. 1960’lı yıllarda sosyalist sol tam bağımsızlıkçı ve yurtseverdi. Bir kuşağın kaybı, ardında asla doldurulamayan derin bir boşluk bırakır.

1986’dan sonra oluşan sosyalist parti ve hareketlerin bazıları zamanla PKK etkisinden gecikerek de olsa sıyrılabildi, bazıları ise PKK’nin siyasi kolunun iç manipülasyonlarıyla felç oldu ve dağıldı; tabanları HDP türünden partilere doğru hareketlendi; merkez yöneticileri bu partilerin milletvekili ya da parti merkezinin danışmanı, hatta sözcüsü oldu. Yine bu hareketin söylemi DİSK ve KESK gibi sendikaları etkiledi. Bu etki son Eğitim-Sen Kongresi’nde (28-29 Kasım 2020) görüldüğü gibi devam ediyor.

Kongre’deki çoğunluk eğiliminin (Demokratik Emek Platformu) “Faşizmi Püskürteceğiz, Biz Kazanacağız” başlıklı broşürünü okurken beni bir gülme krizi tuttu. Şöyle diyor: “Proleter denen unsurun tek başına emeğiyle değer yarattığını, daha sonra bir nevi sahibi olan sermayedarın para ve diğer araçlarının karşılığını bu değerden kâr olarak kopardığını bilimsel bir tespitmiş gibi ileri sürmek, ekonomizm yaklaşımının temelidir.” Yani diyor ki sınıflar arasında bir çelişki yoktur. Peki çelişki nerededir? Broşür onu da yazıyor: “Temel çelişki: devletli uygarlık ile demokratik uygarlık arasındadır.” Bu satırları bizzat Abdullah Öcalan yazmadıysa, kim yazmış olabilir? Bir eğitim emekçisinin yazmadığı açık. Söylem ve terminoloji parmak izi gibidir. Kullanıcının kimliğini açıkça ortaya koyar.

Bu kadarı fazla gelmiş olacak ki Devrimci Sendikal Dayanışma (DSD) denilen sosyalistler kongreyi terk etmişler. Yerinde fakat çok geç ve etkisiz bir tepki. Önceden düşünecektiniz! Terk ettiğiniz salonda arkanızdan gülmüşler. PKK söyleminden kesin bir kopuş gerçekleştiremezseniz bir kez daha dağılırsınız, en azından meslek kuruluşlarının ve sendikaların tarikatlar ve onlarla uzlaşan bölücüler tarafından ele geçirilmesini önleyemezsiniz!

1990’larda sosyalistlerin dünya çapında yaşadıkları ideolojik kriz Türkiye’deki sosyalist solun geniş bir kesimini PKK’nin siyasi örgütleriyle içi boş bir “demokratik” mutabakata sürükledi. Ardından özgün sosyalist düşünce birikimini tüketen bir söylem kargaşası patlak verdi.

Çok komik şeyler oldu. Abdullah Öcalan cezaevinde ekolojist anarşist Murray Bookchin’in kitaplarını okudu ve görüşlerini benimsedi. Başta HDP olmak üzere bütün sosyalist sol Bookchin’in kavramlarıyla konuşmaya başladı. Mesela bu anarşist teorisyenin “özyönetim komünleri federasyonu” kavramı, “demokratik özerklik” olarak, fakat aynı zamanda çaktırmadan “Avrupa yerel yönetimler özerklik şartı”na uygun biçimde savunuldu. Bu yeni söylem Avrupalı ekolojist/yeşil ideologların ve parlamenterlerin pek hoşuna gitti, her türlü desteği verdiler. Sosyalistlerin önemli bir bölümü Bookchin’in diliyle, “çeşitlilik içinde birlik,” “ötekileştirmeden kurulan yatay ve tümleyici ilişkiler” falan gibi kavramlarla konuşmaya başladı. Bazı geri zekâlı cahillerin Stalingrad’a benzettikleri Rojava’nın sözde anayasası mesela, “demokratik toplumun inşasının aracı ve toplumsal adaletin güvencesi olan Demokratik Özerkliğin tesisi ve bilimsel bir toplumun inşası için” diye başlıyordu. Sanki Bookchin mezarından çıkıp yazmış!… İnsanlar konuşurken, her lafın başına bir “demokratik-tik” getirmeye, herkesin her şeyden özerkliğini savunmaya başladılar. Doğa ve toplum boşluk kabul etmez. Sizin boşalttığınız yeri mutlaka bir başkası, ideolojik boşluğu ise başka bir ideoloji doldurur.

