Altaylı’nın bir telefonu CHP’nin karakutusunda diğer ucu AKP’nin karakutusunda!

Altaylı’nın bir telefonu CHP’nin karakutusunda diğer ucu AKP’nin karakutusunda!

BİR

Prof. Naci Görür ve nice deprem uzmanı: ‘Ben uyardım’ diyor. Aynı uzmanlar İstanbul için ‘büyük deprem geliyor’ diyor. Uyarsanız ne? Yüzbinlerce ‘bina’ yanlış yapılmış. Hepsini yıkacak yeniden inşa edecek maddi gücün yok. Uyaran sadece ‘zihin’, eyleme geçecek bedeniniz yok.

Uğur Mumcu da ‘ben uyardım’ diyordu, buna rağmen uyarı olarak işaret ettiği adamlar siyasetin büyük partilerini inşa etmişler, şimdi, bu kadar partiyi ‘yıkıp’ yeniden inşa edecek güç kimde var!

Naci Görür’le Uğur Mumcu aslında ‘aynı çaresiz adamlar’, deprem fayıyla CIA-MİT hattında inşa edilen ‘siyasetin’ ana hatları da aynı akıbeti yaşıyor.

Büyük depremi sadece İstanbul beklemiyor, siyasetimiz de Enver Altaylı iddianamesiyle cumhuriyet tarihinin en büyük ‘depremini’ çaresiz eli kolu bağlı bekliyor.

Şu tuhaflığa bakın, Altaylı iddianamesini muhalefetten yazanlar CHP ilişkilerini gözardı ediyor, aynı iddianameyi iktidar tarafından yazanlar, AKP uzantılarını görmezden geliyor.

Her iki parti değil sadece bütün partilere uzanan ilişkileri sadece Veryansın TV yazabildi, düşünün, Altaylı’nın bir telefonu CHP’nin karakutusunda diğer ucu AKP’nin karakutusunda.

Dile kolay ortada elli uzun yılın bilinen MİT-CIA ilişkileri ilk defa gerçek kanıtlarla Altaylı iddianamesinde. Peşin söyleyeyim, Türkiye’nin bu iddianameyi deşecek dallayıp budayacak siyasi gücü yok. Pek yakında CIA ve Alman istihbaratı BND suikastlara operasyonlara başlarsa da şaşırmayın. İddianameyi yazanlar da savcılar da siyasiler de yazmaya kalkışan yazarlar da herkes bir şekilde susturulacak, bu yüzden hepimizin sağlığı için iddianamenin çok derince deşilmemesi ülke ve partiler olarak hepimizin faydasınadır(!).

Arkadaşlar an itibariyle Altaylı iddianamesinde olup bitenleri çarşaf çarşaf erkekçe yazabilecek güç kimsede yok, olayları şimdilik izlemekten başka şansımız da yok, ortalık kaynıyor fayın uzantıları parti başkanlarına Alman elçiliğine, vs. sıkıyorsa siz yazın. Üstelik ek klasörler daha açılmadı. Altaylı 15 Temmuz’dan önceki telefonlarını iptal ettirmiş ancak yine de irtibatlar bulundu. 15 Temmuz’dan sonraki görüşmeleri dahi ortada parti binası bırakmayacak derece sekizlik depremin karşılığı. Ve hepimiz yakın tarihin canlı tanıkları değil miyiz? Zaten bu partilerin bugünkü suskunluğu-sessizliği bize yeterince büyük patlama öncesi sinyalleri veriyor!

Hadi Meclis’e gidelim, Bahçelisi Akşener’i Tayyip’i Kılıçdaroğlu, bu büyük tarihi iddianamenin üstüne gitmek için ortak bir önerge versinler bakalım, verebilirler mi?

