Cemevi sistemi mi, Ocak sistemi mi?

Ocak Sisteminin Yeniden İnşası Üzerine Bir Öneri

Cemevi sistemi mi, Ocak sistemi mi?

Bu makale, bir öneriden ve yol haritasından ibarettir. Geliştirilmek için her türlü görüş, eleştiri ve öneriye açıktır.

GİRİŞ

Alevi terminolojisinde temel inanç ve ilkelere “Yol” adı verilir. “Yol” çatı bir kavramdır ve hangi adla anılırsa anılsın bütün sürekleri kapsayan bir anlam genişliğine sahiptir. “Sürek” ise çok az farklılık gösteren yerel uygulamaları ifade eder. Sürekler, “Ocaklar” tarafından sürdürülür. Süreklerin kendi arasında “El ele el Hakk’a” ilkesi ise hayata geçirdiği Ocak Sistemi, tarih boyunca sürdürülebilir bir sosyal yapının temelini oluşmuştur.

Aleviliğin geleneksel toplumsal örgütlenme modeli Ocak Sistemi üzerine oturur. İslâm peygamberi Hz. Muhammed’in (s) soyundan gelen ocakzadeler ile taliplerden oluşan bu toplumsal yapı, İslam toplumun diğer katmanlarından Aleviliği ayıran en önemli özelliklerinden biridir. Aleviliği Alevilik yapan ve her türlü asimilasyona karşı ayakta tutan temel dayanak da budur. Alevi toplumunu kırsal hayata göre örgütleyen Ocak Sistemi, bütün tehditlere karşı Aleviliği ve Alevileri bir bütün olarak günümüze kadar taşıyan temel yapı olmuştur.

Cumhuriyetimizin banisi Atatürk, Sünniler için Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuş, Alevi-Bektaşi topluluklar bir süre benzer bir kurumdan yoksun kalmıştır. Dönemin şahitliklerinden anlaşıldığına göre, Atatürk sonraki dönemde Bektaşi babalarından Bektaşilikte bir reform talep etmiş ve bu koşullar atında Alevi-Bektaşi toplulukların kurumsal yapısını kurmayı önermiştir. Ne yazık ki, bu talep ve öneri Bektaşi babaları tarafından kabul edilmemiştir.

1950’li yıllardan sonra Türkiye’de meydana gelen hızlı kentleşme süreci ve hemen arkasından yurt dışına yaşanan işçi göçleri, Aleviliğin geleneksel örgütlenme biçimini güçlü bir tehdit altında bırakmıştır. Çünkü kırsal yaşama göre örgütlenen Ocak Sistemi, kent hayatına cevap veremez hale gelmiştir.

Kent koşullarına göre yeniden yapılandırıl(a)mayan Ocak Sistemi, bugün adeta işlevsiz haldedir. Bugün adı var, kendi yok bir Ocak Sistemi ile karşı karşıya bulunuyoruz. Başta düşkünlük olmak üzere musahiplik, rızalık gibi birçok toplumsal kurumun ve uygulamanın trajik çöküşü, gerçekte Ocak Sisteminin işlevini yitirmesinin kaçınılmaz bir sonucudur.

Alevi kurumlarını Ali’siz ateistlerle dolduran, Alevi gençlerini Medrese Sünniliği ve Şiiliğinin etkisi altında bırakan, Alevi dedelerini Sünni ilahiyatçıların takipçisi haline getiren, Alevi çocuklarını terör örgütlerine kurban eden… süreç, doğrudan doğruya Ocak Sisteminin çöküşü ile ilgilidir.

Bu süreç; “Hangi ocağa bağlısın” sorusunun cevabını bil(e)meyen yeni nesil bir talip kitlesi, kendi ocağına adını veren ulu atasının menkıbelerinden başka anlatacak bir donanımı olmayan eğitimsiz ve o kadar da kibirli bir ocakzade topluluğu ile Aleviliği baş başa bırakmıştır. Yıkık dökük de olsa halen ayakta duran Ocak Sisteminin, bir nostaljiye dönüşmesi an meselesidir.

