Yusuf Yavuz yazdı…
Merkezden taşraya kamu yönetiminde istismar çarkı ve mülkiyenin teftiş raporunun anlattıkları…
Türkiye’nin olağanüstü gündemi arasında kamu yönetiminin yeterince tartışılmayan bir yanı içten içe kaynıyor. Mevzuatı dolanan ya da kılıfına uyduran bir bürokratik işleyiş kurumları ele geçirmiş durumda. Merkezden taşraya, yerel yönetimlerden yerel idarelere kadar kamu kurumlarında yaşanan suiistimal örnekleri giderek artıyor…
Yüzlerce sorun arasında öne çıkan en önemli başlıklar arasında, kamu personelinin, usule ve mevzuata aykırı iş ve işlemlere karşı direnmeye çalıştığı durumlarda personeli koruyacak mekanizmaların işletilmemesi var. Usulsüz işlem yaptığı ya da mevzuata aykırı iş yapmaya zorladığı için şikâyet edileni değil, şikâyet edeni cezalandıran bir sistem kurulmuş. Bu, merkezi bir sistem değil elbette, her kurumda ayrı ayrı çöreklenen yapıların, kamu çıkarını değil, kendi çıkarlarını korumak üzere kurdukları yatay bir hiyerarşik düzen.
LİYAKATİN ÇÖKTÜĞÜ DÜZENDE ORGANİZE KÖTÜLÜK
Bu düzenin içinde kurumsal hiyerarşi değil, paralel yapılanmaya benzer bir yatay hiyerarşi işliyor. Görevi, yetkisi ve sorumluluğu olmayan biri, görevi ve sorumluluğu olanın üzerinde tahakküm kurmaya çalışıyor, bu uğurda her türlü yola başvuruyor. Liyakatin çöktüğü kamu düzeninde, paralel bir işleyiş kişisel çıkarların çarklarının dönmesi için organize kötülüğün her yolunu deniyor.
AKP’Lİ ŞAMİL TAYYAR’IN “KİRLİ EMELLER PEŞİNDE KOŞANLAR” İTİRAFI
Bu tabloyu daha da netleştirmek için önce merkezden başlayalım: Gazeteci kökenli eski AKP’li vekil Şamil Tayyar, 30 Ekim 2026 tarihinde sosyal medya hesabından bir paylaşım yaptı. Paylaşımında, Cumhurbaşkanı’nın yoğun gündemi ve yorgunluğunu fırsat bilip kendi özel hesabını görenlerin, gücünü istismar edip, kirli emeller peşinde koşanların oyununu bozmaya yönelik olduğunu söylediği geçmişteki bir önerisini hatırlatarak şunları söyledi:
‘POZİSYONLARI KORUMAK İSTEYENLER DİRENİYOR’
“Karar mekanizmasında dev bir boşluk var, istismar çarkı bozulabilmiş değil. Çelişkili kararlar alınıyor, kamuoyu algısı bozuluyor, süreç yönetiminde zorluklar yaşanıyor. Reformlar gecikiyor, radikal kararlar alınamıyor, pozisyonları korumak isteyenler direniyor. Yolda yolakta, kıyıda köşede, orda burada cumhurbaşkanımızı yakalayıp etkilemek isteyenler birbiriyle yarışıyor.”
‘İSTİSMAR ÇARKI BOZULAMADI’
Şamil Tayyar, fon krizini örnek vererek şu tespitini de ekledi: “Karar mekanizmasında dev bir boşluk var, istismar çarkı bozulabilmiş değil. Çelişkili kararlar alınıyor, kamuoyu algısı bozuluyor, süreç yönetiminde zorluklar yaşanıyor…”
MERKEZDEN YERELE İSTİSMAR ÇARKININ GENİŞLEYEN SINIRLARI
İktidarın işleyişindeki kronik hastalığa yönelik içeriden gelen bu tespitler, aslında yerel idareler ve yerel yönetimleri de kapsamına alıyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi iştiraki ANSET’e yönelik yürütülen soruşturma kapsamında hazırlanan iddianamede, özellikle ihale süreçlerinde usule aykırı işlemlere imza atmamak için direnen belediye personelinin sürgün, işten çıkarma ve soruşturma tehditleri ile karşı karşıya kaldığı öne sürülüyor. Çalışanların ifadeleri, ihale alan şirket yetkililerinin aktarımları ve müfettiş raporları, kamu işleyişinin nasıl felç edildiğini ortaya koyuyor. İddianamede öne sürülen iddialar, yargılama sonucunda açıklığa kavuşacak.