Yanisi iddianameyle ‘büyük siyasi deprem’ yaklaşıyor, baştan söyleyeyim filmin sonunda ‘değişen’ bir şey olmayacak ama ‘öğrenilecek’ çok şey olacak ve halkımız, elli uzun yıl siyaset adına andlaşmalı bir gösteri Hacivat-Karagöz seyrettiğine bir kez daha şahit olacak, sonunda ne olacak, sadece zihniyle çok maceralı bir film seyretmiş olacak, bu kadar, bir uzay-kurgu.

İKİ

Hatırlayın o geceyi, Emre Halıcı CHP’de seçim gecesi bilgisayarların başına geçmişti, ve o gece, bilgisayarlar patladı, iptal. Seçim kaybedildi. CHP binası önünde halk toplanmış Kılıçdaroğlu’ndan bir açıklama bekliyor. Kılıçdaroğlu çıktı ve iki cümle söyleyip indi. CHP önündeki kalabalık yuhaladı, isyan etti ve herkes ‘burada tuhaf bir şey oluyor’, Kılıçdaroğlu, niye sonuçları bu kadar acilen ve peşinen ‘kabullendi’ dedi. Ve sonraki yıllarda Abdullah Gül ve Ekmeleddin adaylıkları, anladınız siz onu, hatırlatma babından yazdım.

ÜÇ

1960’lı yıllarda bir istihbarat dergimiz çıkar, adı: Orta-Doğu, yüzlerce sayısını okudum, dergi önceleri Orta-Doğu’ya ‘Araplar kardeşimizdir’ Sadabat Paktı gibi dostça yaklaşıyordu, sonra, birden derginin sahibi değişti. Dünyanın en ünlü masonlarından İlnur Çevik’in babası İlhan Çevik dergiyi çıkartmaya başladı. Orta-Doğu dergisi artık İsrail’e dost oluvermişti. Ve Türkiye’nin milli politikalarında köklü değişiklikler oluverdi, bir gizli güç, alttan alta Orta-Doğu’daki İslami hareketleri desteklemeye milli hareketleri düşman görmeye başladı. Fuat Doğu kendi ağzından hatıratında, ‘MİT ve CIA ilişkileri nedir nasıldır sorusuna şu kadar cevap vereyim: Ankara Maltepe’de MİT ve CIA yıllarca aynı daire ayrı odalar içinde beraber çalıştık’ der. Bu hikayenin sonunda Orta-Doğu’da milli lider kalmadı, sarıklılar cübbeliler mezhepler her yerde devletlerin ve siyasetin başına getirildi. Maceracı meraklı ruhunuz varsa başka yönüyle ilerleyelim, bu hikayenin içinde ‘masonlar’ var, filmin sonunda Papa’nın vurulmasına kadar giden dehşet bir hikaye var, Uğur Mumcu’nun Papa CIA kitapları var.

DÖRT

Mason, Papa, MİT, CIA, vs. lafından haz etmiyorsanız, işin doktriner tarafından yürüyelim, mesela, Türkiye’nin yanlış inşasının en büyük müsebbibi sol Kemalistlerin 60 Anayasası için dünyanın en özgürlükçü anayasası söylemini gururla üstlenip iftiharla takdim etmesidir. Bir üçüncü dünya ülkesi siyasi doğası gereği korunaklı savunmacı olmalı değil mi, hayır, operasyonlara açık hale gelmesi için siyasi özgürlüklerin vidaları sonuna kadar açıldı, 70 ve 80 öncesi Türkiye iç savaş yaşadı sokaklar kan gölüne döndü, 80’de iş bitirildi, bu anayasa rafa kaldırıldı, milli güçler tasfiye edilip yerine FETÖ gibi yapılar getirildi. Siyasi özgürlüklere şüphesiz karşı değiliz, ancak darbenizi ve anayasanızı yapan güçler sizi ve demokrasiyi çok sevdiği için dernekler yasası ya da ifade özgürlüklerini genişletmediği çok açık bir gerçek, bu demokrasi hiç değildi buna argoda başkasının .kiyle gerdeğe girmek denir.

