Halkın hayalarını kesmek

Halkın hayalarını kesmek

Peşinen söyleyeyim Ankara’ya bombalar atmış bir teröristin yurt dışına kaçıp manipüle hesaplar kullanmasına kimse izin veremez, mesela Paris’e bomba atacaksın ve Fransa senin Twitter hesabını yaşatacak, mümkün değil. Diğer yandan Güneydoğu’da Türk askerini öldüren katil PKK’lı hesap açıp hepimizle dalga geçer gibi ülke güvenliğini sarsan korkunç manipüle bilgiler yayacak, olacak şey değil.

Ancak sosyal medya şirketlerinin hangi şikayetleri ciddiye alıp hesap kapattığı ya da hesap bilgilerini verdiğini de bilmiyoruz, ama bildiğimiz bir şey var, Twitter Facebook gibi şirketler sıkıysa Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkelere ‘terörist’ bilgilerini vermesinler, yaşatmazlar, cezaya vergiye boğarlar, böyle de oluyor.

Ancak, yasası, çerçevesi henüz oturmamış çağımızın yeni özgürlük alanı sosyal medyada bir kaç sapığı bahane edip kısıtlama engelleme ayarlarını kimse bozamaz, zaten kısıtlama yasalara aykırı Anayasa Yüksek Mahkemesi izin vermez ya da karşılığı sandıkta çok ağır olur hiç bir siyasetçi şayet delirmemişse bu riski göze alamaz.

Sosyal medyadan önce ‘sosyal gerçeği’ bilmeliyiz, sosyal gerçek şudur, her toplumda milyonda bir, iki, üç oranında sapık, psikopat, terörist, hain vardır. Siyasi çatışmanın sıcak olduğu bizim gibi ülkelerde oranlar biraz daha fazladır. Şimdi bir sapık bir tweet attı diye ‘yasak’ kararları alamayız, şöyle, mesela bir şehrimizde bir ‘sapık’ vakası görüldüğünde o şehri dünyaya kapatıyor muyuz, yoksa doğru olan o sapığı mı yakalıyoruz?

Bir anneye yeni doğan melek bir çocuğa sapık küfürler tabii ki yasalar tarafından karşılığı görecek, en ağır cezaları görecekler ve sapıklar tabii ki teşhir edilip dışlanacaklardır, ancak bu sapıklıkları fırsat bulup bütün muhalifleri susturmak, bu toplum buna asla müsaade etmez, etmeyeceğiz.

Ve küfreden sapıklar sen-ben-o, zengin-fakir, sivil-siyasi, sanatçı-bürokrat-esnaf vs. ayırt etmeden saldırdıkları da yine sosyal bir gerçektir. Yani yasak kararı alınması için saraya küfredilmesi mi beklendi? Aynı küfürleri bizler de yüzlerce sanatçı da muhalifler de sıradan insanlar da onlarca yıldır yedi yiyor. Onlarca yıldır binlerce sayfa iftiraya uğradık ancak bir resmi hassasiyet hiç görmedik. Mesela Türk Ordusunun generalleri ‘hayvan pornosu’yla suçlandı on yıllarca sadece sessiz ve seyirci kalındı. Yani sarayın namusu biz normal insanların namusundan daha ayrıcalıklı, ilk kurtarılması gereken namus mudur? Harekete geçmek için illa Tayyip Erdoğan bey’e ve ailesine sapıkça saldırılması mı bekleniyordu?

20 yıllık iktidarınızın son 15 yılında siyaseti harlayan bir sosyal medya gerçeğimiz var. Mesela 2010 ‘yetmez ama evet’ anayasasında sosyal medyayı FETÖ’yle beraber maşallah pek güzel kullanırken o zaman sosyal medya çok cici süper çok iyiydi.

Sonunda ipin ucunu kaçırdık masalvari bir yere geldik, birkaç ya da beş-on sapık sapıkça küfrediyor diye şimdi bir halkı yediden yetmişe hadım mı edeceğiz, yani konuşan, yazıp çizen herkesin organlarını mı keseceğiz!

