Yavuz Alogan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Şovenizm ve büyük tehlikeler

Şovenizm ve büyük tehlikeler

featured

Nicolas Chauvin gerçekten yaşadı mı, yoksa Fransa’nın İkinci Restorasyon dönemine (1815-1830) özgü kurgusal bir karakter miydi? Bu sorunun yanıtı bilinmiyor.

Napoleon Bonaparte’ın mecburi askerlik hizmeti getirerek 1804’te kurduğu Büyük Ordu’ya (Le Grand Armée) katıldığı, Napoleon Savaşları sırasında on yedi kez yaralandığı iddia edilmiştir. Chauvin, Waterloo Savaşı’ndan sonra, ki bu savaşın son muharebesinde İngilizlere “Eski Muhafız ölür fakat teslim olmaz!” diye haykırdığı söylenmiştir, coşkusunda en ufak bir azalma olmadan, nostaljik bir tutumla Napoleon dönemini yüceltmiş, aşırı ve tutkulu vatanseverliğin simgesi olmuştur.

Ne var ki Cogniard kardeşlerin yazdığı La Cocarde Tricolore (Üç Renkli Kokart) piyesi 1831’de sahnelendikten sonra Chauvin’in şöhretinde dramatik bir değişim görülür. Piyeste Chauvin savaş heveslisi, durmadan nutuklar atan saf bir köylü asker olarak tasvir edilmiştir. Zamanla Chauvin karikatürleşmiş, gülünç bir karakter olarak vodvillere, komik oyunlara konu olmuştur.

Bir karakter olarak Chauvin, ardında “şovenizm” gibi ciddi bir kavram bırakarak, zaman içinde tarihin sislerine karışıp kaybolmuştur.

Kavram, aşağı yukarı bir yüzyıl içinde, aşırı tutkulu mensubiyet duygularını belirten geniş bir anlam kazanmıştır. Gerçeklik duygusunu kaybedecek ölçüde kendi milliyetine bağlılık (şoven milliyetçilik), hatalarını göremeyecek ölçüde kendi siyasî partisine tapınma (parti şovenizmi) ya da her neyle uğraşıyorsa içinde yer aldığı grubu her şeyin üzerinde tutma (grup şovenizmi) saplantısına şovenizm denilmiştir.

Şovenizm büyük tartışmalara kavramsal çerçeve de oluşturmuş, mesela I. Dünya Savaşı sırasında II. Enternasyonal, kendi tekil ülkelerini destekleyen “sosyal şovenistler” ile dünya savaşını iç savaşa dönüştürmek isteyen komünistler arasında şiddetli bir bölünmeye uğramış, bunun üzerine binlerce sayfa teorik metin döşenmiştir.

Savaştan sonra “şovenizm” kavramı, Almanya’nın I. Dünya Savaşı’nda bozguna uğrayarak Versailles Barışı’nı (1919) kabul etmek zorunda kalması türünden büyük krizlerde ve topyekûn büyük savaşlarda patlak veren, yurttaşların en şoven kesimlerinin şeytanlaştırılmış iç düşmanlar bularak onları sokak ortasında tepelemelerine yol açan bir tür toplumsal histeriyi anlatmak için kullanılmıştır. Kavramın kapsamı zamanla inanılmaz bir genişliğe ulaşmış, mesela erkeklerin kadınlara üstünlük taslamasına “erkek şovenizmi” denilmiştir.

Yaroslav Haşek’in Aslan Asker Şvayk romanı (1921) şovenizm histerisiyle dalga geçerken, savaşın felaketlerini ve anlamsızlığını anlatan bir taşlamadır. Çok sonra Bertolt Brecht, romanı oyunlaştırarak (1943) Şvayk’ı komik bir anti-militer karakter olarak II. Dünya Savaşı sahnesine taşımıştır. Oyunu sanırım 1971’de Dostlar Tiyatrosu’nun Ankara turnesinde, AST’ta izlemiştim. Şvayk’ı Genco Erkal oynuyordu.

