Atlantik-Avrasya mücadelesinin değişen deniz ve kara dinamikleri

Cem Gürdeniz yazdı...

Atlantik-Avrasya mücadelesinin değişen deniz ve kara dinamikleri

İnsanoğlu dörtte üçü deniz suyu ile kaplı bir gezegende yaşıyor. Tarih boyunca gereken teknolojiyi ve insan gücünü yetiştirerek denize çıkabilen uluslar yerkürenin yeni zenginliklerine karadaki engellere muhatap olmadan erişebildiler. Küresel erişim, küresel güçleri doğurdu. İster adada, ister kıtada yani kara coğrafyasında oluşsun deniz güçleri okyanusa çıkabildiği andan itibaren gücün doruğuna eriştiler. Böylece deniz imparatorlukları ortaya çıktı. Rakipleri daima kara imparatorlukları oldu. Her ikisini kurmayı başaran imparatorluklar da oldu. Ancak son sözü daima denizde güçlü olan söyledi.

DÜNYANIN KADERİ DENİZDE ŞEKİLLENİR

Gezegenin coğrafyası, tarihin akışı ve ulusların karakteri jeopolitik dekoru kendiliğinden oluşturdu ve dekora uygun senaryolar ortaya çıktı. Ancak her senaryoda belirleyici unsur denizler oldu. Gücünü denize dayandırmayan her imparatorluk sonunda çöktü. Büyük İskender karada güçlüydü. Deniz imparatorluğu kuramadı. Tarihin en uzun imparatorluğu sayılan Roma İmparatorluğu Akdeniz’in tamamı ve Atlantik kıyılarıyla İngiltere adasının bir kısmına hâkim olmakla birlikte bu yayılmayı kara gücü ile elde etti. Moğollar Avrasya steplerinden denize çıkmadılar. Asya’nın ipek ve baharat yolunu kontrol ederek ekonomik gücü kontrol ettiler. Ancak gerek iç çekişmeler gerekse karadaki güç dengelerinin denize nazaran çok hızlı değişmesi ve sonuçta yeni rakip ve güçlerin ortaya çıkması 100 yıl sonra sonucu dağıldılar. Bugünkü AB’nin genetik kodlarının sahibi Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu da deniz imparatorluğu kuramadı.

PORTEKİZ VE İSPANYA’NIN DENİZ İMPARATORLUKLARI

Portekiz ve İspanya’nın denize çıkma hevesleri farklıydı. Büyük bir kıta ve kara gücü olan İspanya, Portekiz’in başarısından etkilendi. Portekiz küçüklüğüne rağmen Hollanda gibi denizde devrimsel buluşlar (okyanus tipi gemiler, Afrika, Amerika ve Asya’da üsler zinciri) ile deniz aşırı güç intikal ettirmeyi başardı. 16. Yüzyılda gücünün doruğundaki Osmanlı İmparatorluğunu Hint Okyanusuna çıkarmadılar. Portekiz, Brezilya’nın kaynakları ile Asya’nın baharatını Avrupa’ya taşırken, İspanya Orta ve Güney Amerika’nın altın ve gümüşünü nerdeyse 100 yıl kıtaya taşıdı ve sahip olduğu geniş kara coğrafyası ve nüfusu ile İmparatorluğunu kurabildi. Hollanda’yı işgal sonrası İngiltere adasını işgal planı yenilmez armadasının 1588’de Manş Denizinin dibini boylaması ile son buldu. İspanya’nın denizde varacağı en üst nokta tamamlanmıştı. Görüldü ki kara gücü hazırlıklı deniz gücüne sahip bir ada devletini yenemiyordu. (Aynısını 200 yıl sonra Napolyon, 300 yıl sonra Almanya deneyecekti.)

