Lağım akıyor lağım yaleli yaleli

Nihat Genç yazdı...

Lağım akıyor lağım yaleli yaleli

Fondaşlar yandaşlar halkoşlar liboşlar devcoşlar hoşhoşlar... bekleyin, birazdan alayını rezil edeceğim.

80'li yılların sonunda beş yıl çalıştığım hastanenin önünden açıktan-yol üstünden lağım akıyordu.

Lağım, Türkocağı Sokağı'ndan Sıhhiye kadar akıyordu, lağımın kaynağı Numune Hastanesi'nin arka tarafıydı. Lağımın geçtiği güzergah şöyleydi. Numune Hastanesi. Etnogafya Müzesi. Ankara Lisesi. Türk Tarih Kurumu. Rehabilitasyon Merkezi. İhtisas Hastanesi. İbna Sina Hastanesi. Türk Tarih Dil Coğrafya Fakültesi. ve Sıhhiye dolmuş durakları! (Yol üstünde dolaylı etkilenenler:) Olgunlaşma Enstitüsü ve Ankara Radyosu...

Bu kurumlara girip çıkanlar ki en az günde 300 bin kişi yol üstünden akan lağıma basmak zorundaydı ve söylemeye gerek yok Sıhhıye durağı Ankara'nın en kalabalık durağıydı ve günde bir milyona yakın insan etkileniyordu.

80''li yılların sonu, açıktan bok akıyor diye gerekli şikayetleri yazılı ve sözlü belediyeden valiliğe ve bu bölgedeki hastane başhekimliklerine tarafımdan yapılmıştır, ancak, beş uzun yıl, bir Aziz Nesin hikayesi, lağım açıktan akmaya devam etmiştir.

Hikayemi abartılı bulur okuyan bana inanmaz diye çalıştığım süre olan beş yıl diyorum, çünkü, ben ayrıldıktan sonra da lağım akmaya devam etti.

Sıradan bir adam da değilim, müdür muavini olarak şikayetim resmiydi yani ciddiye alınmak zorundaydım.

Ancak bir zaman sonra yetkililerde bıkkınlık meydana geldi ve gittiğim her yerde şöyle karşılandım 'bu adam yine mi geldi?'

-Efendim, bir milyon insan etkileniyor, bölgede beş tane büyük hastane var, bu boklara basanlar hastane içlerine kadar giriyor.

İlk yıllar yaparız ederiz bakarız bildiririz gibi cevaplar veriyorlardı ancak onlar da netice alamayınca şikayetime bu sefer şöyle cevaplar vermeye başladılar:

Hastane başhekimi:

'Yahu dikkatli bak, bizim hastaneye gelenler kaldırımdan geliyor, yola basmıyor!

Lise Müdürü:

-Yahu bizim öğrenciler çoğunlukla Samanyolu tarafından geliyor, Sıhhiye tarafından gelen öğrencimiz çok az...

İhtisas Hastanesi:

-Yahu bizim hastalar arabayla geliyor....

Türk Tarih Kurumu:

-Yahu şikayetinizi niye Numune Hastanesi'ne yapmıyorsunuz!

İbni Sina Hastanesi:

-Evet durum çok vahim, ama, Hastane girişinde pas pas var, ameliyathanelere zaten galoşsuz girilmez.

DTCF fakültesi:

-Dün yine okulda olay çıktı yahu kardeşim bin tane işimiz var!

Bir mizah filmi çekseydik yetkililerin bu saçma ve çok renkli cevaplarını daha da uzatırdım.

On yıllar boyunca kendime bu soruyu sordum. Bir milyon kişinin ayağının altından ve sokağın ortasından lağım akıyor ve koskoca kurumlar ve belediye ve valilik hiçbir şey neden yapmıyor?

Şöyle makul bir cevap buldum, yetkililerin sokak ortasından akan lağımdan daha büyük daha acil sorunları var.

Yani 'kafaları daha ciddi memleket sorunlarıyla meşgul'.

Ruşen Çakır'ın ABD'den fonlandığı faş olunca hem iktidar hem muhalif tayfanın tepkilerini şöyle bir baktım.

Tabii ki iktidar tarafı mal bulmuş mağribi gibi olayın üstüne çullandı. Kendi havuz medyasını Cengiz Holding ve benzeri holdingler hiç fonlamamış gibi, oysa dünya tarihinde görülmemiş paralar akıtılıyor yandaşlara!