Aslında başka bir şey yazacaktım fakat masanın başına oturunca “sosyal şovenizm” kavramı aklıma düştü. Siyasî iktidar katından pompalanan şovenizm rüzgârı beni etkilemiş olabilir. Ayrıca ABD’de zenci Floyd’u boğarak öldüren polisin ismi de tuhaf: Derek Chauvin! Her neyse…

Bu “sosyal şovenizm,” aynı zamanda, her bakımdan iflas etmiş, kuyruğu sıkışmış, düşerse yargılanacak, düşmezse ülkenin başını belâya sokacak iktidarların başvurdukları son maniveladır. Kendi toprağına ve kültürüne bağlı olan, normal bir hayat, sosyal güvenlik, daha yüksek hayat standardından başka bir şey istemeyen halkın vatanseverlikten kaynaklanan saf ve doğal milliyetçiliğini alırlar, tarihî efsanelerle harmanlayarak onu bütün dünyaya meydan okuyan, sadece dış düşmanları değil, özellikle iç düşmanları tepelemeye hazır vahşi ve kibirli bir güce dönüştürmeye çalışırlar. Bir yanda ülkeyi kuşatan muazzam düşmanların yarattığı büyük tehlikeler, öte yanda tehlikenin bertaraf edilmesi hâlinde ulaşılacak muazzam imkânlar vardır. Yapmanız gereken tek şey, iktidarın emirlerine sorgulamadan itaat etmek, başınızdaki Führer, Duçe, Caudillo ya da Reis her kimse, ona güvenmektir. O her şeyi bilmekte, sizin yerinize düşünüp karar vermekte ve sırat-ı müstakimle topunuzu selamet istikametinde sevk ve idare etmektedir.

Fakat öte yanda, söylemin histeriye varan şovenist boyutu gerçek tehlikelerin var olmadığı, paranoyak olmanız da takip edilmediğiniz anlamına gelmez.

Çaktırmadan bizi içine çekmekte olan şu Üçüncü Emperyalist Paylaşım Savaşı koşullarında Türkiye’nin tıpkı Birinci Paylaşım Savaşı’ndaki gibi Balkanlar-Ortadoğu-Kafkaslar anaforuna kapıldığını görmemek için ahmak olmak gerekir. Siyasî iktidar diplomatik imkânlarını hızla kaybetmekte, ekonomik güçle ve bölünmemiş bir iç cepheyle desteklenmeyen askerî gücünü fazla öne çıkarıp kendi kitlesinde şovenist bir dalgalanma yaratarak bütün başarısızlıklarını gözlerden saklamaya çalışmaktadır. Sevr haritalarının daha sık görüldüğü bir sırada ekonominin denetimini kaybeden ve dış politikada tam bir çıkmaza saplanan siyasî iktidar şovenizmi körükledikçe, bizatihi bir güvenlik sorunu, vatanın bütünlüğü ve milletin selameti için büyük bir tehdit ve tehlike hâline gelmektedir.

Böyle durumlarda siyasî iktidarın akıllı olması, sorumlulukları paylaşması, adını koymasa bile bütün tarihsel örneklerde görüldüğü gibi bir tür “savaş kabinesi”yle çalışması; tecrübeli diplomatların, askerlerin, iletişim uzmanlarının politik kaygılardan uzak bir tutumla strateji üretmelerine izin vermesi gerekir. “Kooptasyon” (dahil etme, kararların oluşturulduğu alanı genişletme) işini beceremeyen siyasî iktidarın korona salgınıyla birleşen ağır iktisadi krize eklenen savaş koşullarında, tek marifeti İngilizce konuşmak olan gençler, İhvancı akademisyenler, özelleştirmeci iş adamlarından oluşan bir avuç danışmanla Saray odalarına kapanıp memleketin kaderine hükmetmek için debelenmesi, ileride tarihe geçecek büyük bir sorumsuzluk olur.

Çok tuhaf bir dönemden geçmekte olduğumuzu kabul etmek durumundayız. Kendisini hangi ruhsal sâiklerle, neden lider gibi göstermeye çalıştığını anlayamadığımız (kendinize bir sorun bakalım, liderler ne yapmışlar, nasıl davranmışlar da lider olmuşlar!), hayatında tek bir sahici politik başarısı olmayan, askerlik bile yapmamış karakter sahibi politik şahsiyet, elinde silahı paraşütle savaş meydanına atlamış, ömrünü askerlik mesleğine vermiş emekli generale, mealen, “sen askerlikten anlamazsın, biz partide toplantı yapıp senin askerlik mesleğinden anlamadığına karar verdik zaten” diyebiliyor mesela ve bu acıklı durum medyada eğlenceli bir magazin konusuna dönüşebiliyor. İspanyol İç Savaşı’ndan (1936-39) hemen önce köylüler pistte dans eden subayların üzerine hakaret olsun diye canlı tavuk fırlatırlarmış. Neyse…

