Kuyruk acısından ‘fuhuş’ çıkarmak

Şahin Filiz yazdı...

Kuyruk acısından ‘fuhuş’ çıkarmak

Üyesi bulunmaktan onur duyduğum üniversitelerimiz ve öğrencilerimiz, meslektaşı olmaktan utanç duyduğum bir öğretim elemanının sokak ağzına bile ağır gelecek iğrenç iftirasına hedef seçildi. Üniversitelerimiz bilim, araştırma ve aydınlanma kurumlarıdır. Bunlar ise  temel ahlak ilkeleri olmadan sürdürülemez. Bilim ile etik birliktedir. Üniversitelerin doğasında etiksiz bilim, bilimsiz etik olmaz, başka bir şekilde söylersek, bilimsiz ahlak olmaz; çünkü ahlak uzun ömürlü, kalıcı ve etkili olmak için bilime gereksinim duyar. Ahlaksız bilim olmaz çünkü bilim öncelikle insan yararı içindir; bu yarar bilme, aydınlanma ve uygulamayı içerir.  Öyleyse bilimsiz ahlak, kör; ahlaksız bilim ise yararsızdır, tehlikelidir.

Ya ikisi de yoksa? 

Üniversitelerimizi örümcek ağı gibi kuşatan ‘ilimleri ve ahlakları kendilerinden menkul” ilimsiz ve ahlaksızlar, sayıca az olsa da, sesleri çoğunluğu bastırma eğilimindedir. Sesleri, eşek sesi gibidir. Eşeğin ne kendisi ne de sesi çirkin değildir, ama rolüne bürünen bir öğretim elemanı hem ilimsiz hem ahlaksız olursa, eşekten rol çalmış; eşeğe öykünmüş bir yaratık olarak elbette çirkindir. Sesi, eşeğin anırmasını taklit ettiğinden, o da çirkindir.  “Kuşkusuz en iğrenç ses, eşeğin anırmasıdır.” Eşek rolüne soyunmak ve eşek anırmasına öykünmek, işin biçimsel iğrençliğidir.  ‘Fuhuşevi’ iftirası ise, içerikteki iğrençliktir.  Eşekler bu ikinci tip iğrençliği beceremeyecek kadar arı-duru hayvanlardır. İşte bu aşamadaki iğrençlik, “hayvanlardan da aşağı” olma noktasıdır. Sıfırın altıdır; çukurluktur.

Bin bir emek ve zahmetle emanet olarak aldığımız akademik unvanlar, aramızdan çıkan “eşek cinsi heriflere” verildiğinde, bu unvanları “sırtında semer” misali taşıdıklarını, bağlı bulundukları kurumu “Fuhuşevi” diye lekelemeye kalkmalarından anlıyoruz. Kişiliksiz, niteliksiz, ezik, cahil ve bedevi tabiatlı bu herifler, layık olmadıkları unvanlar aldıkça ve  üniversite gibi seçkin kurumlarda yer buludkça, “attar çarşısında misk kokusundan baygınlık geçiren bir Debbağ” olmaktan kurtulamayacaklardır. Bu heriflerin yeri, attar (aktar) dükkanları değil, tabakhanelerdir.

Kişilik sorunları hakkında psikoloji, psikiyatri ve psikanaliz bize daha derin analizler sunacaktır. 

Ancak asıl sorun bu değildir.

