Maaşına yüzde 40 zam yapan cumhurbaşkanına…

featured

Başlık, ‘manşete’ sığmadı, doğrusu: MAAŞINA YÜZDE 40 ZAM YAPAN CUMHURBAŞKANINA DEMEDİĞİMİ BIRAKMADIM

Cumhurbaşkanımız kendi maaşına yüzde 40 zam yapınca sinirden deliye döndüm ve hemen sarayı arayıp, emekliye işçiye beş kuruş zammı çok görürken kendi maaşına yarı yarıya zam yapmasını kendine ve makamına hiç yakıştıramadığımı söyledim.

Allah var, gizlisi saklısı yok, harbi adam, telefonuma cevap verdi, çektiği maddi sıkıntıları tek tek anlattı, boşuna günahını almışım.

Başıma bir şey gelmeyecekse yani beni Tayyipçi olmakla suçlamayacaksanız son cümlesini duyunca vallahi adama hak verdim.

Telefon görüşmemiz kelimesi kelimesine aşağıdadır!

-Sayın Cumhurbaşkanım, millet, tarihimizin en büyük ekonomik sıkıntısıyla perişan olurken, kalkıp kendi maaşınıza kör göze parmak sokar gibi zam yapmanız, ne bileyim, hiç hoş olmadı!

Cumhurbaşkanı: -Yahu, bu maaş benim yasal hakkım, işçisi memuru neyse ben de sizin gibi memurum, Allah Allah, maaş da mı almayayım…

-Sayın Cumhurbaşkanım, ekonomik krizin ortasında olacak şey mi, bin tane lüks arabanız uçaklarınız var aşçılarınız var, yediğiniz içtiğiniz zaten her şey devletin cebinden, bilmem, o maaşı ne yapacaksınız!

Cumhurbaşkanı: -Bak güzel kardeşim, gecenin üçüne kadar çalışıyorum, her gün sabahın beşinde kalkıyorum, bakın bugüne kadar Allah sizi inandırsın, beş kuruş fazla mesai almadım…

-Yahu sarayı olan adamın maaşı mı olurmuş, yemeyin bizi Cumhurbaşkanım! Vallahi bizi de zor durumda bırakıyorsunuz, burada sizi Fetöcülere PKK’ya karşı korumak istiyoruz, yani bazen ekrana dalıp gidiyorum, ey Nihat Genç, bu alemde bir Nagehan Alçı bir Mehmet Metiner, bir Hacı Yakışıklı olamadın. Bakıyorum yüzlerinden nur akıyor, kimi yalılar alıyor kimi jaguar kiminin Erbil’de inşaatları, oh dünya ne güzel. Ben de onlar gibi mülayim mutmain bir yazar olayım, ama, işte, yüzde kırk zammı görünce, nevrim dönüyor aslıma dönüyorum! Vallahi cumhurbaşkanım isyan ediyorum! Yahu saraylar verdik hala doymadın…

Cumhurbaşkanı: -Mesele de ‘saray’ zaten, sarayın bin odası var, bir odadan öbür odaya uçakla mercedesle gidilmiyor! Geçen odanın birine bir evrak gönderdim, odadan odaya evrağın gitmesi yirmi dakika aldı.. Dedim, bu iletişim çağında olacak şey değil, bir ‘martı scooter’ alalım, koridorda kullanalım. Arkadaş o minnacık martı scooterler neymiş, maaşın hepsi gitti…

-Yahu Cumhurbaşkanım, milletin parasını çocuk oyuncağı martı scooterleri mi harcıyorsunuz, o sarayda, Osmanlı döneminde olduğu gibi, evrakları atla eşekle ne bileyim ulakla gönderseniz, vallahi başımıza olmadık masraflar çıkartıyorsunuz, gülünçsünüz gülünç!

Cumhurbaşkanı: -Duyan gören de sanki Cumhurbaşkanı sarayda gondollara biniyor, bir martı scooter kardeşim..

-İnsan utanır sıkılır yahu, vallahi hayal kırıklığı yaşıyorum, size hiç yakıştıramadım! Tane tane söyler misiniz, maaşınızla tam olarak ne yapıyorsunuz?

Cumhurbaşkanı: -Geçen yüz minibüs konvoyumla gidiyordum, yolda simitçi gördüm…

-Simit de pahalandı, gerçi bir simit…

Cumhurbaşkanı: -Bir simit olur mu, konvoyda yüz tane koruma, yüz tane simit, maaş gitti, maaş…

-Yüz simite koca maaş gitmez, sallamayın Cumhurbaşkanım, yüz simit hadi olsun altıyüz lira, gerisi?