Nüfusun bir kısmı, diğer bir kısmının kadınlar, cinsî münasebet, medeni kanun, yakın dönem Türk tarihi gibi konularda söylediği tuhaf şeyleri hayretle izleyip sanki eğleniyor. Genel tablo insana Fransız İhtilâl-i Kebiri’nden hemen önceki sosyal ortamı hatırlatıyor: büyücüler, falcılar, fahişeler, şovenistler, Saray soyluları ve soytarıları, ruhban, eğlenceli karnavallar, salgın hastalıklar, yoksulluk ve yoksunluk, açlık ve sefalet… Kapağı sıkıca kapatılmış, içten içe kaynayan bir kazan! Bir tek Cordeliers Kulübü, yani Kişi ve Yurttaş Haklarını Savunanlar Topluluğu eksik.

Saray’ın cazibesine kapılmamış, zihni Vaşington ve Brüksel’deki odaklar tarafından iğfal edilmemiş yurtsever sendikacıların, öğrencileriyle birlikte üniversitelerin, uzman diplomat ve askerlerin, hukukçuların, gazetecilerin, iktisatçıların, doktorların, mühendislerin, mali müşavirlerin, mimarların, inşaat işçilerinin, otobüs ve dolmuş şoförlerinin, esnaf örgütlerinin, durdukları yerden anayasal haklarını kullanarak topluca söyleyebilecekleri söz yok mu? Bu insanların memleketin gidiş istikametine ilişkin ortak kaygıları yok mu, yoksa vitrine koydukları fikirlerini sadece kendilerine mi saklıyorlar? Yani iki kişi bir üçüncü kişiyle birleşip dördüncü bir kişi bulamıyor mu?

Vatan tehlikeye düştüyse, en azından bir toplu dilekçeler ve deklarasyonlar dönemi başlatmak gerekmez mi? Karanlıklara sürükleniyorsunuz, paranız dibe vurdu, istikbaliniz karardı, bari haysiyetiniz, yurttaşlık onurunuz ayakta kalsın!

[email protected]

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

18 Yorum

  1. 9 Ekim 2020, 06:31

    Bir ülke düşünün ki, aydınları lüks araba ve konut edinme, daha da pahalanmadan envanterlerine geçirme derdinde, fakir fukara, emekli,çalışan ise; büyük bir geçim derdi içerisinde..! Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder ne demişti? “Yurtta sulh, cihanda sulh”biz ise,ekonomi yerlerde ve toplum aidiyet duygusunu ve yönünü yitirmiş vaziyette iken, 5 cephede dağılmışız..! Halk çaresiz ve ümitsiz..bu durumda tek çözüm yolu var; Cumhuriyetin kuruluş ayarlarına dönmek..bunun başka çözümü yok..var diyen yolunu göstersin…!

  2. 9 Ekim 2020, 07:53

    Fakat bu da bir kisir dongu degil midir; karsinizda insanlari tek ses olmaya zorlayan bir despotizm varken, ona karsi tek ses olarak hayir diyen bir cephe yaratmak istersek nihayetinde o cephenin yonetimine de despotik bir yapilanmayi davet etmis olmaz miyiz?
    O zaman su an icin sorunu sovenist despotluk olarak tanimlamamiz gerekir. Hatta, hali hazirda kullanisli bir cozum gibi gozuken ulusal vs kuresel cephelesmesi karsi bulmaktayken, buradan ilerlemek daha kolay olmaz mi? Bu sayede farkli fikirleri ayni yuksek sesle, ayni amac icin savunan cok sayida “sovenist” grup ortaya cikartabilir, ve pratikte kurulan tuzagi kendi silahiyla etkisiz hale getirebilir. Aksi takdirde ABD de sahnelenen vahsi vodvilin ulkemiz sahnelerine de sokulmadina yardimci olmus oluruz.

