Yavuz Alogan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Şartlanmanın sınırı

Şartlanmanın sınırı

featured

Yavuz Alogan yazdı…

İktidara geldikten sonra Devlet’i ele geçirmek için darbe benzeri girişimlerde bulunan siyasî partiler elbette vardır. Bunlar özellikle baskı aygıtlarını, medya organlarını ve iktidarı denetleyen anayasal kurumları ele geçirmek isterler. Fakat bunu iktidarlarının ilk evresinde yaparlar, olağanüstü hâl ilan edip kendi saflarını ve Devlet aygıtını hızlı bir tasfiyeden geçirirler, ardından ideolojik hegemonya kurarlar.

Mesela Nazi Partisi seçimle iktidara geldikten bir yıl sonra, 1934’te, neredeyse varlığını borçlu olduğu paramiliter SA teşkilatının liderlerini bir komployla tuzağa düşürüp hepsini kurşuna dizdirmiştir. Ardından 1938’de, yani savaştan bir yıl önce, rütbesi bizdeki genel kurmay başkanına denk düşen General Blomberg ile Ordu Komutanı General Fritsch’i Yahudi fahişeyle evlenmek, eşcinsellik gibi ağır iftira ve komplolarla tasfiye etmiştir.

Bu olayların sağlam bir mantığı vardır. Nazi Partisi, Prusya askerî geleneğiyle yetişmiş, I. Dünya Savaşı’nın tecrübesine sahip vatansever Alman subaylarını yıldırmak, onları kendi siyasî hedefleri için kullanmak istiyordu. II. Dünya Savaşı’na katılan muharip Alman generallerinin çoğu ideolojik olarak Nazi değildi. “Vatanseverlik” kavramını kendi şahsıyla, partisinin kaderini Alman ulusunun kaderiyle birleştiren Hitler, muharip generalleri Gestapo (siyasî polis) aracılığıyla denetim altında tuttu. 1944’te ülkenin felakete sürüklendiğini gören askerlerin başarısız darbe girişimine (Valkyrie Operasyonu) kadar Alman Ordusu Nazi Partisi’ne itaat etmiştir.

Bize gelecek olursak, Demokrat Parti’nin son dönemindeki zayıf girişimler bir yana, AKP dışında herhangi bir iktidar partisinin darbe yaparak Devlet’i ele geçirip ideolojik hegemonya kurmak gibi bir niyeti ve girişimi olmadı. AKP, dışarıdan dayatılan bir modeli izleyerek Devlet’i ele geçirdi. CIA bağlantılı FETÖ örgütünü kullanarak orduyu tasfiye etti. Fakat Cumhuriyet’le ve Mustafa Kemal’le açıktan hesaplaşmaya cesaret edemedi; başka deyişle, toplumu dönüştürebilecek ideolojik aygıtları üretemedi; esas tabanını oluşturan örgütlü zebanileri özgürleştirdi fakat onları Diyanet vs aracılığıyla kurumsal denetim altına alamadı; halkı etnik ve mezhebî olarak böldü; uzlaşması imkânsız iki politik toplum, vahim bir kültürel kutuplaşma yarattı.

Ayrıca, yukarıda belirttiğim gibi, seçimle iktidara gelen siyasî parti ancak iktidarının ilk evrelerinde darbe yapacaksa yapar. İktidara BOP’un eşbaşkanı olarak gelmiş, her söyleneni yapmış, demokratik-tik açılımlardan, çözüm süreçlerinden geçerek Türk-İslam sentezine ulaşıp MHP’yle kararsız ve sorunlu bir ittifak kurmak zorunda kalmış, taşeron alt-emperyalist projelerinin hiçbirini ne ABD’ye ne de Rusya’ya kabul ettirebilmiş, sıcak para yeterli olmayınca yüzüne gözüne bulaştırdığı kara para işlerine girerek dünyaya rezil olmuş bir iktidar, yirmi yıl sonra AB ve NATO’ya yaranmak için çaktırmadan “demokratik reform” yapıyormuş gibi görünürken, yüz bin silah dağıttığı tosuncuklarını infaz mangaları olarak örgütleyip darbe yapacak. Öyle mi?