MEVCUT DURUM

Alevilerin kentleşmesi ile Ocak Sisteminin dışında dernekler ve vakıflar üzerinden yeni bir toplumsal örgütlenme modeli geliştirildi, “Cemevi” adı verilen yeni ibadethaneler ihdas edildi. Bugün için Aleviliğin kurumsal ifadesi, Ocak Sistemi değil, dernekler ve vakıflar üzerinden Cemevi Sistemidir. Çünkü ocakzadelerden oluşan Alevi dedeleri, Cemevi yönetimlerinin altında sıradan din adamlarına dönüşmüş durumdadır.

Bugün Alevi toplumunun dini işlerini yürüten birkaç ana merkez ve çok sayıda bağımsız yapı vardır:

1- Veliyettin Ulusoy’un başını çektiği Hünkâr Hacı Bektaş Veli (Hünkâr) Vakfı: 200 kadar Alevi dedesi ve babası ile çok sayıda Cemevi Hünkâr Vakfı’na bağlıdır. Geleneksel olarak çok sayıda Ocağın (30 kadar) bağlı olduğu Hacı Bektaş Veli Ocağı’nın etki alanı oldukça geniştir.

2- İzzettin Doğan’ın başını çektiği Cem Vakfı: 500 kadar Alevi dedesi ve çok sayıda Cemevi Cem Vakfı’na bağlıdır. Alevi Vakıflar Federasyonu ve Alevi Dernekler Federasyonu, Cem Vakfı ve bileşenlerinin etki alanındaki çatı kuruluşlardır.

3- Alevi-Bektaşi Federasyonu (ABF): Bileşenleri arasında, çok sayıda şubesi bulunan birkaç kurum vardır. (Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri vb.) Tahmini olarak 500 kadar dede ve çok sayıda Cemevinin bağlı olduğu bir yapıdır.

4- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK): Avrupa’da faaliyet gösteren ve birçok ülkede kurumsal temsilcileri olan bu yapıya bağlı tahminen 400 dede ve çok sayıda Cemevi bulunmaktadır.

5- Bağımsız yapılar: Hiçbir yere bağlı olmayan ve bağımsız olarak hareket eden dedelerin ve Cemevi yönetimlerinin sayısı da azımsanmayacak kadardır.

Alevilik, bugün yukarıda sıraladığımız yapılar tarafından temsil edilmektedir. Bu kuruluşların neredeyse her biri farklı erkannameler yazmış ve ibadetler üzerinde değişikliğe gitmişlerdir. Özellikle cenaze ile ilgili uygulamalarda başlayan bu yozlaşma, olmayan erkennameler uydurmaya hatta mevtanın başında saç çalıp semah dönmeye kadar varmıştır.

Aslında durum bundan daha vahimdir. Aleviliğin temel inançları ve felsefesi yani bizatihi “Yol”un kendisi de tahrif edilmiştir. Aleviliğin İslam içi mi yoksa İslam dışı mı olduğu yolundaki tartışmalar, bu tahriflerin yarattığı doğal sonuçlar arasında görülmelidir.

ALEVİLİĞİN CELLADI: CEMEVİ SİSTEMİ

Vakıflar ve dernekler üzerinden hayata geçirilen ve bundan sonra “Cemevi Sistemi” (aslında sistemsizliği) olarak anacağımız bu sistem, Aleviliğin yaşamsal fonksiyonlarına yönelik çok sayıda tehdit içermektedir.

Sırasıyla bakalım:

* Cemevi, Alevi terminolojisi bakımından yeni bir kavramdır ve tarihsel temeli yoktur. Temeli olmayan her şey, er veya geç çökmeye mahkûmdur.

* Her ne kadar tekke ve dergâhların bir kısım işlevlerini yerine getirse de, Cemevi Sitemi, başta “ruh”, “liyakat” ve “örgütlenme” olmak üzere birçok bakımdan dergâhlardan ve Ocak Sisteminden uzaktır.

* “El ele el Hakk’a” ilkesi olmadığından, rızalık kavramının içi boşaltılmıştır. Düşkünlük uygulanamadığından disiplin yerlerdedir. Görünüşte bir örgütlenme vardır ancak gerçekte bir kargaşa durumu hâkimdir. Sürdürülebilir bir sistem yoktur.

