Golem gelecek dertler bitecek!

Golem gelecek dertler bitecek!

Bir

Timur Selçuk'un ölümü hatıralarıyla bizi gençliğimize götürdü.

Her bir şarkısını ezbere bilip dilimizden düşürmediğimiz Fikret Kızılok ve Timur Selçuk ilk gençlik yıllarımızın yıldızlarıydı.

Medya maymunluğunu (görünürlüğü) reddeden uzak mesafeli ve sert öfkeli muhalif duruşlarıyla bir döneme damgasını vurdular.

O yıllarda ortalıkta sanatçıyım diye gezenler, gazeteciler aydınlar dahi bu isimlere fazla yaklaşamazlardı.

12 Eylül hemen sonrası Ankara'da bir Timur Selçuk konserini çok iyi hatırlıyorum, oturacak yer yok, izdiham. Tek başına piyanosuyla sahnede.

Cunta dönemi ruhuna çok uygun çığlık çığlığa 'beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın'ı söylüyor.

Timur Selçuk'u dinlerken genç hayranları bizler de o karanlık günlerde çığlıkların yükselişinden muhaliflik dersi alıyoruz.

Bin yıl düşünsem aklıma gelmez, 'Bir tatlı huzur almaya geldik Kalamıştan'ı söylerken, bazı nakaratları tekrar ediyor, Kenan Evren dönemi, seyirciler tekrarları önce anlayamadı.

Sonra sonra çakızladık, anlıyoruz ki kasıtla cunta dönemine protesto olarak bazı yerleri tekrar ediyor.

Oysa hüzünlü bildiğimiz Kalamış şarkısı, ne kadar protest olabilir?

Ama değil! Hüzünlü nakaratları söyledikçe seyirciler de topluca söyledikçe bir sanat bulmacası işte o hüzünlü mısralar birden 'neşeye' dönüşüyor.

Nakaratların neşesi seyirciyi önce coşturuyor ve ama nakaratlar tekrar tekrar söylenince seyirci de yavaş yavaş 'sözlerin' manasını kavrayıp ayılıyor.

Öyle sert bir dönem ki neşeli-hüzünlü Kalamış şarkısı sessizliğe isyan eden muhalif bir protestoya dönüşüyor, işte suç unsuru, o meşhur mısraları:

'Ses çıkmıyor artık ne kürekten ne yürekten'...

Evet, aynen öyle, ne kürekten ne yürekten ses çıkmayan ağır depresif günler yaşıyoruz.

Ve: 'Yok zerre teselli ne gülüşten ne bakıştan...'

Evet, aynen öyle, etrafta, gülüşü bakışı tesellisi olacak hiçbir şey yok.

Tekrar-tekrar tıklım tıklım koca salon Kalamış Şarkısı'nı tek bir ağızdan söylüyoruz:

'Düşsün suya yer yer erisin eski zamanlar

Sarsın bizi akşamla şarap rengi dumanlar

Bir tatlı huzur almaya geldik Kalamış'tan....'

Bu şarkıyı makamıyla topluca söylemeyi başarın, inanın bambaşka bir duygu alemine sürüklenirsiniz.

Bir parça o 'huzuru', o Kalamış'tan, Münir Nurettinler, Timur Selçuklar gibi, bizim 'nesil' de alamadı.

Sorulduğunda kibirle şiirini dahi beğenmediğimiz şairinin:

'Düşsün Suya Yer Yer Erisin Eski Zamanlar-Sarsın Bizi Akşamla Şarap Rengi Dumanlar' gibi bir mısrasını dahi yazabilecek, geçtim, kırmadan dökmeden bu mısraları haykırışlarla söyleyebilecek, aramızda kaç kişi kaldı?

İKİ

Ünlü İngiliz gazeteci Robert Fisk öldü. Yetmişli yılların sonunda Afganistan'dan Lübnan'a ve sonra I. Körfez Savaşı vb. Ortadoğu'nun bütün çatışma noktalarında sahada çalışmış Robert Fisk hiç şüphe yok ki eşi benzeri olmayan çok büyük bir gazeteciydi.