Neyse uzatmayalım… Bu tuhaf ve gerçek dışı ideolojik ve politik söylem öyle bir gelişti ki sonunda bazı HDP’li belediye başkanları basının önüne çıkıp kendi il ve ilçelerinde “demokratik özerklik” ilan ettiler. Devlet’in egemenlik alanı içinde özerklik ilanı ve hendek kazarak yapılan savaş hazırlıkları büyük bir krize yol açtı. Devlet müdahale etti, silahlar patladı, askerlerimiz şehit oldu, Kürt kökenli genç yurttaşlarımız öldü, bölge insanları göç etti, esnaf kepenk kapattı. Demokratik özerkliğin özerkliği gitti fakat demokratik-tikliği kaldı. Bookchin unutuldu. Yazık değil mi?

Kasım 2017’de Türkiye’ye sığınan PKK/SDG’nin eski sözcüsü Talal Silo, Öcalan’ın avukatları aracılığıyla Suriye’deki Amerikan kuvvetlerine şöyle bir mesaj gönderdiğini iddia etti: “Şahin Cilo benim veliahtımdır. Bölgede kalıcı olmak istiyorsanız, onu korumak göreviniz.” Aynı itirafçı, PKK’nin merkezinin Suriye’ye taşınacağını ve eski yapının ABD tarafından tasfiye edileceğini de iddia etti.

Sonraki gelişmelere baktığımızda bu iddiaların doğrulandığını görüyoruz. ABD evreler hâlinde IŞİD’in boşluğunu PKK’yle doldurmaya başladı. Şahin Cilo’nun Amerikalı subaylarla resimleri dünya basınına servis edildi. Trump, Cumhurbaşkanına yazdığı 9 Ekim 2019 tarihli mektupta şöyle diyordu: “General Mazlum (Şahin Cilo) sizinle müzakere etmek istiyor, geçmişte yapamayacağı pek çok tavizi vermeye razı. Yeni elime geçen, bana hitaben yazdığı mektubu ekte size gönderiyorum.” ABD Başkanı PKK’nin mektupçuluğunu yapıyor!

ABD, PKK’yi yeniden örgütledi, onu IŞİD’in yerine geçirerek Suriye petrollerinin bekçiliğiyle görevlendirdi. İran’la iş tutan Kandil grubunu (Murat Karayılan, Duran Kalkan, Cemil Bayık) tasfiye etti, bu savaş ağalarının başına 12 milyon dolar ödül koydu. Türk Ordusu Irak’taki kamplara girerek Kandil ile Suriye’deki YPG’nin bağlantısını kesti. Murat Karayılan’ın İsrail gazetesine verdiği röportajdan anlıyoruz ki Kandil ekibi “Vallahi biz İran’la iş tutmuyoruz, bizi de aranıza alın” diyerek ABD’ye yalvarıyor.

PKK artık dışsal bir olgudur. ABD’nin bölgesel silahlı gücüdür. İçerideki siyasî uzantısı HDP mutlaka kapatılmalı, başka partilerdeki, sendikalardaki ve meslek örgütlerindeki bütün uzantıları ve işbirlikçileri tasfiye edilmelidir. Geleceğin laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin anayasasında etnik ve dinî amaçlı siyasî parti, dernek ve her türlü örgüt kurmak kesinlikle yasaklanacaktır. Etnik olarak bölünmüş bir ümmet değil, millet temelinde ulus-devlet olmak bunu gerektirir.