* Karizmatik kişilikleri yok edilen dedeler, sıradan din adamlarına dönüştürülmüştür. Bundan sonraki aşamada dedeliğin ocaklarla ilgisinin koparılması izleyecektir.

* Cemevi Sistemi gerçek bir müfredat ve gerçek bir eğitimden yoksundur. Ortak bir müfredat olmayınca her kafadan farklı bir ses çıkmaktadır. Yapılan iyi niyetli çalışmalar da sonuç vermeye yetmemektedir.

* Eğitim ve liyakat olmadığından Cemevi yapıları her türlü yabancı etkiye açık haldedir. Başta, bir kısmı kendini terörist gruplara eklemlemiş çağdaş Haricilik (Ali’sizlik) olmak üzere, Alevi itikadına yabancı birçok unsur cem evlerinde kolayca yer bulabilmektedir.

* Cemevi Sistemi, Alevi toplumunu ateizmin, Sünniliğin ve Medrese Şiiliğinin asimilasyon gücünden koruyamamaktadır.

* Ortada bir sistem adı altında bir sistemsizlik olunca, devlet nezdinden en meşru talepler bile kabul görmemektedir.

Özetle Cemevi Sistemi, Aleviliğin geleceğini inşa edemez; çünkü bu sistem bir “ruh” ve “öz” sistemi değil, bir “bina” ve “şekil” sistemidir. Cemevi Sistemi cenaze evi sistemine dönmek üzeredir ve bu cenaze evlerinden kalkan son cenaze, Aleviliğin cenazesi olacaktır.

ALEVİLİĞİN ‘ÖZ’Ü

Aleviliğin kutlu bir gelecek inşa etmesinin yolu, Ocak Sistemini kent koşullarına göre uyarlaması ve bu sisteme yeniden hayat vermesi ile mümkündür. Alevi toplumunu kendi ayakları üzerinde tutacak ve asimilasyonunu engelleyecek yegâne çözüm de budur.

Ocak Sisteminin yeniden inşasında esas alınması gereken temel referanslar Aleviliğin yazılı ve sözlü kaynakları ile geleneksel uygulamalarıdır.

Aleviliğin özü, temel kaynaklarındadır.

Bunlar;

* Kur’an-ı Kerim.

* Hz. Muhammed’in buyrukları.

* On İki İmam’ın buyrukları.

* İmam Ali Rıza (a)’ın manevi gölgesinde Horasan bölgesinde boy veren İslam irfanı ve aydınlanması.

* Ocaklarımıza adlarını veren hakikat erlerinden kalan yazılı metinler.

* İnancı bugüne taşıyan öteki inanç ve kanaat önderlerinden kalan yazılı metinler.

* Günümüze ulaşan sözlü kaynaklar.

* Geleneksel uygulamalar.

“YOL”UN TEMEL İLKELERİ

Aleviliğin yazılı ve sözlü kaynakları, Aleviliğin temel ilkelerini aşağıdaki gibi göstermektedir:

* Alevilik; Hakk-Muhammed-Ali yoludur.

* Alevilik; İslam’ın özü ve ruhudur.

* Alevilik; On İki İmam bağlısıdır.

* Alevilik; Ehlibeyt’i sevmeyi ve onlar gibi olmayı esas alır.

* İnanç ve ibadetler Dört Kapı Kırk Makam esasınca düzenlenmiştir.

* Alevilik; Türkmenlerin İslam’ı algılama biçimi olarak doğmuştur.

* Alevilik bir inançtır; Romanlar ve Arnavutlarda olduğu gibi her kişi ve toplum Alevi olabilir.

* Alevilik; kültürü, inanç konusu yapmaz.

* Alevilik; kişi odaklı değil sistem ve hukuk odaklıdır.

* Alevilik; razılık/rızalık ilkesini esas alan bir temel üzerine oturur.

Ocak Sistemi içinde yer alan bütün inanç ve kanaat önderleri, bu esasları benimsemiş olmalıdır. Eğitim müfredatı da bu esaslar üzerinde yapılandırılmalıdır.

