Fütüvvet Mafiası

Fütüvvet Mafiası

Türkiye’nin bu yeni mafiası, ticaret, siyaset, tarikat üçgeninde konuşlandığından, Uğur MUMCU’nun şu tespitleriyle konuya girmek uygun olur;
“Siyaset ticarete, ticaret siyasete, din de her ikisine araç edildi mi, artık bu sömürünün sonu gelmez… Din ticareti ile meşgul olanlara bakın, hemen hemen hepsi milyarder. Yalnızca Türk Lirası ile milyarder değil bunlar, dolar milyarderi, mark milyarderi olmuşlardır bir çoğu. Oh ne kolay!… Çek bir besmele, gelsin paralar… Finans kuruluşları, şirketler ve bu finans kuruluşları ve şirketler aracılığı ile kazanılan milyarlar. Elhamdülillah Müslümanız. Elhamdülillah milyarderiz!… Bir kolumuz siyasette, öbür kolumuz ticarette, ayaklarımız da tarikatlarda.
Bir üçgen bu., ticaret, siyaset ve tarikat üçgeni… Bunlar dindarın sahtecileridir. Zavallı yoksul, müslüman yurttaşların kanlarını emenler de bunlardır. İnanç sömürücüleridir bunlar.. .” 1

1 Mart 1989’da kaleme aldığı bu yazıyla, rahmetle andığımız MUMCU, aslında fütüvvet mafiasını tanımlıyordu. Tarikatlar manevi üs, ticaret güç, siyaset araç, güya ümmetçi diktatörlük amaçtır bu örgütlenmede. 1987’de bu tehlikeye açıkça dikkat çeken MUMCU, bu yozlaşmış fütüvvet ehline işaret ediyor ve bunların zavallı müslümanların kanını emen sülükler olduğunu ima ediyordu. O sülükler, bugün, mütedeyyin, yoksul, ama samimi Müslümanların bir çoğunun sanal cesedini yiyen, AK Babalara dönüşmüştür. Evet, olay tamı tamamına böyledir.
Fütüvvete bağlı müslüman ahali, yoz fütüvvetçilerin eline düşmüştür. Kimi zaman bunların para kaynağı, kimi zaman gönüllü fedaisi, kimi zaman işledikleri suçların üstlenicisi… Hepsinde ortak kalkış noktası; Allah Rızası.
MUMCU, şöyle devam ediyor, sanki bu günü görürcesine ve bizce öldürülmesinin sebeplerini de belki de bilerek söylercesine; “Bir yanda sahte müslümanlar, din tacirleri, inanç sömürücüleri… Bir eli siyasette, öbür elleri ticarette, ayakları tarikatlarda dolaşanlar…
Öte yanda da sahte Atatürkçüler… İşlerine geldiği sürece, bu sahte müslümanlar ile kol kola girip, öpüşenler… Birbirlerine siyasal destek sağlayanlar. Yasakçılıkla, hothotçulukla Atatürkçülüklerini kanıtlayacaklarını sananlar. Müslüman’ın, kimsesizi ve yoksuluna karşı Atatürkçülük taslayıp, gericinin, yobazın iş ve sermaye çevreleri ile içli-dışlı olanların karşısında suspus olanlar…” 2

2020 Türkiye’si 1997’de ancak bu kadar iyi özetlenebilirdi.

a-Amaç Unsuru Açısından
Fütüvvet Mafiasının görünen amacı, her mafia örgütünde olduğu gibi kolay kazanç sağlamaktır. Nihai amaç ise eğer bu birinci amacın rehavetine, lüksüne, şaşasına dalmaktan kurtulabilirlerse, rejimi değiştirmektir. Şu halde, geleneksel mafia amacından sapan bir amaca sahiptir. İki aşamalı örgütsel amacı vardır bu tip örgütlenmenin. ilki, kurulan örgüt sayesinde kamu kaynakları sömürülerek büyük kazanç elde edilecek, ikincisi, bu maddi güçle devletin karar mekanizmaları ele geçirelecek ve ılımlı islam devrimi gerçekleştirilecek.

Fütüvvet mafiasının birinci amacı kolay kazanç elde etmektir. Bu amaca, suç işleyerek ulaşmak istemektedirler. Ancak, her mafia örgütün yaptığı gibi amaçla-suç arasındaki irtibatı kesmesi gerekmektedir. Bu aşamada, devreye “Allah Rızası” gibi ulvi, dini bir kavram sokulmaktadır. Yani amacın kamuflesi “Allah’ın Rızası” kavramıyla sağlanmaktadır.