[email protected]

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

17 Yorum

  1. bir vatansever olarak yazdiklariniza katilmamak mümkün degil. Malesef su anki Devlet Kadrosunun entelektüel kapasitesi yok bu dogru yolu gidebilmek icin. Ve gine malesef yaptiklari hatalarin (maddi ve manevi) faturasini 80Milyona ödetiyorlar. Türkiye Borsada kayitli bir sirket olsa hisse sahipleri birinci seneden sonra yönetimi degistiirdi ama su an 80Mio Hisse sahibi bisey demedigi icin yönetim (ve kendi sectigi muhalefeti) kaliyor.

  2. 4 Aralık 2020, 07:10

    Cevabını bulamadığım bir sorudur bu.Sol görüşlü bir insan abd nin koynunda yatan pkk ya ve uzantısı hdp ye neden hoş bakar?
    Bu ilişki eskiden beri biliniyordu,bilmezden gelenler için davullu zurnalı duyurular yapıldı artık bilmeyen kalmadı.
    Abd nin öpmeyeceği eşeğe ot vermeyeceğini bile bile hâlâ özgürlük demokrasi barış hikayesiyle kimse eşek kadar adamları kandıramaz.

  3. Yazınız hoş fakat biraz temelsiz. Bunun iki sebebi var.
    Birincisi, solun Marksizme dayanan ideolojisinin “ulus” kavramını barındırmaması. “Proletelerin vatanı yoktur!” diyen bir ideolojide sizin bahsettiğiniz “ulusun” bir yeri yoktur. Bunun sebebi de dünyayı “sınıf çelişkisi” hurafesine göre izah etmeye çalışmasıdır. Dünyada sabit, kalıcı, katı sınıflar olmadığından ve ayrıca uluslar da birbirlerini sınıflara göre tanımadıkları ve tanımlamadıklarından dolayı ideolojiniz dünyayı açıklamakta başarısızdır. Dolayısıyla büyük solcu Enver Aysever’in de buyurduğu (!) gibi ” Solcunun Türlkü mürkü olmaz!”

    İkinci olarak “solun”, gene ideolojisinden kaynaklanan bir normatif güşünce düşmanlığı vardır. Dolayısıyla solun “normatif ahlak ölçüleri” yoktur. Lenin , Rus İhtilali’nden sonra ( Rus devrimi denen şey Rusların rejimi ,kitleleri silahla, tehditle veya yalanlarla güdüleyerek değiştirdikleri bir kalkışmadan başka bir şey değildir… Sonucu Rus imparatorluğunun şekil değiştirmesi olmuştur.) Zeki Velidi’ye “ Togan Yoldaş, sen ahlâkla siyaseti birbirine karıştırıyorsun!” diyerek bu ahlâk yoksunluğunu gayet açık ifade etmiştir. Dünyada solun SSCB ve Çin güdümünde tamamen şarta bağlı/koşulsal/konjonkturel bir biçimde davrandığı, tartışılmaz bir gerçektir. Bu Türkiye’de de böyle olmuştur.

    Dolayısıyla her türlü normu bir tür “burjuva idealizmi” sayan bir ideoljinin, bugün Türk ulusal egemenliğinin savunuyor görünmesine güvenilemez. Çünkü solun ölçüsü ulus değildir, sınıftır. Dolayısıyla yarın bir gün proleterlerin işine geldiği düşünülen herhangi bir durumda, sol militanların Türk askerine PKK ile birlikte silah çekmeyeceklerini düşünmek safdillik olur. Bu yüzdendir ki özellikle sosyalist solun başta eski SSCB kalıntısı Rus ağabeyleri olmak üzere Çinle ve sosyalist görünümlü herhangi bir etnik terör örgütüyle “işbirliğine” gitmeyeceğinin hiçbir güvencesi olamaz.

    Bu arada sosyalist olmayan sol da zaten sosyl demokrasi denen neoliberal müdahaleciliğin dümen suyunda liberallerler tam da aynı “insan hakları”, “ötekileştirme”, “ kendi kaderini tayin hakkı”, “özerlik” vs söylemleriyle Türk ulusal egemenliğini yok etmek derdindedir. Velhasıl-ı kelâm sol, Tk ulusal egemenliğinin korumakta bel bağlanabilecek bir kamp gibi görünmemektedir.