YENİDEN OCAK SİSTEMİ

Alevi toplumunun gelenekle bağını koparmayan ama kent koşullarına uygun yeni bir örgütlenme modeline ihtiyacı vardır. Ocak temelli bu örgütlenme modelinde «Elele el Hakk’a» ilkesi esas alınmalı ve iç düzen hukuk temelinde sağlanmalıdır. Ocak sisteminin, yeni yapısına kavuşmasını en pratik, sağlıklı ve sürdürülebilir yolu vakıf kuruluşları üzerinden örgütlenmesidir.

Bazı tartışmaların önüne geçmek için örgütlenmede temel çalışma prensipleri olmalıdır. Bunlar:

* Bütün ocakların mevcut durumları korunmalıdır.

* Hiç bir ocak, diğeri üzerinde egemenlik kurma uğraşı içinde olmamalıdır.

* Mürşit Ocağı [buna yasal zorunluluklardan dolayı Merkezi Ocak da denilebilir] ve bağlı ocak tartışmalarına girilmemelidir.

* Her ocak kendi iç örgütlenmesi gerçekleştirmelidir.

* Her ocak kendi talip toplulukları ile iletişime geçmeli ve hizmetini vermelidir.

BİR OCAK BİR VAKIF

Bütün ocakların inanç ve kanaat önderleri, kendi ocaklarının adını taşıyan bir vakıf kurmalıdır. Yani her ocağın kendi adını taşıyan bir vakfı olmalıdır.

Vakıflarda görev alacak kişiler, vakfın adını taşıdığı ocağa mensup olmalıdır. Yukarıda belirttiğimiz temel kaynakları, temel ilkeleri ve çalışma prensipleri kabul eden kişilerden oluşmalıdır.

Mütevelli heyetlerindeki kişi sayısının 12, 14, 17 gibi Alevilik sembolizmine uygun rakamlardan seçilmesi anlamlı olur. Bunun gibi yönetim kurulu da Ehlibeyt’i sembolize eden 5 kişiden oluşturulabilir.

Vakıfların mütevelli heyetleri ile yönetim kurullarında kendi alanında yetkin taliplere de eşit oranda yer verilmelidir. Ocakzadeler ve talipler arasında bir denge sağlanmalıdır.

Kalabalık heyetler, hızlı hareket edip verimli iş üretemezler. Hem mütevelli heyetinin ve hem de yönetim kurulunun az kişiden oluşması yararlı olur.

Özellikle başka cem evlerinde, başka dernek ve vakıflar bünyesinde görev yapan ocak dedeleri ana bünyeye dâhil edilmelidir. Böylece Cemevi Sisteminin içi boşaltılmalıdır.

Bu vakıfların genel merkezinin kutsal mekânlarının bulunduğu ana yerleşmelerde olmasında fayda vardır. İhtiyaç duyulması halinde her ülkenin şehirlerinde şube açmalıdır.

Dedeler eğitimden geçtikten sonra, bağlılıkları devam eden taliplerin hizmetlerini yürütmeli, bağlılıkları azalan veya kopan taliplerine ulaşmalıdır.

Ocağa ait kutsal mekânlarda periyodik ve sürekli etkinlikler düzenlemeli ve böylece taliplerin bağını artırmalı, inancı diri tutmalıdır.

Vakıfların ekonomisi hakullah gelirlerine dayanmalıdır. Hakkullahların toplanması ve harcanması tamamen şeffaf olmalıdır. Hakullah zenginleşme aracı olmamalı, her yıl bütün gelir-gider bilançosu açık kaynaklardan ilan edilmelidir.

Devletten sabit gelir ve bütçe talep edilmemelidir. Din hizmetleri, bağlıların bağışları ile yütürülmelidir.

“MÜRŞİT OCAĞI” VE “BAĞLI OCAK”

Bilindiği üzere, hakkında en çok tartışılan konulardan biri mürşit ocaklarının hangileri olduğudur. Bu konuda çok çalışma yapılmış ancak kesin bir sonuca ulaşamamıştır. Bu nedenle Mürşit Ocağı [Merkezi Ocak] ve bağlı ocak tartışmalarından uzak durulmalı, fiili durum kabul edilmelidir.