Bazılarının da 'simleri dökülüverdi', Halk TV'de her iletişim kazasına-olayına maydanoz olan Faruk Bildirici fonlamaya karşı sesinin sertliğini çok düşürdü, ne olmuş yani gibiye de gelebilir.

Ve siz asıl iktidar medyası yandaşları fonlayan yerlere bakın deyip topu iktidara attı. Ve yine Emin Çapa diye bir zıpçıktı da fonlamayı 'mazur' görmemiz gereken açıklamalar yaptı. Ki kendisi de zaten onlarca yıl holding medyasında çalıştı ve muhalifliği kovulduktan sonra öğrenmeye başladı.

Daha da ileri gidelim, İmamoğlu'nun bin dairesini, Süleymancı tarikat geçmişi ve desteğini ve yandaş tarikat vakıflarına sessizliğini eleştirebilen bir muhalefet var mı, ya da, Akşener-Süleymancı ve Akşener-Fetö ilişkilerini yazıp çizebilen bir muhalefet yayın organı var mı?

Yani biri az biri çok hepsi aynı lağım suyundan besleniyor!

Lağım suyunu da tahlil edelim, ne var bu bok'un içinde.

Lağım suyu, inanç ve etnik sömürüdür.

İktidarı muhalefeti fark etmez, etnik ve din sömürüsü yapanlar, içerden dışardan ABD'den ve Avrupa'dan desteklenir.

Etnik ve dini sömürü yapmayanlar iktidar ve muhalefette yazar olamaz.

Sistem Cumhuriyet'e yani 'herkes'e yani 'yurttaşlara' yani 'bağımsız yazarlara' ve 'bağımsız gazeteciliğe' kapalıdır'.

Alayınız aynı bok'un soyusunuz.

Alayını var eden bugün konuşturan ellerindeki medya imkanlarını varlıkların onlara sunanlar havuzlardır-fonlardır...

Ve üstelik hepsi istisnasız bizleri enayi yerine koymayı dahi geçtim bizleri sinek böcek yerine dahi koymuyorlar.

Mesela, kullanışlı aptal Yıldıray Oğur, giriyor Google'le tarih içinde Anadolu'ya göç edenlerin listesini veriyor, bakın, zamanında da kimler gelmiş'e getiriyor. Osmanlı bakiyesi gelecek tabii.

Google taraması şu, sosyoloji ve siyaset bilimi bilginiz sıfır ama yığınsal istatistiki bilgiler tablolar, işte bizleri eşek yerine koyan manipüle buna denir.

ABD kaynaklı fon'u savunan şu cümle de bu kullanışlı aptalın: 'ne güzel döviz geliyor istihdam artıyor ve verginizi de alıyorsunuz'.

Bizleri bu cümlelerle ikna edebileceğini sanıyor, ya da bu cümlelerle boğuntuya getiriyor ve zekamızı ne kadar düşük görüyorlar!

Sivrisinekler dahi bir zeka taşıyor ve her defasında uyumamı, hatta, derin uykuya geçmemi sabırla tavanın bir yerinde bekliyor.

Şu kullanışlı aptala bakın sivrisinek kadar zekamızı ciddiye almıyor.

Talebeyken bekar evimde fındık faresi vardı, gündüz vakti arıyor bir türlü fareyi yakalayamıyordum, ancak minicik fare, benim uyumamı bekliyor ve uyuduğumu anlayınca dolap altından tık tık sesleri geliyordu.

Ulan, fare bile zekamı ciddiye alıp uyumamı ve uyusam bile yine tedbiri elden bırakmıyor açıktan değil dolap altından iş görüyor, ancak bu kullanışlı aptal, bizlere fare kadar dahi değer vermiyor!

Çünkü, yediririz, sokarız, manipüle ederiz, laga luga, boş doldur salla, diye, kendilerine imanları-güvenleri çok yüksek!

Bu yersiz asılsız boş güvenlerinin sebebi nedir?

Sosyoloji ve siyaset bilimi bilgileri sıfır bu insanların bu cahil cüretini kimden alıyor!

In ınnnn ınnn, fonlar'dır. Beslenmiş olmalarıdır.

Ellerini soğuk sudan sıcak suya sokmamış olmalarıdır.

