Yunan halkı bedel ödemeye devam ediyor

Amiral Cem Gürdeniz yazdı...

Yunan halkı bedel ödemeye devam ediyor

Yunanistan siyasi tarihi 1973 yılındaki darbeye kadar sürekli olarak kralcılar ile karşıtları arasındaki mücadelenin tarihidir. Bu çelişkinin enerjisi zaman zaman çok ciddi kamplaşmalara ve iç savaş ortamının şartlarının oluşumuna neden olmuştur. Ancak bu sürece kurulduğu 1830 yılından bugüne kadar Yunan siyasetinin hegemonya tarafından kontrol edildiği ve Yunan halkının kaderinin her durumda emperyal güçlerin verdiği kararlardan etkilendiğini ekleyelim.

OSMANLI ÇÖKERKEN BÜYÜYEN YUNANİSTAN

Yunan tarihinde kuruluşlarından 1941 yılındaki Almanya işgaline kadar talihin ve tarihin yanlarında olduğunu, güçlerinin çok ötesinde zayıflayan ve çöken Osmanlı İmparatorluğu karşısında büyük jeopolitik kazançlar elde ettiğini vurgulayalım. 100 yıl içinde orta ölçekte bile güç olmayan bir devlet olarak sınırlarını 5 kat büyütebilmeyi başarmıştır. Balkan Harbinde Osmanlı İmparatorluğu Ordu ve Donanmasının düştüğü acıklı durumu o kadar etkinlikle kullandı ki, iki ay içinde tüm Ege Adalarını, Selanik başta olmak üzere Kuzey Yunanistan ve Trakya’da önemli yerleri sınırlarına katabildi. 1821 yılında 40 bin Türk ve Osmanlı Yahudi’sini başta Tripolice olmak üzere Mora’da katlederek dünya tarihinin en hızlı ve acımasız etnik temizliklerinden birisini yapan Yunanistan, Balkan Harbindeki başarısına o kadar güveniyor ve güç sarhoşluğu içinde bulunuyordu ki, 1914 Ağustos’unda Birinci Dünya Savaşı başladığında İngiltere’de Asquith Hükümetine Çanakkale Boğazına birlikte saldırmayı teklif edebiliyordu. Kraliyet Donanması boğazları zorlayacak onlar da Gelibolu’ya saldıracaklardı. Yunan Kralı Konstantin’in eşinin Alman olması bu macerayı önledi.

VENİZELOS’UN HIRSI

Ancak Venizelos gibi megali idea fanatiklerinin jeopolitik hırsları kontrol altına alınamıyordu. Birinci Dünya Savaşına 26 Mayıs 1916’da Alman ve Bulgarların kuzeyden saldırması sonucu girdiler. Bu saldırı savaş yanlısı Venizelos’u iktidara getirdi. Zaten zayıflayan ve her cephede geri çekilen Almanya karşısında zafer elde ettiler. Bu güven kuruluşlarından itibaren hiç acı çekmemiş, bedel ödememiş, çok ucuz zaferler ve jeopolitik genişlemeye alışmış Yunan Halkı için yeni bir sayfa açıyordu. Bu sayfa megali ideanın yeniden canlanması ve Anadolu’nun hedef tahtasına oturtulması ile sonuçlanacaktı. Türk düşmanlığı ile birleşen megali idea ve Yunan genişlemeciliği ülke içindeki monarşi ve cumhuriyet yandaşları arasındaki keskin bölünmenin enerjisini alıyordu. Böylece Türk düşmanlığı ülkeyi bir arada tutacak büyük bir bağlayıcı güç olarak, kilisenin de yardımı ile kullanılıyordu. 3 Şubat 1919 günü Birinci Dünya Savaşını bitiren Paris Barış Konferansında Yunan Başbakanı Elefterios Venizelos’un dörtlü konseye (ABD, İngiltere, Fransa, İtalya) birkaç saat süren ve Yunan tezlerini savunan sunumu Yunan hayal dünyasının sınır tanımadığını gösteriyordu. Ulusal gücüyle uyumlu olmayan bir vizyon sunuluyordu. Cin şişeden çıkmıştı. Adriyatik’ten neredeyse Batı Anadolu’nun tamamını kapsayan büyük bir coğrafi alan, Yunanistan’a bırakılmalıydı.