Allah Rızası için iş yapmak, fütüvvet ilkelerinin en önemlilerindendir. Bu kavram sayesinde hem gizli örgütlenme yapabilmek, hem suç işlemek, hemde amacı gizlemek mümkündür. Çünkü, bu kavram, bu konuda çifte ahlak ve hukuk anlayışının da temelini oluşturmaktadır. Bu kavramın emrettiklerini yerine getirmek genel hukukta suç olsa da onlar için önemli değildir. Fütüvvet anlayışı, genel hukuku tanımamaktadır.

Hele ortada Allah için bir iş yapmak varsa! İşte bu kolay kazanç elde etme amacı, yüce bir kavram olan Allah rızasını kazanmak için, söyleneni yapmakla kamufle edilmekte, böylece, bu örgütte amaç, örgütün üst yapısını oluşturan yozlaşmış fütüvvet anlayışına sahip yöneticilerce, hem örgütün alt tabakasından, hem de devletten gizlenmekte veya en azından öyle yapmaya çalışılmaktadır. Hal böyle olunca, bu örgüte karşı yapılan her operasyon, müslümanlara karşı yapılmış gibi lanse edilmekte ve güçlü bir kamuoyu oluşturulmaktadır. Başlangıçtaki kolay kazanç amacı, ilerde görüleceği üzere, siyasal oldu bittilerle rejimi değiştirmeye yönelecektir.

b-Örgütlenme Açısından
Fütüvvet Mafiası, klasik mafia örgütlenmesinden bazı farklılıklar göstermekle beraber, temelde mafios örgüt yapısındadır.
Örgütün başında lider(Capo) bulunmaktadır. Fütüvvet anlayışından gelen ve bu nedenle dini örgütlenmelerce tanınan ve bilinen lider, aynı zamanda bir din adamıdır. Örgüt üzerinde mutlak bir hakimiyete sahiptir. Kendisine karşı gelmek, eleştirmek veya emirlerine itaatsizlik mutlak cezalandırmayı gerektirir. Örgüt içerisinde, hem en üst otorite hem de büyük insandır. O, Allah’ın seçerek yeryüzüne gönderdiği veli kullarındandır. O, ne derse doğrudur. Aslında Halife olacak adamdır. Peygamber ümmetini karanlıktan ve emperyalist batının uşaklığından O kurtaracaktır. Allah’ın ipine sımsıkı sarılan müslümanların lideridir O. Hem şefkatli hem de serttir. Herkes O’nun tebasıdır. Fütüvvet yapısını çok iyi bildiğinden, aldığı eğitim nedeniyle iyi bir hatip olan lider, konuşmalarında hep halkın bu yönüne çalışır. Bütün işi fütüvvetin ahlak ve hukuk anlayışını kaşımaktır. Böylece, taraftar kazanma sorununa sahip değildir. Zaten, 10. yüzyıldan beri fütüvvet olgusuyla yoğrulmuş Müslüman Anadolu toplumu, lideri çok iyi anlamaktadır. Bu nedenle Capo, bir çok konuda genel hukuk ve ahlak anlayışını açıkça reddetmekten çekinmemektedir.
Türkiye’nin Fütüvvet Mafiası, bir Capo’nun başkanlığında, yaklaşık 1000 kişilik bir yoz fütüvvet grubu tarafından oluşturulmuştur. Capo’nun yakın adamları, ona her dönemde maddi-manevi destek olmuş, hizmetini görmüş kişilerdir. Aralarında, fütüvvetin kuralı olan, gönül bağı vardır. Bu bağa, çıkar birlikteliği de eklendiğinde
artık yıkacak hiçbir güç yoktur. Örgütlenmeleri de diğer mafios örgütlenmelerden farklıdır. Yerel ahlakın ve hukukun (fütüvvet yapısı) temsilcileri olarak önce tarikatlarda örgütlemişler, daha sonra siyasal oluşum içerisine girerek, çeşitli siyasal partiler kurmuşlardır. Bu örgütlenme biçimi, legalize olmak, taraftar kazanmak, yerel ahlak ve hukuku merkezi otoriteye egemen kılmak amacı taşımaktadır. Ancak, siyasal örgütlenmeyi yapanlardan da sadece bir bölümü fütüvvet mafiasının üyeleridir. Yani, taraftarlar, oy verenler, hatta siyasal örgütlenmeyi yapanların büyük bir bölümü bu örgüte üye değildir. Örgütten haberdar da değillerdir. Burada ayırd edici özellik, bu farkında olmayan büyük grubun, samimi olarak fütüvvet anlayışını benimsemiş olması, diğerlerinin, bu yapıyı kullanan yoz fütüvvet anlayışına sahip olmalarıdır. Özetle, fütüvvet anlayışına dayalı siyasal örgütlenme örgütün yalnızca bir bölümü, ama hacmi en geniş kısmıdır. Bu kısım, örgütün legal görüntüsü ve mafios anlayışın siyasal özerkliği için kullanılmaktadır. Yani, yerel ahlak ve hukuku merkeze egemen kılmaktır. Tıpkı İtalya’da Sicilyan Mafiası’nda olduğu gibi. Hatırlanacağı üzere bir dönem(1943) Sicilyan Mafiası’da merkezi otoriteye karşı yerel gücü hakim kılmak için, ülkeye çıkarma yapan ABD ve İngiliz güçleriyle işbirliği yapmıştı. Fütüvvet Mafiası -tesadüf bu ya- başlangıçta şiddetle karşı olduğu bu ülkelerle, aynı amaç için işbirliği yapmaktan çekinmemektedir. Öyleyse Fütüvvet mafiasının örgütlenme yapısında siyasi bir hareket ve örgütlenme vardır, ancak, bu, mafios yapı tarafından kullanılmaktadır.