  3. Alogan Bey,eski yetişme ihtiyar kalıpçı abiler vardır.8 lik 10 luk inşaat çivisini bir çakarlar ki inşaatta,meraklısı oturup seyretsin.Onlardan da beter çakıyorsunuz beyne zihne akla ve fakat gerçek doğru haklı.Müthiş.Muhatabınız ben olsam ve bu sözlere muhatap kalsam,yaklaşık 8 kere altıncı kattan aşağı atlarım çıkarım bir daha çıkarım bir daha..Sebeb?İçine iyice yerleşsin diye.

  4. 9 Ekim 2020, 14:32

    Aklınızdan hiç çıkmıyor olsa gerek ki, başka bir şey yazacakken yatmadan önce şu adama bir çakayım demişsiniz. Halbuki yeni versiyon yüklenmiş Akp nin yaptığı şovenizm değil, sürekli çaktığınız adamın da desteklediği vatan savunmasının beraberinde getirdiği yükselen milli duruş halidir. Evet Akp hala yolsuzluğa göz yumma, israf, bazı-bir kısım fetöcülerle mücadele etmeme gibi yanlışlarını sürdürüyor ama yeni versiyon yüklenmiş, abd tarafından deliğe süpürülmüş Akp nin başka yapacağı bir şey de yok.

  5. 9 Ekim 2020, 14:59

    Sayın Alogan,
    “Bu insanların memleketin gidiş istikametine ilişkin ortak kaygıları yok mu..? Yani iki kişi bir üçüncü kişiyle birleşip dördüncü bir kişi bulamıyor mu?” diyorsunuz.
    Bazen merak ediyorum, ben mi fazla kötümserim, yoksa siz mi fazla naifsiniz diye.. Evet “üç kişi birleşip dördüncü kişiyi bulamıyorlar” çünkü dördüncü kişi yok… Teşbihte hata olmaz, şurada sizinle aynı vatansever hissiyatı, şahsi çıkar ve ihtiraslarının önüne koyacak üç beş kişiyiz. Hepimizi toplasanız Türkiye genelinde yüzde beş etmeyiz. Yıllardır -beni sansürlemeyen- her yerde yazıyorum, AKP’ye oy veren güruh, AKP düzeninden ancak sadaka alır. Oysa AKP düzeninden asıl beslenenler, sizin kendinizle aynı cenâhta zannederek “yurttaşlık onuru” umduğunuz ve yirmi yıldır -başta Y-CHP olmak üzere- meclis içindeki sahte muhalefet partilerine oy veren kesimdir. Bırakın toplu dilekçeleri, deklarasyonları, eğer bu insanlar, AKP düzenini yıkmak isteselerdi, AKP karanlığını iliklerimize kadar hissettiğimiz geçtiğimiz yirmi yıl içerisinde gerçekleşen seçimlerden herhangi birinde, oylarını, fiilen bütün mârifetleri AKP’yi iktidarda tutmak olan, MECLİS İÇİ SAHTE MUHALEFET partilerine vermek yerine, meclis dışındaki, AKP düzenine gerçekten muhalefet edebilecek bir partiye verirler, evet o parti belki o seçimde baraj altı kalır, fakat aldığı oylarla “cansuyu” bularak bir sonraki seçimde meclise girerek AKP’nin tozunu atardı. Haydi diyelim ki bunu yapmadılar.. meclis dışından kimseyi beğenmediler, kendi içlerinden de “makus talihimizi yenecek” yeni bir parti çıkaramadılar.. Eğer bir tek seçimde sandığa gitmeyerek, oylarını “kendi ifâdeleriyle çöpe atsalardı”, o zaman da seçmeninden bu tokadı yiyen partilerinin yönetimleri yerle bir olur, yerlerine doğru dürüst muhalefet yapacak insanlar gelirdi. Pekiyi koca yirmi yıl boyunca bu insanlar ne yaptılar? Gözlerimizin içine bakıp sırıtarak, seçim barajını bahâne edip “güya oyları çöpe gitmesin diye” götürüp kendi elleriyle sahte muhalefetin çöplüğüne attılar…
    Son söz; Geleceğini ipotek ederek, İstabul’un varoşlarında “New York fiyatına” betona giren ahâliden, “yurttaşlık onuru” göstererek, bu düzeni yıkıp, “sahip olduğunu sandığı ilüzyonu”, gerçek dünyanın kantarında “dörtte bir fiyatına düşürecek”, üretime dayalı bir düzeni kurmasını bekleyemezsiniz. İşte bu yüzden “üç kişi bir araya gelemiyoruz”. İşte bu yüzden demokrasiyi kullanarak iktidara gelip, popülist rüşvetler dağıtarak, demokrasiyi yok etmelerine halkın göz yummasını sağlayanlara karşı “demokrasi içinde kalarak” mücâdele imkanı -fiilen- yoktur. İşte bu yüzden yirmi yıl önce “sandıktan çıktı diye” memleket AKP’ye teslim edilmemeliydi. İşte bu yüzden keşke entellektüel ahlâkımız, demokrasiye bağlılığımızın demokrasi rafa kalktıktan sonra beş para etmeyeceğini kavrayıp, demokrasilerin son tahlilde böyle paradokslardan ancak “zor oyunu bozar” misâli çıkabileceğini teslim edecek kadar açık yürekli olsaydı da, bir kaos durumundan bizleri “bilek gücüyle” çıkarabilecek ordumuzu “darbeci, Amerikancı” diyerek kendi ellerimizle yok etmeseydik. İşte bu yüzden, görünen o ki, bu düzen ancak doğal yollardan, yani ekonomik olarak sürdürülebilir olmadığı için, kendi üzerine çökerek yıkılacak. Ve maalesef o “yurttaşlık onuru” beklediklerimizle birlikte, hepimiz enkazın altında kalacağız.