MAFYA JARGONUNUN YERLEŞİK HALE GELDİĞİ YEREL YÖNETİM
Ancak personel üzerindeki baskının kaynağının yönetme biçimi ve tercihlerin sonucu olduğu yargı dosyalarında yer almayacak. Belediye başkanından “patron” diye söz edilen bir kamu düzeni içerisinde, kurum koridorlarında babasının çiftliğinde dolaşır gibi dolaşan “ihaleci” iş insanlarının “patronun/başkanın oğlu” olarak kodlandığı, mevzuata aykırı işlemleri sorgulayan personele baskı kurulduğu bir anlayış yerleşmiş durumda. “Patron” ifadesi, daha çok mafyatik dizilerde kullanılan bir jargon. Kamu kurumundaki hiyerarşik düzenin kendine özgü bir yapılanması ve görev dağılımı vardır.
BELEDİYE KORİDORLARINDA PATRONLUK TASLAYAN İHALECİ ŞİRKET
Bir kamu kurumu düşünün, mal ve hizmet alımı ihalesinin teknik şartnamesini, ihalenin verileceği şirket hazırlasın. Bir kamu kurumu düşünün, ihalenin verileceği şirket, aldığı işi ihale aldığı kurumun personeline yaptırsın. Bir kamu kurumu düşünün, yapılmayan işin, basılmayan kitabın, kullanılmayan malzemenin parasını ödesin. Tüm bunlara karşı kamu bilinci ve görev sorumluluğu ile itiraz eden personel sürgünle, işsiz kalmakla, “memuriyeti yakılmakla” tehdit edilsin.
HAK ARAYIŞINA CEZA, HAKSIZLIĞA ÖDÜL DAĞITAN SİSTEM
Kişisel çıkarlar üzerine yapılanan bu kamu düzeni içerisinde, hakkını aramaya çalışan, iç denetim mekanizmalarına, idari ve adli denetim süreçlerine başvuran personel ise oradan oraya sürülsün. Haksızlık ve hukuksuzluk yapanın ödüllendirildiği, buna karşı itiraz eden, hak arayan, kamu çıkarlarını korumaya çalışanın cezalandırıldığı bir düzen bu.
PATRONLARIN MİLYARLAR KAZANMASI İÇİN SÜRGÜN TEHDİTLERİ
Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik hazırlanan iddianamelerin satır aralarında, milyarlar havada uçuşuyor, rüşvet, irtikap ve ihaleye fesat karıştırma iddiaları ortalığa saçılıyor. Ancak iddianamelerin tartışılmayan yüzünde, tüm bu iddialara dayanak olan işleyişte kamu personelinin uğradığı baskı, mobbing ve sürgün tehditleri var. Patronların istediği ihaleleri, onların istediği gibi sonuçlandıranlar ödüllendirilirken, usule aykırı işlemlere imza atmamakta direnenlere parmak sallanıyor.

KAMU PERSONELİNİ BU ZORBALIKTAN KİM KORUYACAK?
İster yerel yönetimler, ister valilik ve diğer kamu idarelerinde görev yapsın; kamu personelini maruz kaldığı bu zorbalıktan kim koruyacak? Bunun için elbette idari teftiş süreçleri, hukuk ve kamu denetiminden sorumlu kurumlar var. Ancak tüm bunların ne ölçüde işletildiği, sağlıklı sonuçlanıp sonuçlanmadığı sorusu hala net olarak yanıt bulmuş değil. Bu tespit, sadece bir iddia değil, doğrudan kamu denetim belgelerinde yer alan tespitlerle de ortaya konulan bir gerçeklik.
MÜLKİYE BAŞMÜFETTİŞİNİN TESPİTLERİ BİZE NE ANLATIYOR?
İçişleri Bakanlığı’nın Antalya Valiliği ile ilgili güncel bir teftiş raporunda, il idare kurulunun yürüttüğü ön inceleme ve soruşturma süreçlerinde çok bariz usul ve uygulama hataları olduğu tespitlerine yer veriliyor.
Antalya Valisi Hulusi Şahin imzasıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlara gönderilen resmi yazıda, 25 Eylül 2026 tarih ve 122/19 sayılı Mülkiye Müfettişi raporunda tespit edilen sorunlara değinilerek bu konuda önlemler alınması isteniyor.
Mülkiye Başmüfettişi Adnan Kandemir tarafından hazırlanan teftiş raporunda şu tespitler öne çıkıyor:
– Soruşturma yapılması onayına rağmen disiplin soruşturması yapılmaması.
– Disiplin tanıklarının yeminli dinlenmemesi.
– 657 sayılı Kanun’un 125. maddesindeki geçmiş hizmetlerin olumlu olması ve ödül/başarı belgesi bulunması hâlinde alt ceza değerlendirmesinin yapılmaması.
