Amerikan kabusu neyin habercisi

Amerikan kabusu neyin habercisi

Tüm dünyada faşizm ve totalitarizmin yükselişine tanık oluyoruz.

Ülkemizde zaten fena halde içindeyiz.

Son olarak polise verilen tank top yetkisi tüylerimizi ürpertiyor.

Ama “Hür Dünya”nın kalbinde 1933 model görüntüler bizi şaşırtıyor.

Beni şahsen çok şaşırtmıyor ama “biz” diye geneli kastediyorum.

Gerçi 6 Ocak’taki Washington DC manzaraları beni de hayrete düşürdü.

Tüm dünyaya “demokrasi ihracı” yapan Amerikan kanalı CNN International bile şaşkındı.

Sırasıyla “Protesto değil darbe girişimi”, “Terörizm”, “İsyan”, “Kalkışma”, “Ayaklanma” dediler...

Hangi birini seçeceklerini şaşırdılar.

Oysa aynı şey Tahran, Bişkek, Hong Kong, Şam veya Karakas’ta olsa “demokratik barışçıl protestolar” derlerdi emin olun. 

Temsilciler meclisindeki kürsüde iki elini havaya kaldırmış bir “Çelik Bilek” ile grotesk bir teksas tommiks tablosu sanırım Amerikan demokrasi tarihine geçecektir.

Aslına bakarsanız, Amerika ve demokrasi pek uyumlu iki kelime değil ama maalesef propagandanın gücü, çoğu insanın ABD’nin demokratik bir ülke olduğu sanısına kapılmasına yol açıyor.

Bunun en iyi bilenler ise, ABD’nin “demokrasi” dağıttığı gelişmekte olan ülkelerdir.

Mesela Amerika, Vietnam’da tüm 2. Dünya Savaşı’nda atılandan daha fazla “demokrasi” yağdırmıştır sivillerin üzerine.

Irak ve Afganistan’da da bu öyledir.

Asyalı halkların Amerikan demokrasisinden anladığı üzerlerine yağan tonlarca bombadır.

Yugoslavya ve Libya’yı da eklersek, Avrupa ve Afrika’yı da katabiliriz demokrasi kurbanlarına.

ABD’nin renkli devrim yoluyla demokrasi ihraç ettiği diğer tüm ülkeler de 6 Ocak’ı unutmayacak.

Renkli/kadife devrim, döndü dolaştı memleketine geldi.   

Kongre binasına “USA” nidalarıyla giren Trumpçı kitleyi gören üçüncü dünya vatandaşları twitteri epey şenlendirdi. 

“Şimdi bize kim demokrasi getirecek” diyenler mi ararsınız, “Pandemi nedeniyle ABD bu seneki darbeyi kendi topraklarında yapmak durumunda kaldı” mı yazanları mı sorarsınız!

Ya da “Meksika sınıra yapılacak duvarın parasını ödemeyi kabul etti. Kanada da şimdi duvar için kolları sıvadı” twitleri de cabası.

Popülist Trump bir sebep değil sonuçtu.

Amerikan rüyası artık resmen kabusa dönüştü.

Neoliberal zengin kapitalist yönetici sınıf ülkeyi soydu resmen.

Orta sınıflar giderek alt orta ve alt sınıflara dönüştü.

İşsizlik fena halde yükseldi.

Bilinçli olarak korunan cehalet yöneten plütokratların işine geliyordu şimdiye değin. 

Ancak işler kötüye gidince aynı cahil kesimler, Trump gibi Hitler özentisi bir liderin peşine takılıverdi.

Popülist Hitler de benzer işler yapmıştı.

Sadece Trump gibi Capitol Hill’i değil, Alman Parlamentosu Reichstag’ı hedef almıştı. 

YENİ REICHSTAG YANGINI 

1933 Almanya genel seçimlerinden bir hafta önce, stratejik olarak zamanlanmış bir Reichstag yangınından komünistler sorumlu tutuldu.

Halbuki asıl fail Nazilerdi.

Olanlara yanıt olarak, Başkan Paul von Hindenburg bir acil durum kararnamesi imzaladı.