GÜNEŞ BATMAYAN İMPARATORLUK

16. yüzyıl biterken denizdeki İspanya geriliyor, İngiltere ve Fransa yükselişe geçiyordu. Osmanlı deniz gücü ise kadırgadan küreğe geç geçiyor, Akdeniz’in dışına çıkmıyor ve okyanus donanması kuramıyordu. Sonucunda ihmal edilen bir donanma ve kaçınılmaz çöküş ile karşılaşıyordu. 19. yüzyıl başında coğrafyanın kurguladığı küresel siyaset artık tamamen denizin ve denizgücünün şekillendirdiği rotada ilerlemeye başlamıştı. Protestan İngiltere’nin denizleri kontrol süreci başlamıştı. Denizci ve deniz devleti, yavaş yavaş deniz imparatorluğuna dönüşüyordu. Teknoloji, insangücü, üretim gücü ve sermayesi ama en önemlisi üsler zinciri ile Admiralty (Amirallik) adı altında kurumsal bir stratejik aklı vardı. İstediği yer ve zamanda deniz ticaret rotalarını kesebiliyor, abluka uygulayabiliyor, rakibin ticaretini mahvediyordu. 18 yüzyıl sonunda sitim ve zemberekli saati bulunca bir de üstüne 19. Yüzyıl başında Fransa ve İspanya’yı yani iki kıta devletinin donanmasını Trafalgar’da yok edince 100 yıl sürecek Pax Britannica veya tam anlamıyla deniz imparatorluğu dönemini yaşadı. Dünya Okyanus ve denizlerini kontrol eden güç olarak yüzyıllar boyunca kıtadaki rakiplerini başarılı bir şekilde engelledi ve dünya ticaretinin kurallarını dayattı.

ABD, OKYANUSLARI İNGİLTERE’DEN DEVRALIYOR

İngiltere’nin deniz imparatorluğunu artan nüfusu, üretim ve teknoloji gücü, Protestan ahlakına dayalı ticaret gücü, sivil savaş sonucu ulusal bütünlüğünü sağlamış olması ve en önemlisi okyanus jeopolitiğine dayalı coğrafyası ile 20. Yüzyıl başında ABD devralmaya başladı. İki akraba devlet arasındaki hegemonya devir teslimi 1956 yılında tamamlandı. Bu süreç rekabet yaşanmadan tamamlandı.

ABD, ADA DEVLETİNE DÖNÜŞÜYOR

ABD görünüşte bir kıta devleti idi, ancak kuzeyinde Kanada Güneyinde Meksika ve her iki yanındaki okyanuslar ile tam bir ada devletine dönüşmüştü. Ada devleti jeopolitiği ile hareket ediyordu. Önce Orta Amerika sonra Güney Amerika’dan Avrupalıları uzaklaştırdı. Daha sonra bu alanları savaş ve kumpaslarla jeopolitik etki alanlarına dönüştürdü. Birinci Dünya Savaşı ile Avrupa jeopolitiğine dahil oldu. Ancak İngiltere henüz sahneden çekilmemişti. İkinci Dünya Savaşının sonunda Potsdam ’da Stalin’e nükleer kartını gösteren Başkan Truman, kısa süre sonra Japonya üzerinde atom bombalarını patlatarak iki mesaj verdi. Birincisi Japonya’ya oldu. Teslim ol ve bir daha ada devleti olarak deniz hegemonyası kurmaya kalkışma. Ada devletisin ama sen İngiltere olamazsın. Diğer mesajı Sovyetlere verdi. Avrupa’da duracağın yer bellidir. Daha fazla ileriye gidemezsin. Avrupa’nın batısı ve Akdeniz benim etki alanımda kalacak ve Deniz İmparatorluğumun parçası olacak. Sen kıtaya geri dön. Okyanus alanlarına serbest çıkış hakkını sana vermiyorum.

