İç ve dış politikada 'yapay zeka' ile savaş

Nihat Genç yazdı...

İç ve dış politikada 'yapay zeka' ile savaş

Dünyanın en ünlü satranç şampiyonu Garry Kasparov'un 'Derin Düşünce' kitabı 'anlam' olarak hiç şüphesiz yüzyılımızın en büyük kitaplarından.

Garry Kasparov, Derin Düşünce'de IBM'in ünlü 'Deep Blue' bilgisayarıyla (yapay zekayla) maçlarını anlatıyor.

Bilindiği üzere Kasparov bilgisayarı tam da gelişme, büyüme evresinde yenmiş ama sonunda yenilmiş ve sonra artık bilgisayarlar çok gelişti.

Kasparov'un bilgisayar (Deep Blue) maçı dünya basınında yıllarca manşetlerden hiç inmedi, hani, Muhammed Ali maçları gibi, daha büyük bir macera: Makineyle insanın savaşı!

Yenilgisinden yıllar sonra annesi Garry Kasparov'a, “Hatırla 86'da Karpov'la maç yaparken sadece Karpov'la değil Sovyet bürokrasisiyle de savaşmak zorundaydın, (aradan çok zaman geçti) ve bu seferde aynısı sadece Deep Blue'yle değil kapitalizmin bütün hileleriyle savaşmak zorunda kaldın” diyor.

Kapitalizmin hileleri, çünkü, Deep Blue IBM şirketinin ve şirketin her maç sonrası borsada yükselen hisseleri.

Kasparov kitabında, açıkca IBM şirketine-kapitalizme nefret ve öfke dolu, çünkü, yenilgisini detayıyla yazdığı kitabında Deep Blue'ye maç sırasında bir insan müdahalesi var mı yok mu tam bilemiyor ve sinirle hayatı kendine zehir ediyor.

Ki, kolpa bir durum çok açık, maçlar sırasında Deep Blue'nun çöktüğü tekrar başlatıldığı biliniyor. Ve ayrıca IBM firmasının Kasparov'un yardımcılarıyla konuşmalarını dinlemek için Rusça bilen uzman aldığı biliniyor, neyse?

Kasparov “Deep Blue' için şöyle diyor, duygusuz, moral çöküntüsü bilmiyor, yorgunluk bilmiyor, konsantrasyon diye derdi yok, başı ağrımıyor, yenilgi sonrası bir basın ordusuna açıklama yapmak zorunda hiç değil, üzüntüsü yok, yanlış hatalı hamleleri yüzünden utanma sıkılma hiç bilmiyor.

Duygusuzluk, yapay zekanın üstünlüğü mü?

Üstelik, diyor, IBM gibi güvenilir bir şirket üzerine o yıllarda 'hile' yaptılar desem bana gülerler, ama şimdi aradan yıllar geçti, 2008 büyük bunalımında ne büyük şirketlerin (Enron gibi) hile yaptığına artık her Amerikalı inanıyor” deyince, aklıma bizim 'liberaller' geldi?

Üstelik 'hile yapılıyor mu' şüphesi insanı yoran yıpratan bir şey. Çünkü ihaneti hukukla yasayla ispatlamak zorunluluğun var!

Hem aşağılanmana ve haksızlığa karşı mücadele edeceksin hem de çok sıkı maç çıkaracaksın?

Zor iş. Şöyle, biri sizi tekme tokat döverken elinizde fırça dünyanın en güzel resmini, biri üstünüze hücum ederken kemanınızı düşürmeden dünyanın en güzel şarkılarını söyleyebilir misiniz?

İşte 805 aydın Biden'dan aldıkları güçle bildiri imzalıyorlar, diyeceksin ki, Tayyip'i devirmek için, evet, ama Özal döneminde de Amerikan dayatmalarının sözcüsüydüler, sonra Tansu sonra FETÖ döneminde de aynı Amerikan siyasetinin şövalyeleriydiler, hatta AB ve ABD dayatmalarının 'gestapoları' gibi kırk yıl buyurgan bilmiş kibirli tavırlarıyla ekranlardan düşmediler.

Düşünün ben 5 yaşımdayken, 15 yaşındayken, 25, 45 ve 60 yaşlarımda, her on yılımda bu ağbiler arkalarına Amerika'yı alıp darbe yaptılar.

Düşünün en son 15 Temmuz gecesi başımızdan aşağı bombalar atılıyor, Gölbaşı'nda özel hareket polislerinden ellisini öldürdüler, Meclis'i bombalıyorlar, uçaklar üstümüzden geçiyor, apartman içlerinden kadınların çocukların korku dolu çığlıkları...

Sabaha kadar bomba atttılar, sabaha kadar!