Ya da Diyanet’in cemaat-tarikatlar raporunda cemaat ve tarikatları zararlı-faydalı diye ikiye ayırıp cemaatler iktidar yanlısıysa faydalıdır demesi gibi, şimdi de elimizde bir sosyal medya raporu oluşturuldu, medyayı zararlı-faydalı diye ikiye mi ayırıyoruz? İktidar medyası faydalı, geri kalan neden zararlı, kim karar veriyor?

A Haber’in ATV’nin yayınlarını izleyen birileri aleni bilgi yanlışları ve manipüle bilgileri yüzünden bu kanalların onlarca defa kapatması gerekirdi, ama hayır, kapatılan nedense Tele 1 ve Halk TV.

Yani bir kaç sapığın küfretmesini fırsat bilen yandaşlar gaz hararet gargara allem gullem sis bombası ve sonra hücuma kalkıp muhalif kanalları kapatıyor.

Çünkü gerçek başka, AKP onlarca TV’yi gasp etti, medyanın yüzde doksanına hakim, bir beş on yıl önceye gidin, Show, CNN, ATV, vs. bir çok kanal daha önce kimindi ve bu kanallar hangi yöntemlerle yandaşların eline geçti? Her akşam alikıran başkesenlik yaptıkları ekranlar hangisinin kendi alnının teri, kendi emeği, kendi cebiyle kurulmuş.

Mesela Mehmet Metiner ya da Nagehan Alçı gibi yandaş gazeteciler kesintisiz on-beş yıldır ekranda her gece konuşuyorlar, bir istatistik bilgi verelim, mesela bu yandaşların tüm ekran konuşmalarını toplasan bu ülkede on yıl Başbakanlık yapmış Demirel, mesela altı yıl başbakanlık ve sonra cumhurbaşkanlığı yapmış Özal’dan daha fazla söz hakkı bulduğunu görürsünüz. Nagehan Alçı ve Mehmet Metiner’in en fazla konuşma rekorunu kırayamayacağı tek lider kendi liderleri Recep Tayyip Erdoğan.

Bir taraf her dönemde aralıksız mütemadiyen her gece konuşacak bir tarafa üç-beş gün ekranlarda konuşma hakkı hiç vermeyeceksiniz, oh ne ala!

Ve lanetlenmiş on yıllarca FETÖ’yü ekranlarda gazlayan, pohpohlayan, yalayan Nagehan Alçı dünkü yazısında Tele 1 ve Halk TV için ‘memlekete bir faydalarını görmedim’ diyor.

Kocasının ve kendisinin memlekete çok faydasını görmüş olmalıyız ki Zekeriya Öz ve Nazlı Ilıcak’la başladıkları ‘şöhret’ kankiliklerine son günlerde Devlet Bahçeli’yle akıllarınca meşrulaştırıp sürdürmeye devam ediyorlar.

Gördüğümüz şudur, iktidar sosyal basıncı hala okuyamıyor, mesela iktidar Türk tarihinin en büyük halk isyanı Gezi’yi de yanlış okudu. Gezi’nin delilsiz kanıtsız tamamen iftira ve Türk Ordusu’nun tasfiye edilmesine yönelik FETÖ operasyonlarının halk nezdinde oluşturduğu büyük ‘basıncı’ göremedi, hala göremiyor.

Bu yasaklar sansürler ve uyduruk gerekçelerle yine yalandan bir balon uçuruyorlar, habire, balonu üflüyor balon şişiriyorlar, sonra bu balon niye patladı diye dış güçleri sorumlu tutuyorlar, sonra kendi delilik hallerinin suçunu biz yazarlara muhaliflere atıyorlar.

Artık (yalan, iftira, perde, maske, manipüle, sansür) yasaklarını zulmünü iktidar kendi çocuklarına inandıramıyor.