Geçen yaz galiba, Murat Uyurkulak'ın çok başarılı çevirisi bin sayfalık kitabını okudum ve geçmiş kırk yılın olayları kafamda yeniden canlanıverdi. I. Körfez Savaşı'nda Basra'da ortalığı cehenneme çeviren Amerikan uçak ve gemilerini, bombardımanları detaylı tasvirlerle anlattığı sayfalar inanılmazdır. Robert Fisk yeri gelmiş PKK'yı da desteklemiştir, son yıllarda Esad'ı da. Dünyalılar Usame Bin Ladin'i dahi önce onun röportalarıyla tanıdı.

İçimizde Robert Fisk'e özenen çok gazeteci çıktı ama hepsi yarı yolda onun bunun adamı ya da Biden'cı oluverdi.

Şüphesiz Robert Fisk kendi bildiği yolda kimsenin adamı olmadan kimseye yaranmadan kendince tarafsızca yazdı yaşadı ve öldü.

Ancak tarafsız gazeteciliğiyle övülmesine rağmen Robert Fisk'e çağımızın soracağı çok acımasız sorular var, kendisi Usame Bin Ladin'le ilk röportaj yapıp Ladin'i dünyaya tanıtan gazetecidir.

Bu büyük canavarın yaratılıp ortaya çıkarkılıp bütün dünyada büyük bir şöhret sahibi olmasında Robert Fisk'in iradi ya da dolaylı emeği çok büyüktür. Ladin de batılı istihbaratın yarattığı bir yapma tanrı Golem'di.

Golem'i bir kere sahneye taşımayın, Golem sahne aldıktan sonra, artık size ihtiyaç hiç duymaz, dünyayı ve dünyanızı yıkmadan Golem'in farkına kitleler de varamaz. Golem sahne aldıktan sonra artık 'durdurulamaz'.

FETÖ ve Tayyip Erdoğan'ın artık aydınlara ihtiyaç duymayacağı gibi, daha şimdiden İmamoğlu'nun onu sahneye taşıyanları duymadığı gibi.

Golem ruhsuz vicdansız kişiliksizdir, kilden ve çamurdan yapılmıştır, bir başka özelliği de yaratıldıktan sonra 'güç' artık Golem'in elinde insiyatifinde iradesindedir. Örnek olarak söylüyorum, İyi Parti kurulurken bir NATO ve Gladyo partisi olduğunu fark ettik ve ikaz ettik, ancak, çaresiz-umutsuz kitleler Golem'e sarıldı, artık, istediğiniz eleştiriyi yapın Golem'i durduramazsınız.

ÜÇ

Bizler ne için yaşıyor ne için yazıyoruz?

İnsanların bir ideali bir ülküsü olur, onun bunun adamı olsaydık onun bunun vekili olur onun bunun gazetesinde yazar olurduk, ona buna hizmet ederdik, insan denilen varlık dünyaya bir kez gelir ve başını koyduğu tüm ömrünü kuşatan hayatını adadığı büyük bir davası olur.

Biz de bir nesle, yüzlerce aydının gidiş gelişleri dönüşleri konforları çark edişlerine şahit olduk.

Amansız bir muhalefet isyanıyla başladıkları hayatlarını şimdi o parti bu liderin köpekliğiyle rezilce sonlandıran bir aydın nesli.

Şu CHP'den tasfiye edilen vatansever kadrolar dahi, bakın ne kadar sessiz, Cumhuriyet'in ortadan kaldırılışı karşısında çıtları çıkmıyor, bir eylem, bir hareket bir irade görmüyoruz.