Mürşit Ocağı [Merkezi Ocak] olarak kabul edilen ocaklar ile bağlı ocaklar kendi aralarında anlaşarak önerilen örgütlenme modelini uygulamalıdır. Burada esas olan bağlı ocakların oy birliği ile merkezi ocağa bağlılığını ikrar etmesidir.

Bir ocağın başka bir ocağa bağlılığı konusunda ocağın inanç ve kanaat önderleri arasında anlaşma olmazsa, oy çokluğu ile hareket edilmelidir.

Kesin bir anlaşma olmazsa, söz konusu ocak herhangi bir mürşit ocağına bağlanmadan bağımsız olarak hizmetine devam etmelidir. [Daha sonra yapılan akademik araştırmalarla mürşit ve bağlı ocakların durumu netleştirilecektir. Yine de son karar, ilgili ocağın inanç ve kanaat önderlerine ait olacaktır.]

‘MÜRŞİT OCAĞI (MERKEZİ OCAK) MECLİSİ’

“Mürşit Ocağı [Merkezi Ocak] Meclisi”, Mürşit Ocağı [Merkezi Ocak] ile bağlı ocakların temsilcilerinin bulunduğu yapıyı ifade eder.

Mürşit Ocağının post dedesi meclise başkanlık etmelidir.

Her ocaktan bir dede ve bir talip temsilci olarak seçimle işbaşına gelmelidir.

“Sürek” ile ilgili bütün yerel kararlar ve çalışma konuları burada karara bağlanır. Bütün konular Ocak Meclisinde görüşüldükten sonra karara bağlanmalıdır. Görüşülen konular için gerekirse uzmanlardan görüş alınabilmelidir.

Alınan kararlar, “Yol”un temel ilkelerine, Aleviliğin yazılı ve sözlü kaynaklarına aykırı olmamalıdır.

Başta dedelik olmak üzere bütün din görevleri disipline edilmelidir. Eğitim ve liyakate dikkat edilmelidir.

Bütün yetki belgeleri, Mürşit Ocağı [Merkezi Ocak] post dedesinin mührü ve imzası ile verilmelidir.

‘YOL MECLİSİ’ VEYA ‘ALEVİ-BEKTAŞİ MECLİSİ’

“Yol Meclisi”, Alevi-Bektaşi toplumunun bütün sorunlarının ve bütün konuların görüşüldüğü, karara bağlandığı bir merkezdir. Bu meclis, siyasi bir oluşum olmamalıdır.

Mürşit, bağlı veya bağımsız ocak ayrımı gözetmeksizin her ocağın iki temsilcisi bulunmalıdır. Temsilciler; bir dede ve bir talipten oluşmalı, ocakların kendi iç seçimleri ile belirlenmelidir.

“Yol”a bağlı bulunan bir diğer yapı da Babağan Koludur. Babağan kolu mutlaka Yol Meclisinde yer almalıdır. Babağan kolu, üç ayrı dedebabalık haline bölünmüş durumdadır. Üç dedebabalığa üç ayrı temsilcilik verilmelidir.

Yol Meclisi başkanlığı, bütün üyelerin tek oy hakkının bulunduğu bir seçimle belirlenmelidir. Başkan, sadece Mürşit ocaklarının başındaki dedelerden veya Babağan dedebabaları arasından seçilmelidir.

Mürşit Ocaklarının başındaki dedeler ile Dedebabalar Meclis başkanının seçime gerek kalmaksızın yardımcıları olmalıdırlar. Görüşülecek konuları ve öncelik sırasını bu komisyon belirlemelidir.

Yol Meclisi çatısı altında Cem evleri Kurulu, Bilim Kurulu, İnanç Kurulu, Eğitim Kurulu gibi ihtiyaç duyulan kurullar oluşturulmalıdır.

Yol Meclisi, Alevilerin bulunduğu her yerde temsilcilikler açmalıdır. Talip topluluklarının bağlı bulundukları ocaklara göre Yol Meclisi taşra teşkilatlarında yeter sayıda dede, rehber, hoca vb. görevlendirilmelidir.

Dini hizmetleri yürüten merkezler, prensip olarak her yerleşmede bir tane olmalıdır. İhtiyaç halinde sayısı artırılmalıdır.