Aynı acı gerçeği 2010 yetmez ama evet anayasasında yaşadık, özgürlükçü bir anayasa aşkıyla liberaller ortalığı kırıp geçiriyordu, ‘şu 12 Eylül cunta anayasasından kurtulalım’ diyorlardı, sonuç, istenen, aynı, ifade özgürlüğü hukuk demokrasi sloganlarıyla Türk ordusu tasfiye edildi, kozmik odaya girildi, Türkiye sümüklü, köpek salyalı bir şeyhe teslim edildi. Daha acı olanı bugün bu felekatlerin acısını yaşayacak insan bedenimiz kalmadı sadece izleyen bakan okuyan heyecanlanan ‘zihinlerimiz’ kaldı elimizde.

BEŞ

Etnik ve mezhebi güçleri Cezayir’de Malezya’da Mısır’da Pakistan’da vs. kim önünü açıp iktidara getirmişse aynı güçler Türkiye’de de aynı milliyetçi ve İslamcı yapılar içinde örgütlenmelere girişti, Demirel kimleri korudu kimleri siyasete taşıdı, Milli Mücadele ve milliyetçi ve İslamcı derneklere kimleri kanalize etti, bilginizde, Tansu Çiller’in özel harekatçıları domuz bağcı Hizbullah’ı sonra ınıınnnn ınnn hangi milli partide? Ancak, 1980 sonrası alelacele kurulan Halkçı Parti vekillerini ta o yıllarda İsrail ziyaretine kimler götürmüşse sonra SHP’yi kuran sonra Dersimli Kemal’i (?) partinin başına getiren aynı güçler! 90’lı yıllarda Güneydoğu’da domuz bağıyla insanları boğup öldüren Hizbullah da aynı PKK da aynı güçlerin elinde ve sonunda domuz bağcısıyla PKK’lısının aynı siyasi ‘ittifak’ içinde yanyana getiren güçler de aynı, bakın bugünkü sessizlikleri ittifakları aynı.

Kardeşlerim, ne o taraftan ne bu taraftan olun, memleketin yanında olun, bu alelacele kaba taslak bilgileri sadece hafıza tazelemek için veriyorum.

Deprem uzmanı Naci Görür anlatıyor işte Elazığ’ı da İstanbul’u da aynı fay üstünde oturuyor, yani sağı da solu da etnikçisi de dincisi de aynı fay üstünde. Ve deprem vurduğunda Arap Laz Kürt o bu şu diye ayırt etmiyor. Kölelik ve köpeklikten kurtulmanın ilk adımı acı gerçeğimizi bilelim.

Bu fay hattı üzerine inşa edilmiş partilerin depremlere karşı yapabileceği hiç bir şey yok fikrini kabul etmekte de tabii ki çok zorlanacaksanız. Zaten bizim de acı gerçeği ne söyleyecek ne detaylandıracak ne de size cebren kabul ettirecek gücümüz, Uğur Mumcu vb. acılarından sonra un ufak olup sahada hiç görülmediği çok açık. Bugün ortada kalan tek şey eli ayağı bedeni olmayan bir ‘zihin’.

ALTI

Şu anda kurulu partilerin ve liderlerinin ve gazetelerin ve elçiliklerin vs. açık ve gizli baskıları yüzünden bu iddianameyi ortalığa dökme gücümüz yok, sadece güya temkinli bir dille ucundan-ucundan dokuna dokuna usulca ürkütmeden şimşekleri üzerimize çekmeden bir yayın yapmak, hepimizin sağlığı çoluk çocuğu için faydalıdır, şimdilik bu kadar.

Kardeşlerim, kimin lafıydı bu, balıklar su içinde insanlar hikayeler içinde yaşar.

Bu satırlarda insanlara harfleri sıralayıp yazmıyoruz, insanlara ülkeye ‘hayat’ verecek ruh verecek gözü pek bir cesareti aklı uyarıp uyandırıp silkelemeye çalışıyoruz.

