
Sitemizi Google aramalarında tercih edilen kaynak olarak ekleyin.
Emekli Tuğgeneral Mustafa Köse yazdı…
İMRALI’DA TERFİ
29 Ağustos 2001 akşamı İmralı’daydım. Adadaki ikinci görev dönemimdi. Farklı birliklerden terfi eden personel için bir tören yapılacaktı. Uygun büyüklükte bir toplantı salonu bulunmadığından, teröristbaşının yargılandığı mahkeme salonu açılmıştı. O akşam biz de orada sıralandık. Terfi edenler arasında en kıdemli personel olduğum için sağ başta yerimi aldım. Ada Komutanı yeni rütbelerimizi taktı. Ben de bazı arkadaşlarımızın rütbelerini kendi ellerimle taktım. Askerlik hayatımın en sıra dışı terfi törenlerinden birini orada yaşamıştım. Bugün İmralı’dan gelen haberleri okurken dönüp o akşamı hatırlıyorum.
O gün o salonda takılan rütbelerin ağırlığı hâlâ omuzlarımızda.
VİLLACIĞINA DA YERLEŞMİŞ
Hatırlayalım. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, 17 Aralık 2025’te yaptığı açıklamada, “İmralı Ceza İnfaz Kurumunda villa ya da özel konut inşası veya tahsisi söz konusu değildir” diyordu. İddialarla ilgili hukuki süreç başlatıldığını da bildiriyordu üstelik.
1 Nisan 2026’da Adalet Bakanı Akın Gürlek de özel konut yapıldığı iddiasını reddetti.
11 Eylül’de ise eski AK Parti Milletvekili Şamil Tayyar, yapıyı “dubleks bir villa” diye tanımladı. 250 metrekare kapalı alanı, bunun yaklaşık iki katı büyüklüğünde de bahçesi bulunduğunu söyledi. Ardından şu bilgiyi verdi: “Mevzudan uzunca süredir haberdardık, bilgiyi aktarana sözümüzden hiç gündeme getirmedik.”
17 Eylül’de yayımlanan açıklamasında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Villa diye bir şey yok. 250 metrekarelik bir konut yapıldı” dedi. Görüşmelerini orada yapması, mesajlarını oradan aktarması içinmiş.
İmralı’da taşınma işi de tamamlanmış. Mithat Sancar, 31 Ekim’de teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın hazırlanan yeni yere geçtiğini açıkladı.
O tarihte yok denilen bu yapı ne zaman ortaya çıktı? Kimin kararıyla, hangi bütçeyle ve hangi hukuki düzenlemeye dayanılarak hazırlandığı açıklansın. Öcalan’a tahsis koşullarını da öğrenelim. Önceki açıklamalardan sonra ne değiştiğini Türk milletine anlatmak zorundasınız. Adını tartışarak bu soruların üzerinden atlanamaz.
GAZİLERİN SOFRASINDA
Bu haberleri okurken aklıma iki hafta kadar önce Ankara’da oturduğumuz bir sofra geldi.
Gazi arkadaşlarımızın davetiyle bir arkadaşımızın bahçesinde buluşmuştuk. Avluda, üzerine Türk bayrağı asılmış bir duvarın önüne masalar kurulmuştu. Otuz kişi kadardık; büyük kısmı gaziydi. Piknik yaptık, saatlerce sohbet ettik. Dertlerini, yaşanan süreçle ilgili kırgınlıklarını dinledik.
Sağımda oturan arkadaşım bir şeyler anlatırken, sohbetin içinde gayriihtiyari elimi dizine koydum. Pantolonunun altındaki protezin soğukluğunu hissettim. Açıkçası biraz irkildim. O da bu kısa tedirginliğimi fark etmiş olabilir.
Sohbet koyulaşmıştı. Biraz sonra solumdaki arkadaşımın koluna dokundum. Onun da kolu protezdi. İnsan bir tuhaf oluyor.
Eşlerinin, çocuklarının, ailelerinin yıllardır yaşadığı sıkıntıları da dinledik o sofrada. Verdikleri mücadelenin ve fedakârlıklarının görmezden gelindiğini düşünüyorlardı. Mücadele ettikleri örgütün elebaşına hazırlanan imkânlar, yaşadıkları sıkıntılara bir de bu kırgınlığı ekliyordu. Devletlerinden bekledikleri vefayı bulamamak ağır geliyordu.
“Üvey Gaziler” başlıklı yazımda da ele almıştım. Er statüsündeki gazilerimizin talepleri aylıktan sağlık hizmetlerine, protezden bakıcı güvencesine kadar uzanıyor. Vatan görevine gönderdiği evladının yaralandıktan sonraki hayatına da sahip çıkmak zorunda devlet. Gazinin yıllarını kurum kapılarında tüketmesine seyirci kalınamaz.
Yaz aylarında Ankara’daki hak arayışlarını hatırlayın. Güvenpark’ta beklediler. Polis zoruyla otobüslere bindirildiler. Ardından Bilkent Gazi Uyumevi çevresinde yaşananlar, giriş tartışmaları ve yasaklar gündeme geldi. Dertlerini anlatmak için geldikleri başkentte bir de bu muameleyle karşılaştılar.
