Ekonomi Reform Paketi

Ekonomi Reform Paketi

Tepeden tırnağa muhteşem! Adeta yeni göreve gelmiş bir iktidar edasıyla sunulan bu mükemmel programa göre, artık her sorun çözülecek, herkes iş bulacak, herkes yatırım yapacak, ekonomi, finans uçacak...gerçekten ama gerçekten, bu kez Marslılar dahil herkes bizi kıskanacak!

Peki ama 19 yıl büyük Türkiye sayelerinde zaten dünya gücü olmuştu da bu kadar reform neden gerekti? Anlaşılmayan bir yön bu, ama o kadar kusur da olsun. Biz yine de meleğin savcılığını yapalım:

Ailece üçlemeleri sevdiklerini billiyoruz ya, bu kez de “istihsal, istikrar ve istikbal”den dem vuran Cumhurbaşkanı, bu açılardan ülkeyi çok yukarıya taşıdıklarını belirtti. Oysa, biliyoruz ki, 2000’lerin başındaki avantajlı küresel ortam ve IMF güdümlü kurumsal reformlar sayesinde düşen enflasyon etkisine rağmen 19 yıl boyunca büyüme o derece istikrarsız ve yetersiz kaldı ki istihdam, ve iş gücüne katılım büyümedi, işsizlik Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdı ve istikbal ümidi kalmayan gençler de gözünü her zamandan fazla yurt dışına dikti.

Cumhurbaşkanı kamu borcu sadece yüzde 40 diyor, ama yine hatırlatalım: Türkiye’nin toplam dış borçluluğunun iktidarı devraldıkları 2002 yılını aştığını, yüzde 60’a varmış olduğunu göz ardı ediyor.

Pandemi döneminde tüm dünya yerinde sayarken biz büyüdük diyor. Oysa resmi enflasyon oranının gerçekleşmenin yarısı olarak raporlandığı bir ülkede, büyümenin de abartıldığını her ekonomi öğrencisi anlar; buna bir de gelir ve refah dağılımının krizleri takip eden yıllarda daha da bozulduğu eklenirse, milletin büyük kesiminin büyümeden payını almadığı da ayan beyan ortaya çıkmakta.  

60 küsür yıl sonra sanayide büyük bir gelişime şahitlik etmişiz!  Ama bırakın istihdamda gerilemeyi, bu açıklamanın yüksek teknoloji ürünlerinin ihracat payının hala sadece yüzde 3’ü civarında kalmasıyla, ithal girdiye bağımlı üretim ve ihracat nedeniyle cari açığımızın artışıyla nasıl örtüştüğünü anlamak kolay değil.

Makroekonomide kırılganlıkları özellikle siyasi sistem değişikliğiyle engelleyip, şeffaflıkta, güvende ve hesap verebilirlikte önemli gelişmeler sağladık diyor. Vergilerimizin belediyeler aracılığıyla cemaatlere bağışlara, kamu varlıklarımızın faaliyetlerinin Varlık Fonu aracılığıyla Sayıştay denetiminden kaçırılmasına, Merkez Bankası ihalalerinin 2014’den beri raporlanmamasına, TÜİK’in  girdi-çıktı istatistiklerini yayımlamamasına, tüketici güven endeksinde düşüşlere rağmen bu gelişme nasıl sağlanmış, sanırım ben o kısmı farketmemişim...

Mali disiplinden, israfa son vermekten bahsederken, ana israf kaynağı olan seçilmiş şirketlerin rekabet dışı kamu fonlarıyla finanse edilen projelerine verilen kapasite üstü kamu garantilerinden, saraylardan ve lüks konvoylardan bahsetmesi zaten beklenmezdi ama ... bir ümitti, o da yitti.

Madencilik ve enerji sektörlerinide rekabetçilikten bahsetti Cumhurbaşkanı. Oysa stratejik önemi haiz olan bu sektörlerde kamunun ağırlığı olması gerekliliğinin hala anlaşılmamış oluşu ne dram!

Eğitimin niteliğini istikrarsız ve gitgide felsefeyi, bilimsel yaklaşımı ve fırsat eşitliğini arka plana iten eğitim politikalarıyla bozan, gençlerimizin ilk fırsatta yurt dışına gitmeye özenmelerine ve hızla artan beyin göçüne yol açan bu iktidarın, ekonomimin genç ve nitelikli insan gücünden faydalanacağını söylemesi de gerçeklik ötesi söylemlerinin bir başka örneği. 

Sezarın hakkı Sezar’a: Vergi işlemlerinde, kamu alım ihalelerinde standardizasyon ve dijitalleşmeye yapılan vurgu, teknolojideki küresel gelişmelerle uyumlu ve tabii olumlu. Aynı şekilde Kamu Özel İşbirliği kanunu; proje değerlendirme ve tüm süreçlerinde stanadizasyon ve öngörülebilirlik; ve KİT’lerin reformu üzerine çalışmalarla küresel boyutta rekabetçilik hedefleri de olumlu...Tabii 19 yıl sonra gerçekleşmeyen müjdeler yorgunuyuz, o ayrı. 

Dene-yanıl iktidarının ana özelliği: Kurum kapat, kurum aç ... bunun adı reform olsun! 

Sık sık yeni, yepyeni kurumlardan başı dönen millete reformların, sanki yepyeni bir devlet kurarcasına,  nasıl sonsuz bir yelpazeye dağıldığını anlatan yeni kurum müjdeleri de verdi Cumhurbaşkanı. Hala sabırla takip etmeye çalışan ekonomist ve ekonomi yazarları şimdi de bu yeni kurumları öğrenmek durumunda:

·   Ekonomi Koordinasyon Kurulu (Cumhurbaşkanı Yardımcısı’na bağlı);

· Finansal İstikrar Komitesi (Hazine ve Maliye Bakanlığı altında);

·  Yatırım Uyuşmazlığı Kurumu;

·  Döner sermaye ve yerel yönetim bütçelerinin, finansal risk yönetiminin merkezileşmesi;

· “TÜİK’i ilişkili kuruluş haline dönüştürüyoruz” ... Kiminle ilişkili? Ya da zaten ilişkisiz miydi? bunlar aklagelen bazı sorular

· Yeni yatırım teşvik sistemi (tabii ki yeni!)  ;

·  Sağlık Endüstrileri Bşkanlığı (peki Hıfzıssıhha neden kapatıldı diye sormak gerekli !) 

· “Cumhurbaşkanlığı Himayesinde” Yazılım ve Donanım Endüstrileri Başkanlığı  (Bu fonksiyon Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bünyesinde neden olmuyor sorusu sizin de aklııza geliyor mu?)

· Piyasa Gözetim ve Denetim Koordinasyon Kurumu  (hem de bağımsız !!)

Peki, tüm bu kurumların fonksiyonlarını zaten yerine getiren ve getirmesi gereken devlet kurumlar yok muydu? (sanırım vardı) Var idiyse neden kapatıldı? kapatılmadı ise, hangi kurumun hangi fonksiyondan sorumlu olacağı, yani hesap verebilirlik konusu, daha da çıkmaza girmez mi?

Konuşmanın birlik ve beraberlikten sözederek bitişi, bu tadından yenmeyecek kadar lezzetli reform pastasının üzerine konan bir vişne tanesi gibiydi!