Zapturapt altına alınmış ana medyanın yalan ve iftira ve saray dalkavuğu yayınları karşısında insanlar-gençler-halk-sanatçılar sosyal medyadan eleştiriler, sesler muhalefet bir isyan bayrağı yükseltiyor, kaldırın kafanızı görün artık. İdeolojinizin kafanızın içine doldurduğu hurafeleri, hayaletleri değil herkesin gözü önündeki gerçekleri görün artık.

Sosyal medyadaki bu muhalif yükselişi durdurmanın yolu herkesi hukuk ve Allah önünde eşit görmektir, ifade özgürlüğünden herkesin yararlanmasını sağlamaktır, dürüst olmaktır, saraya değil cumhuriyet değerlerine sarılmaktır, muhalif gazetecileri eskisi gibi uyduruk gerekçelerle kodese tıkmamaktır, kendinden olanı bağışlamak görmezden gelmek ama muhalif olanı şeytanlaştırmak düşmanlaştırmak hiç değildir.

Bu ülke bir cumhuriyet idi, cumhuriyetin karşısına Saray’ı kurup saray-cumhuriyet kamplaşması sizin eserinizdir.

Bir millet topyekün görüyor artık cumhuriyetçi gerçek ve bağımsız bilimadamlarının, gazetecilerin, yazarların büyük medyada konuşma şansı onlarca yıldır sıfır.

Resmi akademisyen sayısı toplayın yazar-çizer sayısı toplayın roman, hikaye sinemacı sayısı yirmi bin gibi yüksek bir rakam bulursunuz, ancak her Allah’ın akşamı ekrana çıkanlar sayısı yirmiyi geçmeyen hep aynı uğursuz suratlar. Bu yirmi-otuz hiç değişmeyen yandaş yüz, Türkiye’nin karşılığı, özeti, birikimi midir? Seksen milyonu bu yirmi kadrolu yüzle mi bastıracaksınız?

Seksen milyonluk ülkeyi bu aynı yandaş, aynı surat her akşam bu yirmi aynı surata boğdurttuyorsunuz, oh ne ala?

Dünya kadar ağır, tarih kadar derin, siyasi sosyal sorunları bu aynı yirmi yandaş surata tartıştırıp ülkenin gerçek trajedilerini saray lehine perdeliyor maskeliyorsunuz, vay maşallah!

Bu aynı yandaş yirmi kişi için büyük medya milyar dolarlık iletişim teknolojisini her akşam hizmete sokacak, ses yok, üç-beş kişi kişisel bir tweet mesajı atacak, ortalığı ayağa kaldıracaksınız, vay be bu ne adalet?

Bu kadar ‘basınç’ bir yerden sızıntı yapıp, fay hatlarını tetikleyeceği sosyolojik bilimsel bir gerçektir.

İşte Baroları parçalama gerçeği: kesintisiz iktidar olan sağcı milliyetçi İslamcı muhafazakar ahali, devlet katlarında hakim, savcı, bürokrat olarak çok büyük ölçüde istihdam ediliyorlar.

Devlet katında iş bulamayanlar serbest avukatlığı tercih ediyor. Avukatlık garanti maaşı olan bir meslek değil. Ve ister istemez muhalif görüşte olanlar bir meslek odasında çoğalıyor. Ve iktidar sekiz-on seçim kazanmasına rağmen bu büyük meslek gruplarını bir türlü ele geçiremiyor. Mesela, bence, hakim-savcı-bürokrat atamalarında ayrımcı davranmasalar liyakatı öne çıkartsalardı kantarın topuzu kaçmaz bugünkü barolar bu denli muhalifleşmez, baro seçimleri de siyasetin sandık sonuçlarına paralel çıkardı.

Ve sonunda saç baş yoldurup delege yapısıyla oynayarak yani Bayburt Barosu’ndaki ikiyüz avukatla, İzmir Barosu’nun altıbin avukatının delege ağırlığını eşitleyen üçkağıtçı bir çözüm bulmuşlar.