Bu 805 aydın bu çığlıkları hiç duymadı mı?

Düşünün kendilerine darbe yapılan 68'li ve 78'li gençler bugün kah PKK severlikleri kah cumhuriyet ve milliyet düşmanlıklarıyla bugün nerdeyse tümüne yakını Amerikan darbesinden yana oluverdiler.

Ve Özal döneminde ve Demirel döneminde ve Tansu döneminde ve FETÖ döneminde ve 2012'ye kadar Tayyip döneminde, aynı bu ABD ve AB'ciler, yorgunluk bilmiyor, çöküntü yaşamamışlar, üzüntü bilmezler, utanmaları yok, halka ne diyeceğiz endişeleri hiç yok, başları ağrımaz, tıpkı IBM'in satranç oynayan Deep Blue bilgisayarı gibi.

Yapay zekaya ne kadar benziyorlar, insanı, insan beynini, direnişi, tutkuyu, aşkı, insanoğlunun aşkın heyecanlarını, her şeyi sırf 'veri' girerek yenebileceklerine programlanmışlar.

Şimdi sizin bu 'makineye' karşı şansınız var mı?

Dünyanın en büyük silahları onlarda, para onlarda, internet sitelerine destek, fonlar, maaşlar onlarda.

Ve bu yenilmez makineye üstelik gizlice insan müdahalesi yapılıyor, diyelim, bunlar ajan mı yazar mı, ajan mı akademisyen mi, ajan mı sanatçı mı bilemiyorsun! FETÖ'cüler Amerika'nın emrine yüzbinlerce ajan verdi, yüzlerce akademisyen ve üniversitesi Amerikan dayatmalarının komiseri gibi görev yaptılar, yapıyorlar!

Bizim ise 'zar' oyunlarından (tavla, barbut, vs.) başka şansımız yok, yani, her yeni duruma göre yeni veriler (Kaftancıoğlu, İmamoğlu, vs.) girilen bu zekaya karşı koymamız mümkün değil.

Ya da Alaaddin'in lambası, bir dudağı yerde bir dudağı gökte, cin çıkacak ve milli dileklerimizi yerine getirip düşmanı kovacağız!

İnsanın ağrına gidiyor, Amerika'nın seksen yıllık aşağılık dayatmaları ortada, bir milletin oturup düşünmesi lazım, bir direniş hali, bir milli seferberlikle düşmana-dayatmaya karşı birlik olması, üretimde bölüşümde daha çok kardeşleşmesi lazım, ama değil.

Biz Amerika'nın kölesi miyiz, köpeği miyiz, bizim kendi meclisimiz kendi kararlarımız kendi egemenliğimiz yok mu?

Amerika ne derse yapmak zorunda mıyız, afyonu ekemezsin, uçak silah biz veririz, başkasından alırsan cezalandırırız!

Sovyetlere karşı seni elli yıl karakol ve üs olarak kullandık, kardeşi kardeşe kırdırdık, sonra, Irak ve Suriye savaşında seni yine geçiş yol koridor üs olarak kullandık, müslümanı yine müslüman sana kırdırdık, şimdi yine tependeyiz...

Ve senin milli düşmanın PKK'ya milyonlarca ton silah veriyoruz, hem Irak'ta hem İran'da hem Suriye'de hem Türkiye'de PKK'ya garnizon devletler kurduracağız, sen de sesini çıkartmayacaksın.

Sesini çıkartırsan seni FETÖ'yle, o da olmadı Kaftancıoğulu'yla, o da olmadı HDP'yle, o da olmadı seni bildirilere imza atan 805 aydınla, seni PKK'yla seni IŞİD'le mutlaka cezalandırırım. Karşı mı çıkıyorsun, bekle, Kızılay meydanında ya da Beşiktaş stadındaki patlamaları, yüzlerce insanın havaya uçmasını...

Tabii insan milli kaygılar endişeler duyuyor.

Kızıyor geriliyor sinirleniyorsun, nevrin dönüp öfke nöbetlerine kapılıyorsun.

Sonra kalkıp ana avrat küfrediyorsun, kime, bir makineye!

Kasparov, bilgisayarla yaptığı maçların ilk hamlelerinde, bilgisayarın şöyle bir açığını buldu: Kasparov bilmeden bir gaf yaptı ve bilgisayar bu gafı bir yanlış-hata olarak değil çok düşünülmüş ileri bir hamle gibi düşünmeye epeyce zaman harcadı.

Kasparov içinden şöyle dedi, bu bilgisayarın açık noktaları var yüzümü duygularımı görmediği-bilmediği için hatalarımı da kestiremiyor yanlışımı çok ciddiye alıyor.