Demokrasi treninden ineceği istasyonu kaçırdı, hedefi ıskaladı.

Saray Rejimi’ni “faşist” olarak nitelendirmek bana yersiz bir saçmalık, hatta faşizme hakaret (!) gibi geliyor. “Faşizm” basit bir şey değildir. Bizde hükümetin uyguladığı her türlü polis baskısına, askerî diktatörlüklere, sıkıyönetim ya da OHAL uygulamalarına küfreder gibi “faşist” demek moda olmuştur. Benim de bazen kullandığım “İslamî Faşizm” gibi kavramlar da biraz zorlamadır. Solcular -ben dâhil- bu türden analojik kavramlardan pek hoşlanırlar.

Medenî Kanun’un yerine İslam’ın Kutsal Kitabı’nı geçirmek isteyenlerin ya da El-Kaide benzeri Şeriat tutkunlarının ya da Halifelik’i canlandırıp İslâm uygarlığının merkezi olmayı özleyenlerin şımarıklığı ve küstahlığı, şu yirmi yıllık rehavetin, tarikat ve cemaat zenginleşmesinin sonucudur. AKP’nin FETÖ’yle birlikte düzenlediği meydanı boş bulmuşlardır. Kendilerini milletin efendisi zanneden hödükler yolun sonuna geldiklerini anlayamazlar. Sonunda Saray Rejimi, evreler hâlinde Sayın Reis ve adamlarına kadar daralacaktır. Blok gibi görünen % 30 oy tabanının kriz koşullarında çatlayıp dağılmadan muhafaza edilmesi neredeyse imkânsızdır.

Burada faşizm ya da özgün bir İslamî rejim değil, daha basit ve sıradan bir yapı söz konusu. Yasa ayarlamalarıyla, seçim hileleriyle, demagoji ve tehditlerle, her konuda blöf yapıp halkı aldatmaya çalışarak iktidar ömrünü uzatmaya çalışan bir mafya yönetimiyle karşı karşıyayız. Son yıllarda Türk halkı ve bütün dünya maskenin ardındaki yüzü ana hatlarıyla gördü. Sedat Peker gibi birinin bile madara edebildiği, korkulacak değil gülünecek bir yapı ortaya çıktı.

Türkiye’de dış etkiler ve komplolarla tertiplenen siyaset alanı menfaatlerin paylaşıldığı bir demagoji arenasına dönüşmüştür. Düzen partilerinin yönetim kurulları parayı rantı yandaşlarıyla paylaşmak, aç müteahhitlerini doyurmak, suyun başını tutmak için debelenirken kendilerini hak hukuk adalet mücadelesi veriyormuş gibi gösteriyorlar. Esas tehlike, bu bölüşüm çabasının Saray Rejimi’yle uzlaşmalara yol açması, siyasetin mevcut rejime uygun biçimde yeniden tertiplenmesi ya da mevcut Reis’in bir başka Reis’le yer değiştirmesi ve bu değişikliğin demokratik-tik bir dönüşüm gibi pazarlanmasıdır. Başka bir tehlike yoktur. Toplumun tabanından tepki gelmedikçe mevcut siyasî sistem bu yönde gidecektir.

Halk nezdinde bugünün sorunu, psikolojik şartlanmadır. İçi boş, tel tel dökülen, inandırıcılığını kaybetmiş, kendi kadrolarını bile yönetmekten aciz mafya-tarikat iktidarının yere tebeşirle çizdiği daire psikolojik şartlanmanın sınırını belirlemektedir. Gerçekte var olmayan bu sınır aşıldığında her şey değişir. Siyasî toplumun ve sistem partilerinin tabanında büyük kaymalar, heyelânlar olur ve tarihin uğultusuna kulak veren yeni bir Kurucu İrade oluşur.