  6. 9 Ekim 2020, 15:14

    Suriyede teror koridorunu onlemek, irakta pkk kamplarini dagitmak, akdenizde mavi vatani savunmak, egede kibrista haklarimizi haykirmak, karabagda azeri Turklerinin arkasinda durmak sovenistlik ise oyle olsun sayin alogan…Icerdeki isbirlikcileriyle dolari yukselttiler diye bunlar ekonomiyi de batirdi diyorsaniz kimin sesi oldugunuz konusunda suphe uyandirirsiniz..Almanya mesela yurttaslarini yunanistana tatile gonderip bize gondermiyorsa sorumlusu iktidar mi olmus oluyor? O zaman siz bizim disaridan yonetildigimiz gunleri cok ozlemissiniz demektir..TC devletinin haklarini aramaya baslamasiyla yukarida saydiginiz tum ekonomik ve siyasi problemlerin bir iliskisi yok mu yani.? Mesela mavi vatandan vazgecsek ertesi gun dolarin 6 liraya geri gelecegini tahmin edemiyor musunuz?

  7. Kavramlarla, kelime oyunlariyla kafalari karistirmak konusunda elinize kimse su dokemez..Takdire sayansiniz.

  8. 9 Ekim 2020, 19:10

    Yavuz bey, evet yazdıklarınız doğru. peki CHP düşmanlarla işbirliği yaptığına göre, kim iktidara gelip toprak bütünlüğümüzü sağlayacak?

  9. 9 Ekim 2020, 21:48

    Samimi Turk milliyetciliginden korkmayin, Turk Cumhuriyetleriyle yakinlasmak bizim dunyadaki yalnizligimizin caresidir. Bu yakinlasmadan korkanlar ise Cin, Rusya ve Irandir.

    Sevgili Veryansin milletini sevmek ayip degildir, kotu degildir. Avrasyanin tarihsel hakimi Turklerdir. Turklere bir olmasa burada Avrasyacilik yapilmaz.

  10. Bu kadar basit bir ana fikri olan yazıyı bu kadar dallandırıp budaklandırarak anlatmak da bizim “aydınlarımıza” özgü sanırım. Ne kadar çok şey yazarsam, o kadar aydın olurum.

  11. Yazının içeriğini tüm hakikatlere gözündeki at gözlüğü yüzünden yarım yamalak bakan bir hezeyan olarak değerlendiriyorum. Ekonomiye yönelik yüzeysel eleştirilere katılsam bile ülkenin içerisinde bulunduğu durumdan kopmuş, gerçeklerle arasına duvar örmüş ve tek ve öncelikli amacı muhalif olmak ve öyle kalabilmek olan siyasi düşüncelerinizi güzel cümlelerle ifade etmişsiniz. Yavuz Bey sosyalist bir muhalif olmak bu kadar basit bir şey mi? Muhalefet etmekten daha önemli değerlerimiz olmalı