.ötlerinin terlememiş olmalarıdır.

Biri basmış parayı biri vermiş imkanı biri açmış sayfalarını ve yürü ya kulum demiş.

Kırk uzun yıldır aç kalmamışlar, dışarda kalmamışlar, perişan olmamışlar.

Fon'u veren, iktidarına muhalefetine: 'sen kardeşim inanç ve etnik sömürüyü devam' ben arkandayım diyor.

Bakın, güya muhalif fonlanan liboş tayfayla beslenen iktidar tayfası milyonu bulan Afgan göçü karşısında yine aynı cephedeler!

Yine silahları aynı: 'etnik sömürü', 'ırkçılık suçlaması'.

Bizler gücümüz kadar kaynaklarımız kadar göç alalım diyoruz, dünyanın en büyük sanayileri Çin ve Amerika ve İngiltere ve Almanya dahi 'gücü üstünde' almıyor, alamıyor, hatta, insanlık tarihinde görülmemiş vahşette Akdeniz sularında botlarını batırıyor binlercesi kameralar önünde boğuluyor öldürülüyor, ses yok.

Biz de büyük felaketlere yol açmadan 'dikkatli' yani planlı olalım dedikçe hem beslenen iktidar hem fonlanan muhalif tarafından hala 'ırkçılıkla' suçlanıyoruz!

Çünkü iktidarı ve muhalefeti aynı lağım sularıyla beslendi ve hepsi lağım-bok sularına karşı bünyeleri antikorla dayanıklı hale geldi.

Mesela koskoca ülkeyi bugünkü iktidar ve muhalefet bloku boklu donu koklanan bir vaize teslim ettiler hala utananı yok arlananı yok ahlakı yok sorumluluk üstleneni hiç yok.

İktidar ve muhalefet etnik ve dini sömürüye karşı bizim bünyemiz kadar zayıf korunmasız telaşlı ve endişeli hiç değil.

On milyon Suriyeli girmiş gıkları çıkmıyor bir on milyon da Afganlı'yı çağırıyorlar.

Ve fon sahipleri de antikor ilaçların ambalajlarını pek şık yapmış.

Etnik sömürü yapıyorlar adına demokrasi diyorlar.

Etnik sömürü yapıyorlar adına özgürlük diyorlar.

Dini sömürü yapıyorlar adına demokrasi diyorlar.

Dini sömürü yapıyorlar adına özgürlük diyorlar.

Etnik ve dini sömürü yapıyorlar ve adına insan hakları diyorlar!

Kırk uzun yıldır içtikleri içirdikleri hap bunlar!

(Yazar Nihat Genç, memleketinizdeki muhalif yaşı en yüksek adamdır, 12 Aralık'tan sonra muhalif olmadım, CHP, Yeni CHP olduktan sonra muhalif olmadım, 15 Temmuz işgalinden sonra muhalif olmadım, Açılım tutmayınca muhalif olmadım, konjonktüre göre muhalif olmadım, holding medyasında günlerini gün ederken kovulduktan sonra da muhalifliğe soyunmadım... Fetösü Menzil'ini Süleymancısını iyi kötü bizden değil diye ayıran muhaliflerden hiç olmadım.)

Yani, memleketinizde muhalifliğin trajedilerini kemiklerine kadar yaşamış bir kardeşiniz olarak hep söyledim bir daha söylüyorum.

Dikkatli dinleyin, fonlanan beslenen maaşlanan insanların HEYECANLARI olmaz.

Fonlananları dikkatli izleyin: DUYGULARI olmaz.

Beslenenlere iyi bakın: Sinirleri alınmış gibi ruhsuz konuşurlar!

Duygu, öfke, coşku, gözyaşı, üzüntü, keder, vs. duyguları hiç olmadan kuru kuru kelimelerle konuşurlar!

Robot gibi.

Görev adamı gibi.

Proje gibi.

Tasarlanmış çizilmiş hazırlanmış gibi.

Ve dikkatli izleyin iktidar ve muhalif beslemeleri, hepsi istisnasız, TEKRAR ederler.

İnanç sömürüsünü tekrar.

Etnik sömürüyü tekrar.

Milyonlarca tekrar.

Hikaye, sinema, edebiyat, sanat örnekleri-anekdot-alıntıları sıfırdır!