Capo’nun yakın çevresi, sadık adamları ve kapıkulu nizamındaki hizmet erlerinden oluşur. Bu hizmet erleri arasında kamu görevlileri de vardır. Klasik mafia örgütlenmesinde caponun danışman kadrosu çok sınırlıdır. Fütüvvet mafiasında, iki önemli danışma grubu vardır. Biri tarikat temsilcilerinden oluşan fütüvvet istişare konseyi, diğeri örgütün işlediği suçlan planlayan, organize eden ve gizleyen danışman kadrolardır. Capo, bu iki grup danışma örgütüne büyük önem vermektedir. Bunlar, bir anlamda Capo yardımcılığı görevini üstlenmektedirler.

Hiyerarşik yapı, örgütte mutlak otoriteye sahip Capo ve yakın çevresinden aşağıya doğru katı bir seyir izler. En önemli kontrol araçları, “dini inanç”tır. Hiyerarşik yapıya uymayan, fütüvvet ilkelerine de uymamaktadır. Dini bütün lidere itaat etmemek,İslam da büyük günahlarlardandır. Capo’nun danışmanlarına sorarak aldığı kararlar, hiyerarşik bir düzende uygulanır. Örgüt üyeleri, emir ve talimatları tartışmak değil, uygulamakla mükelleftirler.
Örgütte “gizlilik” kuralı mutlak uyulması gereken en önemli unsurdur. Burada, klasik mafia örgütlerindekinden farklı bir anlayış vardır. Klasik mafia örgütlenmelerinde örgütün varlığının gizlenmesi önemli değildir. Fütüvvet Mafiasında bu önemlidir. Aksi halde büyük destekçileri olan fütüvvet ehlini, yani tabanlarını kaybetmek söz
konusudur. O nedenle örgüt, mafios değil, aksine yolsuzluk ve mafios örgütlerle mücadele eden bir oluşum imajı vermektedir. Böylece, bir taşla birden fazla kuş vurulmaktadır. Şöyle ki; öncelikle örgütün varlığı gizlenmektedir, tabandan gelecek tepkiler önlenmektedir, aynı zamanda yolsuzluk ve organize suç örgütleriyle mücadele edildiği izlenimi yaratılarak, kendi faaliyetlerini rahatça icra edebilmektedir.
Bu nedenlerle örgütün varlığı mutlaka gizlenmelidir. Bu gizlilik iki aşamada sağlanır. Birincisi; örgütü, bu yapıyı bilmeden destekleyenlerden gizlemek. İkincisi; örgütü ulusal ve uluslararası kamuoyu ve devletlerden gizlemek.
Birinci gizliliği sağlamak, fütüvvet anlayışı içerisinde oldukça kolaydır. Tabanda, İslami hukuk ve ahlak anlayışıyla örgütledikleri destekçilerinden, siyasi yandaşlarından örgütü gizlemek için kullandıkları temel motif “Allah Rızası” dır. Bu kapsamda yaptıkları ve oldukçada başarılı oldukları propaganda şudur; Onlar gerçek fütüvvet ehlidir. Onlara yapılan yolsuzluk, mafia örgütü suçlamaları, müslümanlara atılan çamurdur. Asıl hırsızlar bu iftirayı atanlardır. Doğru-dürüst, Allah’ın kitabını bilen insanları, hakiki müminleri bu iftiralarla karalamak istemektedirler. Bunlara inanılmamalıdır. Bu konuda inançtaki ölçü, Allah’a ve Kur’an’ a inananların yanında olmaktır. Fütüvvet kuralları böyle gerektirir. Fütüvvet yapısında herkes dosttur. Bu dostluk Allah adına yani Allah Dostluğudur. Doğrusunu söylemek gerekirse bu propaganda, örgütü yandaşlarından gizlemede başarılı olmuştur. Bu durum daha da süreceğe benzemektedir. ikinci gizliliği sağlamak için, ulusal çıkarlardan ödün vererek, uluslararası hakim güçlerin emrine girmekte sakınca görmemektedirler.