Anlıyoruz ki o kovulan isimler de o partide önceki Golem'in adamları. Gerçekten bir Cumhuriyet kavgaları olsaydı bir parti olsun olmasın bir şekilde feryat figan devam eder ortalığı ayağa kaldırırlardı, değil, golemleri bir kasetle öldürüldü, yeni golem iktidara geldi, işleri bitti. Burada bir 'adam' davası var, Cumhuriyet'in kazanımları, değerleri kavgası yok.

İşte alayı bir zamanlar zaptedilmez tanrılar gibi konuşup esiyorlardı şimdi bir lider ya da partinin eteğine sığınmış korkudan titriyorlar.

Alayı geçmişleri şaibeli, zifiri karanlık ruhsuz kişiliksiz liderlerin-partilerin gölgelerine sığınmışlar.

Daha da korkuncu çok anlamlı çaresiz sessizlikleriyle katillerle gladyöyle hatta Fetö gibi ajan köpeklerle aynı safta olmaktan hiç utanmıyorlar.

Yüzlerce aydının, katillerin, gladyo ve irili ufaklı tıka basa FETÖ doldurulmuş partilerden medet umması, bu aydınlarımızın artık atmosferimizi çoktan aştıklarını, bayağı, uzaya, arşı aleme çıkıp, bilinen gerçek dünyadan uzaklaştıklarını, gösteriyor.

1970'li yılları, hadi geçelim, 80'li yıllardan bugüne yüzlercesini takip ettiğim bu aydın kadrosu bugün nerede?

Yüzlercesi PKK'ya kaptırdık ve yüzlercesi harıl harıl Golem inşasına başladı.

Batı dışı toprakların asırlardır en güzel en kusursuz yaptığı şey, yarattığına tapınmak, Menzil'den İsmailağa'dan farkları yok, önce yarat, sonra tapın!

Golem, ruhsuz kişiliksiz kilden çamurdan yapılmış bir Ortadoğu yaratığı, Frankeştayn gibi. Bediüzzaman da bir Golem'di, Menzil şeyhi de, Demirel'e Özal'a tapan kitleleri geçelim, 'Özalcılık Golemi'ni yaratan yazarlarımız aydınlarımız hala baş köşelerde. Tayyip Erdoğan'ı kim yarattı?

Non-stop tarihin değişmez sürgit kaderimiz, medyayı ele geçirirler ve FETÖ'cüsü Tayyipçisi, maaşlanıp, sırf karınlarını doyurmak için, gazete ve ekranlarını hızla Golem tapınaklarına dönüştürürler.

Medyamızda 2012'ye kadar FETÖ'yü eleştirebilmek mümkün müydü? Koca koca holdingler iş adamları önünde esas duruşa geçmedi mi? Golem'in gaddar gücüne doymadınız mı?

Bugün Tayyip Erdoğan'ı ve hükümetini eleştirebilir misiniz? Asla! Hadi Golem'e karşı tek lafı edin, dilinizi kopartır hayalarınızı çarmıha gererler. Tarafsız yazıp çizemezsiniz, size verilen tek görev, siz de bir Golem yaratacak peşine düşeceksiniz, İmamoğlu, Kaftancıoğlu, neyse artık, Apo da bir Golem değil miydi?

Siyasetin iki tarafı var, iktidar ve muhalefet, ikisi de kendi golemlerini inşa edecek yazar çizer aydın arıyor ve bol miktarda buluyor.

Bu tarafta olanlar karşı tarafa, karşı taraftakiler bu tarafa sallayıp duruyor. Oysa dünyanın bütün Golemleri aynıdır, ruhsuz kişiliksiz kilden ve çamurdan ve plastikten ve medyadan ve algıdan ve yalakalık ve köpeklikten ve ne yapalım başka şansımız yok çaresizliğinden yapılmıştır, Trumplara Putinlere Tayyiplere doymadınız mı?

FETÖ koca koca holding medyasını susturup ele geçirirken irade kullanıp eleştirebilen tek bir yazar çıkabildi mi?