NATO VE DENİZ İTTİFAKLARI

ABD, bu şekilde İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Anglosakson birlikteliği çekirdek dayanışma yaparak, başta NATO olmak üzere deniz İttifaklar sistemi üzerinden yer kürede denizi, karaya karşı konumlandırdı. 1952’de Yunanistan ve Türkiye’yi de NATO’ya alarak Sovyetlerin denize çıkış alanı olan Baltık, Kuzey Denizi, Ege ve Akdeniz’i tamamen NATO kontrolüne aldı. Japonya’da ve Güney Kore’de askeri üsler zinciri kurarak Sovyetlerin Pasifik’te Vladivostok’dan çıkışını da kontrol altına almış oldu.  Sovyetler Birliği artık kıtaya itilmişti. ABD, Spykman’in kenar kuşağının devletlerinin neredeyse tamamına yakınını ya NATO’ya almış ya da askeri iş birliği ve üslenme anlaşmaları ile siyasi ve askeri olarak kendine bağlamıştı. İtiraz eden olursa darbe yaptırıyor ya da Kore ve Vietnam’da olduğu gibi doğrudan müdahale ediyordu. Alman Jeopolitikçi Ratzel’in ifadesi ile denizci Leviathan (Atlantik Güçleri) ile karacı Behemoth (Avrasya Gücü- SSCB) arasında hayatta kalma mücadelesi başlamıştı. Sovyetler sınırlarının dışına çıkmadıkça ya da Küba veya Afganistan istilasında olduğu üzere okyanuslara yaklaşma hamlesinde bulunmadığı sürece sorun olmuyor her iki taraf nükleer dehşet dengesinin sağladığı ortamda yeni bir dünya savaşına neden olmadan jeopolitik hayat alanlarında mücadeleye devam ediyorlardı.

TEK PARÇA AVRASYA ABD’NİN KABUSUDUR

Nasıl ki İngiltere 19. yüzyılda Batı Avrupa’nın tek parça kendisine rakip olmasını istememişse, ABD de Avrasya’nın tek parça kendi kıta adasına rakip olmasını istemiyordu. O nedenle Avrasya daima parçalı tutulmalı ve rakipler çevrelenmeliydi. 1973 sonrası bu çevrelemeye Çin de dahil edilmişti. Avrasya’nın üç büyük gücü NATO Avrupa’sı, Sovyetler ve Çin’in her biri birbirine düşman edilmişti. Diğer büyük güç Hindistan tarafsızlar bloğunda yerini almıştı.

ABD’NİN EMSALSİZ ASKERİ GÜCÜ

Tarih, ABD’nin yanında yerini almıştı. Sahip olduğu deniz aşırı üsler zincirinin benzeri tarihte görülmemişti. Ateş gücü ve manevra avantajı tartışılmazdı. İngiltere’nin 150 yıl önce yaptığı gibi istediği yer ve zamanda deniz ulaştırmasının ve düğüm noktalarını rakiplerine kullandırmayacak bir üstünlüğe sahipti. Gerçeğin farkındaydı. Dünya düzeninde her kim Avrasya’ya ve okyanuslara aynı anda hâkim olursa küresel lider olabilirdi. Bunu önlemek için her şeyi yapardı. Soğuk savaşta Sovyetler Amiral Gorshkov sayesinde büyük bir donanma kurmasına rağmen serbestçe okyanuslara çıkamıyordu. Kuşatılmıştı. Üsler zinciri yetersizdi. Bu nedenle Avrasya’ya mücavir okyanus alanlarında ABD donanmasına denge sağlayamadılar. Çin’in uyanışı henüz başlamamıştı.

DENİZİN KITAYI YENDİĞİ DÖNEM

İşte bu çevreleme soğuk savaşın sonunda Deniz İmparatorluğuna emsalsiz bir zafer getirdi ve dünya hakimiyeti için önünde engel kalmadı. Denizler hâkimi Mahan, Avrasya ve karalar hâkimi Mackinder’i yenmişti. Jeopolitik dekor artık tamamlanmış, neo liberal ekonominin Atlantik kontrolünde yayılımı için sınır kalmamıştı. Washington Oydaşması artık tüm dünyaya yayılabilirdi. Demokrasi, insan hakları, terörle mücadele ve kurala dayalı uluslararası düzen söylemlerinin aldatmacası altında dolar, Dünya Bankası, IMF, Amerikan çok uluslu şirketleri, askeri endüstri devleri, Amerikan Düşünce Kuruluşları, Silikon Vadisi, New York Borsası ve Hollywood küresel sistemin asli yöneticileri olmuştu. Donanma, hava kuvvetleri deniz piyadeler, uçak gemileri ve üsler zinciri ile desteklenen bu yapı ABD’yi Berlin Duvarının yıkılmasından sonraki 30 yıllık beşinci vites küreselleşme döneminin tek hegemonu yaptı. Zira okyanusların ve deniz yollarının kontrolü tamamen ele geçirilmişti.