Çocuk eğlencesi Amerikan dövüşünü hatırlayın, Hulk tabir edilen iri yarı adamlar ringe çıkar ve cüsseli gösterişli bedenleriyle dövüşürler. Biraz büyüyünce, ki, büyümenizi bekliyoruz, bu güreşlerin aslında andlaşmalı olduğunu, hatta ringde dövüşen iri yarı boğa gibi adamların arkadaş olduğunu öğreniyoruz. Aynı CIA ajanı iki ayrı partinin karakutusuyla binlerce görüşme yapmışsa, siyaset diye izlediğiniz, çocuk eğlencesi Amerikan güreşi.

Amerikan güreşi bir spor eğlencesi, Türk siyaseti de spor eğlencesi.

Balıklar su içinde üçüncü dünya ülkeleri (bu andlaşmalı güreşler gibi) hikayeler içinde yaşar.

Oysa AKP-CHP binalarında yüzlerce güvenlik kamerası var, bu güvenlik kameraları neyi önlemek için. Hatta internet siteleri ve gazetelerin de güvenlik kameraları var, ama, işte, demek ki ‘görünen’i çeken güvenlik kameraları yeterli değil. Bize ne lazım? Görünmeyenleri çekebilen yazarlar savcılar, peki onlar nerede, inek içti!

Sizin de yolunuz düşmüştür, birgün yeni işe başlayan doktor arkadaşımızı ziyarete meşhur Mazhar Osman’ın tımarhanesine gitmiştim, koridorda bir hasta gördüm, çok sevdim kendime çok benzettim, insanlar yanından gelip geçiyor ama o elinde hayali bir kılıç boşluğa sallıyor hayalinde birilerini kıtır kıtır kestiğini suratındaki sadist ifadeden anlıyorsun.

Elinde kılıç adam birileriyle savaşıyor. O gün bugün merakımdır, acaba o adam kiminle savaşıyor. Sen ben o, ellerimizde hayali bir kılıç sallıyoruz, acaba kiminle savaşıyoruz?

Düşüne düşüne elinde kılıç sallayan deli ağabeyi sonunda takdir ettim, çünkü, bu deli ağabeyimiz kiminle savaşıyorsa kendi insiyatifi kendi bilgisi kendi bedeniyle kendi savaşıyor. Yani onun eline kılıcı başkaları vermedi. Yani bu deli ağabeyin aklı şaşmış olabilir ama eylemi milli ve yerli ve kendi iradesi kendi kararı. Zihninizi teslim alan şeyler eline hayali olsun bir kılıç vermiş ve deli ağabeyimiz koridorda bir eylem içinde. Bugün bizim ise zihnimiz esir alınmış yaşıyor duyuyoruz ama elimize hayali de olsa bir kılıç alacak gücümüz irademiz milli benliğimiz yok, aynı koridorda bizler, aynı deli bizler, farkımız elimize hayali de olsa bir kılıç alamıyoruz.

Siyasetle ilgilenen bu satırları okuyan arkadaş, bütün derdimiz şu siyasi oyunu artık (içinden geldiği gibi:) o deli ağabey gibi doğaçlama bir sefercik olsun kendin oyna.

YEDİ

Arkadaşlar, bir hikaye yazarı olarak sizi uyarıyorum, beyin, hikayeye karşı savunmasızdır. Şimdi ‘geçen gün bir adam gördüm’ diye bir hikayeye başlayayım mutlaka odaklanır susar sonuna kadar dinlersiniz, beynin hikaye karşısında zaafı vardır.

Hatta adamın biri bir gün değil de tavşanların zıpladığı bir video koysam, onu da izlersiniz, neden, çünkü beyin ‘meşgul’ tutulmayı çok sever.