SONUN BAŞLANGICI: KÜÇÜK ASYA FACİASI

İtalyanlar, 28 Mart 1919’da emperyalizm iradesi hilafına Antalya’yı işgal edince, büyük güçler Yunanistan’ın 15 Mayıs 1919 sabahı İzmir’e çıkmasına onay verdi. Büyük facianın tohumları ekilmiş, piyonlar sahaya sürülmüştü. 9 Eylül 1922 günü Yunan halkı çok büyük bedel ödeyerek utanç içinde Anadolu’dan çekildi. Küçük Asya macerasında pek çok Yunan askerinin özellikle komünist fraksiyondaki askerlerin Türklerle savaşı reddettikleri bilinmektedir. Venizelos gibi bir fanatiğin maceracı ihtirası, neticede Başbakan Gounaris dahil 6 kralcının idamıyla sonuçlandı. Altıların yargılanması gelecek yıllarda iç politikayı zehirlemeye yetmişti. Venizelos ve destekçileri ile monarşi arasındaki kavga büyüyordu. Küçük Asya felaketi monarşiyi götürmüş yerine 1935 yılına kadar kör topal yürüyecek cumhuriyet gelmişti.

MÜBADELE VE SOSYAL SORUNLAR

Lozan Anlaşması ardından mübadele geldi. Bir milyonu aşkın Rum, Anadolu’dan Yunanistan’a getirildi. Çoğu komünist partiye katıldı. Bu nüfus değişikliği gelecekteki sosyal dengeleri ve hatta seçim sonuçlarını etkileyecekti. Onların varlığı Cumhuriyetin ilanında önemli rol oynadı. Sanayisi olamayan, ekonomisi basit malların ihracatına bağlı olan Yunanistan, küçük Asya faciası sonrasında çok zorluklar çekti. 1929 dünya krizi ekonomiyi darmadağın etti. Yunan halkı ilk kez anavatanında bedel ödemeyi ve kaybetmeyi öğreniyordu. Sosyal ve siyasi problemler diz boyu idi.

YUNAN KOMÜNİSTLERİ BELİRLEYİCİ GÜÇ

1933 ve 1935 yıllarında Venizelos taraftarları iki kez darbe yaptı. Ama başarılı olamadılar. Venizelos bu tarihten sonra tarih sahnesinden çekildi. Kral George II ve monarşistler yeniden iktidardaydı. 1973 yılındaki askeri darbeye kadar krallık devam edecekti. 1935 yılında parlamentoda dengeler çok kritikti. İşte bu dönemde Yunan komünistleri 300 sandalyeli parlamentoda 15 koltuk alarak denge unsuru oldular. 1936 ile 1940 arasında Başbakan Metaksas (General), kralın onayı ile anayasayı askıya aldı ve ülke diktatörlükle yönetildi. 1946 yılına kadar Yunanistan’ın parlamentosu olmadı. Yönetim İngiltere himayesine sığındı.

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE İŞGAL

Ancak bu yakınlık Mussolini ’nin saldırısını önleyemedi. 28 Ekim 1940 günü İtalyan orduları Arnavutluk sınırından girerek Yunanistan’ın işgaline başladı. Ancak 1941 yılı başında bu saldırı püskürtüldü ve Yunanistan karşı saldırı ile Arnavutluk’un Epir bölgesini işgal etti. Bu durum Almanya’yı mıntıka temizliğine soktu. Hitler’in panzerleri 6 Nisan 1941 günü Yunanistan’ı işgal etti. Kuruldukları 1830 yılından 111 yıl sonra tarihlerinin en zor ve acımasız dönemine başlangıç yapmışlardı.