  12. 10 Ekim 2020, 11:45

    harika tespitler. Ancak cok kotumser ve cıkıs curumuslük içindeki demokrasi olmadığı gibi zorbalıkda değil diye düsünüyorum. Karadelik gibi kendi içine coksede nerede akdelik patlar bilinmez.. Cıkıs, bence zamanı hesaplamaksızın bilincsel bir evrim yada devrimde. Ölmeye baslayan Dilin diriltilmesi, yalan söyleme ve dinlemenin normalleşmesine set cekilmesi, ve kadının ve egittiği yeni neslin psikolojisi en kritik temeller. bunlar içinde insanların işlerinden, lukslerinden, doğaya ve ziyansız toplayıcılıga yada narin hassas üretime dönmeleri gerekiyor. Nasihati herkesin kendine demesi kolay, baskasına demeye ise yuzu yok. Belkide yüzsüzlük lazım bize, yalan girdabından kurtulmak için. Bazı yalancılar var, yalanlarıyla daha acık konusuyorlar anlayana.

  13. 11 Ekim 2020, 08:54

    Ne kadar yazık, bir zamanlar severek okuduğum Yavuz Alogan, yazdığı ortama ayak uydurup, eskiden övgüler düzdüğü ‘karakter sahibi politik şahsiyet’i o çok ‘bilmiş’ tavrıyla karikatürleştirmeye çalışıyor. Benim gördüğüm ise karikatürize olmuş bir Yavuz Alogan.

  14. 11 Ekim 2020, 09:19

    Gelen yorumları okuyunca moralim bozuldu. Okuduğunu anlamayan boş kafalara ve sağır kulaklara hitap ediyorsunuz aziz dostum. Bu derece cehaletin özel bir tahsili olmalı. Sağduyusunu tümden kaybetmiş bir toplumda yaşıyoruz. Tünelin sonunda bir ışık da yok. Varsa da belki üzerimize gelen bir trenin ışığıdır. Bahsettiğiniz şovenizm’in en ileri safhasını yaşamaktayız. Yaşayan nereye varacağımızı görecektir. Saygı ile,

  15. 12 Ekim 2020, 07:09

    Evet sadece sizin kafa dolu…Herkes bos kafali! Bu kafa yapisi bir yerden tanidik geldi!

  16. 12 Ekim 2020, 08:01

    ” Ben straji uzmaniyim”diyen baskanin talimatlari dogrultusunda hareket eden, “bilgi birikimi”yüklü “tarikat “mensubu kisiler artik Y.Alagon u begenmiyorlar.Haklilar! Onlar talimatlar dogrultusunda hareket ediyorlar,Reis bakanlarinin yaptiklari gibi.

  17. Sayin Dede, millet topraginin derdinde, ekmeginin derdinde, caninin derdinde, guvenliginin derdinde, siz felsefe yapmaya calisiyorsunuz..Bir elinde ayna bir elinde cimbiz hesabi..Koca ulkeyi tarikatci yaptiniz ciktiniz..Size gore yilda bir bayram namazina giden bile tarikatci sayiliyor! Sorun da burada zaten..Birisi cikiyor Erdogana oy veren yuzde 52 yi ihvanci, isidci ilan edip cikiyor isin icinden…Yuh diyor baska birsey demiyorum..Ne bu halka ne de iradesine zerre saygi yok..Demokrasi sadece kendinize calisiyor..Varsa yoksa millete hakaret asagilama kucuk gorme…Hala eski tas eski Hamam..Bu kafa Ataturk dusmanlarina zemin hazirlamaktan baska ne ise yarar?

  18. Kim kime/kimlere karşı hangi iddia ve sözlerle şovenizm yapıyor, açık konuşmaya cesaret edebilmelisin. Sıradan ve ithal hap cümlelerle ikna olmamız kabil değil..Türkiye 200 yıldan beri sömürgecilik ve emperyalizmin Türk karşıtlığı biçimindeki gerçek şovenizmine karşı mücadele ediyor. İki büyük dedem Ruslarla, anamın amcası Yunanlılarla, üç dayısı İngilizlerle savaşırken öldü (şehit düştü demiyorum bak, şöven filan olurum, neme lazım). Onlar karikatür film kahramanları değillerdi. Yok edilmek istenen bir ulusun çocukları olarak kendilerini feda ettiler. Bizim şovenizme ihtiyacımız yok, Türk işini yapar..

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!