Moğol işgaline karşı Atatürk milliyetçiliği

Prof. Dr. Gülümser Heper yazdı...

Moğol işgaline karşı Atatürk milliyetçiliği

Türkiye Cumhuriyeti’nin önünde iki büyük sorun var. İkisi de tarihten beri devlet aklının baş etmek zorunda kaldığı iki temel sorun. Birisi devlet aklının, farklı inançları olan bir halkı nasıl konumlandıracağı ya da tanımlayacağı. Diğeri ise farklı halkların devlet aklı içerisinde nasıl rehabilite edileceği ve kendisini devlete ait hissettirileceği.

Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkma girişimlerine bu iki temel sorun sacayağı olmuş görünüyor. Haçlı ittifakının emperyalist politikaları, aramızdaki kardeş Moğolların (ki ben onları FETÖ'cü alçaklara benzetirim) ihaneti, sarayın aymazlığı, emirlerin işbirliği, halkın kimliksizliği, ekonomik yıkımın enkazı adım adım bizleri yıkıma sürüklerken Anayasa ve ilk dört maddesinin gündeme gelmesinde, getirilmesinde yadırganacak bir şey yok. Bizi yıkımdan koruyacak dinamikler tek tek harcıalem kullanmanın neticeleri! Bu yaşımıza gelmiş halen “devlet nedir” ve “nasıl şekillenir” diye tartışıyoruz. Kimileri, içine üfleye üfleye balonlaşmış, ne olduğu belli olmayan, kendi tarihinde dahi yenilmiş bir İslam idealinin çerçevesinde devleti dikte ettirmeye çalışırken, aramızdaki bölücüler, devlet yıkıcıları iyice takatten düştüğümüzü görüp artık bölünme terennüm ediyorlar.

Anadolu’da ne saf bir Türk tarihi ne de saf (çıktığı şekliyle) bir İslam tarihi bulmak mümkün değildir. Bilhassa Anadolu’da Irk ve Din ideallerinin sübjektif içeriği nedeniyle, Tük tarihinin yüz akı olan Anadolu Selçuklu Devleti’nde bu idealler, devlet aklının bir parçası olmamıştır. Hele bir de utanmadan cihat idealini Selçukluya monte etmeye çalışan odaklar, Selçukluyu hiç mi hiç anlamamıştır. Kimse de cihat ideali olan bir devletin, Abbasi’ye, Eyyubi’ye niye kılıç kaldırdığını sorgulamamıştır. Anadolu Selçuklu Devleti’nin ideali, devlet olmak, medeniyet kurmak, denizlere açılarak, ticaret yolları açarak, ekonomiyi düzeltmek ve halkın memnuniyetini kazanmaktır. Selçuklu ile Osmanlı’nın ideal devletindeki farklılık ayan beyan ortadadır. Birisi ideal bir Türk devleti kurmaya çalışmakta diğeri emperyalist hedefler gütmektedir.

Cumhuriyet kurulduğunda da aynen Selçuklu gibi, devletin temel malzemesi olarak kullanılan Türklük ve İslamiyet kavramları hayli tartışılmış ve bu iki idealin Anadolu’daki kadim halkları birleştiren tek kavram olamayacağına karar verilmiştir. İşte bu nedenle anayasamıza Türk Vatandaşı ve Atatürk Milliyetçiliğine vurgusu yapılmıştır. Devlet kuran bu aklın vurgusunun arkasındaki unsur, derin bir tarih bilincidir.

“Şimdi bu kadın ne diyor?”, Türklük ve İslam idealine karşı laf mı ediyor diyen arkadaşlar olduğuna eminim. O nedenle ne demek istediğimi açıklamak istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir Türkeli olduğu şüphesiz. Anadolu’ya akın akın gelenlerin ve burada bir devlet kuranların da Türk olduğundan şüphe yok. Ancak halkların yaşamın gereği olan tarihini, devlet kurma ve sürdürme için gereken akılda bir yere yerleştirmek zorundayız. Bunu da açıklayayım. Anadolu’da başta uç beyliklerinde ve merkezin farklı bölgelerinde olmak üzere Hıristiyan Bizans ve onun devamı Rum Pontus devletinin, yine Ermeni kontlukları ve Arap devletlerinin haklarıyla, tabii ki yaşamanın gereği olarak hemhal olmuş Türklerin, bir halk tarihi var. Yine yolu Anadolu’dan geçmiş Frankların, Vikinglerin, Kürtlerin, bilcümle kendisini İslam tarihi içerisinde tanımlamak zorunda kalmış Ezidilerin, Süryanilerin, Dürzilerin, Yahudilerin, Ortaçağ tarihi öncesinden kalmış medeniyetlerin hatta ve hatta Perslerin halkları mevcut. Yani saf bir ideal olarak İslamiyet’e vurgu yapmak safdillik.

Anadolu’ya gelen Türklerin daha başlangıçtan itibaren İslam’ın içerisindeki muhalif kanadın temsileri olduğuna da şüphe yok. Bırakın Türkleri, dört halife sonrası İslam’ı saf haliyle barındıran, onu Hz. Muhammed’in ailesinin devamı olanların kuracağı devletler zinciri olarak kabul eden bir Ortadoğu, Asya halkı da yok. İslam Tarihi’nin en kanlı ayrışması olarak kabul edeceğimiz Emevi-Abbasi ayrışmasının ne olduğunu düşünüyorsunuz? Koskoca Emevi devletinin hanedanlarından ancak birkaç kişinin Abbasi kılıcından kurtularak terki diyar etmesinin gerekçelerini niye tartışmıyorsunuz?