Alman zırhlı birlikleri karşısında dayanamayan Yunanistan bir hafta sonra, 26 Nisan 1941’de teslim oldu. 1945 yılına kadar sürecek işgal başlamıştı. Almanlar İtalyanlarla beraber tüm ülkeyi kontrol altına aldıktan sonra 20 Mayıs 1941’de stratejik Girit Adasının işgaline başladılar. İşgalde çok zorlandılar ve ancak 2 Haziran 1941 günü ada ele geçirilebildi. Bu gelişmeler sonucu Yunan Başbakan Tsouderos intihar etti. Temmuz 1941’de tüm Yunanistan ve Ege Adaları Alman işgali altındaydı. Kral George II, Mısır/Kahire’de sürgünde hükümetini kurdu.

AÇLIK VE YAHUDİ AVI

İşgalin ardından ilk etapta Alman orduları tarım ve çiftçilikle uğraşan her yeri yağmaladılar. 7,5 milyon nüfusa sahip Yunanistan açlıkla karşı karşıya kaldı. Şehirlerde yiyecek ot bile kalmadı. 1941 ortalarında ülkede açlıktan her gün 3000 kişi ölmüştü. 1942 yılı biterken 1,5 milyon insan sadece açlıktan kaybedilmişti. Atina gibi büyük şehirlerde doğan her 10 çocuktan dokuzu ilk altı ayı göremeden ölüyordu. Bu zorluklardan Yahudiler de payını alıyordu. 1821 Tripolice katliamında Türklerle birlikte katledilen Yahudiler bu kez işgalci Almanlar tarafından tek tek toplanıp trenlerle Auschwitz ve benzeri toplama kamplarına ölüme gönderiliyordu.

KOMÜNİST DİRENİŞİ ELAS VE EAM

Nisan 1941 ve Haziran 1945 arasındaki Alman işgaline karşı ne kralcılar ne de cumhuriyetçiler ile milliyetçiler ilk direnişi örgütleyemedi. Komünist Parti liderliğinde Ulusal Özgürlük Cephesi (ELAS) kuruldu. Daha sonra 1942’de bu cephenin askeri kanadı olan Ulusal Halk Kurtuluş Ordusu (EAM) teşkil edilerek Almanlara ve İtalyanlara karşı gerilla savaşı başlatıldı. Sağ cephede de ‘’Hür Demokratik Yunan Ordusu” (EDES) kurulmuştu. Aralarında önemli ideolojik ayırım olsa da ELAS, EAM ve EDES Nazilere ve İtalyanlara karşı büyük başarılar elde etti. 1944’te icra edilen konferanslarda Kahire’deki sürgün hükümeti rakip direniş gruplarının hepsini bir araya getirmek için uğraş verdi. Komünist ELAS’ın çok güçlü idari yapısı ve örgütlenme gücü vardı. İşgalden kurtardıkları bölgeleri idari düzen kurarak kontrol ediyorlardı.

CHURCHİLL’İN KABUSU: KOMÜNİST YUNANİSTAN

Diğer yandan Yunanistan’ın komünist yönetim üzerinden Sovyetlerin etki alanına girmesi Churchill’in kabusuydu. Bu önlenmeliydi. Zira İngiltere’nin Akdeniz politikası komünizmin dolayısı ile Sovyetlerin Akdeniz’e inmesini önlemeye yönelikti. 21 Ağustos ‘ta Kızılordu için Berlin yolu açılmıştı. Churchill telaşlıydı. Sovyetlerin nerede duracağını bilmiyordu. ELAS’ın 60.000’e yakın askeri vardı ve ülkenin üçte ikisi kontrolleri altındaydı. Yunanistan komünistlerden ve Sovyet etki alanından uzaklaştırılmalıydı. Bu nedenle Churchill önce ortam şekillendirmesine girdi. Yunanistan Sosyal Demokrat Parti lideri Papandreou sürgünde başbakanlığa getirildi. Papandreou şöyle diyordu: ‘’Yunan ve İngiliz çıkarları tarihte ilk kez bu kadar kesin şekilde çakışmıştır.’’