Aynı şekilde Tayyip Erdoğan onlarca medyayı ele geçirdi susturdu tek bir eleştiren değil yazarı hakimi savcısı çıkabildi mi?

Golem budur, daha neyin peşindesiniz siz!

Tarafsız, ortaya konuşabilen, anayasa ve hukuk ve Cumhuriyet'i savunacak yazarlarınız, olmadı, kendinize gelin,halen yoklar, kaldığımız yerden Golem yaratmaya devam ediyoruz.

Golem'in sağcısı solcusu ilericisi gericisi olmaz.

Aydın olmanın tek koşulu, Golem'e savaş açmaktır. Adını ezberlediğiniz Yunan filozofları yazarları, ortaçağ sonrası Rönesans yazarları, kapitalizmin Tanrılarıyla savaşan çağımızın sanatçıları, golemlere-uydurulmuş tanrılara savaş açarak kendilerine ve dünyaya alan ve hayatlarımızın önünü açtılar. Ama bizim Cihangir sanatçılarımızın nerdeyse topu birden golemlerle savaşacağına, aksine Apoculuk gibi Kaftancıoğlu gibi, vs. bir Golem inşa edip sonra hurra ot'a bok'a laz müteahhite tapıyorlar!

Ey millet, bir Golem'iniz yoksa, bir Golem'e inanmıyorsanız, kovulur tasfiye edilir ekrana çıkartılmaz yüzünüze dönüp bakan çıkmaz.

Oysa ümitsiz ve amaçsız ve kendi karnını doyuramayan insanlar Golem'e ihtiyaç duyar, oysa kendi karnını kendi eserleriyle doyurabilen aydınların Golem'e ihtiyaçları hiç olmaz.

Halk sıradan insanlar bizi maaşlasın ve etrafa korku salsın ve vicdanı ve ahlakı ve adaleti imanı isterse hiç olmasın, yeter ki karnımı doyursun, diye bir Golem yaratmayı peşine düşmeyi çok ister, tıpkı tarikat şeyhleri gibi.

Memurları bürokrasiyi de anlarım atılmamak kovulmamak maaşlanmak hatırına bir Golem'in kuyruğuna inanmasalar da takılırlar.

Ve ama, Golem bir kere yaratılmasın, işte Trump, Putin, Tayip, bir daha indiremezsiniz, Golem bir kez iktidar olmasın Golem'e kurşun işlemez 'yara' almaz, öldürülemez.

Çünkü golem sıradan insanları ciddiye alıp randevu vermez, karşılıklı konuşulmaz, soru sorulmaz, vs. çünkü Golem, duyguların insanlığın dışında dokunulmaz ulaşılmaz çok yüksek bir tepeye inşa edilir.

Bin dairesi olan bir laz müteahhit'i şarkıcı Rihanna'nın fanatik hayranları gibi över iltifat eder kurşun geçirmez, laf işlemez, haşa eleştiri yapılamaz, Rihanna'dan dahi firavun inşa edersiniz, Golem'i, çok kalın kutsal bir zırhla korumaya alırsınız.

Batı dışı toprakların aydınları döner dolaşır ve sonunda hayatları işte böyle devran eder, bir Golem gider yeni bir Golem gelir.

Cumhuriyet Gazetesi'nin de Sözcü Gazetesi'nin de bir aydın olarak Menzilcilerden Fetöcülerden tarikatçılardan Tayyipçiler'den farkı hiç kalmaz.

Hani siz aydınlıkçı cumhuriyetçi hani siz insanlık değerlerini baş tacı ediyordunuz?

Laz müteahhitten bir Hegel, bin dairesi olan bir insandan Mark-Lenin Atatürk(?) yaratmaya çalışan Kongarlar Özdiller Yalçınlar İnce'ler, onlarca yazar, neden hiç utanmazlar ve neden tenezzül edip gladyö olgularına-sorularına cevap da vermezler!