– Disiplin cezalarına karşı başvuru yollarının ve sürelerinin eksik bildirilmesi.
– Kademe ilerlemesinin durdurulması teklifinin reddinden sonra, yetkili amirin başka ceza verme süresinin aşılması.
– Kamu görevlisinin suç işlediği tespit edildiği hâlde uygun disiplin işlemlerinin yürütülmemesi.
ÖN İNCELEMEDE EKSİK BİLGİ VE BELGE TOPLANMIŞ
Raporun en dikkat çekici bulgularından biri de, bazı ön inceleme raporlarının gerekli bilgi ve belgeler toplanmadan eksik düzenlendiği yönünde. Teknik inceleme gerektiren şikâyetlerde uzman bilirkişi heyetiyle inceleme yapılması ve bilimsel raporun değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Mülkiye teftiş raporu, disiplin hukukunun kamu çalışanlarına yaptırım uygulamaktan ibaret olmadığı, savunma ve itiraz haklarının da bütün aşamalarıyla belirli güvencelere bağlı olduğunu yeniden anımsatıyor. 4483 sayılı Kanun kapsamında yürütülen ön incelemelerin sağlıklı biçimde ve mevzuata uygun olarak harfiyen işletilmesi isteniyor.
MEVZUAT HERKES İÇİN EŞİT UYGULANMAZSA KAOS ÇIKAR
Antalya Valiliğinin teftiş bulgularını kurumlara bildirmesi, idari süreçlerde tespit edilen sorunların giderilmesi bakımından önemli bir adım. Ancak asıl mesele, bu uyarıların uygulamaya nasıl yansıyacağı. Çünkü kamu yönetiminde güven, sadece mevzuatın varlığıyla değil, o mevzuatın herkes için eşit ve aynı özenle uygulanmasıyla sağlanabilir. Antalya’da mülkiye teftişiyle görünür hâle gelen eksiklikler, şimdi bu güvenin nasıl güçlendirileceği sorusunu gündeme taşıyor.
KAMU YÖNETİMİNDE İSTİSMAR ÇARKININ TAM ORTASINDAYIZ
Kamu idaresinde verilen görüntüler üzerinden güç devşirme ve hiyerarşik düzen içerisinde aşağıya doğru baskı kurma mekanizması, içinden geçtiğimiz dönemde büyük bir alan kazanmış durumda. Şamil Tayyar’ın merkezi iktidarın işleyişi için altını çizdiği “istismar çarkı”, yerel idare ve yerel yönetimler için de geçerli. Valisinden belediye başkanına, daire başkanından şube müdürüne, amirinden memuruna kamu yönetiminde tepeden tırnağa bir istismar çarkının tam ortasında yaşıyoruz.
İDARENİN TAKDİRİ İLE GÖRÜLEN LÜZUM ARASINA SIKIŞAN LİYAKAT
Birileri birilerini şikâyet edip hakkında dosya hazırlıyor, birileri FETÖ taktikleriyle her türlü iftirayı atıyor, birileri de tüm bu güç savaşının ortasında cehennem ateşine odun taşıyor. “Görülen lüzum” üzerine atılan imzalar, “idarenin takdiri” kavramına sığınılarak yürütülen keyfi işlemler, sadece işini yapmaya çalışan, kamu çıkarlarını koruma çabası içinde olan personel için bir giyotine dönüşürken, çıkar ortaklığına uyum sağlayanlar bu çarkın içinde desteklenerek güçlendiriliyor.
PEŞİNEN YARGI DAĞITAN İDARECİLER, İSTİSMAR ÇARKININ ÜRÜNÜDÜR
Antalya Valisi Hulusi Şahin’in ildeki kamu kamu kurumlarına gönderdiği teftiş yazısındaki bulgular, son yıllarda yaratılan bu çarpık işleyişin sonucudur. Kimin cezalandırılıp, kimin ödüllendirileceğinin kararı idarecilerin inisiyatifine bırakıldığında, bu tür teftiş bulgularının çoğalması kaçınılmaz olur. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nde bir personelin uğradığı haksızlık yüzünden açtığı davada yer alan bir belge, idarecilerin tüm görev ve yetkilerini aşarak kendilerini yargıç yerine koyduğunu gösteriyor. İdareci, teftişe yazdığı yazıda hakkında soruşturma açılmasını istediği personel için “suçlu olduğu kanaatine varılmıştır” diyerek peşinen yargı dağıtıyor. Bu cüreti yaratan, tam da yukarıda bahsedilen istismar çarkıdır. Bu istismar sona ermedikçe, kamu kurumları ile halk arasındaki güveni sağlayan makas giderek daha çok açılacak…