STALİN YUNAN KOMÜNİSTLERİ FEDA EDİYOR

Churchill, Yalta Konferansından 4 ay önce, 9 Ekim 1944 günü Stalin ile Moskova’da buluştu. Burada Kremlin’de yenilen bir öğle yemeği sırasında tarihi ‘’Yüzdeler Anlaşması’’ olarak bilinen Balkanlardaki etki alanlarına yönelik görüşmeyi gerçekleştirdiler. Toplantı sonunda Churchill yarım sayfa not kâğıdı üzerine ülkelerin isimlerini ve yanlarına kendi görüşüne göre etki alan yüzdelerini yazdı. Romanya’da Sovyetler %90, batı %10; Yunanistan’da İngiltere (ABD ile anlaşmalı olarak) %90, Sovyetler %10; Yugoslavya ve Macaristan’da %50, %50; Bulgaristan’da Sovyetler %75 batı %25 etkili olacaklardı. Tercüme işi bittiğinde Churchill kâğıdı Stalin’e uzatarak onun fikrini sordu. Stalin mavi kalemi ile üzerine ‘kabul’ yazdı. Churchill belgeyi yakalım dediğinde cevaben ‘’sizde kalabilir’’ dedi. (1958 yılında yani Stalin’in ölümünden 5 yıl sonra sakladığı bu dokümanı Churchill açıkladı.) Yunanistan’ı Alman işgalinde savunan, direniş gösteren ve kurtardıkları bölgelerde yönetim kuran güçlü ELAS ve komünist parti varlığı Stalin tarafından kendi jeopolitik çıkarları için bir öğle yemeğinde feda edilmişti. Jeopolitik İdeolojiyi yenmişti.

YUNANİSTAN’A İNGİLİZ GENELKURMAY BAŞKANI

Evet savaş bitiyordu. Ancak Atina’ya bir an evvel İngiliz birliklerin indirilmesi gerekiyordu. Bu durum Almanların çekildiği ülkelere askeri yığınak yapılmasını yasaklayan Tahran anlaşmasına aykırıydı. Bir formül bulundu. Başbakan Papandreou anayasadaki bir yetkiyi kullanarak Kahire’den getirilen Yunan birlikleri ile ülkede bulunacak İngiliz kuvvetlerinin müşterek genelkurmay başkanı olarak İngiliz General Scobie ’yi atadı. 12 Ekim 1944 gününden itibaren Scobie komutasındaki birlikler Yunanistan’a havadan inmeye ve denizden gelmeye başladılar. 1832 yılında ilk kralı Alman Otto olan bir devlet için bu sürpriz değildi.

KOMÜNİSTLERDEN KURTULMAK

Ancak General Scobie ve İngilizler ülkede çok güçlü olan komünistleri yönetimden nasıl uzaklaştıracak ve silahsızlandıracaktı? Yeni hükümet aralık ayı başında ELAS’ın silahsızlanmasını istedi ve süre verdi. ELAS içinde bu karara karşı direniş grupları karşı çıktı ve 4 Aralık 1944 günü Atina’da miting sonrası ayaklanma ve iç savaş başladı. ELAS, kralın geri gelerek sağcı faşist bir hükümet kurmasından çekiniyordu. Atina’daki mitingde yüzlerce kişi savaşta Almanlarla iş birliği yapan ve daha sonra Kıbrıs’ta EOKA’yı kuracak Grivas’ın kontrolündeki X Örgütü tarafından açılan yaylım ateşiyle öldürüldü. İngilizler nedense X Örgütüne dokunmamıştı. Bölerek yönetmeyi tercih etmişlerdi.