Golemlerini eleştiren hiç kimseyi adam-insan yerine de koymazlar.

Yarattıkları Golem'in gücü-imkanları gözlerini döndürür yollarını şaşırtır.

Yarattıkları Golem, ellerinden ahlakı vicdanı insanlık değerlerini vs. kişiliklerini her şeylerini alıp yiyip bitirir.

Çok geçmeden kendileri de Golem gibi ruhsuz bir canavara dönüşürler. Otuz yıl öncesinden tanıdığım dünya güzeli saf ahlaklı tertemiz anadolu çocuklarından yüzlercesi İslamcı iktidarla nasıl duymaz-görmez-işitmez sorumluluk hissetmez canavarlara dünüştüğüne şahit olduğumuz gibi. Şimdi aynı şahitliği yine yaşıyorum, ahlakından temizliğinden şüphem olmayan onlarca aydın gözlerimiz önünde gladyoya Fetö'ye karşı sessizleşip dokunulmaz bir Golem yontuyorlar.

Bunca yolsuzluğa bunca müslümanı müslümana kırdıran gaddar siyasetlerine rağmen utanabilen tek bir 'yandaş'a ya da FETÖ'cüye ya da Özalcıya ya da Davutoğlu gibilerin bir kez olsun yanlış yaptık dediğine, şahit oldunuz mu?

Aydınların canavar golemi yaratmalarına sebep kendilerine karşı 'güvensizlikleri' ve karşılık bulamayan kifayetsizlikleri esersiz oluşlarıydı. Golem'in fonladığı Golem'in beslediği gazetelere ekranlara muhtaçlar! Golem'in desteği olmadan yazıp çizecek yer bulamazlar!

Ve yarattıkları Golem gibi nefeslerini sıcaklıklarını iradelerini insani duygularını yavaş yavaş kaybediyorlar.

O eski yıllarda dokunulmaz-tartışılmaz Özalcılıktan, son yıllarda dokunulmaz-tartışılmaz FETÖ'cülükten, bugünlerde dokunulmaz-tartışılmaz Tayyipçilikten, hiç biri sanki hiç acı çekmemiş hiç ağlamamış, hiç biri zerre ders çıkartmamış.

Golem'e tapınan aydınların bir özelliği de nedense her dönem en iyi bilen hep doğruyu bilen her konuyu en kestirme öngörebilen(?) her konuda kıvırabilen lafı anında değiştiren konu Golem'den gladyodan açılınca duymazlıktan gelen ultra uçan kaçan yazar cinsinden oluşları.

Kitleler kolay olduğu için kestirme yoldan iman edecek Tanrı arar, aydınlar kitlelere kestirmeden birkaç slagonla şappadak bağlanacakları Tanrılar icad ederler, yani aslında aydın dediğimiz eski icadla-yeni icad golemleri güreştiren, iki yiğit çıktı meydane, cazgırlarıdır.

Golem yaratmakla o kadar meşguller ki içlerinde Cumhuriyet'i dert edinen kaldı mı?

Cumhuriyetçiler bu ülkenin iktidarında-muhalefetinde hiç yok, bakanlıklarında, ekranlarında, belediyelerinde, projelerinde hiç yok, ekonomisinde tarımında müzakeresinde teklifinde iradesinde tartışmasında sivil toplum kurumlarında, hiç yok.

Golem yaratmakla meşguller, Cumhuriyet elimizden kayıp gitmiş dıngıllarında değil, Cumhuriyet devrimleri ne anlama geliyor, bildikleri-söyledikleri hatırlayan bahsini açan hiç yok.

Yavaş yavaş alıştırıldılar artık, cumhuriyetçiler, bu ülkenin sokaklarında yok, sanatında yok, meydanlarında yok, ekranlarında hiç yok, ve bu hayatın hiçbir yerinde olmayışlarını bu yok oluş'u dert edinen de yok, dizlerini döven ağıtını yakan da yok. Koca memleketten tarihin en büyük mucizesi varlığı Cumhuriyet toz olup buhar olup uçup gitmiş kendine mesele edinen yok.