Örgütü gizleme dışında, örgütün faaliyetlerini de gizlemek, her mafios örgütte olduğu gibi fütvvet Mafiasında da önemlidir. İşlenen suçlarla örgüt ve lider arasındaki irtibatı kesmek anlamındaki gizlilik, büyük bir titizlik ve pişkinlikle uygulanmaktadır. Burada da örgütün feda edebileceği elemanların sayısının çok oluşu ve feda edilenlerin bunu büyük bir “İslami onur” saymaları, önemli rol oynamaktadır. Büyük İslam davası için; ağaç dikmediği halde, dikmiş olmak” ve “karşılığında para almak” yolsuzluk değil, bilakis dine hizmettir. Yakalanınca da” bunlar yalandır, müslümanlara iftira ve eziyettir” deyip, mücahit edasıyla yargılanmaları ve ne olursa olsun örgütü ve lideri deşifre etmemelerinin temelinde de inanç, başka bir deyişle fütüvvet olgusu vardır. Yine vergi vermemek, naylon fatura kesmek, hak etmediği halde devletin parasını almak (hakedişlerde fazlalık) kafir devlete karşı yürütülen İslam mücadelesinin gereğidir. Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu anlamdaki gizliliği sağlama her fütüvvet temelli örgüt için fazla güç değildir. Müslümanları satmak, en onursuz iştir. Bu onursuzlukla yaşamaktansa ölmek daha iyidir. Bu felsefe, örgüt yapısının çözülmesinde, işlenen suçların örgütle irtibatının ortaya konulmasında, büyük sorun olmaktadır. Lidere ulaşmak zaten olanaksızdır.

Gizliliği sağlamanın diğer bir yöntemi, herkesi suça iştirak ettirmektir. Böylece herkes suç işlemiş, bunun sonucunda çıkar elde etmiştir. Örgüt ele verilirse, kendileri de ceza alacaklardır. O nedenle delillendirilen konuları bile, bireysel suç olarak üzerlerine almakta, asla örgüt ve liderden söz etmemektedirler. Esasen, başta Hizbullah örgütü olmak üzere, bir çok dini kökenli terör örgütü bu unsuru kullanmaktadır. İşlenen suç, bireysel bir nedene dayandırılmakta, böylece örgütle suç arasındaki ilişki kesilmektedir.(Örn.” Namusuma dil uzattı,” “borcunu ödemedi” v.s gerekçeler.)
Cezalandırma da önemli bir örgütsel özelliktir. Lidere ihanet edenler, başta ekonomik açıdan olmak üzere bir çok cezai yaptırıma uğrarlar. En önemlisi, bunlara artık güvenilmez, İslam düşmanı addedilerek örgütten dışlanırlar. Konuşmaları durumunda, başlarını büyük derde sokacak tehdit ve şantaj malzemesi örgütün elinde mevcuttur. Günümüz Türkiye’sine bir de bu açıdan bakmak gerekir. Sağlıcakla kalın.

1 MUMCU, Uğur Tarikat, Siyaset Ticaret, İmambayıldı,. Umag. Vakfı Yayınları, Ankara, 1997 s.l
2 MUMCU,age.s2