İÇ SAVAŞ BÜYÜYOR

Acı çeken ve bedel ödeyen yine halk idi. Derhal sıkıyönetim ilan edildi. On gün içinde ELAS’ın silahlarını teslim etmesi istendi. Buna parti karşı çıktı. Üç hafta çatışmalar devam etti ve 12 Şubat 1945 tarihinde Varkiza anlaşmasıyla ateşkes sağlandı. 31 Mart 1946 tarihinde seçimler yapıldıysa da bu seçimlere komünistler katılmadı. 1 Eylül 1946 tarihinde yapılan bir plebisit ile kral George II’nin geri dönmesi onaylandı. Kâbus senaryo gerçekleşmişti. Komünistler içinde bu karara karşı çıkanlar kuzeyde dağlara çekilerek ikinci iç savaşı başlattılar. Onları kuzeyde Bulgaristan, Yugoslavya ve Arnavutluk gibi komünist / sosyalist rejimler destekliyordu. İngiltere ve ABD de kralcı hükûmete destek veriyordu. (Kralın soyunun İngiliz Kraliyet ailesi ile akrabalığını hatırlatalım.) Avrupa’da büyük savaş sonrası başlayan soğuk savaşın ideolojik temelli ilk iç savaşı başlamıştı. Kardeş kavgası 1948 yılına kadar sürdü. Ölümler, işkenceler, toplu tutuklamalar sınır tanımadan devam etti. 1952 yılına kadar geçen dört sene içinde 13 ayrı hükümet göreve geldi.

BİTMEYEN KAVGA

1952 yılında NATO’ya giriş ve ABD’nin patronajıyla birlikte Atina’ya istikrar geldi. Ancak monarşistler ile cumhuriyetçiler arasındaki kavga bitmedi. 1973’te yeni bir darbe ile Kraliyet yeniden ilga edildi. 1974 yılında faşist cunta halkı bir arada tutmak için yeni bir zafere ihtiyaç duydu ve Kıbrıs’ta terörist Nikos Sampson’a Enosis darbesi yaptırıldı. Türk düşmanlığı ve yeni bir genişlemenin iç istikrara katkı sağlayacağı ve megali ideanın yeniden canlanacağı düşünülmüştü. Bu da ters tepti. 20 Temmuz 1974 sabahı Türkiye’den 9 Eylül 1922 sonrası ikinci ve güçlü bir tokat daha yediler. Cunta devrildi. Sivil Hükümet kuruldu. Ancak bu durumu protesto ederek NATO’dan ayrıldılar. ABD buna tahammül edemezdi. NATO’dan ayrılan Yunanistan, kenar kuşakta gedik açılması demekti. Türkiye’deki 1980 darbesi ve liderliği kullanılarak SACEUR (NATO Yüksek Komutanı) General Rogers’ın hazırladığı plan ile 1980’de NATO’ya geri döndüler. Türkiye bu geri dönüşü veto etmedi. 1981 yılında Avrupa Birliğine tam üye oldular.

YUNANİSTAN’IN ÇİMENTOSU: TÜRK DÜŞMANLIĞI

Yunanistan, NATO ve AB üyesi olarak iç istikrarını ve siyasi bütünlüğünü Türk düşmanlığı ve karşıtlığı üzerine kurguladı. Küçük Asya faciası ve Kıbrıs Barış Harekâtı yenilgilerinin yarattığı aşağılık kompleksi, kilise ve megali ideanın hayal dünyasının öğretileri ile karışınca ortaya Ege Denizinde barış içinde bir arada yaşamayı reddeden ve jeopolitik alanda Ege ve Akdeniz’de Türkiye’nin haklarını gasp etmeyi kendine hak gören bir devlet ortaya çıktı.

EKONOMİK KATLİAM

Bu arada soğuk savaş sonrası AB’nin genişlemesi ve avro bölgesinin Yunanistan’ı da içine alması sonucu, Yunan halkı bu kez, ekonomik kriz ile acı çekeceği bir döneme girdi. Mirasyedi gibi yaşayan Yunanlılar 2004 yılında olimpiyat oyunlarını organize ettiler. Sonrasında yolsuzluklar, iflas eden ekonomi, devletin AB karşısında hesapları çarpıtması ve bir gece içinde yok olan hayatlar, intiharlar, böbreğini satanlar, dilencilik yapanlar. Halk yine acı çekiyordu. Almanya liderliğinde AB, Yunanistan’a acı reçeteyi sunuyordu. Halk AB’den nefret ediyor, bu nefreti 2018 sonrası ABD sonuna kadar kullanarak geleneksel anti-Amerikan ruha sahip Yunanistan’a ağır ağır giriyordu. Yunanistan eski Maliye Bakanı Yanis Varoufakis, Yunanistan’da 2018 Temmuz ayı sonunda yaşanan ve çok sayıda can kaybı olan yangının ardından kaleme aldığı ‘’Yangının Ardındaki gerçekler’’ isimli makalesinde şunları yazmıştı: ‘’Geçtiğimiz on yılda Yunanistan, yangınlarda ve sellerde yitirdiğinden daha çok insanını AB’nin yol açtığı trajedi yüzünden yitirdi. 2011’den bu yana 20 binden fazla insan intihar etti. AB’nin Yunanistan’a dayattığı ekonomik bunalım sebebiyle çalışma çağındaki her on Yunan’dan biri göç etti.’’