15 Temmuz emperyalist Fetö darbesinden sonra Fetö ile mücadele kapsamında, geç de olsa üniversite kampuslarına ve çevrelerine  öğrenci yurtlarının yaptırılması, Fetö ve diğer tarikat-cemaat örgütlerine ekonomik, sosyal ve psikolojik bir darbe indirdi. Öğrenci yurtları yine de yetersizdir ancak önceki yıllara göre bu konuda küçümsenmeyecek bir adım atılmıştır.  Sofuoğlu denen herif naşerifin ‘fuhuş’la kara çalmaya çalıştığı bizim göz bebeğimiz olan üniversite öğrencilerimizin büyük çoğunluğu artık  Fetö’nün ‘Abi-Abla ev örgütleri’ ya da Fetö yurtlarında hapsedilmiyor, tutsak alınmıyor. Bu sevindirici bir gelişmedir. Ne ki, üniversitelerimizdeki öğrencilerimizi maddi-manevi sömüren Fetö bu alanda geriletilmiş olsa da, başka cemaat ve tarikat aktörleri “yağma Hasan’ın böreği” gibi gördükleri, Fetö ile aynı açıdan baktıkları öğrencilerimizi kırk yalanla kendi ev ya da yurtlarında tutmanın yollarını aramaktan geri durmuyorlar. Ne var ki Fetö’den ‘ağzı yanan’ bu aktörler, F.Ö. (Fetö’den Önce)ki kadar rahat değiller.  F.S. (Fetö’den Sonra), 15 temmuz’un rövanşı peşinde koşan, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti’nden bu yenilginin intikamını almaya ahdetmiş F:Ö. Ve F.S. artıkları, her fırsatta bu kuyruk acılarından ‘fuhuş’ herzeleri uydurmaktadırlar.  TSK’ndeki Fetö temizliği bile hala sürerken, üniversitelerimizde her şeyin “süt liman” olmadığını Sofuoğlu gibi müptezel, ahlaksız ve iftiracı ‘şanseseri profesörler’den öğreniyoruz. 

Fetö ve artıkları, kurumuna ve öğrencisine müdahale etmekte zorlandıkları üniversiteleri ‘fuhuşevi’ gibi yıpratıcı ve aşağılık saldırılarla ele geçirmeyi hedeflemektedirler. Bu şu demektir: Üniversiteleri bize verin, ‘fuhuş’tan kurtaralım. Ya benimsin ya ‘fuhuş’un yaklaşımı, özgür, aydın, araştırmacı ve evrensel bir üniversite kurumuna doğal olarak dostça yaklaşmayacaktır. Kurumun üyesi olan üniversite öğrencilerini tabii ki ‘Fuhuş’un özneleri gibi lekelemeye çalışacaktır.  

Sofuoğlu, F.Ö. ve F.S. aktörlerinden kalan “son uygarlık  ve ahlak bükücü”lerden olduğunu bağıra bağıra ilan etmiştir.  Cumhurbaşkanı’nı da çaldığı bu karaya ortak edip tanık gösteren Sofuoğlu, 15 Temmuz  sonrası can havliyle ‘reisçi’ görünmek için ‘ne iş olursa yaparım’ diyen tipik bir Fetö davranışı sergilemektedir.   

Kayıp kuyruktan olunca, acısı da ‘fuhuş’ yaftası olur. Akıl acısı olsaydı, ‘aydınlanma’ doğardı. Bilime, irfana, akla ve aydınlanmaya kuyruklarının altından bakanlar, karanlığı, cehaleti, ahlaksızlığı ve ‘fuhuş’u görürler. Kuyruk acılarını, bilim ve aydınlanmanın yuvası olan üniversitelerden ve ülkemizin geleceği olan üniversiteli gençlerimizden çıkarırlar.

Bu herifler üniversitelerimize ve pırıl pırıl Türk gençliğine yakışmıyorlar; layık oldukları yer, baktıkları açıdan görünen yerdir.

Fetullah’ın donunu öpenlerin, acıyı kuyruklarında duymaları şaşılacak bir şey değildir. Söz dağarcıklarının, sokak ağzını bile yaya bırakan sövgü ve iftiralarla sınırlı olması da şaşırtıcı değildir. Asıl şaşırtıcı olan,  bu ‘anırtıların’  üniversitelerimizi ve öğrencilerimizi tacizde ‘Fetö’den menkul özgüven’le kulaklarımızın zarını patlatmayı sürdürmesidir.

Bu arada,  Sofuoğlu’na işlem başlatan Sakarya Üniversitesi Rektörlüğü’ne ve re’sen soruşturma açan savcılarımıza mensubu bulunmakla gurur duyduğum  üniversitem ve hocaları olmakla mutlu olduğum öğrencilerimiz adına teşekkür ediyorum.