    Yazınızda “ulus” kelimesini kullanmanıza sevindim ama o ulusun içini “Türkle” doldurmadığınızı da gördüm. Herhalde “Türk” demeden ulusalcılık yapabileceğinizi düşünüyorsunuz ki daha düne kadar “Halkların kardeşliği” diyerek PKK eylemlerine destek veren bir kampın mensubu olarak “Aman ha Türk dersek marksist piyasada talebimiz azalır!” diye endişelenebileceğinizi de anlıyorum.

    Yazınıza Atatürk’ün “ Bu memleket ezelde Türktü, hazli hazırda Türktür ve ebediyen Türk kalacaktır!” vecizesiyle cevap veriyor, iyi günler diliyorum.

  4. HDP Faşist, etnik kafatasçı bir partidir… “7. Filonun rıhtımında marksis bayrağı sallanmaz…” Sosyalist Hareketlerin içersin de bulunan amerikancı yapıları biliyoruz… Buna Ülke de tüm sol partiler dahildir… Hücre evlerimiz hazır başta Amerikancı sosyalisltler, sonra etnik kafa tascı tüm sosyalistleri egeye, akdenize, karadenize dökeceğiz…

    Kemalistler…

  5. 4 Aralık 2020, 08:10

    Sorun-sorunları Atatürk olamamak-olmamak. Basit bir anlatım ila ‘Rahmetli hem sempatik, hem yakışıklı, hem çakır gözlü, hem kalpaklı, hem asker, hem siyaset adamı, hem entelektüel, hem iyi giyinen, özetle rahmetlinin kombine tahkim edevatı olması bu işe yaramayan ‘çıktı’ hırdavat’ takımına acayip koyuyor, bel altı vurmaya çalışıyorlar, saçmalıyorlar vb. Kemalizm isimli reçeteyi ancak ve ancak Amerikan emperyalizmi ile hiç edeceklerini düşünüyorlar. Yeke yek hiçbir dövüşte yoklar.

  6. Güzel bir yazı. Benim bildiğim, PKK (apocular) bütün sol gruplara (türk ve kürt ) silahlı saldırılarla özellikle doğuda rızgari kawa gibi kürt sol-milliyetçi grupları ezerek büyüdüler. Bakmayın şimdi demokrasi laflarına. Marksistlik mi hak getire. Marksizmin milii meseleleri çözme tarzı bellidir. Ezilen ulus yok ama haydi var diyelim. Ezilen ulusun marksistleri birliği, diğeri ise onların ayrılmasını savunacaklar. Böyle bir şey gördünüz mü Allah aşkına. Güya kendilerine ezilen ulus diyenler her zaman ayrılığı savundular. Türk marsistleri haklarını yemeyelim onların ayrılığını savundu (kurdara azadi diye bağırdılar). Sonunda PKK ABD uşaklığına ulaştı. Baştan zaten belliydi sonları.

  7. 4 Aralık 2020, 10:53

    Kuresel Sermaye ( sirket iktidari, emperyal fasizim)ve isbirlikcileri ; ulus devleti yikmakla, sirket gibi yonetmekle (Tansu ,Tayip v,b) ogunen liderleri, boluculugu sosyalistlik sanan “aydinlari” ve sendikalari, millet bilincini yitiren kitleleri yaratti. Varlik yokluk noktasinda Millet ve Vatan .Ulusal bilinc(Devlet) olmadan; ne hava ne su, ne as ne ekmek, ne hak ne hukuk , ne kardeslik ne esitlik, ne de demokrasi olmayacagini ogrenmekte ve ogretmekte gec kaldigimiz ortada.