Bu MİT’li-CIA’lı hikayeler gündelik hayatınızdan kaçmanıza yardımcı olur, yani, çok uzun yıllardır bu böyle, okuyucu, CIA-MİT hikayeleriyle flört etmeyi pek sever, çünkü bu hikayeler zihninizi esir alıyor, bu hikayeler kokain işlevi görüyor uyuşturuyor. Dikkat edin elleriniz ayaklarınız bağlanıp sadece zihninizi esir alıyor, bu modern dünyanın prangası. İşte elinizdeki akıllı telefona dönüştünüz bile. Sadece meşgulsunuz elleriniz kollarınız bağlı amel-eylem hak getire, pranga zihninizde.

SEKİZ

Bu MİT’li CIA’lı hikeyeler okuyucuyu cezbeder. Dikkat edin, uzay-kurgu filmleri gerçek olmadığı halde heyecanlanır korkar ya da adamlar kurtuldu diye sevinirsiniz. Eğlence olduğunu bildiğiniz halde neden büyük korkular yaşarsınız. Her şey zihninizde başlar ve her şey zihninizde biter. Başkalarının hikayeleridir bunlar.

Bu hikayeler aklınızı meşgul tutmayı başarır. Aklınızı kullanmaya zaman fırsat vermez. Ve çocukken sonra genç yaşlarda şimdi ileri yaşlarda aynı hikayeleri durmaksızın okur seyredersiniz! Çünkü ‘kendi hikayeniz’ yok sabah kalkıp girecek tarlanız atölyeniz çekecek filminiz kendi şehitlerinin hikayesini yazacak yazarınız yok.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu ülkenin çok heyecanlı insanlarını gururlandıran kendi hikayesi vardı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra ‘kendi hikayesini’ birileri elinden aldı. Aslında sizden alınan şey bedeniniz elleriniz ayaklarınız, yoksa, zihniniz yerinde. Bugünden farkı, hikayeyi okuyan heyecanlanan zihniniz hâlâ yerinde, ama ayaklarınız yok elleriniz devrede değil. Dini anlatımın kabir azabı bölümünde de modern bilimin de bilgisi beynin çok geç öldüğü söylenir. Yani, cesedi gömüldükten sonra dahi beyin faaliyettedir. Yani bu satırları okuyan anlayan zihniniz sizi yanıltmasın, MİT’li CIA’lı hikayeleri okurken insan ve memleket olarak çoktan gömüldüğümüzü artık bütün partilerimizin fişe takıldığını unutmayalım.

Arkadaşlar, zihninizde yaşadığınız şey simülasyon sadece ‘hayal’dir. Gerçek kahramanlar ekranda partilerde filmlerde her yerdedir, gerçek kahramanları okuyan tanıyan zihniniz ise soyut dünya dışı bir yerde.

Dikkat edin, MİT’li CIA’lı operasyonlar gerçek operasyonlardır, yazarlar öldürülmüş ülkeler mahvolmuştur ve hikayelerin gerçek kahramanları vardır, Uğur Mumcu kahramandır evet ama Mumcu’yu öldürenler de kendi dünyalarının gizli kahramanlarıdır. Her ikisi de canlıdır gerçektir.

Bu hikayeyi izleyen zihnimiz ise cansız ruhsuz soyut yani devre dışı hayat dışı dünya dışı.

Çünkü biz hikayeleri canımızı çok sıkan günlük sıkıcı hayattan kaçmak için ulan ne acayip ne güzel hikaye diye dalıp gitmek oyalanmak için seyreder ya da okuruz.

Yanisi, iki tür insan vardır, birinciler ‘izleyenler, sadece okuyanlar’ soyut zihin, dünya dışı, hayallerle kendilerini meşgul edenler, hikayeleri beyin uyuşturucusu gibi okuyanlar.

Bir de ikinci bir insan türü vardır, bunlar da hayata karşı dünyaya karşı savaşanlardır, öldürüle öldürüle sayıları azaltılan vekil yapılıp susturulanlar ittifakla devre dışı bırakılanlar o partiye bu partiye sokulup bu destek o reklam bu vekillik uğruna bildikleri halde konuşamayanlar.