İFLASA DÖNÜŞEN ZAFER

ABD bu zaferin getirilerini her hegemonun sonunu getiren daha çok kazanma ve önlenemeyen jeopolitik ihtiras sonucu kısa sürede tüketti. Kontrolsüz Amerikan gücünün karşısına önce kendi yarattığı karmaşa ve savaşların kontrol edilemezliği çıktı. Bu arada soğuk savaş sonrası son derece hızlı küçülen donanmasını tekrar toparlayamadı. Ancak karşısına önceden hiç tahmin edemediği bir duvar çıktı. En çok korktuğu şey başına gelmişti. Asya’nın en büyük iki gücü Rusya ve Çin ittifak kurmuştu. Altın kural bozulmuştu. Amerika adasının her iki kıyısının karşısındaki Avrasya’nın bölünmüşlüğü artık ortadan kalkmıştı. Soğuk savaş zaferinden 20 yıl sonra Rusya ve Çin, Avrasya Adasının kuzey ve doğu kıyılarını konsolide etmekle kalmamış, her iki güç kenar kuşak kıyılarından itibaren denize çıkmıştı.

DÜNYANIN JEOPOLİTİK MERKEZİ DOĞUYA KAYDI

Son 500 yıldır, Kuzey Atlantik, dünyanın jeopolitik ve jeoekonomik merkeziydi. 19. ve 20. yüzyıllarda Kuzey Atlantik'teki Anglosakson kontrolü, her ikisi de deniz gücü olan ABD ve İngiltere'nin dünya savaşlarını ortaklaşa ve eşgüdüm içinde yönetmesine yardımcı oldu. Hem dünya savaşları hem de Soğuk Savaş sırasında, ABD'nin Doğu Kıyısından İngiltere’ye ve Batı Avrupa limanlarına kesintisiz erişim ABD ve sonra NATO'nun, Avrupa üzerindeki kontrolünün temeli oldu. Böylece bölünmüş Avrasya’da Amerika adası ile Batı Avrupa arasında doğrudan deniz bağı kurularak dünya üretim ve ticaretinin merkezi konumunda olan, batı dünyası dediğimiz varlığın jeopolitik çevresi emniyete alınmış oldu. Ancak 21. Yüzyıl başında Çin’in devasa bir ekonomi olarak ortaya çıkması, her şeyi alt üst etti. 2010 sonrası üretimde ABD’yi geçmesinden kısa süre sonra Çin’in jeopolitik bir proje olan Bir Kuşak Bir yol (BRI) üzerinden Avrasya kalpgâhından Avrupa batısına kadar 600 yıl öncesinin ulaştırma yollarını canlandırması jeopolitik manevrada son noktayı koydu.

500 YILLIK PARADİGMA DEĞİŞTİ

21. yüzyılda ağırlık merkezi Asya Pasifik havzaya kaydı. Asya, Rusya’nın enerji kaynakları ve askeri yetenekleri, Çin’in askeri, ekonomik ve demografik gücü ile yeni güç merkezine dönüştü. Deniz ulaştırma hatlarının yük, liman ve sefer yoğunluğu artık Asya Pasifik ağırlıklı oldu. Bu hatlara ek olarak Kuşak ve Yol Girişimi aracılığıyla Mackinder'in Avrasya konsolidasyonu gerçekleşti. Demiryolları, karayolları, hava bağlantıları, limanlar, fiber optik kablolar, 5G ve veri akışlarının tümü kıtanın gücü olarak ortaya çıktı.