Meclise ulaşmak da kolay olmadı. İYİ Partili milletvekilleri gazilerin yaşadıklarını Meclis kürsüsüne taşıdı. Turhan Çömez’in dile getirdiği itiş kakış tutanaklarda duruyor. Elif Esen’in Genel Kuruldaki anlatımına göre, gazi temsilcisi Erdem Çerçioğlu’na Millî Savunma Komisyonunda sorunlarını aktarması için yalnızca üç dakika verilmişti. Bunca derdi ve bekleyen talepleri üç dakikada anlatmalarını bekliyorsunuz demek.
ŞEHİT ANALARI
Bir de Pakize Ana var. Şehit Astsubay Namık Ayhan Akbaba’nın annesi. 2015’te Meclise giriş yasağıyla haber olmuştu. Bugün de hakkında açılan davayla gündemde.
Şehit cenazesinde Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler’le yaşadığı tartışmayı, Veryansın TV’nin gündeme getirdiği parmak sallama hadisesini hatırlayın. O tartışmaya ilişkin hakaret iddiasıyla yargılanacak. Kendisine gönderilen çağrıya göre 12 Ocak 2027’de hâkim karşısına çıkacak.
Oğlunu bu vatana vermiş bir annenin itirazını sakinlikle dinlemek, derdini anlamaya çalışmak bu kadar güç olmamalı. Bakanlıklar da Meclis de Pakize Ana’yı muhatap alsın. Şehit aileleriyle ilişkiniz, törenlerde söylenen birkaç taziye cümlesiyle sınırlı kalamaz.
O evlatlar, devletin verdiği görevi yerine getirirken şehit düştü. Geride bıraktıkları ailelere sahip çıkmak, haklarını korumak ve sözlerini dinlemek de yine devletin sorumluluğudur.
TERÖRİSTBAŞINA ÖZGÜRLÜK İSTEYENLER
Şimdi de bu hafta Ankara’da yaşananlara bakalım. Sözde “Barış Anneleri” adıyla bir araya gelen grup, 2 Kasım’da Kurtuluş Parkı’nda nöbet başlattı. Talepleri arasında Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması da vardı. 3 Kasım’da DEM Parti’nin grup toplantısına katıldılar; CHP, MHP, AKP ve Yeni Yol temsilcileriyle görüştüler. Adalet Bakanlığında temaslarda bulundular. 4 Kasım’da ise heyet, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş tarafından kabul edildi.
Parkta kalabildiler, partilerle görüşebildiler, taleplerini Meclisin en üst makamına ulaştırabildiler. Gazilerin bir temsilcisini komisyona kabul ettirebilmek için yaşananları düşününce insanın içi acıyor.
Kurtuluş Parkı’ndaki çadır ve ikramlar için Çankaya Belediyesinin destek verdiği yönünde iddialar da var. Belediye bu iddiaya açıklık getirsin. Destek sağlandıysa kapsamını ve kararını kamuoyuna açıklasın; gazilerin taleplerine nasıl karşılık verdiğini de anlatsın.
Teröristbaşına özgürlük isteyenler siyasi muhatap bulurken gazilerimizin, şehit ailelerimizin seslerini duyurmak için bunca uğraş vermeleri kabul edilebilir mi? Bu tabloyu açıklamak, ülkeyi yönetenlerin yanı sıra o heyetleri kabul eden muhalefetin de sorumluluğudur.
KİMLER NELER DEMİŞTİ?
Geçmişte söylenenleri de hatırlatalım. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 28 Haziran 2016’da Samsun’da önceki çözüm sürecini eleştirirken, “Teröristle müzakere etmenin terörü bitirmeyip, aksine daha da şımartacağını vurgulamıştık” diyordu.
Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 21 Haziran 2018’de, seçim öncesindeki bir buluşmada, “Eğer terör örgütleri şımartılırsa önünü alamazsınız” diye uyarıyordu.
Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ise 25 Mayıs 2023’te, kendilerine yöneltilen görüşme iddiasını reddederken şöyle söylüyordu: “Asla bizim terör örgütleriyle bir araya gelmemiz, kozmik odalarda toplantılar yapmamız, böyle bir şey söz konusu değildir.”
Bu sözler konuşma arşivlerinde duruyor. Bugünkü tercihlerin gerekçesini de aynı açıklıkla millete anlatmalılar. Muhalefeti suçlarken kullandıkları ölçüyü kendi adımlarına uygulamalarını beklemek Türk milletinin hakkı.
YENİDEN MEYDANA
Gaziler, 9 Kasım Pazartesi günü Güvenpark’ta yeniden buluşacaklarını duyurdu. Taleplerini bir kez daha anlatmaya geliyorlar. İlgili bakanlar, milletvekilleri ve parti yöneticileri bu kez kendilerine zaman ayırsın. Dinlesinler; aylık, sağlık, protez ve bakım ihtiyaçları için hangi düzenlemeyi ne zaman yapacaklarını açıklasınlar.
İmralı’da iki yüz elli metrekareyi uygun görenler, Meclis komisyonunda gaziye ayrılan üç dakikayı da izah etsinler.