Mustafa Özgür Sancar yazdı…
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki gerilim bazı çevrelerin Bakü yönetiminin seküler uygulamalarını eleştirmesi ile ortaya çıktı; fakat sorunu tek başına bir türban gerginliği ile açıklayamayız.
Temelde egemenlik-hamîlik ilişkisinden kaynaklı bir yüksek tansiyon meselesi var.
ESAS MESELE BÖLGE POLİTİKALARI
Ekim ayı içerisinde, Azerbaycan’daki bir okulda başörtülü bir öğrencinin derse alınmaması üzerine, Türkiye’de bazı muhafazakâr/İslâmcı çevreler Bakü yönetimini eleştirdi. Bunun üzerine Bakü, Türkiye’de hükûmet edenlere tepki gösterdi.
Reaksiyonun kendisi, iki Türk ülkesi arasında sosyal medyadaki ajitatif paylaşımlar ya da inanç özgürlüğü meselesinin çok ötesinde anlamlar taşıyor; dış politik ve bölge politikasıyla ilgili ayrılıkların olduğunu gösteriyor.
SEKÜLERİZM VE SERT DİPLOMASİ
Yeni Azerbaycan Partisi türban meselesinin iç işleri ve seküler devlet yapısına müdahale olduğunu savundu; aralarında siyasetçilerin de bulunduğu 31 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına ülkeye giriş yasağı getirdi. Karar sert bir diplomatik tepki olarak yankı buldu. Bakü yönetimine yakın kaynaklar, Türkiye’de bu çevrelerin arkasında AKP ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın olduğunu öne sürüyor.
HİYERARŞİ YERİNE, EŞİTLER ARASINDAKİ İLİŞKİ
Azerbaycan’ın laiklik konusundaki tutarlılığı, zorunlu bir sonuç olarak, dinî söylemlerden beslenen radikalleşmenin önüne geçiyor. Anayasal seküler (laik) devlet örgütlenmesine hâlel getirebilecek herhangi bir yaklaşım tepkiyle karşılanıyor.
Bakü yönetiminin egemenlik vurgusu ise tek millet iki devlet şeklinde tarif edilen yakınlığın, stratejik denge kaybına uğradığı endişesinden kaynaklanıyor.
Stratejik işbirliğinin, Azerbaycan’ın dış politikasını özgürce şekillendirmesine engel teşkil etmemesi gerektiğini savunuyorlar.
Burada Türkiye’nin hamîlik rolüne değil, tek millete sahip iki bağımsız devletin eşit ilişkisine yönelik bir vurgu var. Hamîlik, devletler arasındaki ilişkiye, dolaylı da olsa bir hiyerarşik içerik taşır.
Bakü’nün diplomatik iletisi net: Eşitler arasındaki ilişki. Kardeşlik veyâ hamîlik olarak nitelenen ilişki, astlık üstlük kategorisi yaratmamalı. Olması gereken iki Türk devletinin eşit ilişkisidir.
DOĞRU DİPLOMASİ VE KARDEŞLİK HUKUKU
Türkiye, Dağlık Karabağ meselesinde, olması gerektiği gibi, Azerbaycan’ın yanında yer aldı; ama sonunda zafer Azerbaycan ordusu ve halkınındır.
Kurtuluş Savaşımız sırasında, para kalmayınca Azerbaycan imdada yetişti.
Mustafa Kemal Paşa, 3 Mayıs 1920’de Kâzım Karabekir Paşa’ya gönderdiği yazıda devlette para kalmadığını belirtmiş ve Azerbaycan hükümetinden borç veya yardım istenmesini talep etmiştir. Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Lideri Neriman Nerimanov’un kişisel çabaları ile Azerbaycan hazinesinden 500 kg altın ve Rusya’dan alınan 10 milyon altın ruble Türkiye’ye ulaştırılmıştır.
Nerimanov bu yardımlar için “Kardeş kardeşe borç vermez, kardeş kardeşin elini tutar” dedi.
Ayrıca Kurtuluş Savaşı boyunca Türk ordusunun ihtiyaç duyduğu benzin ve petrol ürünleri 4.5 yıl bedelsiz olarak Azerbaycan tarafından karşılandı.
Türkiye de Karabağ’da kardeşinin elini tutarak kardeşlik hukukunun gereğini yerine getirmiştir.