Cumhurbaşkanı: -Geçen gün, ayakkabı tozlanmış, elemanlar siliyor siliyor ama içime bir türlü sinmiyor, dedim ki pilota, kır şöyle ayakkabıcıya, oradan bir ayakkabı cilası aldım, yahu, bir ayakkabı cilası 150 lira olmuş…

-İyi de bir kutu cila size beş sene yeter!

Cumhurbaşkanı: -Olur mu, kutu cilayı bizim korumalar almış, hepsi sabah tek tek kendi ayakkabılarını cilalıyorlar, Allah seni inandırsın, üç gün dayanmadı!

-Vallahi Cumhurbaşkanım millete eziyet işkence ediyorsunuz, yani, bir kutu cila için mi bu kadar zam yapıyorsunuz, dini bütün müslümansınız, bakın ne diyeceğim, sayenizde bir millet sizin işkencenizi çeke çeke biz de fenafillah makamına ulaştık.. Osmanlı zamanında siyaset işlerini bugünkü gibi Padişah hallederdi, kulları da hali vakti yerinde insanlardı. Bir insanın çoluk çocuk derdi bitti mi, ne yapsın. Mevlevi dervişleri gibi işkencehaneye giriyor, bir ayda ‘olgunlaşıp’ çıkıyordu. Vallahi millet olarak tek tek inzivaya işkencehaneye girmemize gerek yok, sayenizde Cumhurbaşkanım milletçe sabırlı tevekkül sahibi dervişler olduk çıktık! Yani simitmiş ayakkabı cilasıymış, biz de inandık! Sayenizde dünyanın kahrı neymiş milletçe öğrendik fenafillah makamına ulaştık, vallahi milletçe göklerde uçuyoruz, adımız sanımız yok, bütün millet melek olmuşuz, melek…

Cumhurbaşkanı: -Ne diyorsun sen be adam, torunlarımıza bir bayram harçlığı da vermeyelim. Geçen benim torunuma bir algida çikolata alması için para verdim, ne desin, ‘dede, dedi, Afrin’de Suriyeli muhacir kardeşlerimiz yiyemiyor ben de yemem’. Canı ‘ensarlık’ çekmiş, sen kalk, Afrin’e beş tır dolusu yüz bin tane algida çikolata gönder!

-Dedesine çekmiş, de, kimin parasını kime dağıtıyor… Konuyu dağıtmayın Cumhurbaşkanım, simit, ayakkabı cilası, algida, o kadar para bitti mi, başka nereye harcıyorsunuz?

Cumhurbaşkanım: -Geçen özel uçağımla uzak doğuya gidiyoruz, pilotun canı sıkıldı, rica etti, Cumhurbaşkanım, sen çok ballı adamsın dedi, bir iddia kuponunu ortak oynayalım…

-İddia kuponu çıktı mı, kazandınız mı?

Cumhurbaşkanı: -İddia kuponu için biraz kuantum fiziği öğrenmen lazım, uçakla sürekli doğuya giderseniz, zaman batıya doğru aktığı için, burada ne olacağını önceden bilebiliyorsunuz…

-Sayın Cumhurbaşkanım, yalvarırım, Allah için, şu kuantumu bana da bir öğretseniz..

Cumhurbaşkanı: -Söz, şimdi, o kuantumu ben de jokey kulübü başkanından öğrendim, öyle beleş yağma yok, komisyonunu vermeden kimseye tüyo yok!

-Sayın Cumhurbaşkanım, hipodrom deyince aklıma geldi, sizce de koskoca araziler atlar koşsun diye o koca kuponluk araziler bomboş durmuyor mu?

Cumhurbaşkanı: -Bak kardeşim, yüz yıl önce, saraylar uçsuz bucaksız memleket toprakları, mülkün tamamı, hepsi Abdülhamit sultanımızdı. Kalkmış koca Osmanlı mülkünü Abdülhamit’in elinden zorbalıkla almışsınız, sonra, o evliyaların torunu bizleri bir kuru maaşa bağlamışsınız. Yok öyle yağma…

-Yahu konuşturma beni Cumhurbaşkanım, bilmeyen mi var, ihaleler, belediyeler, ormanları, maden şirketleri, seninkiler hepsi yüzde alıyormuş, doymadınız, bir de maaşa zam, oh maşallah!