  8. 4 Aralık 2020, 11:23

    Yorumunuz tarihsel gerçeklerden kopuk, dönemsel koşulları göz ardı eden, somut olanı biteni değil, olabilirliklerin üzerinden açıklamaya çalışan tam bir saçmalama olmuş. Tarafgir, art niyetli ve önyargılı bir bakış açısı ile yazılmış. Çevremde sağcı arkadaşlar ile yaptığımız tartışmalarda gördüğüm, tipik niyet okuma üzerinden iddialar. “…sol militanların Türk askerine PKK ile birlikte silah çekmeyeceklerini düşünmek safdillik olur…” “…Çinle ve sosyalist görünümlü herhangi bir etnik terör örgütüyle “işbirliğine” gitmeyeceğinin hiçbir güvencesi olamaz…” vs. vs. Hep, hayali, ayakları yere basmayan, olasılıklar üzerinden iç niyet okumaları, siyasi falcılık.

  9. 4 Aralık 2020, 11:52

    Hiç bir devlet kendi topraklarında kendi rızası olmadan etnik ve dini temelli bir siyasi yapılanmaya izin vermez..bunun örnekleri var :İrlanda,İskoçya,İspanya ..ve hatta Abd…Teksas’ın bağımsızlığını savunan lideri anasından doğduğuna pişman etmiş ve ömür boyu hapse mahkum etmişlerdir..Ulus devlet yapılanmasında kurulan Çağdaş Türkiye Cumhuriyetini yıkmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.

  10. 4 Aralık 2020, 14:04

    Emperyalistler Pkk yı etnik bölücü bile olamadan emperyalizmin böl parçala enstrümanı haline getirdi. Atatürk gözünden bakarsak olaylara, temel çelişkinin emperyalizm olduğunu söyleyebiliriz.

  11. 4 Aralık 2020, 15:42

    Vay canına !.. Günaydın ülkem aydınları. Bu dediklerinizi 10 yıllardır dağda koyun otlatan çobanlarımız söylüyordu. Şimdi sizler, o yalın söylemleri, allayıp, pullayıp, yabancı isim ve terimler ekleyerek ve gururla fikrin gerçek sahiplerine anlatmaya çalışıyorsunuz. vay ki, ne vay.

  12. 4 Aralık 2020, 15:57

    Söylediklerinize katılıyorum ancak, Türk ulusal egemenliğinin korunmasında, “her fırsatta Türk’lüğü ümmetlikle ikâme etmede en küçük bir beis görmeyen Türkiye’deki sağın da, asla “bel bağlayabileceğimiz bir unsur olmadığını” düşünüyorum. Kendi adıma ben, bir sağcıya güvenmektense, -bence haklı olarak- yazınızda Türk solu hakkında dile getirdiğiniz endişeleri göze almayı bin kere tercih ederim. Bence de sürdürülmesi artık imkansız hale gelmiş olan ekonomi ve koronanın etkisiyle bu düzen yıkılacak ve sonunda, “ne benim sağcı, ne de sizin solcu tariflerinize uymayan birileri” tarafından ve fakat sayın Alogan’ın “geleceğin lâik, demokratik, sosyal hukuk devletinin anayasasında etnik ve dinî amaçlı siyasî parti, dernek ve her türlü örgüt kurmak kesinlikle yasaklanacaktır.” sözleriyle ifâde ettiği yeni bir düzen mutlaka kurulacaktır.

  13. Sosyalizmde ulus kavramı vardır. Sosyalistler sınıf temelli yaklaşırlar evet. Bu ulus kavramının gözardı edilmesi veya millilik kavramının dışlanması demek değildir. Enternasyonalizm kavramını herkes yanlış anlıyor. Marxın ve Lenin’in bahsettiği Enternasyonalizm tüm ulusların işçilerinin birliğine önem affeder. Milletlerin birleşip ulussuzlaşmasına değil. Lenin’in eserlerini orjinalinden okuduğunuz zaman her sayfasında ulus kelimesinin geçtiğini görürsünüz. Türkçe çevrileri genellikle çevirmenler eliyle de düzeltilmiştir nedense! Ya da dipnotlar eklenmiştir. Ayrıca Türkiye’deki Türkçülük ulusalcılık bilincinin oluşmasında Sosyalistlerin rolünü unutmayın. Sultangaliyev ve diğerlerini gözardı etmeyin. Sosyalizm ulusalcıdır ve sonra da enternasyonalisttir. Bu enternasyonalizm neoliberal enternasyonalizmi değildir.