Bir de uydurdukları şu gerekçeye bakın, barolar siyaset yapıyormuş, yapmasın mı? Savunma hakkı yasal bir hak, üstelik savunma iktidarın haksız-hukuksuz uygulamalarına karşı müvekkillerini savunuyor, yani işin doğası ‘siyasi’.

İşin asıl doğası, avukatlar ve yazarlar bizler yazıp çizip şikayet edip sandığa gidip işin doğası ‘hukuki’ yoldan mücadele ediyoruz. Buna rağmen son yıllarda yandaş medya akıldışı manyakça bir itham bulmuşlar, ‘Tayyip Erdoğan’ı devirmek istiyorlar’ diye. Kim istemiyor, hepimiz istiyoruz, bu bizlerin siyasi hakkı ve talebidir, bu doğal hakkımızı dahi düşman, hain, casus lafları gezdirip gargaraya boğuntuya getirip siyasi haklarımızı göz göre göre illegal bir hale getirtmeye çalışıyorlar, fesupanallah, kudurdunuz mu?

Bir de şu iftira ithamlarına bakın, ‘barolar sokakları karıştırıyor’ diyorlar, peki avukatlar haklarını nerede arayacaklar, özgürce konuşabildikleri ekranları mı var, haklarını arayabilecekleri bir meclis mi var! Son çare tutundukları sığındıkları bir baroları var, onu da ellerinden alacaksınız ve avukatlar da susacak öyle mi? Ve anayasada yazılmış hakları sonuna kadar kullanmak hepimizin yurttaşlık hakkıdır, bu hakkı kullanmakta mı casusluk, düşmanlık, hainlik ne zaman oluverdi, yoksa saraydan icazet almayana avukatlık hakkı verilmiyor mu, fesupanallah.

Evet, sosyal basıncı yükselten iktidardır.

Her avukatı suçlayıp her gazeteciyi içeri atarak, konuşan yazan çizen herkesi hadım ederek lehinize bir sonuca değil kendi sonunuza ulaşırsınız.

Neden iktidar herkesi satın alamayacağını, herkesin satın alınamayacağını, herkesi susturamayacağını 20 yılına rağmen ‘göremiyor’ ‘anlamak istemiyor?’

Hepimizi bir ülkeyi Nagehan Alçı kullanışlığında hizaya sokabilmenin imkansızlığını öğrenebilmesi iktidara ve yandaşlarına anlaşılan çok pahalıya mal olacak.

Büyük siyasi trajediler ve tecrübelerden gelmiş muhalif yazar çizerler geçtiğimiz yirmi yılda hiç bir ekran, medya, imkan, para desteği hiç ama hiç bulamadığı halde saraya boyun eğmedi.

Ve saraya karşı elimizde yandaşlar gibi ihale, kayrılma, para, imkan, destek değil sadece Cumhuriyet var.

Ve şahit oldunuz sarayla gidilebilecek tek mecburi istikamet sansürlerin yasaklamaların da artık sonuna gelindi.

Tek çare, herkesi hukuk önünde eşitleyen Cumhuriyet!

Saray kavgası verenler kimlerin makamlarını maaşlarını ihalelerini cemaatlerini inşaat şirketlerini koruyorlar artık bir millet, hepimiz biliyoruz.

Ama Cumhuriyet kavgası verenler, bu topraklarda nüfus kağıdı taşıyan herkesin siyasi ‘hakkı’ insanlık onuru için mücadele veriyor.

Dövülenlerin, kovulanların, susturulanların, haksızca içeri tıkılanların, yüzüne bakılmayanların, insan yerine koyulmayanların, hukuk önünde hakkını arama şansı bulamayanların, saraya karşı Cumhuriyet’in kavgasıdır bu.

İfade özgürlüğünün ve sosyal medyanın yakasını bırakın. Harbi siyaset yapmak istiyorsanız sizin dünkü sevgililerinizle, FETÖ ile PKK ile kolkola girip şirazesinden çıkmış muhalif unsurlarla savaşın.