Kısaca söylemek gerekirse Hz Muhammed ve ailesinin İslam’ı, halkların tarihinde en fazla yüzyıl içerisinde reddedilmiş ve devlet kurma ve sürdürme geleneğinin içerisinde yeri olmayacağı anlaşılmıştır. Türklere, Arap ve Pers halklarının dahi reddettiği bir din devleti algısını dikte ettirmeye çalışmak abesle iştigaldir. Türkler en başından itibaren Arap ve Pers halklarının İslamiyet içerisindeki ayrışma tarihinden, kendilerini ayırmış, ayırmayı başarmış bir halktır. Bu ayrışmanın devlet aklındaki izlerini Anadolu’da kurdukları Anadolu Selçuklu Devleti’nin yönetim modelinde görmemek için tarih bilmemek lazımdır.

Günümüzün sorunu tarih bilmeyen yöneticilerin ve kimliğini kaybetmiş Türklerin, işgal şartlarında devleti hangi kavramlar üzerinden şekillendireceğine yanıt aramasıdır. Sorun Türk halkının devlet kurma ve sürdürme bilincinde yapılan tahrifattır. Bu tahrifatta sağ zihniyetin ne idiğü belirsiz bir İslam ideali, sol zihniyetin emperyalizmin tezgahından geçmiş halklar bilinci başat rol üstlenmiştir. Anadolu’daki Türkiye Cumhuriyet’i cehaletin, tarih bilmezliğin, ideal eksikliğinin pençesinde inim inim inlemektedir.

Türkler Dünya tarihinde en fazla devlet kuran (tabii ki devlet yıkan) bir halk olarak olarak tanımlandığında acı acı gülümsüyorum. Şimdilerde de bir yıkım tehdidi altındayız. Zamanın haçlı işgali artık Emperyalizm ismiyle tanımda boyut değiştirmiş. Ancak bizi yıkacak olan ne Hıristiyanlık kılıfındaki haçlı ne de Hıristiyanlığın emelleri olan emperyalizm. Bizi yıkabilecek tek şey aramızdaki ideal yoksunu, tarih bilinci olmayan, devletin soyut kavramların üzerine oturtulmuş somut bir varlık olduğunu bilmeyen MOĞOL KARDEŞLERİMİZİN SALDIRISI.

Zaman zaman aydınlarımızın yazılarını okuyorum. Türklerin tarihinden bihaber bu aydınlar, Türklerin tarih boyunca yaşadığı bu sorunları analiz dahi edemiyorlar. Rusya tarihi, Çin tarihi, Avrupa Devletler tarihi üzerinden Türkiye Cumhuriyeti kaderini yorumlama işgüzarlığı gösteren bu aydınların kendi tarihlerini küçümsediklerini, hatta ve hatta tiksindiklerini gördüğümde içim kan ağlıyor.

Cumhuriyet’in ilk döneminden itibaren Mustafa Kemal Atatürk ve onun fikri külliyatını besleyen akademisyenlerin, neden ısrarla Anadolu Selçuklu Medeniyetinin devlet kurma ve devleti sürdürme geleneğini incelediğini dahi yorumlayamıyorlar. Zira onlar bu halkın geleneği, inancı ve savunma dinamiklerinin yetmeyeceğini düşünüyorlar. Ancak bu ihanetin bir parçası olduklarının farkında bile değiller. Türkiye Cumhuriyeti’nin şekillendiği Anayasa’dan Türklük bilinci ve laiklik ilkesini çıkardığınızda devlet kalmayacağını anlayamıyorlar.

Millet fakr-u zaruret içerisinde ve önceleri Osmanlının şimdilerde emperyalizmin, kimliksizleştirme politikalarının altında ezilmiş. İslamlaştırma siyasetinin içerisindeki Mevlanalar, Moğollarla işbirliği yapmış ve devletin içerisindeki aidiyeti farklı halkları, yıkım politikalarına alet ediyorlar. Anadolu İslam’ının halk felsefesi yıkılmış ve cübbeliler, ne idüğü belirsiz tarikatlar İslam ve şeriat devleti ideallerini halka dikte ettirmeye çalışıyorlar. Aynen Moğolların yaptığı gibi kadıları artık Moğollar atıyorlar. Anlaşılacağı üzere artık işgal karşısında Anadolu Selçuklu Devleti’nin halk dinamiklerine sahip değiliz. Ahi Evran ve etrafında şekillenen sosyal devletin askerleri ne yazık ki yok. Moğol işgaline kılıç kaldıracak güç yok.

Bu devleti yıkımdan kurtaracak tek güç, laiklik ilkesi, onun tarihsel çıkarımlar yaparak kurguladığı sosyal devlet algısı, İslam’ın Anadolu’da reforma uğramış şekli ve devrim bilincidir. İşte biz buna ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ diyoruz. Salt bir şekilde Atatürk Milliyetçiliğini şiar edinmiş bir parti bekliyoruz.

hepergulumser@gmail.com