Devlet’in teorisi ve siyasetin sosyetesi

Yavuz Alogan yazdı...

featured
service

Pazar günleri gün doğumunda bisiklet sürerken Devlet teorisini kaldığım yerden düşünmeye devam ediyorum.

Elbette her teori kurgusaldır. Teorik şablonu nesnel koşulların üzerine yerleştirir, uyumsuz yerleri yorumlayarak, yontarak ya da görmezden gelerek teoriyi doğrulamaya çalışırsınız. Bu konuda bizim kuşak dünyada eşine pek rastlanmayan bir yetenek geliştirmiştir. Şimdi bile Rusya’nın ya da Çin’in dış politikasını teorik şablon olarak ülkenin üzerine yerleştirmeye çalışanlar var.

Her devletin teorisi ve ideolojisi vardır. Bizim devletimizin Kuruluş teorisi, tam bağımsız üniter ulus-devletin kendi imkân ve kabiliyetleriyle ekonomik ve toplumsal kalkınmayı gerçekleştireceğini öngörür. Bu teorinin ideolojisi Aydınlanma, laiklik ve bilim yolunda ilerleme düşüncesidir.

Bu öngörü ve düşünce, tam bağımsızlık ve laiklik bağlamında önemli tavizler verildiyse de, 12 Eylül askerî darbesine kadar ana hatlarını muhafaza etti.

Darbeci generaller, o günün dünya koşullarında (Reagan-Thatcher neoliberalizmi, 1979’da neredeyse eşzamanlı  İran Devrimi ve  Rusya’nın Afganistan’ı işgali), ABD’nin   Sünnî İslâm’ı esas alan Yeşil Kuşak  stratejisine uygun teorik/ideolojik çerçeveyi, Aydınlar Ocağı’nın 1979’da düzenlediği “Türkiye’nin Sosyo-Kültürel ve Ekonomik Meseleleri” seminerinde öne sürülen fikirlerde buldular. Türk-İslâm Sentezi Devlet’in resmî ideolojisi oldu.

Siyaset, ekonomi, eğitim, kültür, kamu yönetimi, her şey bu yeni ideolojiyle şekillendi. İmam Hatipler hızla yayılmaya, Evren asker üniformasıyla mitinglerde ayet okumaya, “takunyalı” Özal ekonomiyi özelleştirmeye, Fethullah gibi unsurlar darbeye övgüler düzerek hızla örgütlenmeye başladı.

Denklemin Türk milliyetçiliği tarafı zayıflarken siyasî İslâm tarafı güçlendi, kitleselleşti. 12 Eylül’ün yarattığı dalgalanma Erbakan’ın partisini iktidar katına yükseltti.

“Sentez” dağılarak, yerini “tez”e bırakmıştı. Cumhuriyet Devrimi’nin antitezi olan siyasî İslam, Devlet’i aşağıdan istila etmeye, yukarıdan kuşatmaya başladı.

Kemalist askerler, 28 Şubat 1997’de, 18 maddelik bir laiklik programıyla gidişatı durdurmaya çalıştılarsa da, inanılmaz bir aymazlık ve demokrasi budalalığına kapılarak AB hayalleri gören siyaset sosyetesini ikna edemediler.

AKP’yle birlikte teori ortadan kalktı, bu kez Müslüman Kardeşler ideolojisi evreler hâlinde Devlet’i ele geçirdi. Üniter ulus-devlet düşüncesi zayıfladı, millet ümmet olarak yeniden tanımlandı, 36 etnik gruptan oluşan bir “anasır-ı İslam” federasyonuna doğru dört nala koşan AKP’nin Reis’i 2013’te “Biz bütün milliyetçiliği ayaklar altına almış iktidarız” diyerek Çözüm Süreci’ni ülkenin toprak bütünlüğünü tehlikeye atacak ölçüde derinleştirdiğinde ipler koptu.

AKP’nin millî misak’ı hiçe sayan dinci ve bölücü siyasetleri seçmende tepki yarattı. 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP ilk kez meclis çoğunluğunu kaybetti fakat beş ay süren kanlı bir dönemin ardından 1 Kasım 2015 seçimlerinde sandıktan tek parti olarak çıktı.  Çözüm Süreci’nden vazgeçmiş, sadece siyasî İslam’la iktidarda kalamayacağını anlamıştı.