[email protected]      

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

9 Yorum

  1. 16 Temmuz 2021, 22:30

    Sayın Alogan’ın sözünü ettiği Kurucu İrade işin kilit noktası kesinlikle. Ancak bu kurucu irade nasıl ortaya çıkacak en önemli mesele bu. Türkiye’de örgütlü toplum 12 Eylül’den sonra bilindiği gibi büyük ölçüde tasfiye edildi. 12 Eylül’den önceki STK’ların da yerini genel anlamda emperyalizm güdümünde yapılar, gruplar aldı (buna sözde Atatürkçü kurumlar da dahil). Burada toplumun her sektörden, her görüşten vatansever kanaat önderlerinin sorumluluk alması şart, tarihi bir sorumluluk söz konusu. İlla ki savaş, işgal ya da benzeri bir durum beklenmemeli. Bu ülkenin kurtuluşu için herkesin, her kesimden insanın birbirine saygı duyduğu, toplumsal kutuplaşmanın asgari seviyeye indiği yepyeni, tertemiz ve samimi bir anlayışa ihtiyacımız var.

  2. En beğendiğim analitik yazıların çoğunu Ergin Yıldızoğlu yazdı (Cumhuriyet). Tüm gün tekrar tekrar okuyup düşündüm: Bu yazı bir numaram (retorik, teknik, yaratıcılık, özeleştiri, çok iyi gizlenmiş bir ironi, cesaret, maksimum dürüstlük, maksimum gerçekçilik vs). Ek gözlemim şu: kaliteli sol yazarların çektikleri fotoğraflar da kaliteli oluyor. Alogan’ın instagram hesabının takip edilmesi şiddetle tavsiye olunur. Saygılar Üstad, [Şapka çıkarma emojisi].

  3. 16 Temmuz 2021, 20:41

    Bir gazete köşe yazarının böyle bir yazı yazabildiği bir ülkede söz hürriyeti olmadığı iddia edilemez. Efendim neymiş? Türkiye gazetecilerin hapsedildiği anti-demokratik ülkelerin başındaymış. İnanmayın. Hapisteki gazeteciler, gazeteciliği bilmediklerini ört bas etmek için suç işleyip, hapse girip mağdur gazeteci rolüne soyunanlar.

  4. Diktatörler koltuklarını bırakmak istemez. Seçime güvenen ahmaklar var. Güvenin bakalım. Sizin bu salaklığınız başımıza ne işler getirecek göreceğiz. Ülkede tek bir savcı hakim kalmamışken siz neyin seçimine, hangi halka güveniyorsunuz. Bu millet Evren’in anayasasını onaylamadı mı? Hangi seçimde hangi halk cumhuriyeti savunacak da kurtaracak. Biz İranlaşacağız ve bunu hep beraber göreceğiz. Ruh hastası olmak istemeyenler şimdiden Türkiye’yi terk eder ya da şu gerçeği kabullenir; siz nasılsanız öyle yönetilirsiniz. İsra suresinin 16. ayetine bakın.

  5. 16 Temmuz 2021, 11:25

    Orduyu bunlara teslim edenleri asla affetmeyeceğim.

  6. Alman faşizminin gelişim dönemiyle Türkiye’nin bugünkü iktidarını özdeşleştirmek algı yaratmak insafsızlıktır.
    Türk milleti gönlüyse seçer gönlüyle indirir. Atatürk’ü ve cumhuriyeti bayrağını toprağını da savunmak hep bu milletin kafası berrak evlatlarına düşünmüştür. Kitaplar ancak bilgi yoklar akıl ve aklın yolunu insanlar kendi akılları ile seçerler.

  7. 16 Temmuz 2021, 08:09

    Kurucu iradeyi nerede görüyorsunuz?

  8. ” Sedat Peker gibi birinin bile madara edebildiği, korkulacak değil gülünecek bir yapı ortaya çıktı.”

  9. Müthiş önemli bir yazı, ağır da. Y.A.’ın en önemli siyasi eleştiri yazısı sanırım.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!