KITA DENİZİ İHMAL ETMEDİ

Çin, Malakka Boğazına bağımlılığının farkında olarak Güney Çin Denizini kendi kontrolünde tutma yolunda büyük yol kat etti. Çin’in denizcileşme ivmesi tarihte örneği görülmemiş şekilde yükselişte. Donanması ve geliştirdiği silahlar sayesinde batının müşterek ve birleşik deniz gücünü savaş zamanı birinci ve ikinci adalar zinciri içine sokmayacak derecede güçlü. Rus teknolojisini kullanarak geliştirdiği başta hipersonik füzeler ile DF 21 serisi balistik füzeler Amerikan 7. Filosunun karabasanı durumunda. Denizaltı tehdidi ise birinci derecede endişe alanı. Rusya’nın 2021 yılında Arktik rotalarını kendi kontrolünde yıl boyunca kullanıma açması kalpgâhı artık kıtasal yapıdan denizci yapıya sokuyor. Eriyen buzlar Rusya’nın deniz jeopolitiğinin yapısını değiştiriyor. Tüm bu gelişmelere geçen hafta imzalanan Rusya- Çin 2021-2025 Askeri İşbirliği anlaşması gibi her alanda son 25 yıldır devam eden Rus- Çin ittifakı eklenince Atlantik -Avrasya arasındaki mücadele netleşiyor. Sonuç Amerikan hakimiyetine dayalı tek kutuplu sistem artık yok. Çok kutuplu düzen kuruldu.

HEM DENİZDE HEM KITADA GÜÇLENME SÜRECİ

Konsolide olmuş iki kıta gücü, bir yandan 262 gemi ile yakın tarihinin en zayıf konumuna gelen Amerikan Donanmasına karşı, okyanusta kendilerine yeni yer açarken, diğer yandan Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) üzerinden kıta jeopolitiğinde devrim yaratacak önlemler almaya devam ediyorlar. BRI sayesinde, Atlantik Güçlerinin kıta üzerindeki deniz kaynaklı ambargo ve abluka sorununa tedbir alıyor. Dolayısı ile okyanustan gelecek güce ve dayatmaya karşı bağışıklığını güçlendiriyor.

DENİZLERİ KONTROL ETMEK ARTIK ÇOK ZOR

Mahan, deniz yollarını kontrol eden deniz güçlerinin, kara güçlerinden daha etkili olduğunu iddia ediyordu. Bu doğrudur. Dünya ticaretinin %90’ı barış zamanı deniz üzerinden yapılıyor. Ancak bugün gerek ateş gücü gerekse menziller değişti. Ayrıca keşif ve gözetlemede sınırlar ortadan kalktı. Bugün bir kıta gücünün denize çıkış olanakları ortadan kalksa bile denizdeki hedeflere kıta içinden müdahale edebilecek konumunu koruması mümkün. Siber ve uzay ortamına yönelik silahlar ile denizaltılar ve uzun menzilli kinetik silah sistemleri artık dünyada hiçbir güce tam anlamıyla deniz kontrol olanağı tanımıyor. Diğer yandan Çin’in Rusya, Kazakistan, Pakistan ve İran ile kara üzerinden kurduğu tüm ulaştırma hatları denizde bir gerilemeye karşı gerek Çin gerekse Rusya’ya alternatifler sunmaktadır. Kısacası Avrasya, Mahan ve Mackinder’ın bir sentezini uyguluyor. Asya’nın bir daha Mahan’a teslim olmayacağı bir döneme girdik. Bu kapsamda en büyük avantajları her iki devletin de güvenlik devleti olması. Aksi takdirde dini ve etnik kışkırtmaları kontrol etmeleri ve renkli devrimleri önlemeleri çok zor olurdu. Zira sınırsız dolar basma imkânı olan bir devlet, istediği her ülkede kendi vatanına ihanet edecek kişileri ve toplulukları bulabilir.