Cumhur İttifakı’na giden yol böylece açıldı. Çekirdeğini AKP-MHP’nin oluşturduğu yeni Türk-İslam sentezi 1980’lerde oluşturulan sentezin karikatürüydü. Aslında AKP emperyalist sistem açısından görev sürecini tamamlamış, raf ömrünü doldurmuştu. 15 Temmuz darbe girişimi Saray’ın bu acı gerçeği anlamasını sağladı. Ülke içinde karşıdevrimini hızlandırırken, emperyalist sistemin güvenini yeniden kazanmaya çalıştı.

Bu arada emperyalist sistem siyasî partilerin tamamını operasyondan geçirerek, onları elçiliklerden yönlendirerek yepyeni ve “çağdaş” bir siyaset sosyetesi yaratmıştı. Keresteden yontulmuş yeni pinokyolar, mahcup muhafazakâr üçüncü sınıf politikacılar, AKP döneminin dış politika ve ekonomide yaptıklarından sorumlu   konserve şahsiyetler, kontrgerilla prensesleri ve daha pek çokları “güçlendirilmiş parlamento” gibi belirsiz bir formülle ittifak kurdular. Maskeli sosyetenin liderleri Kemalist Devrim’in ezdiği kesimlerle “helâlleşerek,” ağlamaklı bir ses tonuyla “zevzeklik” ederek, halka mikrofon uzatıp acıklı sahneler yaratarak ve ülkenin en kritik sorunlarının çevresinden dolanarak Saray rejimini devralmak için harekete geçtiler.

Saray el değiştirince her şeyin değişeceğini sanan halk, söyleminden tavırlarından pek bir şey anlamadığı bu yeni siyaset sosyetesinin maskeli işbirlikçi şeflerini mecburen meydanlarda toplanıp alkışlamaya, onlarla birlikte ağlaşmaya başladı.

İktidardan indiği anda yargılanıp mahkûm olacağını anlayan Saray panik hâlinde ülkeyi bu kez yabancılara yağmalatmaya, Devlet’in haysiyetini beş paralık ederek para dilenmeye; göç politikasıyla Batı’yı, kasıtlı yoksullaştırmayla halkı kendine mecbur bırakmaya, böylece ülkeyi dönüşü olmayan bir yola sokmaya çalıştı.

Yeni Türk-İslam Sentezi’nin milliyetçilik tarafını MHP’yle takviye ederken milleti Diyanet ve tarikatlar marifetiyle baskı altına aldı ve nihayet Devlet’i bir mafya şebekesine dönüştürdü.

Ümit Özdağ’ın iktidar katında panik yaratmasının sebebi Türk milliyetçiliğini Cumhur İttifakı’nın gerçek niteliğini açığa çıkaracak şekilde tanımlamış olmasıdır. Siyaset sosyetesinin eleştiri ve yakınmalarını dikkate almayan Saray ve MHP, küçük bir partinin göç komplosunu deşifre edip “ensar/muhacir” saçmalığını mahkûm etmesi ve bütün bunları Türk milliyetçiliği kimliğiyle ve meydan okuyan bir dille yapması karşısında dehşete kapıldı.

Koro hâlinde Özdağ’a hakaret etmeye, onun Sorosçu, emperyalizmin ajanı, turuncu devrimci, esfeli safilin, hayvandan aşağı, karışıklık ve provokasyon peşinde bir komplocu olduğunu ilan ettiler. Sayın Bahçeli, devlet mafyası Çakıcı’ya bilimsel bir tehdit mektubu bile yazdırdı; Akşener “İttihat ve Terakki, hürriyet, kardeşlik, meşveret” diye bağırarak Özdağ’ın çıkışını dengelemeye çalıştı; solcu gibi duran bazı aptal liberaller “ne de olsa kadın tarih öğretmeni” diyerek onu övdüler.