Şehidiniz olur kılları kıpırdamaz.

Türk ordusu baştan sona tasfiye edilir DINGILLARINDA değildir.

Fenerbahçe sahaya as oyuncusunu yedek çıkartsın dünyayı yıkarlar ama yirmi bin hakimin yerinde yeller esip yerine tarikat kökenliler gelir hiç oralı olmazlar!

Yani fonu verip sizi besleyenler karşılığında 'insan duygularınızı' elinizden alır.

Yani fonu verip sizi besleyenler 'vatanseverlik' gibi olmazsa olmaz omurganızı kırar sizi yurtsuz vatansız bırakırlar.

Fonu verenler ufuklarınızı mavi denizlerinizi dümeninizi ele geçirir.

Ey okuyucu, siz, fonlanan ve beslenen bu yazarlardan bugüne kadar bir tane 'cumhuriyet' lafı duydunuz mu?

Kürt Türk Laz değil, hukuk 'herkese'dir lafı duydunuz mu?

Fonlama ve besleme, sizleri şuursuzlaştırır ve duyarsızlaştırır!

Terbiyesiz üç kağıtçı dümenci herifler!

Nasıl fonlamışlarsa beyinleri uyuşmuş gitmiş Cumhuriyet yıkılmış haberiniz yok!

Yirmi uzun yıl bu ülkede insanlar 'Türk'üm' dahi diyemedi, bir milli marş dahi büyük mesele oldu, bayraklar dahi indirildi, Atatürk posterleri dahi söküldü, fonlananların alayının gık'ı çıkmadı.

Ve fonlanmak beslenmek, zehirlenmektir!

Bir kez fonun holding maaşının tadını alanlar bir daha kendilerini toparlayamaz!

Ve ellerinde tek bir koruyucu zırhları vardır: Ona buna 'ırkçı diye' saldır, yani, inanç ve etnik sömürü, başka da bildikleri yoktur.

Etnik ve dini sömürü nedir?

Cumhuriyet'i dağıtıp parçalamak ve etnik ve dini şubeleri birbirine kanlı düşman haline getirmek!

Yani, fonlamanın sebebi, iç savaş ortamına siyaset dilinin hazırlanması demektir!

Dini ve etnik sömürüyle, ülkemiz bu aşamayı geçmiş önce Fetö işgaline uğramış şimdi de Menzil'i İsmailağası İskenderpaşası Erenköy'ün işgali altında ve muhalefet dediğiniz de apartta bekleyen Süleymancılar'a kasıtla ses çıkartmayanlar!

Ve gördük, lağım suyu, bunlar için kirlilik pislik mikrop değil, lağım suyu bunların içlerinde-dışlarında coşan şehvettir! Lağım suyu talan ve yağma ve azgınlıklarına mesir macunu gibi eme eme bitiremedikleri şifa'dır.

Lağım suyunu içtikçe kudururlar galeyana gelirler linç ederler mahkum ederler, dışlarlar, iktidar alanlarında yok sayarlar.

Lağım suyuyla beslenenler Cumhuriyet'i en büyük düşman görürler.

Lağım suyu içenler inanç ve etnik sömürü yapmayanları adam yerine koymazlar!

Çarkları eşekle dönen eski değirmenler gibi, fonlayanlar, eşeklerini sağlam kazığa bağlamışlar ve hep aynı fasit daire içinde, hep etnik ve dini sömürü içinde siyaseti döndürürler! Levent Üzümcüler, Levent Gültekinler, Nagehan Alçılar vs. gibi yüzlercesini 'ucube' yapan iksirin adıdır: etnik ve inanç sömürüsü!

Şimdi güya muhalif kanalları dinliyorum, Ruşen Çakır'ın ABD destekli fonuna şöyle cevap veriyorlar:

-Yahu dikkatli bakın en çok havuz medyası alıyor, bizimkilerin aldığı nedir ki?

-Yahu biz kaldırımdan yürüyoruz o kadar etkilenmiyoruz, siz asıl yoldan geçen araçlara...

-Yahu bu (Nihat Genç) adam yine geldi! Yahu ne güzel iktidara yürüyoruz, yine cins cins konuşuyor!

-Yahu orası da öyle ama bir de burasına bakalım...

-Yahu biz destek alıyoruz ama muhalifiz lağım suyu bize bir şey yapmaz!