Cumhuriyetçi görmek istiyorsanız 10 Kasım ya da 29 Ekim'i beklemek zorundasınız, Nurhan Damcıoğlu gibi bayramdan bayrama çıkıp göbek atması gibi, ya da Batılılaşmayı fazla kaçırmakla Japonları suçlarsanız kalkıp size Geyşa, Samuray vs. posterleri göstermeleri gibi.

Golem yaratmakla meşgul aydınlarımızın Cumhuriyet'e ayıracak zamanları yok.

Golem gelecek dertler bitecek her şey çok güzel olacak.

Bir kaç yıl önce dahi hiç değilse Cumhuriyet adına direnen beş-on aydın görür, yazılarını okur sevinir, umut sahibi olurduk, yeni Golem icadından sonra, o bir kaç Cumhuriyet refleksini de göremez oluverdik.

Hatta, bu hayatta, ölmek ya da yenilmek ya da başarısız olmak dahi bir şeydir, o da yok. Artık ne sahada ne trübünde ne şeref locasında ne kulubede, ne reklam panosunda, bu ülkenin bu maçın hiç bir yerinde yoksun. Ne galip gelen ne mağlup olan ne hakemi ne top toplayıcısı, bu toprağın hiç bir yerinde Cumhuriyet'in değerleri devrimleri kazanımlarından söz açan tek kişi kalmadı, ağlayanı kalmamış.

Golem peşinde koşmaktan cumhuriyetin hukukun yokluğuna yavaş yavaş alıştırıldık.

Mesela, depremdeki yolsuzluklara isyan edip haybeye bağırıyorsun, tamam da ne adına bağırıyorsun, özlediğin istediğin beklediğin nedir, özne olmadan, kafası kesilmiş tavuklar gibi, Golem mi istiyorsun, Cumhuriyet'in kurumlarını mı? Golem'i değil Cumhuriyet'i istiyorsan bir kaç satır ne istediğini yazıver söyleyiver, bir Cumhuriyet projesinden bahset, yoksa milletçe bıktık artık 10 Kasım ve Cumhuriyet bayramı kutlayıp ertesi gün yeniden Golem'in etekleri altına saklanmanızdan.

Projesi-rüyası olmayanlar başkalarının projelerinde figüran olur, işte nice her biri değme sırım pehlivan yazarlarımız Golemler'in köleleri oluverdiler.

Çünkü Golem bu aydınlara 'kazanmak' garantisi verdi, ya da anket şirketleriyle en azından (nihayet) başarıya inandırıldılar.

Tabi ki bu bildiğimiz dünyada yeni kazanan da diğer bir Golem olacak. Şimdi gençlere nasıl anlatacağız, Golemle başarmak yenilgidir, iflastır.

Çünkü golem tartışılmaz dokunulmaz denetlenemez sorgulanamaz karakteriyle eskisinin aynısıdır.

Ve gün itibariyle aydınlarımız gücünü dahi denemeden, kollarını zahmet edip hiç kaldırmadan, peşin peşin Golem'in peşine takıldı.

Kendini imkanlarını sınırlarını beynini hiç zorlamadan gladyöcü fetöcü ve hepsinin toplamı: Golemci oluverdiler.

Fetö, Tayyip kimseyi işsiz bırakmadı hepsini ekranlarına bağladı, bin dairesi olan Laz müteahhit de kimseyi ayazda bırakmadı, hepsini bir şekilde maaşladı.

Artık Golemciler'in dayalı döşeli muhalif evleri, siteleri, gazeteleri, danışmanları, ekranları var, Golemcier'in artık imkanları paraları var.

Ama gerçek, yer gök başımıza deprem olup yıkılırken dahi ortalıkta Cumhuriyet'i konuşan kimse yok.