Özdağ’ın müktesebatı Saray’ın yeni Türk-İslam sentezi maskesini düşürmeye, onun ardındaki mafya benzeri işbirlikçi şebekeyi açığa çıkarıp mahkûm etmeye uygun olduğu için çok korktular. İktidar ve Özdağ’ın “sarı muhalefet” dediği siyaset sosyetesi, bu aykırı sesi susturmak için ellerinden geleni yapacaklardır.

Neyse, uzatmayalım…

Özetle, Özdağ’ın gördüğü ilgi seçmenin karışık mesajlar veren, imal edilmiş “çağdaş” siyaset sosyetesini yadırgadığını, gerçekleri söyleyerek meydan okuyan bir sese hasret kaldığını ortaya koydu. Sayın Özdağ’a ve partisine iyi şanslar, başarılar diliyoruz. Namık Kemal’in dediği gibi, “Fedakârın kalır ezkârı dâim kalb-i millette.”

Saray rejiminin son bir vuruş yaptıktan sonra seçimlere gideceği, kazanamayacağı seçime asla girmeyeceği kesinlikle anlaşılmıştır. “15 Temmuz’da yarım kalan işimizi tamamlayacağız, bekliyoruz; kaos planı yapacak cici arkadaşlarımızı, yeni Sorosları, yeni Soros’un Kavalaları’nı bekliyoruz” diyen kişi ülkenin içişleri bakanı olunca ciddiye almak lazım…

Türkiye yakın tarihinin en tehlikeli yol ayrımında duruyor.  [email protected]

Devlet’in teorisi ve siyasetin sosyetesi

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

8 Yorum

  1. 1 hafta önce

    Siyaset sosyetesinin içinde yer alan, Türk-İslâm Sentezinin içinde yer alan ve bunların söylemlerinin halka empoze edilmesinde ve yaygınlaştırılmasında yeri olan sözde aydınlar ve medyanın içinde yer alan Türk olmayan kişiler denklemin dışında bırakılmış.

  2. Teşekkürler sayın hocamız yine harika bir analiz.

  3. 1 hafta önce

    “Elbette her teori kurgusaldır. Teorik şablonu nesnel koşulların üzerine yerleştirir, uyumsuz yerleri yorumlayarak, yontarak ya da görmezden gelerek teoriyi doğrulamaya çalışırsınız. Bu konuda bizim kuşak dünyada eşine pek rastlanmayan bir yetenek geliştirmiştir. Şimdi bile Rusya’nın ya da Çin’in dış politikasını teorik şablon olarak ülkenin üzerine yerleştirmeye çalışanlar var.”

    Şu paragrafın son cümlesini kendi menfaatleri doğrultusunda yapan, hatta siyasal islamcı bir zihniyet ise bu; doğrudur katılırım. Hatta bu yüzden başka ülkelerin dış politikası gibi görünür bu iş.

    Yazının geri kalan kısmında tüm bahsettiklerinizin hepsi birer sonuç.

  4. 1 hafta önce

    Beni sansürlüyorsunuz.. Eyvallah! Bundan onbeş yıl önce de bu günleri görüp uyaran yazılar yazdığım için başkaları beni sansürlüyorlardı. Ne ben doğru bildiklerimi yazmaktan geri durdum, ne de hakikatlar ortaya çıkmaktan.

  5. 1 hafta önce

    Şu an Ümit Bey’in arkasında durmalıyız. Tüm gücümüzle bu cepheyi desteklemeliyiz. Yoksa ülke elden gitti gider. Köprüden önceki son çıkış

    • 7 gün önce

      Çok doğru, daha önce Kılıçdar, sonra Meral için de doğru olduğu kadar…

      Cevapla
  6. 7 gün önce

    Felaket tellallığı bitmiş yazınız. Ümit Özdağ’ın konuyu ırkçı bir düzlemde tırmandırdığını nasıl görmezden geliyorsunuz? Gerek ekonomik, gerek savaş sebebiyle olsun bütün göç hareketlerinin müsebbibi emperyalizm değil mi? Ümit Özdağ’a sarosculuk yakıştırması hiçte yeni değil. MHP genel başkan adaylığı sırasında da söylenmiştir.

  7. 7 gün önce

    Çok doğru, daha önce Kılıçdar, sonra Meral için de doğru olduğu kadar…

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!