SÜREKLİ KAYBEDEN YUNAN HALKI

Küçük Asya felaketinde Yunanistan Anadolu topraklarında 140 bin gencinin cesedini bıraktı. Lozan sonrası mübadele ile 1 milyondan fazla insan Yunanistan’a yerleştirildi. Sosyal ve ekonomik yaraların had safha olduğu Birinci Dünya Savaşı sonrasında gelen İkinci Dünya Savaşı çok daha ölümcül oldu. Bu savaşta nüfus 550.000 kişi azaldı. Sadece 360.000 kişi açlık ve hastalıktan öldü. 68.000 kişi Alman, İtalyan ve Bulgarlar tarafından idam edildi. Yunan milli servetinin %34’ü yok oldu. Stalin’in Sovyet jeopolitik çıkarları için ülkenin üçte ikisini kontrol eden komünistleri İngilizlere satması uzun süreli iç savaşı tetikledi. Kardeş kardeşi öldürdü. 1952’de NATO üyesi olarak Türkiye ile müttefikliğe rağmen Kıbrıs Barış Harekâtına neden olan düşmanlık sürecini 1963 Kanlı Noel’inden itibaren fiilen başlattılar. Ege Denizinde kıta sahanlığı, karasuları genişliği ve benzeri sorunları aksiyoner taraf olarak sürekli başlatan taraf oldular. 1975, 1987 ve 1996 da iki ülkeyi savaşın eşiğine getirecek kışkırtmaları yaptılar. 1974 sonrası silahlanma yarışını başlattılar.

MAVİ VATAN ÜZERİNDEN TÜRK DÜŞMANLIĞI

Bugün de Yunan Hükümetleri sözde Seville Haritası üzerinden Türkiye’nin Mavi Vatan haklarını gasp etmeye yönelik iddialarını kullanarak, 100 yıl önceki rollerini oynamaya çalışıyorlar. O gün yanlarında Lloyd George ve İngiltere ile Clemanceau ve Fransa vardı. Bugün de Biden ve ABD ile Macron ve Fransa var. Silah satışları, üs anlaşmaları, ihale paylaşımları ile zavallı Yunan halkı üzerinden büyük oyun yeniden sahneleniyor. Aslında değişen bir şey yok. Kullanışlı vekil devlet Yunanistan ve acı çekmeye devam eden Yunan halkı.

BU MAKALE YUNAN HALKINA YAZILDI

Bu makaleyi Türk kamuoyu için yazmadığımı belirtmeliyim. Bu makale Yunan halkı için yazıldı. Büyük güçler mücadelesinde piyon olmaya, sömürgeleşmeye artık hayır deyin. Türkiye ve Türkler ile Ege ve Akdeniz’de barış içinde bir arada yaşamayı deneyin. Atatürk ve Venizelos dönemini hatırlayın. Büyük kıtlık ve iç savaşta size kollarını açan Türk halkını hatırlayın. Kurtuluş Gemisini hatırlayın. Yunan halkının kilisenin dumanlı vaatleri, emperyalizmin acımasız kumar tutkusu ve Yunan siyasetçilerin diyonizyak yolsuzlukları arasında sıkışmaya hayır deyin. 

(Kitap Tavsiyesi: Kemal Anadol, ‘’En Uzun Gün’’, PANKUŞ Yayınları.)