Temel özgürlükler askıya alındı.

Weimar Cumhuriyeti demokrasisi öldü ve bunu sağlamak için yeterli sayıda Nazi seçildikten sonra Hitler iktidara geldi.

Devamında 60 milyondan fazla insan öldü. 

Trump’ın giriştiği son kalkışma da belki bir dünya savaşına yol açmayacak ama belki de ona giden taşların döşenmesinde önemli bir dönemeç olarak tarihe geçecek.

Trump yarattığı kargaşadan korkup taraftarlarına geri çekilin demese belki çok daha kanlı olaylar yaşanacaktı.

Ama olaya bir de öteki tarafından bakalım.

Yani faşist bir darbeci olarak tescillenen Trump’ın karşısında olanların bu işten karlı mı yoksa zararlı mı çıktığına bir göz atalım.

Bu kalkışma sahnesi bize şunu anlattı; dünyada artık devlet gücünden farklı ve hatta daha üstün güçler var.

Mesela Twitter.

Twitter, bu olay sonrası Trump'ın hesabını 12 saat süreyle kilitledi ve "rahatsız edici" tweetleri kaldırılmazsa kalıcı blokaj tehdidinde bulundu.

Facebook da benzer bir engelleme başlattı.

Trump 20 Ocak gününe kadar ABD’nin resmi devlet başkanı.

Fakat dünyanın ortak tartışma ve bilgilenme alanı (Çağdaş Agora) haline gelen twitter tarafından engellenebiliyor.

Bu aynı zamanda ABD’de anayasal hakların ihlali anlamına da geliyor.

Pandemi ile başlayan, sözde masumane sosyal medya sansürleri şimdi farklı bir boyuta evriliyor.  

Bir gün 6 Ocak’ta Capitol Hill'de yaşananlar, ABD'deki ifade, medya ve akademik özgürlükleri için  sonun başlangıcı olarak hatırlanacak mı?

Facebook, Twitter ile birlikte hareket etti, Trump'ın taraftarlarına sakin olup eve dönmelerini söylmediği videosunu kaldırdı ve 24 saat boyunca yayınlamasını engelledi.

Facebook'un sahibi Mark Zuckerberg’e ait Instagram da Trump'ın gönderilerini 24 saat yasakladı.

Amerika ve Dünyan popüler sosyal medyasından üçü, anayasaya aykırı olarak Trump'ı susturmak için işbirliği yaptı.

Bu sosyal medya denilen özel şirket ve şahıslara ait kuruluşlar, artık bugün pek çok kamusal organ ve milli devletlerden daha etkilidir. 

Bu acılı ve uzun bir yolun başlangıcıdır.

ABD ve dünyada bu yeni hegemonlar artık siyaset ve ekonomide ciddi otorite sahibidir. 

Trump'ın 88,7 milyon takipçisi var.

Bunların hepsi de seçimlerde hile yapıldığına inanıyor.

Trump haklı veya haksız olsa da bu düşüncesini dile getirince yasaklanıyor.

Internet ve bilişim dünyasının sahipleri Amerikalı Neocon Kapitalist hegemonlar.

Servetleri pandemi döneminde (tüm dünyadaki halk yığınları fakirleşirken) 2 trilyon arttı ve güçleri artık zenginlikten siyasi olmaya doğru evrildi. 

Trump’ın yasaklanması bunların ne kadar etkili olabileceğine en somut örnek.

Amerika gözlerimizin önünde tarihe karışırken, yeni küresel güçler olarak bu plütokrat sınıf ortaya çıkıyor.

Dünyanın yeni sahipleri onlar.

Hatta son olarak Jeff Bezos’u da zenginlikte geçen Elon Musk işi abartıp gözünü Mars’a dikiyor.

Bunlar “teknokrat” tiranlar.

Serbest piyasacı filan da değiller.

Yeni başladığımız “Gözetim Kapitalizmi”nin uygulayıcıları ve sahipleri onlar.

Trump’ı bir kenara bırakalım, tüm insanlık tarihinin siyasi ve sosyal birikimini şaka gibi gösterebiliyorlar.