AZERBAYCAN, İSRAİL SİLÂHLARINA MECBURİYETTEN KURTULMALI!
Bölge ve dünya politikaları açısından asıl sorun ise iki Türk ülkesinin İsrail’le kurduğu ilişkilerden kaynaklanıyor.
Azerbaycan, İsrail’i silâh tedarikçisi olarak görüyor. Dağlık Karabağ Savaşı’nda (2020) İsrail yapımı insansız hava araçları ve füze sistemleri Azerbaycan ordusuna Ermenistan karşısında üstünlük sağladı.
Elbette İsrail silâh satışını sadece ekonomik rasyolar üzerinden yapmıyor; silâha karşı petrol ihtiyacının önemli bir bölümünü Azerbaycan’dan karşılıyor, dahası İran’ı çerçeveleme konusunda iki ülke arasındaki sorunlardan yararlanmanın hesabını yapıyor.
Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı üzerinden gelen petrol İsrail pazarına ulaştırılmakta; ilâve olarak ortak enerji projeleri yürütülmektedir.
Azerbaycan’ın ticaretin dışında, İsrail’le geliştirdiği istihbarat alışverişi eleştiriye açık bir durum; tam da bu nedenle Türkiye açısından doğru politika kardeş ülke Azerbaycan’ın İsrail silâhlarına mecbur kalmasına neden olan koşulları ortadan kaldırmaktır.
Bunun ön şartı ise ABD ve İsrail’in -Zengezur Koridorun’dan İran, Suriye, Filistin…- yâni Ortadoğu’nun tamamındaki plânlarına karşı tutarlı bir dış politika izlemektir.
MEKKE İTTİFAKI’NIN PRATİKTEKİ TARAFLARINDAN BİR TANESİ İSRAİL
Meclis’e getirilen Mekke Antlaşması (İttifakı!) ile İsrail’e karşı olunmaz, ABD ve İsrail’e destek olunur. Bunu açık kanıtları mevcut.
Türkiye, Pakistan ve Suudiler arasında olması plânlanan ittifakı ilk kutlayan ABD oldu. Cumhuriyetçi Senatör Joe Wilson, “Şimdi Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın Husileri yok etme vakti” dedi.
Husiler, Yemen için vatan savunması yapıyor ve Filistinliler’i katleden İsrail’i hedef alıyor.
Trump bu plânı 5 sene öncesinde duyurmuştu. Sputnik 2021’de yayınladığı haberde, Donald Trump’ın ABD Avrupa Komutanlığı görev alanında yer alan İsrail’in İran’a karşı iş birliğini teşvik etmek amacıyla Ortadoğu ülkeleriyle birlikte ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) çatısı altına alınması talimatı verdi.
Olgular, yâni kişisel düşüncelerimizden bağımsız gerçekler, Mekke Antlaşması’nın pratikteki taraflarından bir tanesinin İsrail olduğunu gösteriyor. Aksi olsa Tel Aviv ve Washington bu antlaşmayı ayakta alkışlamazdı.
RASYONEL VE MÜZAKERECİ MÜTTEFİK MODELİ
Sorun Azerbaycan’da bir lisedeki başörtüsü değil, kendi çıkarları doğrultusunda bölgeyi dizayn etmeye çalışan, devletlerin egemenliklerine göz diken ABD ve İsrail’dir.
İki Türk devleti, ABD-İsrail’in yayılmacı politikalarından uzaklaştıkça egemenliklerini koruyacak, kendilerine, güç kazanan Güney ülkeleri arasında alan açacaktır.
Türkiye’de bu ancak bir millî hükûmet modeliyle başarılabilir.
Azerbaycan’ın Türkiye’nin bölgesel vizyonunun bir uydusu olmaya zorlandığı yönündeki kaygısı doğru diplomasi ile giderilmeli. Azerbaycan bağımsız bir Türk devletidir, rasyonel ve müzakereci bir müttefiklik anlayışına sâhip olması yatsınamaz.
İki ülkenin enerji (TANAP vb.), askeri eğitim ve savunma sanayî bağımlılıkları çok büyük; dolayısıyla bu krizin yapısal bir kopuşa yol açması olası gözükmüyor; bundan daha önemlisi, bütün diplomatik teammüllerin üzerinde bir kardeşlik hukuku var.
İki Türk devleti arasındaki kardeşlik hukuku hiçbir şartta bozulamaz.