Kardeşlerim meydan okuyan elinden geleni ardına koymayan sessiz kalmayan insanlar bulabilmek için çok daha ‘hatırlatma’ çok daha hafıza kazısı çok daha feryat içinde can havliyle yazıp çizmeliyiz ama unutmayın her iki partinin karakutusu beton içinde kaynamış bu betonu kıracak güç?

Şimdi ne mi anlattım, babalarımızın atalarımızın bir zamanlar hem elleri hem sapanları hem tornavidaları hem yürüdükleri ayakları ve hem de düşündükleri hafızasına kaydettikleri zihinleri vardı.

Şimdi, sadece gören duyan işiten zihinleri var, ama kazma tutan işleyen eller yürüyen adım atan ayaklar yok, çünkü CIA vs. güçler sizi ayrı ayrı siyasi partiler içinde aynı betona gömdü.

Ki, İkinci Dünya Savaşı sonrası başladı bu hikaye, sizleri köpekleştirmek köleleştirmek ülkenizin madenlerine el koymak iç savaşlar çıkartıp ülkenizi keyiflerince bölmek için… Partiler dernekler gazeteler okullarınız aydınlarınız yavaş yavaş susturuldu ele geçirildi.

Bu topraklarda siyaset yapan herkes bir şekilde ya makam ya şöhret ya maaş ya beleşten asalak yaşamak için biri İslamcı diğeri milliyetçi diğeri bugünlerde Atatürkçü diye diye bu hikayeye ‘dahil’ olup saflaştılar kanalize oldular. Önce hevesli idealist gençler olarak kendilerine öğretilen doktrinleri sokaklarda dergilerde partilerde haykırdılar. Sonunda birbirlerini yediler. Sonra, birbirlerini bir daha yediler, devam edecek.

Hem milli hem İslami yapılar bölüne bölüne un ufak oldular. Ve sonra birileri ‘ne oluyor yahu’ birimizi İslamcı birimizi cumhuriyetçi birimizi etnikçi yapıp bizleri birbirimize kırdırıyorlar, demeye başladı, ki, bu diyenlerin de akılları başlarına ‘bitkisel hayatta’ betona çıkamayacakları kadar gömüldükten sonra ancak gelebildi.

..şimdi bir millet yatağında fişe bağlanmış…. olanları görüyor anlıyor heyecanlanıyor korkuyor….. heyhat, bir zaman sonra, olaylara müdahale edecek elleri ayakları partisi derneği gücü kitlesi olmadığını görüyor…

…uyanmak istiyor ve uyanıyor da… ama uyanan sadece zihni… Heyhat, o MİT’li CIA’lı hikayeleri okuyup uzaktan heyecanlanırken birileri ellerini kollarını damarlarını çoktan kesivermiş…

Dikkat edin şu anda bu satırlar sadece bir zihinden başka zihinlere bir iletişim içinde, dikkat edin, sadece ‘zihinsel bir süreç’ bu, partisi gücü kudreti organları elleri bedeni, olmayan, bitkisel hayattaki bir yazardan bitkisel hayatta okuyucularına bir yazı.

Elli yıldır susa susa bu betona hep birlikte gömüldük, öldürülen sadece Uğur Mumcular değil, bize ve cumhuriyetimize hayat veren can veren hareket veren onur veren bedenlerimiz gazetelerimiz partilerimiz ayaklarımız.

Ne diyordu depremdeki kurtarma görevlisi beton enkaz altındaki yaralıya, tek şansımız var, konuşalım zihnimizi uyanık tutalım, sen de öbürleriyle konuş, aman uyumayın, şimdi, bu betonları kırıp seni kurtaracağız, aman uyuma…

Var mı siyasi enkaz betonlarını delecek yıkacak kurtarma ekiplerimiz buldozerlerimiz, o halde, MİT’li CIA’lı iddianameleri okur heyecanlanır eğlenir meşgul olur sonra sen kendi partinde ben bu partide ve ama CIA’nın aynı battaniyesi altında, bir güzel uyuruz.