Cumhurbaşkanı: -Alıyoruz da kendi cebimize mi alıyoruz, İslam için Allah rızası için alıyoruz, bu kadar yetim fakir guraba var, o kadar açta açıkta Suriyeli var, hepsine para yetiştirmekten canım çıktı.

-Suriyeliler de diyor ki, Tayyip bey, Avrupa’dan bizim paralarımızı alıp bize beş kuruş vermiyor, yoksa bizi buralarda tutmaz, diyorlar. Bence de devletin parasını tarikatlara da verip milletin hazinesini çarçur ediyorsundur, valla size inancım kalmadı…

Cumhurbaşkanı: -Yahu bir dinle kardeşim, geçen bir bir şeyhleri imamları hocaları aradım.. Hepsi tek tek sayın cumhurbaşkanım duacınızız sizin sayenizde gökten rahmet yağıyor, dediler. Ben de dedim ki, şimdi geldiğimiz noktaya ‘rahmet’ de yetişmiyor. Siz şöyle bütün mezhepler tarikatlar bir toplanın bir duaya çıkın. Allahü Teala’dan ‘rahmet’e biraz zam yapmasını isteyin.. Dediler ki, sayın cumhurbaşkanım, Allah’ü Teala ile dün gece rüyamızda görüştük ve ikram olarak Karadeniz gazını rahmet diye gönderdi.. Bunun üstüne boruları döşedik, gelecek seneye kalmaz…

-Vallahi Karadeniz gazıyla ben de gururlandım Cumhurbaşkanım, kimin emeği varsa o şeyhlerin hepsinden Allah razı olsun, hepsi Allah aşığı evliya insanlar, onlar da olmasaydı. Sayın Cumhurbaşkanım, mübarek efendilere bir söyleyiverin, Akdeniz’e de bir el atsalar. Ya da bunun daha ucuzu yok mu, boru moru döşemek çok pahalı, benzini petrolü gazı direk gönderseler. Kurban olduğum Allah gazı direk gökten aşağı salsa. O kadar yağmur fırtına boşa gidiyor, düşünün o kadar yağmurun yerine benzin yağdırsalar!

Cumhurbaşkanı: -Geçen günkü kasırgayı gördünüz değil mi, bizim mübarekler ayarı tam yapamamış, o kasırga petrol içindi, ama içlerinde bir kaç cenabet çıkmış, sele felakete dönüştü. Açık konuşmam gerekirse bizimkiler de biraz din iman eksikliği var… Vallahi mübareklere ben de aynen söyledim, yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik, yaradan, bize son bir el atsa, şu son Kırkikindi yağmurlarından birini petrol sağanağıyla yukardan aşağı indirse, bizi boru moru zahmetinden kurtarsa…

-Mübarekler ne dedi?

Cumhurbaşkanı: Mübarekler, sayın Cumhurbaşkanım, dedi, son kasırgada Keçiören üstüne hortum indirdik, gördünüz mü, o hortum, benim o zaman evim Keçiören’deydi tam onun üstüne inmiş.. O hortum Allah’ın gaz borularıymış ama mübarekler adresi yanlış vermiş..

-Yahu Cumhurbaşkanım, mübarekler de şu duanın tılsımın ayarını bir türlü yapamadı gitti… Söyleyin o mübareklere, memleket nursuz cenabet olmuş, dualar bu yüzden tam yerine varmıyor, genç kızlarımız, ‘onlyfans’ siteleri kurmuş, para karşılığı af edersin çıplak anadan üryan fotoğraflarını gönderip para kazanıyorlar! Hepsi ekonomik yıkımdan Cumhurbaşkanım, ne yapsınlar, çıplak fotoğraflarını paralı abonelerine gönderip üçer beşer dolar. Kızlarımız da kendi başlarına ne yapsınlar kendi hortumlarını kendileri…

Cumhurbaşkanı: -Bakın bilmiyorum görmüyorum sanmasınlar, iyiliğimi de unutmasınlar, hiç birinden vergi almıyorum, öyle Adem’le Havva gibi çıplak fotoğraflar vallahi tiksiniyorum, ahlak diye bir şey kalmamış, şimdi bir şey desem, laikler, yaşamımıza müdahale diyecek!

-Yahu Cumhurbaşkanım, Havva anamız gibi kalmışlar daha neyi kalmış vergi alacağız!