  14. 5 Aralık 2020, 15:37

    Sayın Yavuz ALOGAN;Önce,”ÜMMET”Kavramını iyi tefekkür et ve içeriğine müdrik ol.Havaya çıksanız,ilmi ve gücü sınırsız olanla olmayanın,insanlık lehine koydukları kurallar bir olmaz.İnsanlık alemi,eninde sonunda hakkın üstünlüğünü kabullenmek zorundadır.Bu itibarla elinde kalem ve mikrofon olanlara sesleniyorum ! Gelin vakit geçmeden bu yönde toplumu yönlendirme cihetine gidin.Bu dünyada refah,değer dünyada selamet i bulun.

  15. 5 Aralık 2020, 22:08

    PKK kurdurdugu HDP araciligi ile,sosyalist” solu” emperyalizmin kuyruguna takmayi basardi.Simdi tekrar Erdoganla iliskiye gecmek icin can atiyorlar.

  16. Yazar pkk ve onunla işbirliği yapan sosyalist grupları eleştiriyor ve siz bundan solun vatan, ulus sevgisi ve ahlâkî değerleri olmadığı gibi garip, ilgisiz, mesnetsiz sonuçlar çıkartıyor ve tanıdık manzumelerle sol ve sosyalist fikirlere karşı saldiriyorsunuz.
    Esasinda, sosyalist birinin PKK yı eleştirmesinden rahatsız olmuşa benziyorsunuz. Yazdiklarinizin tam tersine,
    sosyalistlerin, vatan, sınıf ve büyük insanlık değerleri vardır. Sol emperyalizm ve sömürüye karşı vatanseverdir, ezilenler ve yoksulların yanındadır. Bu en sağlam ahlâkî vicdani ölçüdür.
    M.Kemal in ve kurtuluş savaşının en sağlam müttefiki, Rusya daki sosyalist devrimdi. M.Kemal in en yüksek ideali bir gün emperyalizm ve sömürünün tum yeryüzünden silinmesi ve insanlığın yeni ozgur ve barışçı bir hayata kavuşmasiydi. Türkiye ‘de ırkçılar, turancılar ve ummetciler ise her dönemde dogalari gereği solun amansız düşmanı ve bundan dolayı Batı emperyalizminin kullanışlı bir aparatı oldular. Bugün Türkiye nin içine düştüğü ilkellik, cehalet ve yoksulluk çıkmazı bütünüyle, emperyalizmin telkin ettiği sol düşmanı gerici ideolojilerin hakim olmasinin sonucudur.
    Asıl ahlak ve norm yoksunlarını görmek istiyorsanız, Türkiyenin geçmiş 70 yılına hükmeden gerici isbirlikci mutegallibeye ve onun ideologlarina bakmalısınız. En sonunda her şey mantıki sonucuna varmış ve Turancılık ve ümmetçilik, eski mhp li ajanlar ve Fetonun şahsında, sol ve vatan düşmanlıgi paydalarinda birleşmiştir. Bu ikili, Alman ve Abd emperyalizminin emrinde, Türk ordusuna kumpaslar kurmak, darbeler indirmek ve Türkiye yı köşeye sıkıştırmak için işbirliği yapmıştır. Ordu ve milleti savunmak her zamanki gibi Kemalist gerçek vatanseverlere düşmüştür. M. Kemal ‘in söylediği gibi bu vatan Türk kalacaksa, bu ancak sosyalist sol, yoksul halk ve Kemalist vatanseverlerin birleşmesiyle ve en yüksek ahlaki değerlerle donanip çok calismamizla mümkün olabilir.

  17. 7 Aralık 2020, 08:55

    PYD neredeyse devlet kurdu sınırımızda. Türkiye de buna yardımcı oluyor. En azından mücadele etmiyor. Fıratın doğusuna bir gösteri harekatı hariç geçilemiyor. Dibimizdeki bu oluşumla mücadeleye karşı da bir şey yazsanız da okusak.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!