1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Şevket Apuhan
  4. Türkiye şimdi ne yapmalı?

Türkiye şimdi ne yapmalı?

featured

Putin’in danışmanlarından Vladislav Surkov “Rusya’nın yeri ne Batı ne Doğu’dur, kendi yeri ve yalnızlığıdır” diyordu. Bu tanımı okuduğumda Rusya’dan daha çok Türkiye’yi anlattığını düşünmüştüm… Sonuç olarak tarih boyunca birbirlerine rakip olmuş, iki kimlik arasında sıkışmış, dışlanmış ve kendi yalnızlıklarından yeni içtihatlarla bekalarının devamlılığını çıkarmayı bilmiş iki gelenek geçtiğimiz gün Suriye üzerinde önemli kararlara imza attılar.

15 Temmuz 2016’yı 16 Temmuz’a bağlayan gece bir çoğumuz artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyorduk. Nitekim ABD darbesini püskürtmeyi başaran Türkiye, gerek siyasi gerek psikolojik olarak yeni bir yön arayışına girişti ve Rusya ile S-400 anlaşmasının imzalanmasına kadar gidecek bir süreç başladı.

Bugün isteyen reddetsin, isteyen görmezden gelsin hatta isteyen TBMM önünde kendini ateşe versin; Türkiye’nin olması gereken yerde, Avrasya’da olduğu açıkça önümüzde duran bir gerçektir ve bu yöneliş Türk toplumunun büyük kesiminden de destek görmektedir.

İşte tam burada dikkat etmemiz gereken bazı  önemli hususları incelememiz, üzerinde düşünmemiz gerekmektedir.

Öncelikle bu noktaya nasıl geldiğimizi tespit etmeliyiz. Türkiye, Truman Doktrini ve Marshall Yardımları ile birlikte ABD’ye kucak açmış, üretimi baltalanırken, milli onuru defalarca zedelenmiş ve Amerika adeta Ankara’ya yerleşmiştir.

1980 darbesinden sonra tam anlamıyla ABD’nin istediği şekilde dizayn edilen ülkemiz, sürekli borçlanmış, borçlandıkça Atlantik sistemi tarafından ele geçirilmiş ve bir yandan horlanırken bir yandan da sömürülmüştür.

Buradan yola çıkarak geleceğe yönelik taktiksel değil; stratejik adımlar atmamız hayati öneme sahiptir. Biz Türkiye’nin tam bağımsız, rüzgarların yön verdiği değil; rüzgarlara yön veren bir ülke olmasını arzu ediyoruz. Bunun birinci ve olmazsa olmaz şartı ise Türk Ekonomisinin en az Türk Ordusu kadar güçlü olmasıdır.

Bu açıdan bakıldığında, esas olarak Türkiye’nin konumlandığı noktadan daha önemli olan şey Türkiye’nin öncelikle kendisini değiştirmeyi başarabilmesidir. Eğer üretemez ve yeni bir başarı hikayesi yazamazsak, muhatablarımızın kim olduğu bir süre sonra önem kaybetmeye başlayacak, Atlantik’in “Kötü adamı” bu defa Avrasya’nın “Kötü adamı” haline gelecektir.

Şu an için batılı finans kurumlarından aldığımız kredileri Çin kredileri ile, Atlantik’ten ithal ettiğimiz askeri teknolojileri ise Rus askeri teknolojileri ile ikame etmemiz mümkündür; ancak bunlar şüphesiz bir ülkenin stratejisi olamaz. Yani ithalat yaptığımız ülkeyi veya borç aldığımız kurumları değiştirmekle varabileceğimiz bir yer yoktur.

İşte tam da bu sebeple Türkiye’nin ayakları yere basan bir strateji oluşturabilmesi ve hem devleti hem de özel sektörü bunun etrafında seferber etmeyi başarması gerekmektedir.

Daha açıklayıcı olması bakımından bir örnek vermek gerekirse Türkiye, Rusya’dan uçak satın almak yerine Rusya’yla ortak üretim yapabilen, Çin bankalarından borç aramak yerine istihdam yaratacak projeleri Çin’le kendi coğrafyasında hayata geçirebilen bir strateji oluşturmalı ve bunun öncelikli meselemiz olduğunu unutmamalıdır.

Kesinlikle bilmemiz gereken bir gerçek var:

Türkiye sıcak paraya muhtaç kaldıkça, ana vatanı olduğu buğdayı bile ithal etmeye devam ettikçe ve ihtiyaç duyduğu bütün silahların tedarikini tamamen millileştiremedikçe, parmağı sallayan el değişse de her daim gözümüze sokulmak istenilen bir parmak olacaktır.