Cumhurbaşkanı: -Öyle demeyin, her bir çıplak fotoğraftan bir dolar alsak…

-Sayın Cumhurbaşkanım, orası öte dünyanın işi, utanmadan arlanmadan ahlaksızca o fotoğrafları çekip para kazananları kurban olduğum Allah zaten öbür dünyada cezalandıracak, bir de siz…

Cumhurbaşkanı: -Geçen Elon Musk’u aradım, yok arkadaş öyle beş kuruşa, her atılan tweetten biz de vergimizi alacağız!

-Vay be, sonunda olacağı buydu, döndük dolaştık yine Osmanlı’ya geldik. Osmanlı için karıncanın taşıdığı buğdaydan bile vergi alıyor diye isyan ederlerdi şimdi Osmanlı diye diye sizin de geldiğiniz yere bakın bir tweetten bile vergi alacaksınız.

Cumhurbaşkanı: -Hayır hayır, öyle düşünme, arsız hayasızların parasından memlekete bir hayır zaten gelmez, biz, kandil mesajı atanlardan mesaj başına vergi alacağız!

-Yahu Cumhurbaşkanım, memleketin her dağında siyanürlü altın madenleri, her deresinde HES’ler, her ormanında her ağacı kestiniz, her şirketten her ihaleden her köprüden zaten alıyorsunuz, bırakın da millet kandil mesajını bari hayrına bedavaya atsın!

Cumhurbaşkanı: -Oldu canım, koskoca memleketi nasıl doyuracağız soran yok, geçen Binali Bey geldi, sayın cumhurbaşkanım dedi, okyanuslarda bin tane gemimiz milyon ton yük taşıyor, Anadolu’nun kasabalarından Amerikalı şirketlerle her yıl tonlarca altın çıkartıyoruz, yine de yetişmiyor yetmiyor, bir fikrim var, dedi.. Hayırdır, dedim,  ‘ekran’ vergisi alalım. Nasıl yani? Ekrana çıkanlar bundan böyle vergi versin!

-(ha ha ha) Sayın Cumhurbaşkanım ekrana hep sizin on-on beş adam çıkıyor!

Cumhurbaşkanım: -Öyle değil, maç günleri, tribünler İzmir marşını söylerken çekip yayınlayacağız, kamera şöyle herkese zum yapacak, ekranda görünen herkesten vergi alacağız! Sonra kamerayı sokağa dayayacağız, kimin görüntüsü ekranda görünüyorsa, ondan da vergi alacağız!

-Vallahi şeytanın aklına gelmez!

Cumhurbaşkanı: -En çok da vergiyi… Cumhuriyet Bayramı’nda 10 Kasım’da ekranlara en çok kimin resmi çıkıyor, hah bildiniz, Atatürk’ten alacağız!

-Fesupanallah, yahu adamın elinden memleketi almışsınız, şimdi her bir posterinden vergi mi alacaksınız, zaten alıyorsunuz!

Cumhurbaşkanı: Öyle deme, geçen Anıtkabir’e gittim, her taraf mermer tozu, ayakkabılarım üstünde bir karış toz, bir kutu cila yetmedi, bu zulmü unutur muyum, camileri ahır yaptılar, kılık kıyafet şapka devrimiyle milleti maymuna döndürdüler…. Sarayları Osmanlı’yı yıkıp memleketi perişan ettiler..

-Öyle demeyin Cumhurbaşkanım, devrim mevrim ama, Atatürk döneminde yine de çok insaflı davrandılar, bakın, Fransız İhtilali gibi Bastille’i yıkmadılar… Bastille yıkılmayınca da, şeyhler tarikatlar vatan hainleri birer birer hortladı… Bastille’i yıkılmamış Cumhuriyet’ten ne olur, işte yüz yıl dayanamadı!

Cumhurbaşkanı: -Vallahi ‘cumhuriyet’ çok eğlenceli bir rejim, hem saray inşa ediyorsun hem demokrasi diyorsun, hem seçimler var hem meclisi bir boka yaramıyor, hem güya kuvvetler ayrılığı var hem hakimi savcıyı saray atıyor, vallahi bu cumhuriyet tadından yenmiyor, vallahi bizimkiler öyle şeriat meriat diyorlar hiçbirine inanmıyorum, Allah sizi inandırsın başka hiç bir rejimde gözüm yok!

-İyi de ortalıkta insan müslüman din hak hukuk adalet bırakmadınız….