TÜRKİYE SÖZ KONUSU JEOPOLİTİK GELİŞMELERİ İYİ TAKİP EDEBİLMELİDİR

ABD ve AB, Türk jeopolitiğine tarihte örneği görülmemiş düzeyde baskı uyguluyor. Türk iç siyaseti, doların tüm psikolojik sınırları alt üst ederek yükselmesi sonucu ciddi bir istikrarsızlık dönemine girdi. Bu tip yaralar devlet gemisini sarsabilir ancak jeopolitik seviyede daha büyük ve kalıcı yaralar almasına yol açmamalıdır. Yeni dünya düzeni kurulduğu halde, Türkiye’ye kenar kuşakta batının vassalı ve uydusu olarak kalması için içten ve dıştan her yönden baskı ve dayatmalar geliyor. Bu süreçte her türlü ekonomik, siyasi ve hatta askeri baskılar uygulanırken, hayati jeopolitik çıkarlarımızdan feragat etmemiz ya da başta Karadeniz olmak üzere Rusya’yı kışkırtmamız isteniyor. İktidar ve muhalefetin tarihimizin bu en zor döneminde jeopolitik çıkar alanlarımızda kayıplar yaşanmadan süreci nasıl atlatacağımızı siyaset üstü bir formatta tartışması gerekir.

YENİ SİYASET PARADİGMASI İHTİYACI

Görünen o ki emperyalizm iç siyasetimize müdahaleye devam ediyor. Amerikalı stratejist Henry Kissinger’ın 70li yıllarda söylediği şu sözü her zaman hatırlamak gerekir. ‘’Eğer bir demokraside etnik ve dini temelli siyasi partiler varsa o demokrasiler karmaşadan kurtulamaz.’’ Atlantik Yapı Türkiye’yi kendi jeopolitik çıkarlarına uygun kıvamda tutmak için etnik ve dini bölünme konusunda yaratıcı karmaşayı gerek siyasi partiler gerekse sivil toplum kuruluşları üzerinden ileri demokrasi mantrası altında teşvik etmeye devam etmektedir. Başarılı da olmuşlardır. En azından her iki konuda Cumhuriyeti kurarken temel ilkeler koyan ve uygulayan Atatürk’ten Türkiye’yi uzaklaştırmayı başarmışlardır. Bilgi çağında, 4G, suni zekâ, quantum bilgisayarları ve sahip olduğu akıllı telefon sayesinde tek başına haber merkezi ya da kanaat önderi haline gelebilen sokaktaki insan ve vatandaş için artık temeli Fransız devrimine dayanan demokrasinin, siyasi partilerin ve seçim sistemlerinin yeniden gözden geçirilme vakti gelmiştir. (Bu konuda Doçent Dr. Bilin Neyaptı’nın ‘’Devlet Yönetme Puanı’’ başlıklı yazısı okunmalıdır. https://www.veryansintv.com/bir-hayalim-var-devlet-yonetme-puani) Türkiye 1946 sonrası etnik ve dini temelli bölünmelerin, yolsuzlukların ve iktidara gelmenin devlet üzerinden zenginleşme aracı olduğu kirli iç siyaset ikliminden kurtulmalıdır. Ciddi bir sistem sorunu mevcuttur. Siyasi partilerde şeffaflık, hesap verebilirlik, istifa gibi toplumsal erdeme dayalı mekanizmalar körelmiştir. Bu körelmişlik topluma yansımakta ve toplumsa sözleşme ve uyum içinde bir arada yaşama istenci yara almaktadır. Diğer taraftan bu siyasi ortam emperyalizmin her türlü kışkırtmasına ve sömürüsüne açıktır. 15 Temmuz ve öncesinde yaşanan kumpas davalar süreci bunun en somut örneğidir. İçerde bu derece kirlenen sistem, dışarıda oluşan jeopolitik depremin hem tsunami hem de artçılarından etkilenir. Türkiye en kısa zamanda Atatürk’ün tesis ettiği kuruluş jeopolitiğine geri dönmeli ve Avrasya’da Türk dünyası başta olmak üzere Rusya ve Çin gibi Asya güçleriyle bağlarını ve ilişkilerini güçlü tutmalıdır. İçerde de Türkiye’yi denizden uzaklaştırıp, kıtaya iten; bölünme ve parçalanmaya kapı açtıran her türlü Atlantik destekli girişime direnç gösterecek yeni bir yapılanmaya ve siyasi iklime ihtiyacımız var. Türkiye Mahancı Atlantik yapıya rağmen hem denizde hem kıtada güçlü olmalıdır.