Dikkat edildiğinde göreceksiniz ki ABD, ülkemizi askeri açıdan değil ekonomisini yok etmekle tehdit etmiştir. Zira Türkiye’nin zayıf noktası ekonomisidir ve ekonomi büyük güçler için her zaman bir “terbiye” aracı olmuştur. Açılım süreci başlarken Türkiye’ye gelen kriz kahini Roubini Türk Ekonomisinin hızla güçleneceğini söylemiş, Erdoğan’ın “Çözüm süreci buzdolabında” açıklamasından sonra ekonomiyi değerlendiren Daron Acemoğlu ise “Açılım süreci sona ererse, Türkiye ekonomik krize girer” uyarısında bulunmuştur.

Sonuç olarak; zayıf noktamızı hızlı bir şekilde güçlendirmeli ve zenginleşerek/kalkınarak askeri gücümüzü desteklemeliyiz.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

4 Yorum

  1. şevket bey,hasbelkader bende iktisat mezunuyum ve yıllardır kendi çapımda okur,incelerim. bakın son zamanlarda özellikle bazı türk araştırmacılarda gerçeklerin yerini temenniler ve hemen sonra bu temennilere dayalı kolay çözüm önerileri sunma durumu oluştu. atlantik ve avrasya diye iki farklı ekonomik düzlem yoktur. yazınızda çin bankalarından kredi buluruz fakat bu çözüm değil demişsiniz. haklısınız çözüm değil ama şu var ki bulamayız. ihtiyacımız kadarını bulamayız yani. karşılık göstererek verilecek krediler ise türkiye cds i üzerinden ve hatta batıdan daha pahalı verilir.venezüela zor durumda iken çine nasıl borçlandığına bakın. kendi ekonomimizi sağlam tutarsak her alanda elimiz güçlenir,anahtar bu fakat bu giderek imkansız hale gelmekte. önce kan kaybı,yolsuzluklar,kayırmalar durmalı.cahiller mevkilerinden ayrılmalı,liyakata dönülmeli ve bunların hepsi mükemmel şekilde yapılsa bile onlarca yıl düze çıkmak için uğraşacağız..sorun türkiyedeki siyasi,politik hastalıklı yapıda. önce bu yapıya neden olan aktörler değişmeli ve daha sonra her alanda çağdaş bilime koşulmalı . dış dengeler ayrı bir mesele. şahsi düşüncem budur. sevgiler.

  2. Tarım yapmaktan başka çaremiz yok.
    Eğitim sistemini de ilköğretimden başlayarak ezbere dayalı değil, uygulamaya dayalı bir şekilde güncel hayata uygun hale getirmeliyiz. Her şeyin başı eğitim. Milli, bilimsel, uygulamaya dönük, hayata hazırlayan eğitim.
    Tarım ve eğitim ülkeyi kalkındırır; kalkınmış, karnı tok ve eğitimli insan bilime yönelir.
    Günlük ekmek parasını çıkarabilmek için harcanan insan yaşamı anlam kazanır ve kölelik düzeni de son bulmuş olur.

  3. SU anda bircok kisi farketmesede Dunya tektonik bir degisimi yasiyor. Ekonomi, sermaye, teknoloji ve bilim bati’dan dogu’ya kayiyor. Iste bugun geldigimiz Avrasya-Atlantik ikileminin asil sebebi budur. 15 Temmuz sadece bir tetikleme olmustur. Ayni darbe girisimi on sene once yapilsa idi, herhalde basarili olurdu, cunku Atlantik cok daha guclu idi. Yazdiklarinizin hemen hemen tumune katiliyorum ve uzun vadede tek yolun uretim ekonomisi oldugunu dusunuyorum. Uretim derken sadece tarimsal uretim anlasilmamali. Turkiye bir Almanya yada Japonya yada Guney Kore gigi Teknolojik uretim yapmali, agir sanayiye gecmelidir. Bunu yapabilecek genc nufusa ve birikime sahip oldugumuzu dusunuyorum. Turkiye’de gelinen askeri sanayi buna guzel ornektir. Ancak cok daha fazlasi yapilmalidir. Enerji ihtiyacimiz, (ki ulusal gelirimizin yarisi buraya gider), nukleer enerji ile kompanse edilmeli ve Dogu Akdeniz’deki zengin yeralti gaz kaynaklari Turkiye’ye gelecekte gelir kaynagi olmalidir. Turkiye’nin ufku cok parlaktir. Turkiye dunyada gelismis ilk on ulke arasina girebilecek kabiliyet ve guctedir. Turkiye’nin bagimsiz bir sekilde (onun bunun yari somurgesi olmadan) Ataturk’un ulkusu olan ‘medeni’ ulkeler seviyesine ulasmaktan baska yolu ve caresi yoktur. Atamizin baslattigi medeniyet devrimini tamamlayacagimiza dair inancim ve guvenim sonsuz.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!