Cumhurbaşkanı: -Olur mu, yüz yıl sonra nihayet, insanlarımızın beti bereketi yerine geldi, mümin müslüman diyanetimiz tarikatlarımız aksıra tıksıra doydu, ihaleler köprüler hazineler, hepsi ya Diyanet’in ya sarayın ya da tarikatların malı mülkü haline geldi? Allah aşkıyla oldu bunlar! Biz, Allah aşığı insanları görev başına getirdik…

-Valla Cumhurbaşkanım boş konuşuyorsunuz, ben İslamcı tarikatçı kitleler içinde tek bir aşık insan görmüyorum… Yahu bir tane de mi Allah aşığı memleket aşığı halk aşığı insanlık aşığı bir insan çıkmaz, hepsi, sarayın ve şeyhlerin köpeği! Neyse.. Sen onu söyle, sayın cumhurbaşkanım, bu Tayyip hanedanlığı daha ne kadar sürecek?

Cumhurbaşkanı: Vallahi, Allah’ıma bin şükür, Fetösü, PKK’sı, CHP’si İyi partisi, hepsine sabah akşam dua ediyorum. Kusursuz bir muhalefet! Öyle bir muhalefet ki alternatifim yok… Osmanlı döneminde dahi bu kadar borumuz ötmüyordu, sonsuz bir özgürlük içindeyim, adamlarım her yerde, artık kaba güç kullanmama da gerek yok, kendimi savunma ihtiyacım hiç yok. Başına buyruk yaşamak ne güzelmiş. Beti bereketi rahmeti bitmeyen bu ülke gerçekten cennetmiş! Ne isyan edecek ne patlayacak ne de dava açacak güçte bir hakim kalmadı, vallahi, Allah herkesin gönlüne göre veriyor! Günahlarını almışım, şu Babacan’ı Davutoğlu’nu destekleyen Sözcü Cumhuriyet gazetesi şu Özdiller Dündarlar ne mübarek adamlarmış… Yahu siz tarikatlara diyanete kafayı takmışsınız, bu Cumhuriyet Sözcü yazarlarından daha mübarek muhalif mi olurmuş, her biri Allah’ın bir nimeti! Onlar Davutoğlu’nu İyi Parti’yi destekledikçe saraylarıma saraylar katıyorum… Beni benzersiz güçlü kılan bu aptallar ordusu! Yahu sen bana diyorsun, etraflarındaki Fetöcüleri PKK’lıları değiştirmeye gücü yetmeyen adamlar memleketi mi değiştirecek, dalga mı geçiyorsun!

-Sayın Cumhurbaşkanım, bak buraya hiç lafım yok, vallahi doğru diyorsun! Yürü be sultanım, kim tutar seni! Vallahi cumhurbaşkanım siz böyle Allah aşkıyla konuştukça ben de imana geldim, sizin şu maaşın üstüne benim Bağ-Kur maaşı 2400 lirayı devletin milletin bekası için vermeyen puşttur!

 

Maaşına yüzde 40 zam yapan cumhurbaşkanına…

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

5 Yorum

  1. 2 ay önce

    Maaş zammı itibarımız için yapılmıştır.Dolarla 8000 dolar yapıyor.Ekmek bulamayan amerikada almanyada bu parayı memurlar alıyor.İtibardan tasarruf olmaz.2400 lira maaş da 140 dolar.Dolarında yüzde 10 enflasyonu var.100 doların değeri bir senede 90 dolara düşüyor.

  2. 2 ay önce

    İktidarın ilk senelerinde Recep Tayyip ERDOĞAN’nın 1 milyar doları var diyen Rahmi KOÇ’a dava açıldığını hatırlamıyorum. Bir yüzük bir hırka bir kiralık ev dönemleri. Bu maaşla ve bunun gibi 5 maaşla bile 20 yılda değil milyar dolar 7 milyon doları bulmuyor.

    Cevapla
  3. 2 ay önce

    Nihat abi, nesneler arası iletişim çağındayız ne gerek var evrağa Cumhurbaşkanın birşey kanıtlamaya ihtiyacı yok ki evrakla.

    Cevapla
  4. 2 ay önce

    Nihat abi, yapay zeka ile yapay rüyalar var artık onuda atlamışsın.

    Cevapla
  5. 2 ay önce

    Bir dönemde türbanlı bacımın üzerine işediler görüntüleri var denmişti görüntülere hala ulaşamadık belgeli konuşuyorlar sanırsınız.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!