Ama sonra bilgisayar da (teknik bir arıza) anlamsız boş bir hamle yapıverdi, işte bu sefer de Kasparov, yahu koca bilgisayar-bir makine niye boş hamle yapsın, yapamaz, deyip bilgisayarın hatasını çok ciddiye alıp üzerine kafa yordu. Ve bilgisayarın her hamlesini fazla ciddiye alarak ilk yenilgileri yaşadı.

Yani Kasparov, ne kadar yapay zekayla oynadığının bilincinde olursa olsun makineyi insan yerine koymaktan geri duramıyor, makine de ne kadar veri girerse girsin Kasparov'u (bizleri) kendi gibi makine gibi görüyor.

Yanlışından utanmayan ve hep dayatılan komutları tekrar eden bu insanlar evet, tam bir yapay zeka, sadece verilerin girildiği bir makine.

İşin zorluğu da burada, çünkü biz cumhuriyetçiyiz, ne olursa olsunlar 'insan' yerine koymamız şart, insan gibi eşitlememiz şart, insan gibi yargılamamız insan gibi eleştirmek zorundayız.

İnsanla makine arasında savaşın, güçlüğü burada, ihaneti görsek de içimiz yansa da bu makineyi insan yerine koyuyoruz, onlar da bizim bu hukuk düşkünlüğümüzü bizim açığımız eksiğimiz zayıf yanımız olarak görüyorlar. Çünkü bizi de kendileri gibi 'duygusuz' ve 'sorumsuz' görüyorlar.

Üstelik diyelim Amerika FETÖ PKK kazansa da, inanın, bu yapay zekanın yazarları-sanatçıları bu galibiyetten-zaferden dahi sevinç duyup heyecanlanmazlar! Yani at yarışında kazanan atın ağzına şeker verir gibi bilgisayarın ağzına şeker veremezsin, hayır, bu cümlem olmadı, şeker yerine ceplerine para koyuluyor, sayın yazar olmadı, bir lafı yakışır benzetmelerle söylemeyi hala öğrenemedin, düzeltelim, bu yapay zeka para ve şöhret dışında heyecan duymaz.

Ne küsmeyi bilirler ne coşmayı, bir insana ne kolayca ısınırlar ne aniden buz gibi soğurlar, ne taşkınlık bilirler ne gülmeyi, ne huzuru hissederler, ne kime zulmedilmiş dıngıllarında değildir.

Şöhret ve garanti maaş için, insan duygularını derilerinden ruhlarından kazımış, heyecansız görev adamları, elli uzun yıldır AB ve ABD tarafından fonlanan maaşlanan bir gestapo ordusuyla karşı karşıyayız.

Ölmüşsün, dağılmışsın, vatanın kalmamış, elinde ayağında ne varsa kaybetmişsin, umurlarında değil, ne keskin çığlıkları ne içlerinde acı bir dert ne konuşurken sesleri titrer, Kasparov'un kazanması mümkün değil.

Onlar sadece bir elli yıl aynı verilerle AYNI ANALİZİ YAPARLAR, ABD ve AB DAYATMALARINA teslim olun yoksa mahvolursunuz.

Makineye veriler böyle girmiş: baskı ve baskı, dayatma ve dayatma.

Oysa, elli yıldır bu milletin huzuru kardeşliği bölüşümü üretimini dert edinebilseydiler...

Kendileri de konuşurken bazen arada bir yerde sıcacık GÜLÜYOR olabilirlerdi.

Ve hataları yanlışları gafları, anlamsız ve boş duygusuz değil, üzüntü ve ıstıraplar içinde insan oluşlarını ve insanlığı bir adım ileri taşıyabilirlerdi.

Elli uzun yıl, dünya kaç kez yıkıldı kaç kez kuruldu, aynı adamlar aynı yerdeler, aynı savaş makinesinin içindeler!

Bilmem, insanlık bu makinelere 'karamsarlık, türkü, iç çekiş, tutku, kardeşlik, horon, huzur, gözyaşı, sevinç, vs.' gibi veriler yükleyebilecek mi?

Bu 'insan gibi'yi yükleyebilen, şaşıracaksınız tarihte bir Türk, Edgar Allan Poe'nun bir hikayesinde Türk'ün yaptığı bir satranç makinesinden söz edilir. Ki, Kasparov'da kitabına bu Türk yapımı satranç makinesini anlatarak başlar ve bu kurnaz-kolpa Türk'le bitirir.

Çünkü mekanik-otomatik bu satranç makinesinin içine sahiden gizlice bir Türk gizlemişler.

Sayın Edgar Allan Poe, hikayeniz çok eksik, ne bir Türk'ü, binlercesini gizlemişler!