Emperyalist alışkanlıklar

Emperyalist alışkanlıklar

1990’lı yıllar.

Deniz Kuvvetlerimizin Türkiye’de imal edilmiş MEKO sınıfı firkateynlerinden TCG YILDIRIM ile bir NATO görevindeydik.

İngiltere, ABD, İtalya, Yunanistan, Portekiz ve Türkiye’nin gemi verdiği bir görev grubu içindeydik.

Görevimiz Körfez Savaşı’nı dikkate alarak Akdeniz’de kontrolü sağlamak ve eğitimler yapmaktı.

Üç dört ay süren bu görev sürecinde Portekiz gemisinin komutanı bizim geminin subayları ile çok yakınlık kurmuştu.

Her limana varışımızda Portekizli komutan neredeyse bizden önce gemimizin subay salonunda yerini alıyordu.

Sohbeti çok seven, yemeklerimizi de beğenerek yiyen bir konuğumuzdu.

Gemisinin eskiliğinden çok şikâyetçiydi.

Gemisinin mevcut olanakları ile yeterli bir savaş gücünün olamayacağını iyi biliyordu.

Harekât esnasında kendisine yardım etmemizi özellikle istiyor, “Lütfen ayıp olur diye düşünmeyin, beni her konuda uyarabilir, tavsiyelerde bulunabilirsiniz” diyordu.

Biz de mümkün olduğu kadar isteğini yerine getiriyorduk.

Bir gün aramızda gelişen dostluğa dayanarak merak ettiğimiz şeyi sorduk.

“Komutan, geminiz çok eski ve modern harpte bir işe yaramaz. Bunu siz de söylüyorsunuz. Portekiz neden bu gemiyi hala görevde tutuyor?”

Portekizli komutan bizim aklıma gelmeyen nedeni yüzünde hafif bir gülümseme ile açıklamıştı.

“Biliyorsunuz Afrika’da eski zamanlardan kalma sömürgelerimiz var. Bizim gemi çok eski ama baş taraftaki topu görüyor musunuz, müthiş ses çıkaran bir toptur o. Yılda bir kez Afrika kıyılarına gider, sömürge ülkelerde kara bombardımanı* yaparız. Topun sesi o bölgedeki halkı etkiler. O etki bir yıl idare eder. Bu nedenle hâlâ bu gemiye ihtiyacımız var”

*  *  *

Geçen hafta Fransa’nın Doğu Akdeniz’e bir uçak gemisi göndereceği haberlerini okuyunca Portekizli komutanın anlattıklarını anımsadım.

Portekiz sömürge döneminin geçtiğini, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını biliyor ama alışkanlıklarından vaz geçemiyor ve geçmişte yaptıklarını yine yapmaya devam ediyordu.

Portekiz gemisinin top atışlarını duyan Afrika halkı korkarak efendilerinin isteklerine boyun eğiyordu belki de.

Fransa Türkiye’yi korkutmak için mi uçak gemisi gönderiyor?

Fransa’nın bu kadar çaresiz ve akıl dışı davranması ilginçtir.

Sömürgeci geçmişi olan bir devletin geleneksel ama akıl dışı bir davranışı…

1990’lı yıllardaki Portekiz gibi davranıyorlar.

Daha iyi bir çözüm akıllarına gelmiyor.

*  *  *

Sömürgeci devlet kendi çıkarını hiçbir hukuk kaygısı, hiçbir adalet düşüncesi olmaksızın ister ve isteğine karşı çıkılmaması için de sopasını gösterir.

Muhatap devlet de yıllardır sömürüldüğü ve buna da alışkın olduğu için sesini çıkarmaz, kendisine sunulan sahte bir güvenlik duygusu içinde yaşamını sürdürür.

Oysa Fransızların göremediği ya da görmek istemediği şey Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl kurulduğudur.

Cumhuriyetimiz emperyalist devletlere karşı verilen büyük bir mücadele ve savaş sonunda kurulmuştur.

Bu cumhuriyetin vatandaşları kuruluşundan beri sömürücü devletlere saygı ve sevgi ile değil büyük bir eleştiri ile yaklaşır.

Fransa’nın bizi korkutmak istediği askeri gücü Cumhuriyetimizin kuruluş aşamasında da önemli bir güçtü.

Ama Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları çevresinde kenetlenen Türk halkı bu güce rağmen isyan etmeyi başardılar.

Bağımsız olamayacaklarsa ölmeyi tercih eden bir seçimle emperyalist ülkeleri topraklarından kovaladılar.

O günden bugüne de genç Türkiye Cumhuriyeti eksikliklerini tamamlayarak gelişti ve güçlendi.

Türkiye’nin kendi ulusal askeri donanımını sağlamak için verdiği çabalar FETÖ kumpasları ile durdurulmak istendi.

Bu tam başarılamayınca hain bir darbe girişimi bile denendi.

Türk Silahlı Kuvvetleri aldığı bu çok ciddi darbelere rağmen ulusal hedefini korudu. Yeniden kendini toparlamaya ve etkinliğini artırmaya başladı.

Fransa’nın anlayamadığı şey Cumhuriyetimizin kuruluş ilkeleridir. Bu cumhuriyet emperyalizme karşı mücadele ederek, o devletlere rağmen kurulmuştur.

Yunanistan’ın da anlayamadığı şey budur.

Yunanistan ilk var oluşu dahil hiçbir zaman tek başına bir başarı elde edememiştir.

Kuruluşundan beri toprak kazanımlarını hep başka ülkeler marifetiyle sağlamıştır.

Yunanistan alışkanlığını bugün de sürdürmektedir.

Ege ya da Doğu Akdeniz’de tezler ileri sürdüğünde bunu emperyalist ülkelerin desteğini alarak yapmaktadır.

Oysa emperyalist ülkeler Yunanistan’ı savaşacak unsur, Doğu Akdeniz’i de paylaşılacak alan olarak görmektedirler.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Anadolu’yu da aynı yöntemle paylaşmak istemişler ve Yunanistan’ı piyon olarak sahaya sürmüşlerdir.

Türkiye tarihinden ders almış olarak bugün sahadadır. Ama anlaşılıyor ki Yunanistan tarafında böyle bir bilinç yoktur.

Yunanistan tarihinde hep başka ülkelerin kontrolünde kazanç elde etmiş bir ülke olarak bugün de aynı yöntemin işe yarayacağını düşünüyor.

Oysa dengeler artık değişmiştir. Yunanistan bunu anladığında ödediği bedel çok ağır olacaktır.

Bugün Türkiye ne Fransa’nın uçak gemisinden korkarak geri adım atar ne de klasik Yunan politikalarından etkilenerek denizlerdeki haklarından vaz geçer.

Önümüzdeki dönemde hem Yunanistan’ı hem de destekçilerini geri adım attıracak en önemli hamlemiz denizlerdeki hak ve çıkarlarımız konusunda kamuoyumuzun bilincinin artırılması ve sesinin daha da çok çıkması olmalıdır.

Partiler üstü bir ulusal politika çevresinde kenetlenmiş Türk halkının karşısında hiçbir kurnaz emperyalist girişim başarılı olamayacaktır.

Sevgiyle kalın.

 

*  Gemiden kıyıdaki hedeflere yapılan top atışı