Gözetim Kapitalizmi Çağı’nda şirketler geniş "dijital bölgeleri" sayesinde insan verileriyle besleniyorlar, onlardan kar ediyorlar ve verdikleri hizmet sayesinde de vazgeçilmez oluyorlar.

Ve tıpkı feodalizmde olduğu gibi, yeni tımarlıklar ve serfler ekleyerek bölgeye hükmediyorlar.

Bu yeni Efendiler, kendi yaşam alanlarının sömürülmesinden türetilen serfler üzerinde sınırsız hale gelen toplumsal kudretten büyük kâr elde ediyor.

Hepsinin hedefi tüm masayı almak.

Silikon Vadisi uzmanı Peter Thiel, dijital girişimcinin hedefinin tam olarak rekabeti yok etmek olduğunu her zaman vurguluyor.

Thiel, "Kapitalizm ve rekabet karşıttır. Rekabet kaybedenler içindir” sözleriyle olayı özetliyor.

Bu artık dünyadaki yeni iktidar formülüdür.

Bakınız AKP’ye, her şeyi yasakladılar.

Medya susturuldu, gazeteciler pıstırıldı, satın alındı.

Akademi, sendikalar, demokratik kurumlar sindirildi.

Ama sınır ötesi sosyal medya ve dijital uzantıları sansürlenemiyor.

Tüm girişimler duvara çarpıyor, çünkü onlar tekel konumunda.

Twitter’a alternatif bir mecra yaratamıyorsunuz.

1.4 milyar kişinin kullandığı Whatsap, artık facebook hesaplarımızı da istiyor.

Bunların yanında küçük bir payı olan Wikipedia’nın bile yasağı sürdürülemedi.

Yanılş anlaşılmasın ben hiç bir sansür ve yasaktan yana değilim.

İnternet müthiş bir buluş, bilgiye anında ulaşmak harikulade bir ayrıcalık.

Sosyal medya da fikirleri özgürce aktarmak ve medya sansürünü kırmak açısından çok faydalı.

Sadece asıl gücün kime ait olduğunu göstermek için yazıyorum bunları.

Trump ve Hitler benzetmesi yapmıştım.

Hitler iktidara gelir gelmez, radyo ve gazeteleri kontrolüne aldı.

Bugün kimse böyle bir güce artık erişemez.

Çünkü artık internet ve bilişim sistemlerinin sahipleri, tüm iktidarların üstündedir.

Sadece ekonomik olarak demiyorum, artık bu güç siyasi boyuttadır.

Amerika çöküyor.

Artık bölünmüş bir ülkedir.

Dikiş tutmaz.

Bunu artık sadece ben değil herkes görüyor.

Ancak onun yerine yükselen güç sadece Çin değil.

Çin güçlü çünkü komünist sistemi sayesinde devletin gücüne alternatif bir unsur bırakmıyor.

Bakınız Ali Baba ve Jack Ma olayına.

Dünyanın en büyüklerinden olan şirkete el kondu ve Jack Ma da ortadan kayboldu.

Çin bu konuda önlemini almış.

Ama dünyayı yöneten kapitalist zengin kulübü bir canavar yarattı.

Demokrasiye tek tehdit popülist sağcı liderler değil, tüm dünyayı gözetim kapitalizmi sayesinde avuçlarına almaya çalışan bilişim şirketleridir.

Bunlara big Pharma, Wall Street, askeri endüstriyel kompleks ve enerji şirketlerini de ekleyebiliriz elbette. Yani CIA’den dev ihale almasa Amazon şirketi bu noktaya gelemezdi mesela.

Bunlar işin detayları.

İşin özüyse: Yükselen yeni güç/tehdit küresel çapta at oynatabilen bu yeni Oligarklardır.

Artık dünyada tek sansür yetkisi onlardadır.

Yeni Reichstag yangınlarında (mesela pandemi ile yaratılan korku iktidarı) onların parmak izleri vardır. 

Faşizm sadece yeni çakma diktatörlerin omuzlarında yükselmiyor.

Neoliberalizmin dönüştüğü Gözetim Kapitalizmi, yeni bir faşist deneme olarak yaşamlarımıza girmekte.