İşte tarımı işte ekonomisi işte hukuku işte bölüşümü kooperatifleri işte kamu politikaları, Cumhuriyet'in devrimlerini heyecanını coşkusunu konuşan mı kaldı, ne hatırlatan, ne adını anan!

Kalamış şarkısı gibi:

'Ses çıkmıyor artık ne kürekten ne yürekten'

Nakaratı gibi:

'Yok zerre teselli ne gülüşten ne bakıştan.'

Biden, Putin, Dolar, Emperyalizm, Ege Adaları, Güneydoğu, Azerbaycan, Afrin, Hatay, rahat olun, hiç bir yerden Cumhuriyet'i endişeye düşürecek ses gelmiyor, Polatlı'dan Yunan toplarının sesini duyan manyağa sarmış delirmiş yazarlardan içimizde artık kalmadı.

Batı dışı toprakların en büyük bağımsızlık savaşının çocukları olduğumuz vehimleriyle halüsinasyon hezeyan nöbetleriyle yaşayan akıl hastaları vatansever piskopatlardan fazla kalmadık.

Tevhidi tedrisat kanunu cumhuriyetimiz çıkartmadı, tarikatları cumhuriyet kapatmadı, kooperatiflerimiz, milli sanayimiz, kendine güvenimiz hiç olmadı, Cumhuriyet dediğimiz uydurma ve palavra bir tarihti!

Bu yüzden Cumhuriyet hiç bir aydının kaleminde ülkenin şehrinde üniversitesinde yok.

Tıpkı, Kalamış şarkısı gibi:

'Ne kürekten ne yürekten hiç ses çıkmıyor'.

Bu karanlık boşvermişlik ve umutsuzluk'a şarkılar dahi dayanamaz.

Kalamış'tan bir huzur almaya gelen bu ağır hüzne şarkının kendisi de dayanamadı. Kalamış şarkısı yarısından sonra başka bir duyguya geçiverdi.

Kalamış şarkısı orta yerinden gırtlakta yırtılıp ortadan ikiye ayrıldı, ikinci bölümde, şarkı yüksek ve coşkulu bir tepeden haykırır gibi, başka bir makamda başka bir duygu durumunda söylenir.

İkinci bölümde hüzün gider duygular coşup yükselir ve değişir.

Artık kürekten yürekten sessizliği değil yüksek bir tepeden meydan okurcasına haykıran meydan okuyan nağmeler görürüz.

Şarkının başındaki hüzün ve keder yerine sevinçli bir irade gelir, bağırır:

'EMRET GÜZELİM, İSTEDİĞİN ŞARKIYI EMRET!'

Oysa bu şarkı böyle başlamamıştı.

Ama bir çok sanat eseri gibi, hüznü daha fazla kaldıramadı.

Bir çok sanat eseri gibi kasveti kaldıramadı ve şarkımız patlaya patlaya yayılan bir neşeye dönüştü: 'emret güzelim, istediğin şarkıyı emret!'.

Bu kadar sessizliği kasveti hiç bir aydın kaldıramaz.

Golem'e teslim olmak aydınların işi değildir.

Aydın iradesi bizi başka bir duygu dünyasına geçirecek yüksek haykırışların sahibi olabilmektir. Edebiyat, sinema, yazı, Golem'e hizmet etmez.

Edebiyat, sinema, yazı, hepimizi başka bir duyguya sıçratabilmek uçurmak için vardır.

Tabii ki içimizde bir neşe arıyorsak!

Ey cumhuriyetçi ey vatansever, genç!

Yüksek bir tepesine çıkıp şehrin kendi iradenle: 'emret güzelim, istediğin şarkıyı emret!' diye coşkuyla haykıramadıktan sonra, insan olmuşsun, aydın olmuşsun, hiç bir anlamı, değeri yoktur, çünkü Golemler'in sana yaşattığı acımasız gaddarlığı yeni Golemler de çocuklarına torunlarına yaşatacaklardır!